30 Aralık 2010 Perşembe

YIL 2010 MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI

Yücel Yeşilceli
30 Aralık 2010 21:07
((1)(DÜZELTİLDİ)
Bir yıl boyunca kahrımızı çeken,bazen bizimle didişen,bazen bizim didiştiğimiz,başta sayın Barış Yarkadaş ve sevgili editör kardeşlerimiz olmak üzere, değerli dostlarım TARR,E.Uzun,Demokrasi,Emekli öğretmen,son dönem katılanlardan Soner Artam,Emine5 ve diğer tüm GG okuyucularının yeni yılınızı içtenlikle kutlar,gerçek demokratik bir Türkiye'de sağlıklı yaşam dileklerimle;
-----------------
MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI

Kimi insanların,muhaliflerin "mahalle baskısı","mutasıplık artıyor","ülke fakirleştirilerek sadaka toplumu yaratılıyor" düşüncesi de yanlış ve bozguncu bir düşünce.

Geçenlerde uzun yıllardır gitmediğim İstanbul'un Eyüp İlçesi'ne gittim bir cenaze için;kış günü naylon terlikle,paltosuz-hırkasız ağlayanlar,dua edenler,belki şifa bulur diye özürlü yalkınlarını getirenler,büyük çoğunluğu yoksul olan insanlar tarafından doldurulan Eyüp Meydanı "iğne atsan yere düşmez"deyimine tıpa tıp uymaktaydı.Defin işleminden sonra evin bir odasında otururken politika açıldı ve ağzında beş tane sağlam dişi bulunmayan bir taksi şoförü yurttaşımız dualarla AKP'yi övmeye başladı.Öyle ya,bu insanlara kimse baskı yapmamıştı.Kendiliğinden dine,dinciliğe yönelmişlerdi.Kömürünü alıyordu,yardımlarını alıyorlardı,hastaneye gidebiliyorlardı daha ne isteyebilirlerdi...Bu muhalefetin yaptığı çığırtkanlığından başka bir şey değildi ve insanlar hayatlarından memnundu.

Yücel Yeşilceli
30 Aralık 2010 20:24
(2)
Türkiye'deki öğrenciler de bir tuhaftı,kadir,kıymet,nimet bilmezlerdi;gitmişin üniversite de okumaya protesto eylemleri ne demekti,yumurta atmak ne demekti,hele hele kendini yerlere atarak yaralandıktan sonra,"coplandım" demek te ne oluyordu.Başında rektörlerin vardı,onlar senin yerine en iyi,en uygun olanı bilirdi,yapardı,sen etliye-sütlüye karışmadan okulunda okusana be çocuk,sen büyüklerinin işlerine neden karışıyorsun? Parasız eğitimmiş,ne parasızı eğitimi?Herkes okuyacak da ne olacak?Ondan sonrada rejimi sorgulayacaksın değil mi?Emek diyeceksin,işçi sınıfı diyeceksin,artı değer diyeceksin,kapitalizm diyeceksin,emperyalizim diyeceksin,hak verilmez alınır diyeceksin değil mi?Olmaz kardeşim olmaz.Tabiki büyüklerimiz düşünüyordur,herkesin her konuya karışması başıbozukluk getirir efendim,olmaz.



Yücel Yeşilceli
30 Aralık 2010 20:25
(3)
Muhaliflerin,münafıkların söylediklerine bakın bir;dokuz milyon emekli varmış ülkemizde de isterlerse seçimlerde iktidarı değiştirebilirlermiş.Emekliden ne istersiniz kardeşim?Emekli istediğini almamıyor mu?Eh tabi beyaz peynirin 17 TL olanından almayacak,pazarlara geç gidecek,özellikle karanlık olunca gidecek ki fiyatlar ucuz olsun.Balık ta yemesin canım,bu yaşta balık yese ne olur,yemese ne olur!Köyüne gitsin,oradan getirsin yada orada kalsın,devletin de altın madenleri yok ki canım.Benzin dört lirayı geçti diye söylenmenin alemi ne,Burası Libya mı?Arabistan mı?Konuyu dağıtmadan emekliye dönelim;benim emeklim münafıkların laflarına zaten bakmaz,bakamaz.Onlar ibadethanelerimizin dışına bile çıkmazlar.Böylelikle en iyisini de yapıyorlar,ahirete hazırlanıyorlar,bu dünyada gün yüzü görmediler ama olsun burası geçici nasıl olsa,onlar gerçek dünyaya,gerçek mekana,CENNETE hazırlık yapıyorlar,bu az şeymidir?
İşsizlik miş,ne işsizliği?Yeni yetişenlere de iş beğendiremez olduk vallahi.Kahve köşelerinde otur iş bulamadım diye TV'lerde feryat-figan eyle!..Yalan.Bin kere yalan!Biz dünyanın 17.En büyük ekonomisiyiz,kim demiş iş yok diye?Münafıklık canım.


Yücel Yeşilceli
30 Aralık 2010 20:26
(4)
Bir de şu Kürt sorunu var sahi:Bir kaç yıl öncesi Kürt sorunu diye bir sorunu kabu etmez,terör sorunu derdik.Eh güzel şeyler oldu mu,olmadımı o kadarına aklımız ermez de ,bakın artık özerklikten,çift bayraktan,Türkiye'nin 25 eyalete ayrılmasından rahatlıkla söz edilebiliyor.Türkiye'deki tüm medya ağız birliği etmişcesine senenin 365 günü bu konuyu tartışıyor.Buna rağmen kimi politikacılar hala "sayın bilmem ne" demiyorlar.Olacak şey mi?
Şükürler olsun Anayasamızın bir çok maddesi değişti,cuntacıları yargılayamadık ama olsun,onlar da şeytanlarından bulsunlar.Biraz kanaatkar,biraz itaatkar,biraz da sebatkar olmak lazım canım.Bizim milletimiz çok aceleci.İstiyorlar ki hemen her şey anında yapılsın.Gözleri var görmüyorlar,kulakları var duymuyorlar.Komşularımızla bir sorunumuz kalmadı,duble yollar yapıldı,dünyanın en büyük ekonomisine sahibiz....
Yerimiz dar,yazacaklarımız çok...
Mutlu olmak için daha ne istiyorsunuz arkadaşlar? Şükürler olsun şu cennet vatan da mutlu ve müreffeh yaşıyoruz işte.
MUTLU YILLAR!


29 Aralık 2010 tarihinde Gerçek Gündem sitesinde yayınlanan Barış Yarkadaş'ın"Benim adım Kemal..." başlıklı yazısının altına parça parça yaptığım yorumdur.

28 Aralık 2010 Salı

CHP'deki "yenileşme",Cumhuriyet'ten Mehmet Faraç'ın kovulması!..

Yücel Yeşilceli
28 Aralık 2010 21:30

CHP'deki "yenileşme" ve Cumhuriyet'teki Mehmet Faraç operasyonları!..
Üst üste gelmesinin bir anlamı olmalı,var da.

BJK seçimlerinde Cumhuriyet Yayın Kurulu üyesi Hikmet Çetinkaya'nın AKP'li bir kişinin oğluna desteği,TV'lerdeki konuşmaları,Halk Oylaması'nda bilinen tavrı...

Kılıçdaroğlu'nun seçilmesinden sonra Hikmet Çetinkaya'nın yeni yönetime olağan üstü desteği ve kızının PM'ne seçilmesi ve de değerli Mehmet Faraç'ın yazısının sansürlenmesi,bugün de işten çıkarılması!..
Dün Ankara'nın göbeğinde uydurma bir gerekçeye sığınılarak ATATÜRK'ün Ankara'ya gelişinin 91.yıldönümü kutlamalarına izin verilmeyişi...

Sözüm ona bu kadar "rastlantı" hep Türkiye'de mi olur? Biraz zihin jimlastiği yapmak gerekmez mi? Biraz sorgulamak gerekmez mi?

Eğer bu bir mühendislik çalışması değilse,değişim-dönüşüm projesi değilse;o halde bu ne yaman rastlantılar silsilesidir?
Halkı bilgilendirme kanallarından küçük bir televizyon,dar bir kitleye ulaşan sol yayınlar ve SÖZCÜ GAZETESİ'nin dışında değiştirilip-dönüştürülmemiş pek bir şey de kalmadığına göre; hala iyimser düşünmemiz için bir neden var mı?Bunları tartışalım.

26 Aralık 2010 tarihinde Gerçek Gündem sitesinde yer alan Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "CHP toplantısı neden 5 saat sürdü?" başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.

16 Aralık 2010 Perşembe

CHP'NİN 18 ARALIK KURULTAYI VE MEDYANIN TAVRI

"Eğer politik bir söylev geliştireceksen,soru soracaksan,sorgulayacaksan bireye endeksli,odaklı,resmin bütününü bırakıp, yalnızca bir noktasını irdeleyen sözcüklerden kaçının" der ustalarımız.Ancak resmin tümünü görmeye yönelik nokta atışları,projeksiyonlar bu söylenenlerin dışındadır.
Bu girişi neden yapma gereği duyduk?Günlerdir bu sayfalarda CHP'nin yeni yönetimi ve kurultay konuşuluyor.Wikileaks belgeleri,ülkemizdeki hukuksuzluk,yolsuzluklar dururken bizler CHP'ni tartyışıyoruz,daha doğrusu tartıştırılıyoruz ve diğer sorunlar güncelliğini yitiriyor,yitittiriliyor!
Diğer taraftan,başta yandaş ve korkak medya olmak üzere,medyanın tamamına yakını Kılıçdaroğlu-Gürsel Tekin ikilisine olağan üstü bir krediyle desteklerini sürdürüyorlar!Neden?İşte bu nedenle yukardaki girişi yapma gereği duyduk.Bunların destekledikleri AKP'nin Türkiye'yi sekiz yılda getirdikleri nokta belli iken,şimdi Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisini desteklemelerinin "esbabı mucibesi" nedir,nedendir?Sözde CHP'nin iktidar olmasını bu kadar çok istiyorlardı da, neden bunca yıl AKP'nin her herşeyini alkışladılar öyleyse?

Çok doğru söylüyor bir yorumcu arkadaş,yorumcuların önemli bir kısmı analitik düşünceden uzak,yüzeysel ve çoğu kez de duygusal tepkiler sergiliyorlar.
Örneğin:Bizler hep "Dolmabahçe'de Büyükanıt'la ne konuşuldu?" diye sorgularız da,Yeşilköy Havaalanı'nda uluslararası sermayenin has adamı Kemal Derviş'le Kılıçdaroğlu'nun baş başa görüşmelerinden ne konuşulduğunu sorgulamayız.
Bu ikilinin ve bu kadronun dillendirdikleri tek şey var, "iktidar olmak!" Neye,rağmen? Ulus Devlet'ten ferağat edilerek mi,daha az "Atatürkçü" olunarak mı?daha az üniter yapı diyerek mi?" Devrim Yasaları'nı pas geçerek mi? "Hayır!"dediğinizi duyar gibiyim. O zaman çıkarsınız alanlara;"Bizim rehberimiz Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın, Mustafa Kemal'in bizlere öğrettiği soylu anti emperyalist mücadelenin geleneğidir,Tam bağımsız Türkiye şiarıdır!"dersiniz ve oluşan kuşku bulutlarını dağıtır ve yolunuza devam edersiniz...Hem de korkusuzca!

16 Aralık 2010 tarihinde gg'de yeralan Baki Karakol adlı yazarın "Baykal,Tüzükle başkanlık sistemine geçtik" başlıklı yazısına yaptığım yorum olup,aynı güm gerçek gündem sayfalarında yer almıştır.

14 Aralık 2010 Salı

OKUYUCU YORUMLARI VE CEVAPLARIM

Yorumları okuyorum da insanın gerçekten de içi acıyor!Yazılanlar,düşünceler genellikle dört ana başlıkta odaklanıyor:
1)Mezhepselcilik,
2)Bölgeselcilik,
3)Etnik kökenselcilik,
4)Taraftarlık,adidiyet kültürü.
Yazılanlarda,yorumlarda olmayan ise;
1) Sınıfsal bakışın,ideolojik bakışın olmayışı, 2) Ülkenin ve tüm kurumlarının emperyalist kuşatma altında olduğuna ilişkin tesbitlerin çok çok az oluşu, 3) Ulusal Kurtuluş,Laik Cumhuriyet,Atatürk Devrimleri gibi CUMHURİYET'İN OLMAZSA OLMAZLARI'na hiç vurgu yapılmaması,bu temel değerleri savunmanın sanki bir suçmuş gibi uzağından geçilmesi...
İlk dört maddede sıralanan görüşler CHP'nin geleceğine ilişkin yorumların şekillenmesine neden olabiliyor ve taraftar topluyor.Başka bir deyimle,yönetim ve yönetimlere yakınlık;futbol taraftarlığı gibi sorgusuz-sorunsuz olabiliyor, yada bölge,etnik,mezhepsel yakınlıklar nedeniyle öbekleşmeler şekilleniyor.Demokrasi,insan hakları,eğitim,hukuk,barınma,savaşsız-sömürüsüz dünya gibi insanlığın temel gereksinimlerinin,özlemlerinin dillendirildiği yorumları ne yazık ki çok sık okuyamıyoruz.

Diğer taraftan,yeni yönetime gelenler "yeni" sözcüğü ile bir şeylerin yapılabileceğini sanıyorlar.Yeni stratejiler,projeler,yeni ajitasyon-propaganda faliyetleri geliştirip yığınları kazanmak yerine, "Yeni CHP" söylemleriyle Cumhuriyet karşıtlarını ümitlendirip,laik ve Atatürkçü seçmen üzerinde kuşku tohumlarının ekilmesine neden olabiliyorlar.

Cumhuriyet Osmanlı'nın alt-üst oluşundan sonra yaşama geçirilen batı türü bir devlet aygıtı,üst yapı kurumudur.Yapılması gereken ise, Amerika'nın yeniden keşfi değildir.Cumhuriyet'in kazanımlarının tekrar yaşama geçirilmesine yönelik projeler üretmek,"Kurucu irade" dediğimiz,ana öğeyi zenginleştirici sosyal-politik politikalar geliştirmek,1938'de noktalanan devrim ateşini tekrar yakmaktır!İşte böylesine söylemlerle yığınlar harekete geçebilir,iktidara aday olan partiye güven duyulabilir,yığınlar bu talepler doğrultusunda partisiyle bütünselleşerek onu iktidara taşıyabilir.
Bölgesel,mezhepsel ve etnik kökensel yaşam tarzları insanların "özgürlükleri" olsa da,bunun "yenilik"miş gibi dayatılması ilericileri,Atatürkçüleri CHP'den soğutacak ve "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olunacaktır." Unutmayalım,altıyüz yıllık Osmanlı'nın mutlakiyetinden sonra Cumhuriyet'i kabul eden halkımız, iyi bir şey,yenilikçi bir fikir verildiğinde özümseme esnekliğini göstermiş,yetmişiki yıldır aralıksız sürdürülen karşı devrimci yobaz propoğandaya karşın, Cumhuriyet ile bağlarını koparmamıştır.

11 Aralık 2010 tarihinde gerçek gündem.com gGenel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "Kılıçdaroğlu'na şans verilmeli..."başlıklı yazısına yorum yapan okuyuculara verdiği yanıt olup,14Aralık 2010 tarihinde adı geçen internet sitesinde yayınlanan yorumum.

9 Aralık 2010 Perşembe

BAYKAL: "CHP BÖLÜNEBİLİR..."

Sayın Baykal,
CHP'nin bu kadrolara mahkum edilmesinde affedilmez,çok büyük hatalarınız var.
Biz pazardan soğan alırken,mandalina,limon alırken bile kontolünü yapıyoruz da;Senin İl Başkanlıklarına,diğer yönetim kademelerine atadıkların "Atatürkçü mü,değil mi-Cumhuriyetçi mi değil mi?"diye hiç kontrol etme ihtiyacı duymadınız mı?
Şimdi o sorgulamadıklarınız CHP'ni birilerinin,bilinen birilerinin dümen suyuna sokmaya çalışıyor.

Tarihin sizi affetmesi için,Sav ile aranızdaki kırgınlığı bırakıp ele ele vererek Atatürkçü,çağdaş,yurtsever,Ulusal Kurtuluş'un kazanımlarını sahiplenen yeni bir Genel Başkan bulmanızı ve seçimli kurultayda birlikte olmanızı zorunlu kılıyor.
Bu M.İnce olur,Haluk Koç olur yada bir başkası... Yeter ki,CHP'ni değiştirme misyonu yüklenenleri,yani "Yeni CHP"lileri Atatürk'ün partisinden uzaklaştırın,saygıda kusur etmedikleri cemaatcilerin yanına gönderin.
Belki o zaman tarih sizi affeder.

9 Kasım 2010 tarihinde gg'de yer alan Baykal'ın "CHP bölünebilir..." başlıklı yorumuna yaptığım eleştiri olup,aynı sayfada yayınlanmıştır.

KILIÇDAROĞLU'NDAN İNCİLER

''İnanç temelli birlikteliklere herhangi bir itirazımız yok."
---------------
Vay vay vay vay!..Neye itirazı yok Kılıçdaroğlu'nun? "İnanç temelli birlikteliklere..."Yani TARİKATLARA itirazı yok.
Hem de Büyük Atatürk'ün 30 Ağustos 1925 tarihli konuşmasında vurguladığı"Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."demesine rağmen!..

Ve de,30 Kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasaya rağmen Kılıçdaroğlu böyle diyor.
Atatürkçüler,Cumhuriyetçiler,bütün geriye gidişe karşı çıkan ilerici yurtseverler CHP'de dönen dolapları görün artık,Partinize sahip çıkın!

9 Aralık 2010 tarihinde "Kılıçdaroğlu Gülen için ne dedi?" başlıklı gerçekgündem.com'da yer alan yazıya yaptığım yorum.

7 Aralık 2010 Salı

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI

Sayıın Gülay A.Hanım Star Haber'in sokak röportajından söz etmesi nedeniyle aynı kanalda izlediğim başka bir röportaj aklıma geldi.

"MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI"
‎6 Aralık 2010 saat 19 suları STAR TV'yi izliyorum;

STAR muhabiri düşmüş İstanbul yollarına,tahsilli-tahsilsiz,
eğitimli-eğitimsiz önüne kim çıkarsa "Wikileaks nedir?"
diye soruyor halka: Alınan cevaplar Bektaşi'ye,
Aziz Nesin'e "rahmet okutacak"gibi! İşte soru,işte alınan cevaplar:
"Wikilieaks nedir?" Biraz düşündükten sonra
"Spor giyim mi?"
" Soba"
"Bir çeşit tatlı mı?"
" Ayakkabı"
"Tencere ya"
"Domates"
"Ben kullanmam ama içki bir nevi"
" Araba araba"
"Market mi?"
"Çorap markası ya"
"Ya ben son zamanlarda çok şeetim TV'de ama inceleme fırsatım olmadı"
"Onu bilmeyecek ne var,köpek balığı cinsi"
"Futbol takımı" Muhabir: "Hangi memleketten?" "Avrupalı ya"
"Futbolcu futbolcu" Muhabir:"Nerenin futbolcusu?" "İtalyan tabikinem"
"Sütlüden yapılmış tatlı"
"Hamburger "
Altmışlı yaşlarında,Doğu aksanlı, kasketli bir adam etrafına şöyle bir bakıyor"başım belaya girmesin" gibisinden ve cevap veriyor: "Hani Başbakan'ın İsviççede bir kaç hesabı var diyen internet değil mi? "O çok konuşuldu TV'lerde dur bakalım işin sonu nereye varacak?"Muhabir bunca yanlış sorudan sonra doğru bir şey söyleyen adamın işini ve tahsilini merek ederek soruyor:"Amca sen ne iş yapıyorsun,tahsilin ne?"Aldığı yanıt daha da ilginç ve düşündürücü:"Ben emekliyim,okuma-yazma bilmem ama haberleri TV'den takib ediyorum." Muhabirin şaşkınlığı geçmeden bir başkasına sormaya devam ediyor...
"Wikileaks Nedir?" "Profesör Profesör,bilgisayar Profesörü"
"Ya aklımda kaldığın göre dondurma olması lazım"

Ve değerli dostlar,öğrenciler sokaklarda coplanıyorlar,insanlar aç-susuz,kredi kartı borçluları çığ gibi,intiharlar,işsizler her gün artıyor,emekliler artık akşam saat 18'den sonra pazar artıkları toplayarak sözde geçinmeye çalışıyor!..
Devlet büyüklerimiz "Üç çocuk yapın" talimatı veriyor...
TIPKI OVAAZATLI'DA OLDUĞU GİBİ,ÜLKENİN KİMİ BÖLGELERİNDE SANDIKLAR AÇILIYOR VE OYLAR AKP'YE!!!
Neden?
Ben sosyoloğ değilim,cevabını onlar versin.

7 Aralık 2010 tarihinde GG'de yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "İşkence sokağa taştı" başlıklı yazısına yaptığım yorum.

3 Aralık 2010 Cuma

BARIŞ YARKADAŞ'IN "CHP'NİN OYLARI YÜKSELİYOR MU? "YAZISI VE CEVABIM:

CEVABIM:
--------
Sayın Barış Yarkadaş,
"Listeyi kendisi hazırlıyor"sözünüze gerçekten de siz inanıyormusunuz?O listeyi örgüt deneyimi olmayan Kılıçdaroğlu'nun hazırladığına ilişkin yorumunuz çok zorlama bir görüş.Siz de,GG okuyucuları olarak bizlerde biliyoruz ki, listenin tek sahibi,sorumlusu,düzenleyicisi Gürsel Tekin'dir.
"3.Yol" tanımlamanıza gelince;12 Eylül 1980 öncesini anımsar gibi oldum! Sahi bu "3. Yol" un kapsama alanında kimler var acep?Liberaller ve muhafazakarlar "3. Yol"un doğal müttefikleri mi?"“Üniversiteye türban girdiyse bunun mimarı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları olmasa YÖK bunu yapabilir miydi?”diyen Gürsel Tekin'in sağa açılım politikalarının sonucu mudur ve de hukuksuzluğa davetiye değilmidir bu sözler?
Ya da "3.Yol" kime,kimlere karşıdır?Örneğin:Laik Cumhuriyetçi,Ulusalcı,anti kapitalist-emperyalist kesimlere karşı mıdır?
Sayın Yarkadaş,"Yeni CHP"ni anlamakta zorlanmam;Bunun CHP köklerinden koparılması olarak algılarım da,lütfen bağışlayın,"İç devrim"in içeriğini anlamakta zorlanıyorum. CHP'nin yeni yönetimi hangi sıçramaları yapmıştır da "İç devrim"i politik literatürümüze kazandırmıştır?
Sonuç olarak;Tezleriniz belirli bir kişiye odaklı,abartılı görüşler olup,objektif,somut durumu yansıtmamaktadır.
--------------------------------
Barış Yarkadaş
CHP'NİN OYLARI YÜKSELİYOR MU?

3 Aralık 2010
CHP’nin oyları yükseliyor mu?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, fıtık ameliyatı sonrası evinde dinlenirken, kurultaya ilişkin kararını da verdi. Parti içindeki gelişmeleri “dışarıdan” izleme fırsatı bulan ve vaktinin önemli bir kısmını okuyarak geçiren Kılıçdaroğlu, tabloyu daha net görme imkanı buldu. Ayağa kalkar kalkmaz da “Nerede kalmıştık?” diye sordu ve Bursa’nın yolunu tuttu.

Kılıçdaroğlu’nun Bursa gezisi, aynı zamanda olağanüstü kurultay tarihinin açıklanmasına da denk geldi. Kurmayları Gürsel Tekin ile Umut Oran’ı yanına oturtan Kılıçdaroğlu, Bursa İl Başkanlığı’nda yaptığı konuşmada, hem kurultayın tarihini verdi, hem de “yöntem”i açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Kurultaya blok liste ile gideceğiz, listeyi de bizzat kendim yazacağım” dedi.

ALTI FARKLI MESAJ

CHP Genel Başkanı’nın Bursa İl Örgütü’nde dile getirdiği sözler altı farklı alana mesaj veriyor. Kılıçdaroğlu, “Listeyi kendim hazırlayacağım” sözüyle, halka ve seçmenlerine, “Lider benim” mesajı veriyor. Aynı açıklama, Baykal ve Sav’a da bir dolaylı bir mesaj yolluyor. “Yeni PM için olası liste pazarlığı”nın önü kesilerek, “İstişareye evet, pazarlığa hayır” deniliyor. “Liste”ye yönelik vurgu, “Üzerimde bir vesayet yok, bununla ilgili dedikodu yapmayın” mesajını da barındırıyor. Kılıçdaroğlu ve ekibinin “uyumlu” çalışmasından rahatsız olan bazı çevreler, bir süredir dedikodu kazanını kaynatmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu, bu dedikoduların önünü yaptığı açıklamayla kesiyor.

ÖRGÜTE NE DEDİ?

Kılıçdaroğlu’nun Bursa’da verdiği mesajın üç hedefi ise tamamen örgüt…Bir önceki yazımızda, “Kılıçdaroğlu kurultay kararı aldığı taktirde, bana güvenen arkamdan gelsin, diyecek” ifadesini kullanmıştık. “Listeyi ben hazırlayacağım” diyen Kılıçdaroğlu, “Kurultay Delegesi”ne seslenerek, “Sizden yetki istiyorum” diyor. Toplantının Bursa İl Başkanlığı’nda yapılması ise örgüte yönelik bir çağrı niteliği taşıyor. CHP Genel Başkanı, “Kendimi örgüte emanet ediyorum” mesajı veriyor. Listenin açıklanması sonrası yaşanacak olası “kırgınlık ve küskünlükler”i önlemek ve genel başkan yardımcılarına yönelecek tepkiyi en aza indirgemek isteyen CHP lideri, bu yüzden “Listenin altında benim mührüm var, kimseye tepki göstermeyin” deme ihtiyacı hissediyor.

PSİKOLOJİK DUVAR AŞILIYOR

Siyasetin semboller ve algıları yönetme üzerinden yapıldığını bilen Kılıçdaroğlu, böylece 18 Aralık’ta yapılacak olan olağanüstü kurultay öncesi, karşısına çıkarılmak istenen engellerin bir kısmını da ortadan kaldırmış oluyor. Bir süredir parti içinde yaşanan huzursuzluğu kurultay yaparak bitirmeyi hedefleyen Kılıçdaroğlu, 18 Aralık günü, hem listeye, hem de yeni döneme damgasını vurmaya hazırlanıyor. Genç ve yeni kadrolarla “iktidara koşmayı” hedefleyen Kılıçdaroğlu, yeni dönemde izleyeceği politikaların alt yapısını da oluşturmaya çalışıyor.

3. YOL VURGUSU

Geride bıraktığımız günlerde TV 8’de katıldığım 50 Dakika adlı programda, Bahar Feyzan’ın sorularını yanıtlarken, CHP’nin yeni dönemdeki politikasının temelinin “3. Yol” üzerine kurulacağını anlattım. Etnik ve dinsel kimlikler üzerinden kurulan siyaset dilinin Türkiye’yi bir açmaza sürüklediği çok açık… Bu açmazdan çıkmanın tek yolu ise, barışçı, uzlaşmacı, çözüm öneren, gerçek anlamda demokrasiyi savunan bir dil oluşturmaktan geçiyor. Bu dilin inşası ise, “sosyal demokrasi”nin ilkeleri üzerinde kurulmalı… "Sosyal Devlet - Sosyal Adalet ve Sosyal Refah''ın vurgulanacağı 3. Yol, kısa sürede ciddi bir seçenek haline gelecektir...

CHP "YENİ BİR HAYAT" VAAT ETMELİ

Kurultay hazırlığı yapan CHP, 18 Aralık’ta bunları mutlaka anlatmaya başlayacaktır. Enerjisini parti içine harcamaktan kurtulabilen CHP, Türkiye’nin zengin – yoksul tüm kesimlerine “yeni bir hayat”ın güvencesini verdiği taktirde, sandığa gitmeyen 10 milyon kişinin de çekim alanına girecektir. Ama bunun için; doğru hedefleri bulmak ve doğru bir strateji kurmak gerekir.

CHP’nin 3 Kasım 2010 tarihinde yaşadığı “iç devrim” bu stratejinin ilk adımlarından sayılabilinir. Önder Sav’ın görevden alınması ve MYK listesinin dışında tutulması, CHP’ye en az üç puanlık bir sıçrama yaptırdı. Bunu yaklaşık 15 gün önce Habertürk TV’de anlatmış ve “CHP’nin oyu yüzde 30” demiştim. Araştırmacı – SONAR Başkanı Hakan Bayrakçı ise buna itiraz etmiş, “Hayır, yüzde 25” ifadesini kullanmıştı. Sanırım, o gün söylediğime Hakan Bayrakçı da inandı ki; cumartesi günü Beşiktaş’ta yapılacak olan katılım töreninde CHP’ye üye olma kararı aldı.

Peki CHP’deki bu yükselişin kaynağı ne?
CHP neden yüzde 30.4 bandına oturdu?

DEVRİM HEYECANI ARTIRDI

Bunun en temel sebebi kuşkusuz, “iç devrim.” Kılıçdaroğlu, Önder Sav vesayetinden kurtulduğunu gösterdiği andan itibaren, “liderlik algısı”nı lehine çevirdi. Hemen ardından oluşturduğu yeni MYK ise, bu algıyı daha da pekiştirdi. “Kadro ve Lider Değişimi”ni olumlu bulan kitleler, CHP’ye yönelmeye başladı. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde duran tüm araştırmalar, bu tespitlerimizi doğruluyor. Yüzde 30 bandını aşmaya başlayan CHP, “çok büyük bir hata yapmadığı taktirde” 2011 genel seçimlerinde yüzde 35’in üzerinde bir oy alma potansiyeline de sahip görünüyor.

MHP TÖKEZLEDİĞİ İÇİN...

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için, muhalefet partisi MHP’nin de yükselişe geçmesi gerekiyor. Bugün yüzde 11 dolaylarında dolaşan MHP, haziran ayına kadar toparlandığı taktirde, AKP’nin tahtının sallanacağı görülüyor. Çünkü; MHP zayıfladıkça, bugün yüzde 44 bandında dolaşan AKP konumunu daha da güçlendiriyor. PKK’nın eylemlerinin azalması üzerine neredeyse “söyleyecek sözü kalmayan” MHP, siyaset arenasındaki etkinliğini de yitiriyor. AKP bunu bildiğinden dolayı, PKK’nın eylem yapmaması için gerekli tüm zeminleri oluşturuyor. Çünkü; MHP yükseldikçe AKP iniyor… MHP ve CHP bir oy daha fazla aldıkça, AKP’nin sandalye sayısı azalıyor. Türkiye’ye ilişkin bir perspektifi olmayan MHP’nin içine girdiği ideolojik kısırlık, bu partiyi yüzde 10 barajının etrafında dolaştırırken, bundan en çok AKP faydalanıyor…

'YENİ CHP' SÖZÜNÜN İÇİ DOLMALI

CHP’nin 18 Aralık’ta yapacağı kurultay, bu yüzden daha bir önem kazanıyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu, 18 Aralık tarihinde “Yeni CHP” sözünün içini doldurarak kitlelere “iktidar olacağız” mesajını verdiği taktirde, hükümet olma yolunda önemli bir adım atacaktır. Bunun yolu ALTI OK'un ilkelerine sıkı sıkıya sahip çıktığını göstermek, bu ilkeleri ZENGİNLEŞTİRMEK, çağa uyarlamak ve ayakları yere basan bir program ortaya koymaktan geçiyor.

CHP SEÇİMİ YÜZDE 35'LE KAPATABİLİR

Programın yanı sıra, yeni ve dinamik bir kadroyla halkın karşısına çıkması gereken Kılıçdaroğlu, "iktidarı istediği"ni de kararlılıkla vurgulamalı. Bunlar yapıldığı taktirde, ARAŞTIRMACILARA GÖRE, bugün itibariyle yüzde 30.4 olan oyların, 35 – 36’lara çıkmasının sürpriz olmayacağı ifade ediliyor. Kılıçdaroğlu yeter ki; doğru bir strateji kursun ve o stratejiyi eksiksiz bir şekilde hayata geçirecek kadroları seçsin… Gerisini de halka bıraksın… Halk, kendisini iktidara taşıyacak liderlerinin izinden gitmeye ve AKP karanlığını tarihe gömmeye hazır zaten…

Bunu görüyor, hissediyoruz...



3 Aralık 2010 tarihinde GERÇEK GÜNDEM .COM'da yayınlanan Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın CHP"'nin oyları yükseliyor mu?" başlıklı yazısı ve yanıtım.

25 Kasım 2010 Perşembe

KEMAL ANADOL'UN YÜZÜĞÜNE "FITIK" OLAN BAKİ KARAKOL'UN YAZISI VE CEVABIM:

25 Kasım 2010

Fıtık ve Kemal Anadol’un yüzüğü
Kemal Bey, önceki akşam, “kasık fıtığı”ndan ameliyat olmuş. Şimdi iyi imiş, evinde istirahata çekilmiş.

İkinci defa kasık fıtıktan ameliyat olan Kemal Bey’e, geçmiş olsun dilerimi.

Kemal Bey’in “fıtık”ı mizah konusu olacak, siyasi kulislerde konuşulacak, gülmece yazar ve çizerleri doyasıya kullanacaklar.

Kemal Bey’in, hoşgörü yoksunu Başbakan gibi davranmayacağını, anlayışla karşılayacağını biliyorum.

Kemal Bey anlayışla karşılasın, ama olaya bir de başka açıdan baksın. Örneğin: Herkesi, “neden fıtık oldu”ğu merakından kurtarsın.

8 yıllık AKP iktidarında, “fıtık olmayan” yoktur, fıtık ameliyatları tavan yapmıştır. Bu gerçekler, topluma ciddi biçimde anlatılmalıdır.

CHP’de yaşananların, çok sayıda CHP’liyi “fıtık yaptı”ğı da yadsınamaz…
….

Kemal Bey’in “fıtık”ı ve “fıtık ameliyatı” ile hareketlenen Ankara kulislerinde; Salı günkü grup konuşmasında “NATO, saldırı değil, savunma sistemidir” diyerek halkını yanlış bilgilendiren, dün de Lübnan’da yüksek sesle, “Biz, katile ‘katil’ deriz” diyen Başbakan’ın, kızı Sümeyye’yi Milletvekilliğine hazırladığı yaygın konuşuluyormuş…

Ne var bunda?.. Hazırlayamaz mı?..

Belli ki, Anakara kulislerini, 2011’de milletvekili listelerine konulmayacaklarını sezinleyen AKP’li vekilleri pompalıyorlar…

Onların uğraşları boştur. Başbakan, kızını, “Milletvekili”, “Bakan” yapmayı kafasına koymuşsa, kararını da almışsa, kimse önüne geçemez.

O vekiller, neden ve nasıl listelere konulup seçildiklerini unuttularsa, anımsasınlar. Sümeyye’de de aynısı olacak. Boşa kürek çekmesinler.

Çırpınışlarını anlıyorum: Koltuk elden gidiyor..

Sorarım: Ülke değerleri, bir bir elden giderken, Başbakan “tek adam” lığa yol alırken, neredeydiler?..

Kemal Bey gibi “fıtık” da olsalar, katlanacaklar… Başka seçenekleri yok…


Dün Ankara’da, hukuka saygılı, duyarlı her insanı “fıtık” edecek bir gelişme yaşandı: İçişleri ve Savunma Bakanları, adları “Balyoz Davası’nda geçtiği için Ağustos’taki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla terfi ettirilmeyen üç generali açığa aldı.

Yanlış olan ve insanı “fıtık” eden; açığa almanın, üç generalin terfi ettirilmemelerinin yargı kararıyla durdurulmasının hemen arkasından gelmesi idi...

Kemal Bey’in adaşı ve Grup Başkanvekili Kemal Anadol, bunu “Sivil darbe” olarak tanımladı.
….

Dün Kamutay’da düzenlediği basın toplantısında “Eğer 12 Eylül olmasaydı, AKP olmazdı. Bunlar, 12 Eylül’ün çocukları, 12 Eylül'den hesap soramazlar. Kaçtıkları yere kadar kovalayacağız. 12 Eylül'ün hesabını biz soracağız” diyen Kemal Anadol hakkında bir öngörüde bulunacağım: Duyarlılığından ötürü yakın da, Anadol da “fıtık” ve “fıtık”tan ameliyat olacak…

Şimdiden esenlikler dilerken, bir yergide bulunacağım: Dün konuşurken, gene gözüme ilişti. Yüzük, sağ elinin yüzük parmağındaydı…

Yüzüğü sağ elin yüzük parmağına, Atatürk ve Atatürk karşıtları takarlar.

Yüzüğü sağ elin yüzük parmağına takmak, “karşıtlar” için, birbirlerini “tanıma aracı”dır…

Yüzüğün sağ elin yüzük parmağına takılması aynı zamanda “simge”dir!..

Kemal Anadol, en ağdalı sözcük ve tümcelerle yerdiği “karşıtlar” gibi, yüzüğünü, sağ elinin yüzük parmağına neden takar?! Takması, bir çelişki değil midir?! Çelişki olduğunun ayırtına varamıyor mu?! Varamaması, sorun değil midir?!

Arada küçük bit ayrıntı var: Karşıtlarınki “gümüş”, Anadol’ununki “altın”dır.

Bu, Kemal Anadol’u aklamaz!

Anadol, yüzüğünü, sağ elinin yüzük parmağından çıkarır, sol elinin yüzük parmağına takarsa, doğru yapar…
--------------------

Yücel Yeşilceli
25 Kasım 2010 10:11

Sayın Yazar,Kemal Anadol'u bu sayfalarda savunacak değilim.Mesleği avukatlıktır ve savunmasını kendisi zaten yapar.
Ancak, yüzükle ilgili eleştirinize katılıyorum.Ben de fiziksel görünüme (badem bıyık,gümüş yüzük gibi) dikkat ederim.Diğer taraftan aklıma şu geliyor ve aşagıda belirttiğim şu görünüm sizi"fıtık" etmiyor mu?
1)Kemal Anadol'da "Önder Sav"cı olduğunu sandığınız için "fıtık" olmayasanız?
2)Sol kökenden gelen bir insan olduğunu öğrendik.Gürsel Tekin'in CNN TÜRK çıkarması,ağa-maraba,emir-komuta,üst-ast ilişkisi ve efeliği sizi "fıtık" etmedi mi?İlerki tarihlerde bu partide "demokrasi"nin işlemeyeceği kaygısına kapılmadınız mı?
3)24 Kasım 2010 tarihinde SÖZCÜ gazetesinde yer alan Gürsel Tekin röportajında çalışma masasında duran kipapların hangisini okuduğunu soran muhabire"Okumaya vaktim mi var,neredee" sözleriyle karşılık verip,okumayan bir GBY sizi "fıtık" etmiyor mu?

Çok iyi bildiğiniz gib, CHP üst yönetim geleneği kitap dostu olmasıyla ünlüdür.

4)Okumayanların ülke yönettiği,okumayanların parti yönettiği bir ülke sizi "fıtık" etmiyor mu?

Şahsen ben ikisini de kabullenemiyor,ikisinden de "fıtık" oluyorum.


25 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarının yazarı Baki Karakol'un Kemal Anadol'un yüzüğüne ilişkin eleştiri yazısı ve aynı gün gerçek gündem'de verdiğim yanıt.

22 Kasım 2010 Pazartesi

GÜRSEL TEKİN-KILIÇDAROĞLU CHP'DEN TASFİYE EDİLECEKLERDİR

Yücel Yeşilceli
23 Kasım 2010 00:24

Sayın editör,umarım çok kısa bu yorumumu yayınlarsınız.

Gürsel Tekin CNN TÜRK'te PM Üyesi Korkmaz Karaca'yı "ağa-maraba"ilişkisine benzer bir tarzla çok fena haşladı! Bu anlayışın eğemen olduğu bir partide "demokrasi"den nasıl söz edilecek.

Diğer taraftan,diyelimki Kılıçdaroğlu-Gürsel Tekin partiye tam eğemen oldular;Birkaç bölgenin dışında CHP'ne oy verecek seçmeni nereden bulacaklar?

Burada tarihe not düşmek adına yazıyorum:Atatürkçü,Laik Cumhuriyetçi,Ulusalcı güçler bu düşünceyi,CHP'nin kırmızı çizgilerini aşındıranları partiden mutlaka tasfiye edeceklerdir!
Yaşayıp hep beraber göreceğiz bu anı.

22 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com yayın yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "CHP'lilerin en çok sorduğu soru"başlıklı yazısına verdiğim yanıtlar yayınlanmadığından bu kısa yorumu yaptım.

"AĞAR-ÇİLLER AKP'YE KATILIRKEN CHP" BAŞLIKLI YAZIYA CEVABIM(1)

Yücel Yeşilceli
20 Kasım 2010 19:07

Yan sayfalarda "CHP'liler BDP ittifakına sıcak" başlıklı yazıya yorum yapan Ekim arkadaşımıza cevabım:
----------

20 Kasım 2010 15:53
tkp ip ödp halkevleri ile de işbirliğine gidilmeli bu partilerin temsilcileri de meclise taşınmalıdır.
-----------------
Ekim Arkadaşım,
Sizinki iyi bir temenniden öte gitmez,götürmezler."İşbirliğine gidilmeli" dediğiniz örgütlerin en başındaki TKP yaklaşık doksan yıldır anti emperyalist,anti kapitalist mücadelenin en eski temsilcisi ve sınıf mücadelesinin yapı taşlarından en önemlilerindendir!

ÖDP ise,kırk-kırkbeş yıllık bir devrimci geleneğin,12 Eylül 1980 faşizminde en çok budananların günümüz temsilcileridir.

İP ve Halkevleri de anti emperyalist,ilerici-yurtsever gelenekten gelmekte ve ağır bedeller ödedikleri bilinmektedir.

Saydığınız dört örgütün de ortak özellikleri, anti emperyalist, ilerici-yurtsever olmalarıdır!
Böylesine donanımlara sahip,böylesine yüce amaçlar uğruna bedeller ödemiş örgütlerle CHP yanyana gelmez,gelemez!

Neden mi? Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan oluşundan bu yana yaklaşık yedi ay geçmiş olup;
-"Türkiye'de birmilyon Ermeni katledildi" diyen Orhan Pamuk'la görüşüldü,
-"Evet"çi Sezen Aksu'yla görüşüldü,telefon edildi,
-Bir çok liberal,2.Cumhuriyetçi,yandaş gazetecilerle görüşüldü,
-"Laik Cumhuriyet tehlike altında değildir!" denildi,
-"Cemaatlere karşı değiliz" denildi,
-"Türbanı biz çözeceğiz" dendi ve "çözüldü!"
Ve bu saydıklarımıza benzer onlarca örnek...

Pekiii,sol örgütlerin temsilcileriyle,sosyalist yada Ulusalcı yazar-şairlerle,gazetecilerle görüşüldü mü? Örneğin:Ataol Behramoğlu,Merdan Yanardağ veya Emin Çölaşan,Melih Aşık gibi...
Görüşmezler çünkü;"Ben AKP'den daha iyisini yaparım" ın mantığını,AB Temsilcilerine; "Sizi şaşırtmaya devam edeceğim"in geldiği son noktanın belli bir açıklaması var ama,şimdilik değerlendirmeyi okuyanlara bırakalım ve soralım:CHP yukarda anılan örgütlerle işbirliğine gider mi?


20 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "Ağar-Çiller AKP'ye katılırken CHP"başlıklı yazısına cevabım.
-----------------------------------------------------------

AYNI YAZIDA BİR YORUMCUYA CEVABIM
(2)

YAZIYORUM
22 Kasım 2010 11:02

Kılıçdaroğlu'nun ilkesiz dolaşmalarını eleştirenlere:

"Bana arkadaşını söyle,sana kim olduğunu söyleyeyim" diyen sözün sahibi bugünleri görmüş olmalı.

Haluk Koç gibi bilim ve halk insanlarını seçmek yerine,kerameti kendinden menkul Gürsel Tekin'i 87 yıllık koskoca CHP'nin en önemli GBY'na getirirsen,ya mezarlık ziyareti yaparsın yada,2.bir AKP olmak için icazet beklersin AB'den,ABD'den.
Çünkü;Dünyayı algılayacak,yorumlayacak bilgi birikimin,eğitimin,vizyonun yoksa bunlarla sınırlıdır senin dünyan ve ancak bunları yapabilirsin.
---------------------------------
AYNI YAZIDA FAHRİ KARSLI ADLI YORUMCUNUN BANA CEVABI:
fahri karslı
22 Kasım 2010 12:46

YAZIYORUM'a:

Kerameti kendinden menkul dediğiniz eski İstanbul İl Başkanımız ve şu ânki Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız görev başında bulunduğu sürede İstanbul'da oylarda 1.000.000'luk bir artışa imza atmıştır. İki yıl gibi kısa bir sürede genel merkezden yapılan engellemelere rağmen bu sonucu alan Gürsel Başkan icazet falan beklemeden örgütün tabanın ve sokağın gücüyle milletin gönlünde kurduğu tahtla şimdiki görevine gelmiştir. Benim 2,5 katım yaşı olan yaşlı başlı parti büyüklerimizle ilgili kötü konuşmak istemem.

Gençlik devrimcilik ve hareket bekliyor halk. Lütfen anlayın anlamıyorsanız susun ve berraklaşmaya başlayan suyu bulandırmayın.

Siyaset sağ sol ekseninde yeniden şekilleniyor, artık görün ve anlayın.
--------------------------------
FAHRİ KARSLI YORUMCUYA CEVABIM:
(3)
YAZIYORUM
22 Kasım 2010 14:26

Fahri Karslı'ya,

İstanbul'da kuşkusuz oy artışı olmuştur,ancak bu Gürsel Tekin'in "iyi çalışması" sonucu oluşan bir oy artışı değildir.

Atatürk Devrimleri'nin,Laik Cumhuriyet'in tehliede olduğunun farkında olan, Atatürkçü-ilerici-yurrtsever-devrimci insanlar gelecekten kaygı duydukları, oylarına ve sandıklarına sahip çıktıkları için CHP oy vermişlerdir.

Kendi adıma söyleyeyim,benim CHP'ne oy vermemde Gürsel Tekin'in en küçük bir dahli olmadı,olamaz da.
Tam tersine CHP'ye OY VERMEMEM DE bir etken olabilir.

BU nedenlerle "Gürsel Tekin İstanbul'da oy artışı sağladı" sözü tam bir şehir efsanesidir.

"Halk devrimcilik ve gençlik bekliyor" sözüne katılıyorum ama,"devrimci" Gürsel Tekin mi oluyor?

Ne söyleyebilirim? Gürsel Tekin'e "devrimci" demek için,devrimi ve devrimcileri tanımamak yeterli diyebilirim sadece.

15 Kasım 2010 Pazartesi

GERÇEK GÜNDEM.COM SİTESİNDE OKUYUCU TARTIŞMALARI VE CEVABIM:

Yücel Yeşilceli
15 Kasım 2010 13:23

Sayın Erdem Akel,
GG Sayfalarında, belirli konularda yaklaşık iki yıllık bir "hukukumuzun olduğu"gerçeğini siz de kabul edersiniz sanırım.En azından ben öyle olduğunu düşünmekteydim.Nedir bu "ortak hukukumuz?" Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kazanımlarının,dolayısıye Mustafa Kemal Atatürk'ün Devrimleri'ne,sahip çıkmak,O'nun sıradallaştırılmasına,"yok sayma" girişimlerine tepki koymak, anti emperyalist,anti gerici-faşist mücadele anlayışına destek olmak diyebiliriz değil mi? Bence bu da az şey değildi.

Şimdi yukardaki ANA anlayışın dışındaki görüşlerin herkesle tam çakışıyor olma zorunluluğu mu var?Örneğin:Sizin politik dünyanız sosyal demokrat/demokratik sol ideolojiyle örtüşebilir.Benim veye bir başka arkadaşın politik görüşleri bu görüşe zıt olup,daha solda konumlanmış olma olasılığı vardır ve yadırgatıcı olmamalıdır.

Sayın arkadaşım,"ben şuyum-ben buyum" anlayışı solun her rengini rehber edinmiş insanlara özgü bir davranış biçimi değildir.Hele insanları "test etme"anlayışı ise, tamamen yanlışı yanlışla kapama yöntemidir.

"Davit (David) Ricardo'yu tanıyıp-tanımadığımızı,okuyup-okumadığımızı,Marx'ı (nerdeyse) bilip-bilmediğimizi soruyorsunuz.Ricardo'nun "Emek Değer Teorisi"nden Marx'ın "artı değer"ine alt yapı oluşturduğu bilinmektedir.Ama, David Ricardo'nun:"Ücreti belirleyen ANA NEDEN,işçinin kendi geçimini sağlayabileceği ve kendi neslini her hangi bir artma ve azalma olmaksızın sürdürebileceği ücret düzeyidir.Bu anlamda da ücretleri gıdaların ve ana ihtiyaçların fiyatı belirler" teorisi yani,"Geçimli Ücret Teorisi" sosyalistler tarafından toplumu yoksulluğa mahkum ettiği/edeceği gerekçesiyle eleştirilmiş,kabül görmemiştir.

Sayın Akel,seni test etmek görevim de değil,haddime de değil;Ama sana önerim,imkan bulup okuyamadıysan (eski bir kitap) Max Beer'in "Sosyalizm Tarihi" kitabını oku lütfen.Altını çizerek söylüyorum"eğer okumadıysan" çok yararlı bir kitap.
Selamlar,
-----------------

Erdem AKEL
15 Kasım 2010 10:25

SEVGİLİ DOSTLAR
(Tekrar)
Ulusalcilik Kemalist ideolojinin adidir
Ulusalcilik sozcugunu duyunca kirmizi gormu boga gibi saga sola saldiranlarin bazilarinin kafalarinin arkalarinda etnik milliyetcilik bazilarininda Libosluk oldugu ne kadar saklasalarda satir aralarindan yansiyor
Ustatlar bir kisminiz Kendisini Neo-Liberal bir kisminizinda sol ve sosyalist olarak tanimlamaniza soylenecek bir sozum olamaz
Ancak Benim itirazim Marksi bilmeden Marksi bildiginizi one cikarma cabalarinadir
Marksi butunuyle ogrenmek o kadar kolay bir sey degildir.Marksi ozumsemek icin kesinlikle on bilgilere gereksinim vardir
Kapitali okuyup anlamak icin ekonomi egitimi almis olmaniz gerekir.Ornegin Davit Ricardo yu bilmeden Marksin Arti Deger kuraminin esasi olan Emek Kiymet kuramini anlayamazsaniz.Cunku Marks Emek Kiymet Teorisini İngiliz Ekonomi Politiginin Adam Shmith ten sonraki ikinci kuramcisi olan Davit Ricardo dan almistir.Birakin Kapitali okumayi bundan vazgectim bu muhteremlerin Marksizmin temel felsefesi olan diyalektik Mataryalizm ve Tarihi Maddecilik kuramlarindan habersiz olduklari inancindayim.Bu zatlarin bu sayfaya dustukleri notlarinda sol jargondan ote Marksin kuramlarina atifta bulunduklarina hic tanik olmadim.
Hakaret ederek asagilayarak insanlarin kendilerini uste cikarma gayretleri bu konudaki bilgisizlerinin cehaletlerin ortusu oldugu inancindayim...
Bu tur insanlari kendileri olmaya davet ediyorum
------------
13 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "Okurların sorularına cevaplar" başlıklı yazısına yorum yapan Erdem Akel adlı yorumcunun 15 Kasım 2010 tarihinde sosyalistleri hedef alan yazısına,aynı gün gerçek gündem.com sayfalarında verdiğim cevabımdır.

12 Kasım 2010 Cuma

BARIŞ YARKADAŞ"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU"

Yücel Yeşilceli
25 Ekim 2010 21:22

Sevgili E.Uzun,
Senin benden çok daha iyi bildiğin bu konuyu bana "havale" etmen ne derece şık onu bilemem ama,incelikli talebine binaen aşağıdaki açıklamaları yapma gereği duydum:

Monopol: Piyasasında tek bir firmanın bulunduğu ve o firmanın üretip sattığı malın yerine kolayca ikame edilebilecek başka malın olmadığı piyasadır.

Neo liberal: Kapitalist devletin, iktisadi devlet teşebbüslerinden ve eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim gibi kamusal alandan elini çekerek, ekonomiyi tamamen piyasanın serbest gidişatına bırakmasını ve tüm bu kuruluşların özelleştirilmesini savunan siyasi düşünce.

Yukardaki sözcüklerin sözlük karşılıkları böyle.İkisi de kapitalist sistem içirisindeki üretim araçlarının,ilişkilerinin yansımaları. Yani sermaye ve emek arasındaki uzlaşmaz çelişkilerin var olduğu,giderek arttığı,ustaların deyimiye "üretimin toplumsalaştığı",toplumsal üretim araçlarının ise, bir avuç eğemenin elinde bulunduğu adaletsiz bir yapıdır sözü edilenler!

Emperyalizm ise;Sanayi sermayesi ile banka sermayesinin bütünleşmesiyle finans sermayesini ortaya çıktığı,mal ihracının yerini sermaye ihracının aldığını,dünyanın belli başlı devletler tarafından paylaşımının tamamlandığını,demokrasinin inkar edilerek finans oliarşisinin erkinin kurulduğunu bilimsel veriler ışığında açıklanmıştır.Bütün bu özelliklerin kapitalizmin yeni ve sonuncu evresi olan emperyalizmi,onun azgın, arsız ve sömürgeci yüzünü tarif etmektedir ustalar.

O halde; Böylesine bir yapıyı "CHP nin tarihi misyonu göz önüne alınarak",Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklı(mı)dır? CHP Ulusal bir duruş sergileme,emperyalizmle mücadele etme gibi bir küçük kıpırtısı görülmüş,duyulmuş mudur?

Saygılar,sevgiler.

23 Ekim 2010 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Kadıköy'ün ritmi bozuldu" başlıklı yazısına E.Uzun adlı yorumcunun isteğine binaen yaptığım yorum.

11 Kasım 2010 Perşembe

BARIŞ YARKADAŞ:"ÖNDER SAV'IN OYUN PLANI NE?"

10 Kasım 2010
Önder Sav'ın oyun planı ne?
CHP eski Genel Sekreteri Önder Sav, Kılıçdaroğlu rüzgarı karşısında direnemeyeceğini anladığı için “şimdilik” geri çekildi. Sav, Kılıçdaroğlu ve ekibinin tökezlemesini bekliyor. Kılıçdaroğlu telafisi mümkün olmayan bir hata yaptığı taktirde, Önder Sav gönlündeki makam olan Genel Başkanlık için düğmeye basacaktır.

Ancak bunun olabilmesi için, Sav’ın yeni dönemde milletvekili seçilebilmesi şart. Hatta, sadece kendisinin milletvekili seçilmesi de yeterli değil. Sav, 2011 seçiminde en az 30 arkadaşını meclise taşımak istiyor. Bunun yolu ise Parti Meclisi’nde “pazarlık gücü”nü koruyabilmesinden geçiyor. Sav’ın yakın çevresinde konuşulanlara göre, eski genel sekreter, Parti Meclisi toplantılarında sorun çıkarmayacak. Ta ki; 2011 yılının Nisan ayına kadar… 2011 yılının Nisan ayındaki PM toplantısında ise “dananı kuyruğu kopacak.” Sav, kendisine yakın duran PM üyelerini seçilebilecek yerlerden aday göstermeye çalışacak. “Milletvekili listeleri” PM onayından geçtiği için, Önder Sav, Kılıçdaroğlu’yla pazarlık masasına oturmak isteyecek.

Bu senaryoya “Yok canım daha neler?” diyenler için şunu söylemekte fayda var:

Genel Sekreter Önder Sav, makamından ayrıldığı gün, yakın çevresiyle durum değerlendirmesi yaptı. Söz döndü dolaştı CHP eski İstanbul İl Başkanı (Yargıtay kararına göre 22 Mayıs’tan soraki tüm atamalar geçersiz, o yüzden eski diyorum) Berhan Şimşek’e geldi. Şimşek’in ‘’tutarsız’’ tavırlar içine girdiğini söyleyen Sav, “Milletvekili olma şansını da yitirdi” dedi. Bu sözler, Sav’ın 2011’e yönelik planlarının ipucunu göstermesi açısından önemliydi. Şimşek’i gözden çıkardığı belli olan Sav, belli ki; kendisini hala milletvekili listesini hazırlayacak ekibin içinde görüyor. Ya da yakın çevresini de kaybetmemek adına, bu havayı yaymaya çalışıyor.

Sav’ın Berhan Şimşek’e artık ihtiyaç duymadığının bir göstergesi de salı gecesi görüldü. İl Başkanları Toplantısı sonrası, gelişmelere ilişkin bilgi vermek için Önder Sav’ı arayan Berhan Şimşek, (niye arıyorsa!) hiç ummadığı bir tepkiyle karşılaştı. Önder Sav, İstanbul (eski) İl Başkanı Şimşek’e “Beni artık arama. Araman için bir sebep yok. Altındaki 14 adamı bile tutamadın. (İstanbul İl Yönetiminin açıklamasına gönderme yapıyor - bn) Orada nasıl il başkanlığı yapmayı düşünüyorsun?” dedi. Sav’ın yakın çevresine göre, bu tepkinin altında Şimşek’in tutarsızlığı yatıyor. Siyasette “ikili oynayan”ları sevmediği bilinen Sav, Berhan Şimşek’in bugünkü tavırlarına anlam veremiyor.

Önümüzdeki günlerde, Sav Cephesi’nde olup bitenleri aktarmaya devam edeceğiz. Önder Sav’ın “güç kazanabildiği” taktirde, sahaya çıkmak istediğini biliyoruz. Ancak şu an için eli – kolu bağlı durumda. Sav’ın belini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği kararın büktüğü biliniyor. Sav, çok güvendiği il başkanlarından da destek bulamayınca, yapacağını ilan ettiği toplantıyı iptal etmek zorunda kalmıştı. Aradığı hiçbir il başkanı Ankara’ya gelip Kılıçdaroğlu’na karşı bayrak açmaya cesaret edemedi. Sav, bu yüzden “şimdilik” geri çekildi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ekibi bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Kılıçdaroğlu çevresinde bu yüzden “Kurultay yapalım ve PM’yi yenileyelim’’ görüşü hakim. “Yarın” daha büyük bir sorun yaşamak istemeyen Kılıçdaroğlu’nun kurmayları, bu yüzden “her an’’ kurultay yapılacakmış gibi çalışıyor.

****

OMURGA HİKAYELERİ...

Biliyorsunuz, CHP’de yaşanan iç kargaşanın ardından birileri ortaya çıkıp kendilerini “partinin omurgası” ilan etti ve pozisyon almaya çalıştı. Daha düne kadar, kapı arkalarında demediğini bırakmadığı genel başkanı ile genel başkan yardımcısının yanında bugün “fotoğraf vermeye çalışan” bu ‘’omurgalı’’ siyasetçilerin öyküsünü yazmaya devam edelim.

Okurlarımız; bir önceki yazımızda bahsettiğimiz ‘’omurgalı’’ şahsı ve öykülerini merak ediyor…

Omurgalı siyasetçi, Önder Sav tarafından koltuğa oturtulduktan hemen sonra, ziyaretçilerini kabul etmeye başlar. Bu ziyaretçilerden biri de Yeni Parti üyeleridir. Yeni Parti üyeleri, il merkezindeki başkanlık odasında başkanla sohbete başlar. Başkan “Ne içersiniz?” diye sorduktan hemen sonra devam eder: “Benden önceki başkan kasayı boşalttığı için sadece suyumuz var.”

Yeni Parti üyeleri bu sözler karşısında şoka uğrar…

Tabii şoka uğrayanlar, sadece Yeni Parti üyeleri olmaz… Bir Cem Evi yöneticisi, daha on gün önce il merkezine gider. Amacı, Cem Evi’ne gelir getirecek olan etkinliklerinin biletlerinden birkaç tane satmaktır. Başkana biletleri uzatan Cem Evi yöneticisi, şu cevapla sarsılır: “Kardeşim, bizden önceki kasada para bırakmadı ki… Silmiş, süpürmüş bütün parayı götürmüş… Bu yüzden bilet alamam…”

İşte size CHP’nin omurgalı siyasetçisinin iki hikayesi…

Bunların bir de “medya versiyonları” ve belediye başkanları ile yapılanları var ki evlere şenlik…

‘’Omurgalı”nın gazete yöneticileri ile belediye başkanlarına Kılıçdaroğlu ve Tekin hakkında söylediklerini duyduğunuzda kulaklarınıza inanamayacaksınız…

“Memleketimden omurgalı siyasetçi manzaraları”na devam edeceğiz…
------------------------------------------------------------------------------
BARIŞ YARKADAŞ'A CEVAPLARIM:

CHP'DE ÇALKANTILAR NEDEN BİTMİYOR?

Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kazanımları Cumhuriyet'in ilanıyla taçlandırılmış ve tarihin en büyük alt-üst
oluşlarından birine tanık olmuştur Türkiye toprakları!
Bu alt-üst oluşun tarihsel adı "Cumhuriyet Devrimleri" yada "Atatürk Devrimleri" diye tarihin yapraklarına işlenmiştir!
Cumhuriyet Devrimleri'nin getirdiği yeniliklerden bazıları:
-Teokratik Devletin tasfiyesi,
-Cumhuriyet'in ilanı,
-Harf Devrimi,
-Öğretim Birliği Yasası,
-Hukuk Devrimi,
-Tekkelerin zaviyelerin kapatılması,
-Kadınlara seçme ve seçilme haklarının tanınması,
-Kıyafet Devrimi gibi ana başlıkta toplanan yenilikler Cumhuriyet'in ilanıyla yaşama geçirilenlerden bazıları.

Cumhuriyet Devrimleri'nden öncesi sanayisi yok denecek kadar az,nüfusun büyük çoğunluğu
tarım-hayvancılıkla geçinen,köy ve kasabalarda oturan,feodalizmin bütün kurumlarıyla eğemen olduğu
bir sistem vardı ülkemizde.

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte 1923 İzmir İktisat Kongresi Türkiye'nin seçtiği üretim ilişkilerinin biçimini de şekillendiriyordu.
Üretim araçlarının mülkiyetine ilişkin sosyalistlerin itirazları burada başlasa da,"işçi sınıfının takamülü" sorunu nedeniyle sosyalistlerin haklı talepleri ister-istemez dikkate alınmıyor,üretim araçlarının topsullaşması süreci yaşanamıyordu.
Üretim araçlarının mülkiyeti kapitalizmin eğemenliğine verilmiştir ancak, zayıf burjuvazi kendi sınıfsal devrimini
Burjuva Demokratik Devrimi'ni eksiksiz tamamlayıp,feodalizmi tasfiye edemiyordu.
Burjuvazi devrimci ruhtan uzak,güçsüz,
yeni sınıf olma karekteristik özelliklerden yoksun bir görünüm sergiliyor,hayatın her alanında eğemen olması,olabilmesi için bir önceki
sınıfı tarih sahnesinden silemiyordu.

"Burjuva devrimi geçmişin kalıntılarını,(yalnızca otokrasiye değil,monarşiyi de içeren) feodal kalıntıları,en kararlı bir biçimde süpürüp atan, ve kapitalizmin en geniş,en özgür ve en hızlı gelişmesini en eksizsiz güvence altına alan bir alt-üst oluşun ta kendisidir!" "İşte bu yüzden burjuva devrimi işçi sınıfının çıkarları için mutlak bir gerekliliktir." der sosyalizmin önderleri.

Şimdi buradan bir parantez açarak,sorunların büyük bir kısmının bu eski,köhnemiş feodal yapıdan kaynaklandığı görülmeli ve etnik ayrımcılığın kesinlikle
sınıfsal bir karekter taşımadığı, tam tersine milliyetçi ve ırkçı argümanlarla alabildiğince desteklendiği,feodal yapının tasfiyesine yönelik en küçük bir serzenişin bile yapılmadığı,eski üst yapı kurumunun sağlamlaştırılması için olanakların zorlandığı gerçeğini, sınıf hareketleri ve partileri zihinlere yerleştirmelidir.

Konuya dönersek; Olumsuzluklara karşın,1923-1938 tarihleri arasında çok önemli hamlelerin yapıldığını da belirtmek gerekir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci ruhu bütün ülkeyi sarmış,gelişmelerin önündeki engeller bir bir kaldırılarak Ulusal Bağımsızlık
için gerekli alt yapı çalışmaları hayata geçmeye başlamıştır.

Atatürk'ün ölümü ve Avrupa'da patlak veren 2.Dünya Savaşı'nın (Tarihe 2.Paylaşım Savaşı olarak da geçmiştir) olumsuz koşulları
CHP içindeki gerici--faşist kadroların daha çok aktifleşmesine neden olmuş,uyduruk bahanelerle sosyalistlerin üzerine kabus gibi
çöreklenilmiştir.Örneğin:"1938 Harp Olayları"gibi...Bütün bu inişli-çıkışlı yolculuk CHP iktidarında olduğunu söylemeliyiz.

1950 DP'nin iktidara gelmesiyle birlikte NATO'ya giriş öncelikli işler arasına alınmış,süreci takiben Türkiye 1951 yılında resmen NATO üyesi olmuştur.

Öte yandan,Türkiye'nin Kore'ye asker gönderme serüveni,1960 yılında DP'nin iktidardan uzaklaştırılması,kimine göre askersel "darbe",kimine göre "devrim",kimine göreyse; "Ulusal Demokratik Devrim'in tamamlanma süreci"olarak karşı çıkılmış,yada sahiplenilmiştir.

1961 Anayasası'nın sağladığı geniş özgürlük ortamında ve "Milli Bakiye"seçim sistemi sonucunda TİP TBMM 15 millet vekili sokmayı başarması ve bu milletvekillerinin TBMM'ni bir platform gibi kullanarak halka gerçekleri riyasız açıklaması CHP içinde bir arayışın ilk tohumlarının atılmaya başladığının tarihlerdir.
"Ortanın Solu" bu süreçte dillendirilmeye başlanmış ve Ecevitin önderliğindeki grup Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın,Lozan'ın muzaffer komutanını yenerek CHP'de yönetimi ele geçirmişlerdir!
Bu yıllarda CHP'nin sol ile diyaloğu sonuçsuz kalmamış,1973 ve 1977 yıllarında koalisyonlarla da olsa iktidara gelmeyi başarmıştır.

Sonuç olarak;CHP Atatürk'ün ölümüyle birlikte devrimci atılımları sürdürememesi,korkak burjuva sınıfının feodalizmi tasfiye edememesi,hep sağa açılımlarla iktidar olacağı yanılgısı,en önemlisi de sınıfsal karekteristik taşımayan,bütün sınıfsal katmanları bünyesinde barındıran,homojen olmayan yapısı,kitle partisi olması nedeniyle CHP'de sular çok kolay durulmaz!...
Sola açılarak sıçrama yapabilirdi CHP.Yapmadığı gibi,çarşaf,türban gibi argümanları sahiplenerek iktidar olacağını sanıyor.

Benim kabullenemediğim,tepkim ise, "Umut olmak" avantajını elinden hiç bırakmaması ve umut olmanın gereğini yapmaması,yapamamasıdır!


10 Kasım 2010 tarihinde Gerçek Gündem.com'da yayınlanan Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın "Önder Sav'ın oyun planı ne?" başlıklı yazısına yaptığım yorum.

10 Kasım 2010 Çarşamba

BARIŞ YARKADAŞ: "ÖNDER SAV'IN OYUN PLANI"

10 Kasım 2010

Önder Sav'ın oyun planı ne?
CHP eski Genel Sekreteri Önder Sav, Kılıçdaroğlu rüzgarı karşısında direnemeyeceğini anladığı için “şimdilik” geri çekildi. Sav, Kılıçdaroğlu ve ekibinin tökezlemesini bekliyor. Kılıçdaroğlu telafisi mümkün olmayan bir hata yaptığı taktirde, Önder Sav gönlündeki makam olan Genel Başkanlık için düğmeye basacaktır.

Ancak bunun olabilmesi için, Sav’ın yeni dönemde milletvekili seçilebilmesi şart. Hatta, sadece kendisinin milletvekili seçilmesi de yeterli değil. Sav, 2011 seçiminde en az 30 arkadaşını meclise taşımak istiyor. Bunun yolu ise Parti Meclisi’nde “pazarlık gücü”nü koruyabilmesinden geçiyor. Sav’ın yakın çevresinde konuşulanlara göre, eski genel sekreter, Parti Meclisi toplantılarında sorun çıkarmayacak. Ta ki; 2011 yılının Nisan ayına kadar… 2011 yılının Nisan ayındaki PM toplantısında ise “dananı kuyruğu kopacak.” Sav, kendisine yakın duran PM üyelerini seçilebilecek yerlerden aday göstermeye çalışacak. “Milletvekili listeleri” PM onayından geçtiği için, Önder Sav, Kılıçdaroğlu’yla pazarlık masasına oturmak isteyecek.

Bu senaryoya “Yok canım daha neler?” diyenler için şunu söylemekte fayda var:

Genel Sekreter Önder Sav, makamından ayrıldığı gün, yakın çevresiyle durum değerlendirmesi yaptı. Söz döndü dolaştı CHP eski İstanbul İl Başkanı (Yargıtay kararına göre 22 Mayıs’tan soraki tüm atamalar geçersiz, o yüzden eski diyorum) Berhan Şimşek’e geldi. Şimşek’in ‘’tutarsız’’ tavırlar içine girdiğini söyleyen Sav, “Milletvekili olma şansını da yitirdi” dedi. Bu sözler, Sav’ın 2011’e yönelik planlarının ipucunu göstermesi açısından önemliydi. Şimşek’i gözden çıkardığı belli olan Sav, belli ki; kendisini hala milletvekili listesini hazırlayacak ekibin içinde görüyor. Ya da yakın çevresini de kaybetmemek adına, bu havayı yaymaya çalışıyor.

Sav’ın Berhan Şimşek’e artık ihtiyaç duymadığının bir göstergesi de salı gecesi görüldü. İl Başkanları Toplantısı sonrası, gelişmelere ilişkin bilgi vermek için Önder Sav’ı arayan Berhan Şimşek, (niye arıyorsa!) hiç ummadığı bir tepkiyle karşılaştı. Önder Sav, İstanbul (eski) İl Başkanı Şimşek’e “Beni artık arama. Araman için bir sebep yok. Altındaki 14 adamı bile tutamadın. (İstanbul İl Yönetiminin açıklamasına gönderme yapıyor - bn) Orada nasıl il başkanlığı yapmayı düşünüyorsun?” dedi. Sav’ın yakın çevresine göre, bu tepkinin altında Şimşek’in tutarsızlığı yatıyor. Siyasette “ikili oynayan”ları sevmediği bilinen Sav, Berhan Şimşek’in bugünkü tavırlarına anlam veremiyor.

Önümüzdeki günlerde, Sav Cephesi’nde olup bitenleri aktarmaya devam edeceğiz. Önder Sav’ın “güç kazanabildiği” taktirde, sahaya çıkmak istediğini biliyoruz. Ancak şu an için eli – kolu bağlı durumda. Sav’ın belini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği kararın büktüğü biliniyor. Sav, çok güvendiği il başkanlarından da destek bulamayınca, yapacağını ilan ettiği toplantıyı iptal etmek zorunda kalmıştı. Aradığı hiçbir il başkanı Ankara’ya gelip Kılıçdaroğlu’na karşı bayrak açmaya cesaret edemedi. Sav, bu yüzden “şimdilik” geri çekildi.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ekibi bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Kılıçdaroğlu çevresinde bu yüzden “Kurultay yapalım ve PM’yi yenileyelim’’ görüşü hakim. “Yarın” daha büyük bir sorun yaşamak istemeyen Kılıçdaroğlu’nun kurmayları, bu yüzden “her an’’ kurultay yapılacakmış gibi çalışıyor.

****

OMURGA HİKAYELERİ...

Biliyorsunuz, CHP’de yaşanan iç kargaşanın ardından birileri ortaya çıkıp kendilerini “partinin omurgası” ilan etti ve pozisyon almaya çalıştı. Daha düne kadar, kapı arkalarında demediğini bırakmadığı genel başkanı ile genel başkan yardımcısının yanında bugün “fotoğraf vermeye çalışan” bu ‘’omurgalı’’ siyasetçilerin öyküsünü yazmaya devam edelim.

Okurlarımız; bir önceki yazımızda bahsettiğimiz ‘’omurgalı’’ şahsı ve öykülerini merak ediyor…

Omurgalı siyasetçi, Önder Sav tarafından koltuğa oturtulduktan hemen sonra, ziyaretçilerini kabul etmeye başlar. Bu ziyaretçilerden biri de Yeni Parti üyeleridir. Yeni Parti üyeleri, il merkezindeki başkanlık odasında başkanla sohbete başlar. Başkan “Ne içersiniz?” diye sorduktan hemen sonra devam eder: “Benden önceki başkan kasayı boşalttığı için sadece suyumuz var.”

Yeni Parti üyeleri bu sözler karşısında şoka uğrar…

Tabii şoka uğrayanlar, sadece Yeni Parti üyeleri olmaz… Bir Cem Evi yöneticisi, daha on gün önce il merkezine gider. Amacı, Cem Evi’ne gelir getirecek olan etkinliklerinin biletlerinden birkaç tane satmaktır. Başkana biletleri uzatan Cem Evi yöneticisi, şu cevapla sarsılır: “Kardeşim, bizden önceki kasada para bırakmadı ki… Silmiş, süpürmüş bütün parayı götürmüş… Bu yüzden bilet alamam…”

İşte size CHP’nin omurgalı siyasetçisinin iki hikayesi…

Bunların bir de “medya versiyonları” ve belediye başkanları ile yapılanları var ki evlere şenlik…

‘’Omurgalı”nın gazete yöneticileri ile belediye başkanlarına Kılıçdaroğlu ve Tekin hakkında söylediklerini duyduğunuzda kulaklarınıza inanamayacaksınız…

“Memleketimden omurgalı siyasetçi manzaraları”na devam edeceğiz…

GGerçek Gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın adı geçen sitede 10. Kasım 2010 tarihinde yayınlanan yazısı.
-----------------------------------------

CEVAPLARIM(1)

Yücel Yeşilceli
10 Kasım 2010 18:17

4 Ağustos 2010 tarihinde GG sayfalarına şöyle bir not düşmüşüm:"CHP'nde bütün seçimler sancılı olacaktır! Ta ki Gürsel Tekin Genel Başkan oluncaya değin."
Bugün de aynı görüşteyim.

Şimdi biraz ironi yapalım;Barış Bey,Gürsel Tekin MYK'na seçildiğinde "Yetmez ama,şimdilik" demişmiydi?
----------------------------------------

CEVAPLARIM(2)


Yücel Yeşilceli
10 Kasım 2010 19:37

Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş şunu kuşkusuz hesaplıyorlardır ama,sanırım sonrasınına ilişkin net görüşleri yok,yada "zamana bırakırız" mı diyorlar?

Barış Yarkadaş Genel Başkan olmasa bile,örgütün bütün kademelerinde Gürsel Tekin'in "tek seçici"olmasını istediği kesin.
O zaman şöyle bir sorun çıkıyor ortaya:Diyelim ki bu ütopya hayatın bir parçası oldu,yaşama geçtiiii...
Pekii,CHP seçmeninden aynı oyu alabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
İşte bu problemi çözme kabiliyetinizin olduğunu sanmıyorum Barış bey.
Çünkü,CHP SEÇMENİ LİBERALLERE OY VERMEZ!

8 Kasım 2010 Pazartesi

CHP PM ÜYESİ NURAN YILDIZ'A CEVABIM

Misafir - Y.Berili

“Süreç hakkında hiçbir bilgim olmadığından oyum çekimserdir” şeklinde açıkladım. Öyleydi. Tüm olup bitenlerden PM salonuna girdiğimde haberim olmuştu ve bence bu, son derece dokunaklı bir durumdu. xxxxxxxxx Hanımefendi süreç hakkında Konya Ovası'nda ekin toplayan,Toroslar'da keçi otlatan Yörük kadınının,Karadeniz'de çay,fındık toplayan,Doğu'da peynir yapan,G.Doğu'da "zılgıt çeken" kadınlarımızın... SEKSEN ÜÇ yaşında okuma-yazma bilmeyen annemim haberi var ve sizin haberiniz yok,öyle mi? Bu ülkenin üniversitelerinde bir akedemisyene ünvan veriliyor ve böylesine sözler edebiliyorsa o akedemisyen;O ünvanı veren bilim kurulu toplanıp, verdiği akedemik ünvanı derhal geri almalıdırlar.

ODATV'de yayınlanan Yazar,Akedemisyen Nuran Yıldız'ın "Günlerdir neden susuyorum" başlıklı CHP'ndeki MYK Üyeleri'nin değiştirilmesiyle ilgil 5 Kasım 2010 tarihli yazısına verdiğim yanıt.

6 Kasım 2010 Cumartesi

NECATİ DOĞRU'YA GÖNDERDİĞİM MEKTUP VE YANITI

Çok değerli Necati Doğru,
Değerli Emin Çölaşan'ın gelişinden bu yana aralıksız SÖZCÜ'yü zevkle,gururla,umutla,coşkuyla okumaktaydım.
Ancak gazetemi aldığımda birkaç gündür aynı coşkuyla okuduğumu söylemeyeceğim.
Gazetenin yayın politikasında dahlinizin olup-olmadığını bilmiyorum ama,son günlerdeki manşetlerinizi anlamakta zorlanıyorum.

"CHP'de Devrim!","Devrimi getiren sözler"gibi...
Sayın Doğru,sol kökenli bir yazar olduğunuzu bilmekteyiz.Bizlerden çok daha iyi bildiğiniz üzere devrimi ancak devrimci kadroar yapar!
Kılıçdaroğlu'nun kadrosundaki ve en önemli GBY koltuğunda kim oturuyor? Tüm yandaş medyanın desteklediği,"Bu coğrafyada üçbin yıldır çarşaf var...","Benim ailem de başörtülü","Bilmem neyin imamı kaça sattın vatanı diyenler var parti içinde"...diyen,kara çarşafa parti rozeti taktıran,türban savunuculuğu yapan,gerici medyanın üstüne titrediği bir kişinin "devrimci" olması ve bu sözde devrime katkı yapması olası mı?
Siz son derece saygı duyduğumuz bir gazeteci-yazarsınız,son beş yılda "Devrimci" Gürsel Tekin kaç kitap okumuştur?Kaç kez tiyatroya gitmiştir? Solun birleşme çabalarında hangi katkıyı sağlamış,girişimde bulunmuş,hangi dergileri,gazeteleri okumuştur...Kerameti kendinden menkul şark kurnazlarını bizlere "Devrimci" diye kimse yutturmasın ne olur.

Gürsel Tekin'in İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde bir kez İl binasına gittim ve gözlerime inanamadım.Çünkü Doğu'da bir ilin parti binasına geldiğimi zannetim ilk anda.
Eskiden büyük kentlerde bir fabrika işçi alacağı zaman köye,kasabaya haber gönderirler ve 30-40 kişi o fabrikaya akın ederlerdiya,tıpkı bu şekildeydi gördüğüm manzara.

Tabiki bölgeci değilim,asla Önder Sav'cı olmadım sadece bir tesbitte bulundum o kadar.

Güvendiğim,sevdiğim bir yazara içimi dökmemi umarım hoş karşılarsınız.
İçten saygı ve sevgilerimle,
Yücel Aksu
Emekli
Göztepe/İst.
--------------

Ynt: "Yeni CHP"
Gelen KutusuX
Yanıtla |necatidogru@sozcum.com Kime: bana
ayrıntıları görüntüle 11:54 (8 saat önce)
Merhaba yucel bey
Desteginiz ve yapici uyariniz icin tesekkur ederim
Dikkat cektiginiz noktalarin takipcisi olacagim
Saygilar
Selamlar
Necati dogru

Kemal Kılıçdaroğlu'nun MYK'yı fesh edip yeni MYK seçmesi ve SÖZCÜ GAZETESİ'nin bu durumu "Devrim" sözcükleriyle manşet yapmasına tepki olarak Yazar Necati Doğru'ya gönderdiğim mektup ve Sayın Necati Doğru'dan gelen yanıt.

5 Kasım 2010 Cuma

BAKİ KARAKOL'UN "KEMAL BEY'İN DEMOKRATLIĞI"YAZISINA YANITIM

Yücel Yeşilceli
5 Kasım 2010 10:08

CHP üyeleri,bu partiye oy veren yurttaşlar tutucu mu? Hayır.AKP'nin çok sık karalama amaçlı kullandığı sözcükle soralım;CHP tabanı "statükocu"mudur?Hayır.
CHP'nin altı okunda,proğramında "Devrimci"lik ilkesi varmıdır? Evet.

"Yeni CHP"nin yeni yönetimine girenler eskileri statükoculukla eleştirirken...
Hele hele Gürsel Tekin gibi gelenekleri halka halkçılıkmış gibi, çarşafı,türbanı savunmanın özgürlük mücadelesiymiş gibi sunması ve de yaşamında devrimlere,devrimciliğe ilişkin tek kare bulunmazken,İsmail Küçükkaya'ya söylediğiden anlıyoruzki, koltuk kavgasını "Devrim" zanneden bir kadroyla CHP'ni ileriye taşınacağına,Cumhuriyet Devrimleri'ne sahip çıkılacağına inanan vardır kuşkusuz,ama bizim gibi okuyup yazanları da kimse alık yerine koymaya hakkı yok ve koyamaz da!

Hep dikkat çekiyorum;Nedir bu yandaş medyanın özellikle de Gürsel Tekin'e ilişkin sevinç çığlıkları?CHP'nin iktidara gelmesini çok mu istiyorlar?Yoksa AKP'li olmaktan mı vazgeçtiler? Hayır.O halde,eskilerin deyimiyle:Bu durumun "Esbab-ı mucibesi nedir?"

Buradan birileri "Önder Sav taraftarı" yaftalaması yapmasın.Aslında PM Seçimlerinde Gürsel Tekin'le en az oy aldığı zaman Önder Sav gitmeliydi,ama gitmedi.Benim umurumda da değil Önder Sav.Ama ben AKP'den kurtulmak isterken,CHP'nin AKP türdeşi bir parti konumuna sokulmasını da içime sindiremiyorum,o kadar!
Bu kadar mı açık net? Evet,bu kadro CHP'ni asla ileriye götürmeyecektir.


5 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com yayınlanan Baki Karakol adlı yazarın yazısına yaptığım yorum.

SIRRI YÜKSEL CEBECİ'NİN "YENİ CHP" BAŞLIKLI YAZISINA CEVABIM

Yücel Yeşilceli
5 Kasım 2010 12:03

Önder Sav'ın sözüne çok gülmüş sayın yazar!
Şimdi bu gülme nöbetleri geçiren sayın yazarın kimi sözcüklerine ve cümlelerine bir bakalım:
-"Yeni CHP"
-"2010’un CHP’sini 1940’ların zihniyetiyle yönetmekte direnen bir statükocu…"
-"Değişim ve sürekli devrim rüzgarı, Önder Sav gibi statüko zaptiyelerini silip süpürüyor."
-"vesayetçi ve statükocu Önder Sav, "
-"Önder Sav’ın yüreği yetiyorsa, kendisi neden genel başkan adayı olmuyor?"

Değerli arkadaşlar,bu sözleri rastgele yazarak sorsak ve desek ki;"Bu sözler hangi terminolojiye ait?" desek,çoğunlukla yandaş medya sözde gazeteci-yazarlara ait olduğunu hemen söylersiniz değil mi?

"Adalet Kalkınma Partisi"ni okuyucu uyarısına kadar "Ak Parti" diye yazıp çizen bay yazar,haksız ve adaletsiz muktedirlere değil,"düşen"i tekmeleyerek birilerinin ve ilişkide olduklarının hınçlarına taraftar oluyor,cengaverlik yapıyor!

Ha unutmadan Önder Savcı flan değilim.Sadece yaranma alışkanlıklarına karşı çıkıyorum.

Sahi siz nerede yazı yazıyordunuz?gerçekgündem.com'da değil mi?
Başka sözüm yok.

Sırrı Yüksel Cebeci'nin 5 Kasım 2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarında yer alan yazısına yaptığım yorum.

SIRRI YÜKSEL CEBECİ'NİN "YENİ CHP" YAZISI

5 Kasım 2010

Yeni CHP
“Sürekli devrim!”
Önder Sav’ın bu sözüne çok güldüm.
Tepeden inmeci eski CHP yerine, özgürlükçü ve halkçı “Yeni CHP”ye karşı çıkan bir statükocu söylüyor bunu.

İdeolojik dogmalara saplanıp kalmış, 2010’un CHP’sini 1940’ların zihniyetiyle yönetmekte direnen bir statükocu…
Yeni CHP’de neler olduğunu, CHP dışında biri olarak, biz söyleyelim:

Değişim ve sürekli devrim rüzgarı, Önder Sav gibi statüko zaptiyelerini silip süpürüyor.

*

CHP’nin sakıt genel sekreteri Önder Sav, “CHP kimsenin babasının malı değil” diyor.
CHP elbette kimsenin babasının malı değil.
Ama, “gereğini yaparım” diyen vesayetçi ve statükocu Önder Sav, CHP kendi babasının malıymış gibi davranıyor.

Sakıt genel başkan yardımcılarından Hakkı Süha Okay’ı genel başkanlığa hazırlıyormuş!
Önder Sav, istemediğini genel başkanlıktan düşürecek, istediğini genel başkan yapacak!..
Olacak iş mi?

Önder Sav’ın yüreği yetiyorsa, kendisi neden genel başkan adayı olmuyor?

*

CHP’de olup biteni Barış Yarkadaş kadar elbette bilemem.

CHP uzmanı değilim.
Fakat herkesin bildiklerini ben de biliyorum.
Mesela, “Kılıçdaroğlu’nu Önder Sav seçtirdi” iddiasının doğru olmadığını bildiğim gibi…
Deniz Baykal, malum komplodan sonra genel başkanlıktan istifa edince, Önder Sav ne diyordu:
“Kimse merak etmesin, CHP sahipsiz değil.”
Yani, babasının malı gibi gördüğü CHP’de “Ben varım” demek istiyordu ama, yeni genel başkan için yapılan kamuoyu yoklamalarında Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteyenlerin oranı yüzde 75 düzeyindeydi.

Önder Sav’ı isteyenlerin oranı yüzde 20’yi bile geçmiyordu.

Önder Sav’ın, Kılıçdaroğlu rüzgarının önünde başını eğmekten başka çaresi yoktu.
Kendini dev aynasında gören Önder Sav, kendini bitirdi.

Zamanı gelince çekilmesini bilmeyenlerin ortak kaderidir bu.
Şimdi, odasını vermek istemiyormuş.
Orada yatıp kalksın bari!

Gerçek Gündem.com yazarı Sırrı Yüksel Cebeci'nin 5 Kasım 2010 tarihindeki "Yeni CHP" başlıklı yazısı.

GÜRSEL TEKİN BİR YILA KALMAZ KILIÇDAROĞLU'NA BAYRAK AÇACAKTIR!

Yücel Yeşilceli
4 Kasım 2010 14:53

Buradan yazıyorum,CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu birilerinin oyununa gelmiştir.
Bir-iki yıla kalmaz Gürsel Tekin Kılıçdaroğlu'na BAYRAK AÇACAKTIR!
Gürsel Tekin'in ana felsefesi,ideolojik yapısı güçlüden,muktedirden yana imiş gibi gözükerek onu basamak yapıp,tepede konumlanmaktır.
Bu sözlerime şimdi kızanlar olacaktır ama,belki bir yıl içinde KILIÇDAROĞLU SAF DIŞI BIRAKILACAKTIR!


4Kasım 2010 tarihinde gg yazarlarından Baki Karakol'un Önder Sav'a ilişkin "KENDİLERİNİ BİTİRDİLER"başlıklı yazısına yaptığım yorum.

3 Kasım 2010 Çarşamba

KILIÇDAROĞLU VE ÖNDER SAV AYRILIĞI

YAZIYORUM
3 Kasım 2010 17:34

Buradan tarihe hep birlikte not düşelim:Kılıçdaroğlu'nun bu uygulaması hayata geçerse burada yazıyorum GÜRSEL TEKİN yakında Kılıçdaroğlu'nu saf dışı bırakır,bırakacaktır da.

Saat 17.35 İtibariyle CNNTÜRK'ü izliyorum ve AKP'nin Taha Akyol'u; "Gürsel Tekin'in bu göreve gelmesi çok isabetli olmuştur" diyor.

Fazla söze gerek var mı?

Kılıçdaroğlu ve Önder Sav derin krizinin bugün ilk günü.gerçek gündem.com'da yer alan"CHP'de flash gelişmeler"başlıklı yazıya yaptığım yorum.

1 Kasım 2010 Pazartesi

"Önder Sav'a mahkeme şoku"

Benden önce beş kişi yorum yapmış.
Bu beş yorumcu olayın korkunçluğunun farkında bile değiller.

Beş CHP'li genç kendi "özgür iradeleri"yle savcılığa suç duyurusunda bulunulmuşlar! Dikkatinizi çekerim!"Özgür iradeleriyle!"

Sokaklarda bildiri dağıtmaktan kaçınan gençler savcılığa nasıl,hangi iradeden cesaret alarak "suç duyurusu"nda bulunuyorlar?

Şimdi kafayı çalıştıralım dostlar.Türkiye'deki kurumları bir düşünün;Elegeçirilmemiş neresi var?

Muhalif yazarlara ne oluyor da sürekli "istifa" ediyor?

"CHP ile bu olayların ne ilgisi var?" derseniz,bir bağlantı kuramazsanız,olaylara sadece Önder Sav'ı yönetimden ayırması olarak bakarsanız...
Benim sizlere söyleyecek hiç bir şeyim yok!
O zaman,çok geç kalmış olarak olayların boyutlarının Önder Sav'la ilgili olmadığını ve hasbel kader benimde zamanında,yerinde doğru tesbitler yaptığımı anlayacaksınız,öğreneceksiniz.

01.Kasım 2010 tarihinde Gerçek Gündem.com'da yeralan "Önder Sav'a mahkeme şoku" başlıklı yazıya yaptığım yorum.

31 Ekim 2010 Pazar

CHP NEDEN İLERLEYEMİYOR?

Arkadaşlar,
Yayınlanmama endişesiyle çok kısa bir yorum yapacağım:

Yıllardır,aylardır,günlerdir CHP'nin bir adım ileri gitmesi için AKP borazancılarının dışında kafa yoruyorsunuz,yoruyoruz değil mi? Ama gitmiyor,ilerlemiyor bir türlü.
O halde felsefi tartışmalara girmeden,kitle partisi olduğu gerçeğini gözardı etmeden, kısaca şu soruyu sormak hakkınız,hakkımız değil mi? Neden? Evet neden?

Şu yanıt aklımıza geliyor mu? Çünkü,sol ayağı topal CHP'nin,daha doğrusu sol ayağı yok! O yüzden tökezliyor, ilerlemesini diyalektik ve tarihsel materyalizmin dışındaki güçlere,sağa açlılarak sağlayacağını zannediyor ve her zamanki gibi yanılıyor!

31 Ekim 2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarında Barış Yarkadaş'ın "Kılıçdaroğlu CHP'nin 3.adamı mı?" başlıklı yazısına yaptığım yorum.

26 Ekim 2010 Salı

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (7)

Yücel Yeşilceli
25 Ekim 2010 21:22

Sevgili E.Uzun,
Senin benden çok daha iyi bildiğin bu konuyu bana "havale" etmen ne derece şık onu bilemem ama,incelikli talebine binaen aşağıdaki açıklamaları yapma gereği duydum:

Monopol: Piyasasında tek bir firmanın bulunduğu ve o firmanın üretip sattığı malın yerine kolayca ikame edilebilecek başka malın olmadığı piyasadır.

Neo liberal: Kapitalist devletin, iktisadi devlet teşebbüslerinden ve eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim gibi kamusal alandan elini çekerek, ekonomiyi tamamen piyasanın serbest gidişatına bırakmasını ve tüm bu kuruluşların özelleştirilmesini savunan siyasi düşünce.

Yukardaki sözcüklerin sözlük karşılıkları böyle.İkisi de kapitalist sistem içirisindeki üretim araçlarının,ilişkilerinin yansımaları. Yani sermaye ve emek arasındaki uzlaşmaz çelişkilerin var olduğu,giderek arttığı,ustaların deyimiye "üretimin toplumsalaştığı",toplumsal üretim araçlarının ise, bir avuç eğemenin elinde bulunduğu adaletsiz bir yapıdır sözü edilenler!

Emperyalizm ise;Sanayi sermayesi ile banka sermayesinin bütünleşmesiyle finans sermayesini ortaya çıktığı,mal ihracının yerini sermaye ihracının aldığını,dünyanın belli başlı devletler tarafından paylaşımının tamamlandığını,demokrasinin inkar edilerek finans oliarşisinin erkinin kurulduğunu bilimsel veriler ışığında açıklanmıştır.Bütün bu özelliklerin kapitalizmin yeni ve sonuncu evresi olan emperyalizmi,onun azgın, arsız ve sömürgeci yüzünü tarif etmektedir ustalar.

O halde; Böylesine bir yapıyı "CHP nin tarihi misyonu göz önüne alınarak",Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklı(mı)dır? CHP Ulusal bir duruş sergileme,emperyalizmle mücadele etme gibi bir küçük kıpırtısı görülmüş,duyulmuş mudur?

Saygılar,sevgiler.

25.10.2010 tarihinde gg sayfalarında E.Uzun adlı yorumcunun isteğine binaen yaptığım yorumdur.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (6)

E.Uzun
25 Ekim 2010 19:05

Sevgili Yucel!

Gunlerdir, bu sayfalardan bilime, diyalektige, siniflara ve onlarin degerlerine saldiri yapilmaktaydi, bildigimiz (kizil elmaci) zat tarafindan, inanirmisin, icimden hani halkimizin bir sozu vardir""koyunun olmadigi yerde, keciye abdurrahman celebi derlermis "" diye. geciyorken, surekli olarak bu degerleri savunduguna inandigim dostlarin sesisiz kalmiyacagini biliyordum!

Su asagidaki alintiyi senin yazindan yaptim ve bu konuyu acmani rica edecegim, tabi zahmet olmaz ise!
"" CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir. ""

Sevgilerimle
E.uzun


25.10.2010 Tarihinde gg sayfalarında yer alan ve E.Uzun adlı yorumcunun bana ilişkin talebi.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (5)

Yücel Yeşilceli
25 Ekim 2010 18:25

YORUMSUZ
--------------
Değerli Erdem Akel,

22.10.2010 tarihli yazınızdan.

Bu gunku emperyalizm kurami Habson,Rosa Luksenburg Leninin emperyalizm kuramindan farklidir.

CHP nin solundakiler CHP sini elestirirken Monopol Kapitalizm Neo-Liberlaim ve Neo-Emperyalizm kavramlarinin icerigini bilerek hareket etmelidir.

CHP nin solunda hisseden arkadaslarimiz emperyalizme yem olmamak adina herkezin bu kosullarda CHP sinden baska bir partiye destek vermeleri sanslari yoktur.

25.10.2010 Tarihli yazınızdan.

Marksizm bir bilimdir.Bu bilimden butun dunya en cokta sosyal demokratlar faydalanmaktadir.

Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizm monopol Kapitalizmin urunleridir.

Ayrica Monopol Kapitalizmin sosyal demokrasi ile etkiszilestirilecegini tasfiye edilecegini soylemek buyuk bir cehalettir.

CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir.

25.Ekim 2010 Tarihinde gg sayfalarında yer alan ve Erdem Akel'e kendi yazılarından alıntı cevabım.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (4)

DEGERLİ YESİLCELİ
Sorunuzu tam anlamakla beraber,Ben bu sorunuzu soyle yorumladim;Monopol Kapitalism endustrilesme surecini tamalamis ulkelerdeki uretim biciminin bu gunku evresidir.Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizm monopol Kapitalizmin urunleridir.Monopol Kapitalizm ve yasamasi icin kullandigi araclarin kapitalist uretim biciminin bir kurumu olan Sosyal Demokrasi ile uzlasmazliginin bulunmadigi halde,Monopol Kapitalizmden ve onun emperyalist araclari olan Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizmden kurtulmanin araci olarak nasil Sosyal Demokrasi gosterebilirsiniz..........
----------------------------------------
Ben boyle bir iddiada bulunmadim ama bu sorunuz yazdiklarimin genellemesinden cikarilmis olabilir
Sosyal Demokrasilerin Batidaki hedefleri ve siyasi yapilanmasiyla bu soylediklerinizin aksine bir sey soylemek olanaksizdir.Ayrica Monopol Kapitalizmin sosyal demokrasi ile etkiszilestirilecegini tasfiye edilecegini soylemek buyuk bir cehalettir.Ancak Turkiye gibi gelismekte olan bir ulkede ozellikle CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir.Gelismekte olan ulkelerde, Antiemperyalist durusu olmayan hic bir siyasi yapinin emperyalizmin hedefi olmaktan kurtulmasi olanaksizdir.Ben kisa vadede Turkiyeyi mali sermayenin hegemonyasindan kurtaracak baska bir secenek goremiyorum.Sadece umudum CHP sini gecmisini hatirlamasi.......
SELAM VE SEVGİLER

25.10.2010 Tarihinde Erdem Akel'in tarafıma yönelik yazdığı ve gerçek gündem.com sayfalarında yer alan başka bir yazısı.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (3)

DEGERLİ YESİLCELİ
Bana yonettigin sorular toptanci(total) bir sorgulamaya donumus.Bu sorulari ayri ayri bana yoneltmis oldsaydiniz daha net yanitlar alabilirdiniz.Bu sorulara verecegim yanitlara GG nin bu sayfalari yetmez.Marksizm islevselligini yitirdigini iddia ederek sosyalistleri karsi karsiya getirmemide nereden cikariyorsunuz
Frederik Engels ve Karl Marks insanligin yetsitirdigi vede insanlarin ufkunu acan iki degerli bilim insanidir.Karl Marks Marksist dusunceyi olustururken,bir ayagi İngiliz Ekonomi Politiginde bir ayagida Alman felsefesindeydi.Karl Marksa İngiliz Ekonomi politiginin ilk kuramcilari olan Adam Shimit Davit Ricardo dan faydalanirken,diger yandan Alman felsefesinin zirvesinde oturan yakin dostu F.Engels ten dusuncesinin orjinini ozunu olusturan temel felsefeyi aldi.Marks,Engels in diyalektik mataryalizmini kullanarak uretim iliskilerinin toplumsal yansimalarini acikladi.Yani Tarihi Maddecilik kuramini gelistirdi.Bu gun diyalektik mataryalizm ve tarihi maddecilik insan oglunun cagdas dusunce metodolojisidir.Dusunun bir kere Marks in"Art-Deger"kurami olmasa sosyal demokratlarin"Hakca Bolusum"sloganinin bilimsel temeli olurmuydu.
Marksizm bir bilimdir.Bu bilimden butun dunya en cokta sosyal demokratlar faydalanmaktadir.Ben sadece CHP deki burokratik oligarsik yapilanmanin kirilmasini Kilictaroglu ekibinden umut ediyorum.Bu yapiyi kirmanin turbanla ve F-Tipi ile aciklanmasi dogru degildir
SELAM VE SEVGİLER

25.10.2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarında Erdem Akel'in bana verdiği yanıt.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (2)

Sevgili Erdem Akel,
Kısa yazımın yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmiyorum ama,bir dost olarak seni uyarma gereği duydum:

Yazılarında bir bütünsellik arıyorum ama ne yazık ki bulamıyorum.Bir gün kalkıyorsun Marksizmin günümüzde işlevselliğini yitirdiğini,sosyalizmin zenginleşmesine katkı yapmış,pratikte uygulatmış bilimsel sosyalistleri karşı karşıya getirmeye çalışıyorsun!

Monopol Kapitalizm Neo-Liberlaim ve Neo-Emperyalizm kavramlarını sıkça kullanmana karşın,bu kavramların tam karşıtının,bunlardan kurtulmanın yolunun "sosyal demokrasiden geçtiği" yanılgısına düşüyorsun.Dünyanın hiç bir ülkesinde, hiç bir sosyal demokrat parti, yukarda saydığın üretim ilişkilerinden ve bu üretim ilişkilerin tepesindekinden kurtulmak istemedi,istemez de! Sana tek katıldığım nokta,emperyalizmin ulus devletleri yok etme kararlılığıdır.

Diğer yandan,Kılıçdaroğlu'nun yanlış politikalarına ilişkin onca yazı yazmana karşın,partideki "bürokratik,oligarşik" yapıyı ondan temizlemesini bekliyorsun.Yani,türbana karşı çıkmayan,cemaatlere karşı çıkmayan Kılıçdaroğlu'ndan CHP'yi çağdaş bir sosyal demokrat parti yapmasını bekliyorsun.Evet,bir temizlik olacak gibi,ama bu temizlik parti içinde çok az kalan "Tam Bağımsız Türkiye!"diyen Atatürkçü,Devrimci insanlara yönelik olmasın!
Saygılar.

Bir önceki sayfada yorum yapan Erdem Akel'e 25.10.2010 tarihinde gerçek gündem.com'da verdiğim yanıt.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (1)

Erdem AKEL
25 Ekim 2010 10:09

SEVGİLİ DOSTLAR
CHP nin Swissoteldeki toplantisina davet edilen Diyarbakir Universitesi Din Sosyolojisi ogretim uyesi Dr.Muhammet Cakmak Swissoteldeki konusmasinda bakin nediyor
"Ben buradan bir oneride bulunarak CHP Genel Merkezinin duvarlarini torenle yikin halk Size dokunsun"Dr.Cakmak in bu carpici ifadesinin ortacag kalintisi yonetim bicimindeki adi Burokratik Oligarsik yonetim yapilanmasidir
CHP nin yonetsel yapisindaki bu hastaligi ilk dillendiren Prof Dr İdris Kucukomer oldu.Uzun zamandan beri CHP deki bu ortacag kalintisi yonetsel yapilanmayi CHP Yoneticileri ve Turk aydinin buyuk kesimince bilindigi halde Bulent Ecevit in partideki yonetim yapilanmasina dokunulmadan sadece soylemde etkili cikisi disinda
bu oteriter yonetsel yapilanmayi degistirmek CHP Yoneticilerinin isine gelmedi..
Umalim ki Sn Kilictaroglu ve Ekibi bu burokratik oligarsik orgutsel ve zihinsel hasatliga CHP sinin daha fazla dayanamayacagini gormus olur ve CHP de cagdas normlara uygun zihinsel ve bir yonetsel yapilanmanin startini veriri

25 Ekim 2010 tarihinde gerçek gündem.com Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısına Erdem Akel adlı okuyucunun yorumu olup,alınmıştır.

21 Ekim 2010 Perşembe

KILIÇDAROĞLU GÜVEN VE GÜVENCE VERİYOR MU?

Kılıçdaroğlu da güven ve güvence vermeli
---------------------------------
Yazımın yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmeden,"bi taraf" olarak,Cumhuriyet'ten yana,Atatürk Devrimleri'nden yana,yaşam biçimimizin dumura uğratılmamasından yana "yorum yapmama" kararımıza rağmen görüşlerimizi dostlarla paylaşalım dedik.

Evet,sayın Yarkadaş'ın yazısının başlığını tepeye yerleştirdik ve soruyoruz:Güven ve güvence veriyor mu Kılıçdaroğlu? Uygar toplumlarda bireysel güvencelerin yeri varmıdır?

Bu soruya yanıt bulmak için "Dersim" tartışmalarına,22 Kasım 2009 tarihlerine kadar gitmek gerekiyor.Bilindiği üzere o tarihlerde Onur Öymen'in "Dersim"e ilişkin söyledikleri polemik konusu olmuş ve Grup Başkan Vekili olarak Kılıçdaroğlu "istifa etsin" demişti.Daha sonra "onu deme(miş)dim" lerle iş tatlıya bağlanmıştı.Bu anımsatmadan nereye gelmek istiyoruz? Kılıçdaroğlu'nun o zamanki yalpalamasına,sözlerinin arkasında durmadığına çok kişi kızmış ve eleştiri bombardımanına tutmuştu!

Benim tepkim ise,İngiliz emperyalizmiyle "iş tutan" Seyit Rıza ve adamlarına karşı Cumhuriyet'in refleksleri harekete geçtiğini ve bunun emek mücadelesi değil,feodalizmin daha modern sınıfa karşı bir başkaldırısı olduğunu belirtmiştim.

Batıdaki sosyal demokratların felsefi kökenleri Marksizm'e dayandığını çoğumuz biliyoruz.CHP ise marksist bir kökenden,kültürden gelmemesine karşın,"Ortanın solu" seçiminden sonra sürekli ikircikli politikalar içinde olmuştur.Kökenlerle yalpalamaların ortak yanları şöyle:19.Yüz yılın ortalarında,1860'larda İngiltere'de "Bilinmezciler" diye adlandırılan,"Var da diyemem,yok da diyemem"ci felsefi görüşün bütün ortak özellikleri ne yazık ki sosyal demokrat partilerde eğemendir.Yani netleşmemiş politik,düşünsel,sınıfsal dünya görüşü ve yol haritası...

Halk Oylaması'nın bir ay öncesine ve sonrasına dönersek;Kılıçdaroğlu'nun kimi "pot kırma"larını Parti Yönetimi "acemilik" olarak geçiştirmeye,üzerinin örtülmesine yönelik çabalar içerisinde oldu.Halbuki benim gibi kimi insanlar ve sıradan partililer yapılan hataları sorgulamaya başlamışlardı bile.
Türban Türkiye'nin gündeminden düşmüşken,cemaatlerin ülke üzerindeki eğemenliğini en yetkili polis müdürü afişe etmişken,önceki Genel Başkan,yer yer sayın Kılıçdaroğlu Cumhuriyet'in geleceğine ilişkin kaygıları dillendirmişken;
-"Türban sorununu biz çözeceğiz"
-"Laik Cumhuriyet tehlike altında değildir"
-"Cemaatlere karşı değiliz"
-"Genel Af'fı biz çıkaracağız" gibi söylemler spontane/irticalen söylenen sözler olmadığı kısa sürede anlaşılmıştır.
Tüm bunların yanında İMF'nin ve Dünya Bankası'nın Türkiye uzantısı Kemal Derviş'le ne konuşulduğu tam olarak halka ve partililere açıklanmamıştır.

Sonuç olarak: İlk okullarda bile artık türbanlı öğrencilerin derslere girdiği görülmektedir.Sayın Kılıçdaroğlu Devlet yetkililerinden "güvence" istemektedir."Dur bakalım,her şey sırayla,çocuk bile dokuz ay on günde doğuyor" denilerek güvencenin güvenirliği de ortaya çıkmış oluyor.

Çıkış yolu;Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet Devrimleri'nin ürünü CHP,kendi oluşum felsefesine sahip çıkar,kemikleşmiş partilerin tutucu üyelerinden,örgütlerinden "medet ummak" yerine,Atatürkçü,sol,sosyal demokrat ve ilerici-yurtsever kişi ve örgütlerle omuz omuza olursa iktidar olur,Cumhuriyet'e sahip çıkar!

20.10.2010 Tarihinde gerçek gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın adı geçen sitedeki yazısına yaptığım yorumdur.

YAZAR BARIŞ YARKADAŞ'IN KILIÇDAROĞLU GÜVEN VE GÜVENCE VERMELİ BAŞLIKLI YAZISI

20 Ekim 2010

Kılıçdaroğlu da güven ve güvence vermeli
Geride bıraktığımız günlerde kaleme aldığım bir yazıda, CHP tabanının ‘türban’ politikası konusunda kafasının karışık olduğunu söylemiştim. Bu, CHP’lilerle yaptığım konuşmalardan edindiğim izlenim üzerine ortaya koyduğum bir tespitti. Biliniyor ki; CHP tabanı, Kılıçdaroğlu’nun “Türbanı biz çözeriz” demesinin ardından başlayan tartışmalar ve uygulamalardan ‘kaygı’ duyuyor. Parti içinde “koltuğunu kaybetmemek” adına türlü komplolara giren klikler ise tabanın hassasiyetini Kılıçdaroğlu’na karşı bir ‘koz’ olarak kullanmak istiyor. Böylece, Kılıçdaroğlu’yla “farklı hesapları” olanlar, “tabanın sesi”ymiş gibi hareket ediyor. Oysa; aynı kişilere “ön seçim” dediğinizde, örgütten ve tabandan köşe – bucak kaçıyor. “Bu delegeyle ön seçim olmaz” cevabı veriliyor.

Bu bağlamda, üzerine en büyük sorumluluk düşen kişi; kuşkusuz CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu…

OYUNCAĞI ALMAK İSTERKEN...

Kılıçdaroğlu, AKP’nin elinde oyuncağa dönüşmüş olan türbanı siyasi istismar malzemesi olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Ancak; bunu yaparken, ortaya, sanki ‘laiklik’ ilkesinden taviz veriyormuş gibi bir görüntü çıkıyor. CHP Genel Başkanı, bu yüzden, CHP’nin yüzde 28 oy oranına ulaşmış olan tabanına “güven” vermek zorunda. CHP’ye oy veren kesim, ‘AKP’nin istismarına taviz veriliyor’ düşüncesine kapıldığında, partisiyle olan gönül bağını sorgulamaya başlar. Kılıçdaroğlu bu hassasiyeti mutlaka ve mutlaka dikkate almalı. Politikalar oluşturulurken, hem tabanın hem de tavanın sesine kulak verilmeli.

HERKESİN KAFASI KARIŞTI

Zira; parti tabanında olduğu kadar, tavanda da kafa karışıklığı var. Bunun en son örneği ise CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’in pazartesi günü yaptığı toplantıda ortaya çıktı. Belediye başkanlarıyla basına kapalı bir toplantı yapan Şimşek, güncel gelişmeler üzerine sohbet ettiği belediye başkanlarının ‘sitemleri’ni dinlemek zorunda kaldı. Belediye başkanlarının bir kısmı, “Kemal Bey’in türban politikasını tabana anlatamıyoruz. Tabanda ciddi tartışma var, kaygılar artıyor” dedi.

BELEDİYE BAŞKANLARI SİTEM ETTİ

Belediye başkanlarının bir kısmının şikayeti ve sitemi ise farklıydı. İstanbul’da yapılan ve iki gün süren ‘Arama Konferansı’na çağrılmama sebebini anlayamadığını söyleyen başkanlar, “Biz CHP’li değil miyiz, isimler neye göre seçildi?” diye sordu. Eleştirileri dinleyen Berhan Şimşek kendi cephesinden yanıtlar vermeye çalıştı.

MUHARREM İNCE MEYDAN OKUYUNCA...

Bu iki örnek, şu açıdan önemli: Başta belediye başkanları olmak üzere, partinin çeşitli katmanları olan – biteni öğrenmek istiyor. Baykal döneminde dile getirilemeyen 'eleştiri'ler, artık açıkça söylenebiliyor. Bunda kuşkusuz Önder Sav destekli Muharrem İnce’nin Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na açıkça meydan okumasına rağmen bir ‘’yaptırım’’a uğramaması da etken. Kılıçdaroğlu, imajını zedeleyen kişilerden “hesap sormadıkça” CHP’ye hakim olamadığı havası yayılıyor. ‘Otorite’ kayboldukça, eleştiriler ‘demokratik hak’ bağlamında dile getiriliyor. CHP ‘her kafadan bir sesin çıktığı’ ve kaosun hakim olduğu bir görüntü içine giriyor. Kılıçdaroğlu’nu da en çok bu görüntü yaralıyor. Türkiye seçmeninin politikadan önce liderde “güven” aradığı biliniyor. Seçmen, liderinin “otoriter – dediğim dedik” olmasını istemiyor ama “direksiyonun liderde olması”nı arzuluyor. CHP ise tam tersi bir görüntü içinde…

KILIÇDAROĞLU NEYİ BEKLİYOR?

Peki bu görüntü değişir mi? Kemal Kılıçdaroğlu “genel başkan” olduğunu hem partiye hem de kamuoyuna hissettir mi? Ya da hissettirebilir mi? Deyim yerindeyse, “elini masaya vurmaya” hazır mı? Bunu istiyor mu? Bunun için adım atacak mı?

Belli ki; CHP’nin içinde bulunduğu durumdan, Kemal Kılıçdaroğlu da rahatsız. Bu yüzden, CHP’yi daha geniş kesimlere açmak ve kabuğunu kırmak için ‘arayış’ içine giriyor. Bunları SKY Türk’teki Şimdiki Zaman adlı programda ayrıntılarıyla anlatım. Yeniden oraya dönmek istemiyorum. Ancak; o programdan sonra edindiğim bir izlenimi de sizinle paylaşmak istiyorum:

PARTİ TABANI GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE...

Pazar gecesi Gürkan Hacır’ın programında ortaya koyduğumuz tablo, CHP tabanında infial yarattı. Parti tabanı, Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir kuşatma altında olduğunu somut örneklerle gördü. Programdan sonra, Kılıçdaroğlu’nun bu infiale sessiz kalamayacağı yönünde işaretler almaya da başladım. Ancak belli ki; Kılıçdaroğlu da partiyi yeniden şekillendirmek ve bu kaosa son vermek için uygun süreci bekliyor. Bu yüzden, adım atması zor… Hatta imkansız…

YARGITAY NE DİYECEK?

Bir kere; CHP’nin 22 – 23 Mayıs 2010’da gerçekleştirdiği kurultay, şu an Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘tahkikat’a uğruyor. Önder Sav’ın Kemal Anadol’la baş başa verip uygulamadan kaldırdığı ‘Yeni Tüzük’ konusu Yargıtay’ın gündeminde duruyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, CHP’nin yeni tüzüğü kurultayla ‘ertelemesi’ Siyasi Partiler Yasası’nın 10. maddesine aykırı… Dün konuştuğum bir hukukçu, konuya ilişkin şunu söylüyor:

“Yazılarınızı okuyorum. Bu konuyu ilk kez siz yazdınız. Ben de bunun üzerine bilgilerimi kontrol ettim. Kitaplara baktım. Yazdıklarınız doğru. CHP, daha önce kurultayla kabul edilmiş olan yeni tüzüğü, delegenin oylarıyla kaldıramaz. Bunu yapmak için tüzük komisyonunu toplamalı ve tüzüğü orada uygulamadan kaldırmalıydı. Ancak bu yapılmamış.”

BAYKAL'IN HUKUKİ YORUMU

Deniz Baykal’a yakın çevrelerden edindiğim izlenim de aynı yönde… Baykal’ın evine ziyarete giden bir CHP’liye “Tüzük Kurultayı olmadan tüzüğü erteleyemezler. Bunun için partinin 81 ilden gelen temsilcilerle birlikte önce bir rapor hazırlaması, ardından ise bu raporu toplanacak olan kurultayda tartışması gerekirdi” dediği biliniyor.

Baykal aynı görüşmede, SKY Türk’teki programımıza da atıf yaparak şöyle konuşuyor: “Barış’ın anlattıklarını izledim. Anlattıkları doğru ama eksik yanları var. O da şu: Tüzük Kurultayı toplanmadan tüzüğü iptal edemezsiniz. Tüzükler, partilerin anayasasıdır. Ben bunu iptal ediyorum, yerine bunu koyuyorum diyemezsiniz. Bu yüzden, Yargıtay’ın yaptığı inceleme ciddiye alınmalıdır.”

BELİRSİZLİK ORTADAN KALKAR MI?

Kemal Kılıçdaroğlu da bu gelişmeleri “yakından” takip ettiği için, belli ki hukuki belirsizliğin ortadan kalkmasını bekliyor. Elimizdeki veriler, CHP’nin Siyasi Partiler Yasası’na göre yeni bir ‘kurultay’ toplamak zorunda kalacağını gösteriyor.

Biz bunları yazdıkça, CHP’li bazı dostlarımız sitem ediyor. Oysa, bize değil, CHP’ye ‘kurultay bile yaptıramayan’ yönetime sitem etmeleri gerekir.

KILIÇDAROĞLU'NU BEKLEYEN SINAV

Özetlersek; CHP’deki belirsizlik, kafa karışıklığı, savrulma, eksen kayması tartışmaları, kısa bir süre içinde sona erecektir, ermelidir… Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın vereceği karar bu belirsizliğe nokta koyacaktır. Karar hangi yönde çıkarsa çıksın, Kılıçdaroğlu da ‘yol haritası’nı ona göre çizecek ve “elini masaya vuracak”tır. Aksi taktirde, Kılıçdaroğlu’na yönelik güven erozyona uğrar. Bunun temel sebebi de “politikalar” değildir. Kılıçdaroğlu’nu samimi bulan seçmenler, ‘iktidar olmak için bir arayış içinde’ diyerek, belli bir noktaya kadar ‘kredi’ açar.

Ancak; partiyi Kılıçdaroğlu’nun değil de ‘başkalarının yönettiği’ duygusu kökleşirse, Kılıçdaroğlu’nun o koltukta oturması imkansız ve anlamsız hale gelir. Seçmen, kendini ‘oy verdiği’ kişinin yönetmesini ister. Kılıçdaroğlu, bu bağlamda, hem politikaları, hem de ‘yönetme yeteneği’ ile kitlelere güven vermelidir. Liderlik budur...

Bizim umudumuz ve beklentimiz, Kılıçdaroğlu’nun liderlik yapması yönündedir…

20.10.2010 Tarihinde yayınlanan gerçek gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısı olup,sayfalarımıza alınmıştır.

18 Ekim 2010 Pazartesi

YAZAR BAKİ KARAKOL'A CEVABIM (2)

18 Ekim 2010 13:13

Sayın Baki Karakol,
Şimdi "YAZIYORUM" olarak cevap veriyorum:
Öncelikle yorumumu ciddiyetle okuyup köşenize taşıdığınız için içtenlikle teşekkür ederim.
İkincisi, CHP'nin kadrolarına yönelik düşüncelerinizin benimki ile aynı parelellikte olmasına inanın çok memnun oldum.

Gelelim Önder Sav "sav"ınıza:Sayın Baki Karakol,beni eleştirirken sizin de aynı hataya düştüğünüzü anımsatmak isterim.Bütün samimiyetimle söylüyorum,hayatımda Önder Sav'ı bir kez bile görmüşlüğüm yoktur.İstanbul'da oturan sol-sosyal demokrat kökenli bir yurttaş olarak CHP Genel Merkezi'nin yolunu dahi bilmem.Üstelik Ankara'ya gidişim üçü-beşi geçmemiştir ve bu yolculuklarımın bir bölümü 10 Kasım,29 Ekim tarihsel tarihleriyle ilgilidir.
Yorumumda "Sav kokusu" almanıza gelince:Kara çarşaf açılımına ilişkin Sayın Gürsel Tekin'e olağanüstü tepki gösterdiğim doğrudur.Bununla yetinmeyip yandaş medyada,"merkez medya"da "Bu coğrafyada üç bin yıldır çarşaf vardır..." diyen sayın Tekin'in çarşaf-türban savunuculuğunu hoş görmek mümkün değildir.Gönül verdiğimiz,oy verdiğimiz bir partinin kadrolarında kadınlarımızın 2.sınıf vatandaşlığını savunmayı nasıl hoş görebiliriz? Geleneksel olana tabiki saygımız var,ancak simgesel olanı kabullenmemiz bizden beklenmesin.Böylesine sert eleştirilerimizden Önder Sav "kokusu",algısı almışsanız bu benim hatam değildir.

Tüm bunlar yaşanırken,GG Genel Yayın Yönetmeni sayın Yarkadaş hiç bir şey olmamış gibi sürekli sayın Tekin'in söylemlerini doğru bellemesi, önce PM'ne seçilmesi için,sonra MYK'ye seçilmesi için muazzam çaba harcaması bizlerin"hemşehricilik" faktörünü düşünmemize neden oldu.Süreci kuşkusuz takip etmişinizdir.Sayın Yarkadaş'ın okuyucusu olarak, iyi niyetli uyarılarımızı elinin tersiyle itelemesi,sayın Tekin'e yönelik eleştirici yorumlarımız yok sayılması,yeni atanmış İstanbul İl Başkanı'na yönelik tahammülsüzlüğü bende bu kanının güçlenesine,böyle bir algının oluşmasına neden oldu.

Dün gece SKYTÜRK'de görüldü ki,Yarkadaş'ın Önder Sav çıkmazı derinlerde.CHP'ne "yakın" olduğunu söyleyen bir gazetecinin bütün kurgusu parti içindeki "kirli çamaşırları" afişe etmek midir? Hınçla saldırmak mıdır?

Takdiri size bırakırken,güneşli günler görme dileklerimle saygılar sunarım.

18 Ekim 2010 tarihli Gerçek Gündem.Com yazarı Baki Karakol'a cevabım olup,her iki yazımın rumuzu da"YAZIYORUM" ile yayınlanmıştır.

YAZAR BAKİ KARAKOL'UN "İKİ YORUM DA,ÖNDER SAV KOKUYOR"BAŞLIKLI CEVABI.

18 Ekim 2010

İki yorum da, Önder Sav kokuyor
“Bu ‘yazar’da da Önder Sav alerjisi başlamış. Demek bütün Karslı yurttaşlar Önder Sav'ın gitmesini istiyor. Gönderdiğiniz zaman CHP'yi size bırakacaklarını mı sanıyorsunuz? YANILIYORSUNUZ!”

Bu tümceler, 11 Ekim 2010 Pazartesi günlü “Abant’ın belgelediği” başlıklı yazıma…

“Tabi ya! ‘CHP'nin başında Önder Sav değil de, Gürsel Tekin olsa ‘...dese’lere, olasılıklara tek direnecek, karşı çıkacak Gürsel Tekin'in Genel Sekreter'liğindeki, hatta Genel Başkanlığı'ndaki CHP olur ancak’ değil mi sayın yazar? Ne diyelim, dilerim bütün doğulu arkadaşların rüyaları, çalışmaları boşa çıkmaz da, Gürsel Tekin CHP'nin başına geçer, yedi düvel nasıl Genel Başkan olunurmuş görürler... Dedim ya, Mevla dileklerinizi kabul eyleye.”

Bu tümceler de, 15 Ekim2010 Cuma günlü “Başbakan çıkıp dese, kim engelleyecek?!.” Başlıklı yazıma…

Aynı okurdan gelen yorum…

Okur, adını soyadını açıkça yazmıyor, “YAZIYORUM” imzasını ya da rumuzunu kullanıyor.

Ben bu yorumlarda, CHP Genel Sekreteri “Önder Sav kokusu”nu alıyorum!..

Önder Sav’ın kendisi de yazmış, yazdırmış olabilir… Bir önder Sav yalakası da…

Kim yazmışsa, yazdırmışsa hiç önemi yok! Yazılarda “Önder Sav kokusu” var!

Yazılanların her sözcüğü Önder Sav kokuyor!

Kokabilir! Bunun da önemi yok...

Yazı konusu yapmam; sapla samanın karıştırılmasınadır, çirkin bir biçimde hemşericilik-bölgecilik yapıldığının vurgulanmasınadır, böylesi basitliklerle uğraşılmasınadır, ana gerçeklerden uzak durulmasınadır, CHP’nin bu kafalar tarafından yönetmesinedir!..

Bu kadar mı? Değil… Daha çok sıralayacaklarım var; ama zamanınızı almayacağım.

Gürsel Tekin, bu sitede yazdı ve benim hemşerim olur diye, böyle düşünmek, yorum yazmak, yazdırmak hiç etik değil!

Altına yorum gönderilen iki yazım iyi okunup anlaşılsaydı, “kara çarşaf açılımı”ndan ötürü Gürsel Tekin’e yönelik tepki ve yergilerim bilinseydi, sanıyorum, “YAZIYORUM” rumuzlu okur daha gerçekçi yorumlar yazacaktı!

Anılan okurun, yorumlarını gene bekliyorum. Ama bu iki yorumu gibi “sıradan” ve “içerikten yoksun” olmasın!

Bu okur ve bu sitenin siz kıymetli okurlarının bilmesini isterim: Genel Başkanlığını arzulayıp desteklediğim ne Kemal Bey’de, CHP’nin ve CHP’lilerin korkulu rüyası ne Önder Sav’da, “kara çarşaf açılımı”nın sahiplerinden ne Gürsel Tekin’de ve ne de vitrindeki diğer yöneticilerde siyasi üretkenlik, siyasi gelecek görmüyorum!

Bu kadronun; CHP’yi, CHP’lileri derleyip toparlayacağına, sonradan pişman etmeyecek, özlemi çekilen iktidara taşıyacağına, özünde bir “merkez partisi” olan CHP’yi ana yörüngesine oturtacağına, Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün bayraktarlığını yapacağına da inanmıyorum!

“İnanabilir” noktasına gelebilmem için, bu kadronun; aydın Türk tarihçileri’nden, Atatürk ve CHP konularında uzman bilim adamlarından günlerce bilgilendirmeler (brifingler) almasını gerekli, kaçınılmaz, zorunlu görüyorum!

Gerçekten ciddi bilgi eksikliği ve bu bilgi eksikliği çerçevesinde dizi dizi yanlış söylemler, eylemler söz konusu!

Nereden, nasıl, neden geldiği - getirildiği herkesçe bilinen ve Atatürk, Atatürk Türkiyesi karşıtı Başbakan’ın, önceki gün partisinin Ankara Kızılcahamam’daki toplantısında “yüksek moral”le söylediklerinden bir çoğu canımı acıttı!

Atatürk karşıtı siyasetçi, Atatürk Türkiyesi’nde Başbakan ise, Atatürk Türkiyesi’nin kaleleri bir bir “karşıtların” eline geçiyorsa, bunda, yerdiğim kadroların ve onların “Atatürkçülükten kopuk” siyasalarının payı büyük, yadsınamaz!..

18 Ekim 2010 tarihli Gerçek Gündem.Com yazarı Baki Karakol'un köşesine aldığı yazısı.

GERÇEK GÜNDEM.COM YAZARI BAKİ KARAKOL'A CEVABIM:(1)

16 Ekim 2010 12:17

Genel Başkan Kemal Bey’in, Genel Sekreter Önder Sav’ın yönetimindeki, kendi iç sorunlarını aşamayan, günübirlik söylemlerle ülkeyi vurguladığım yönetime taşıyanlara yardımcı olan CHP mi?!.

Güldürmeyin!..
---------------
Tabi ya! "CHP'nin başında Önder Sav değilde,Gürsel Tekin olsa "...dese"lere,olasılıklara tek direnecek,karşı çıkacak Gürsel Tekin'in Genel Sekreter'lindeki,hatta Genel Başkanlığı'ndaki CHP olur ancak" değil mi sayın yazar?

Ne diyelim,dilerim bütün doğulu arkadaşların rüyaları,çalışmaları boşa çıkmaz da,Gürsel Tekin CHP'nin başına geçer,yedi düvel nasıl Genel Başkan olunurmuş görürler...
Dedim ya,Mevla dileklerinizi kabul eyleye.

Gerçek Gündem.Com yazarı Baki arakol'un 15 Ekim 2010 tarihli yazısına farklı bir rumuzla verdiğim birinci cevap.

YAZAR BAKİ KARAKOL'UN YAZISI (1)

15 Ekim 2010

Başbakan çıkıp dese, kim engelleyecek?!
Biliyorum…

Kızacaksınız…

“Böyle bir şey olabilir mi?! Böyle bir soru sorulur mu?! Böyle bir şey yazılır mı?!” diyeceksiniz…

Haklısınız…

Böyle bir şeyin olabileceğini ben de düşünmek, olmasını ben de istemem!..

Zaten…

Böyle bir şeyin olmaması, olmasına olanak vermemek için soruyu soruyorum, bu yazıyı yazıyorum!

Olmazın, olması istenmeyenin olmasına o kadar çok veri var ki!..

Hangi birini sayayım?!

Sırıtan gerçekleri yadsıyamayız, görmezden gelemeyiz!..

Şimdi…

Varsayalım ki…

“Koşulların oluştuğu”na inanan işgalci emperyalist güçler düğmeye bastılar…

Başbakan çıktı, “Demokratik, laik Cumhuriyet’i kaldırıyoruz, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne geçiyoruz. Halifeliği getiriyoruz!..” dese…

Sorum şu:

Kim karşı çıkacak, kim engelleyecek?!.

Parlamento mu?!. Yargı mı?!. Siyasi partiler mi?!. Asker mi?!. Polis mi?!. Bürokratlar mı?!. Aydınlar mı?!. Zenginler mi?!. Sivil Toplum Örgütleri mi?!. İşçiler mi?!. Köylüler mi?!. Esnaf mı?!. Gençlik mi?!. Emekliler mi?!. Dul ve yetimler mi?!. Şehit Aileleri mi?!. Gazeteciler mi?!. Doktorlar, mühendisler mi?!.

Kim?!.

Bana yardımcı olun, siz söyleyin:

Kim?!.

Ben, “Şu” ya da “şunlar” diyemeyeceğim!..

Çünkü…

Öyle bir “bilinçli örgütlü gücün olduğu”na inanamıyorum!..

İnanamıyor olabilirim!

Siz, bani inandırın…

Çok sevinirim…

Genel Başkan Kemal Bey’in, Genel Sekreter Önder Sav’ın yönetimindeki, kendi iç sorunlarını aşamayan, günübirlik söylemlerle ülkeyi vurguladığım yönetime taşıyanlara yardımcı olan CHP mi?!.

Güldürmeyin!..

Aslında, olmasını çok isterim…

Ama…

Dedim ya: Güldürmeyin!..

İhanet, ülkeyi ve halkı hiçbir zaman ileriye, aydınlığa taşımaz, karanlığın, gericiliğin başlangıcına götürür...

Sonuçta ülke parçalanır, halk egemenliğini yitirir, köle olur!..

İçlerine sindirenler, buyursunlar sindirsinler!..

Ben sindiremiyorum!..

Acı çekiyorum!..

Bunu, içtenlikle söylüyorum!..

Geçmişteki, “yok oluşun küllerinden çıkan var oluş” örneği, umudum, avuntum oluyor!..

O kadar!..

Kardeşim Deniz Som

Cumhuriyet Gazetesi’nin Atatürkçü genç yazarlarından Deniz Som da gitti!

Onu, Cumhuriyet’in Kars yerel muhabiri yıllarımda tanıdım. Ne yaman
muhabirdi!

ANAP’ın kuruluş yıllarında, Turgut – Semra Özal çiftini izliyordu. Gezinin
Kars ayağında, Yılmaz Otel’de, Özal’la söyleşimiz öncesinde karşılaştık,
söyleştik. Ne içten, ne sıcaktı!

Sonraki yıllarda, İstanbul’da yanına gider, çayını içerdim.

Ah o sigara!

Tüttürür dururdu!

Günde 4 paket tükettiğim, 21 yıl aradan sonra 1992 yılında bıraktığım
sigarayı severek içiyordu…

Severek içtiği o sigara, kardeşim Som’un yaşamına mal oldu!

O kadar üzgünüm ki!..

Kendimi tutamıyor, ağlıyorum!..

Bir gün Deniz Som kardeşimin beni ağlatacağını hiç usuma getirmemiştim!

Yazgı!..

Yaşamın acı gerçekleri!..

Deniz Som bedenen aramızdan ayrıldı ama hep iç dünyamızda olacak,
bizimle yaşayacak…

Güzel, saygın insandı. Ülkesi, halkı, insan ve insanlık, özgürlük, elerki
(demokrasi) için çırpıntı, yazdı…

Mekânı cennet olsun…

15 Ekim 2010 tarihili "gerçek gündem.com" yazarı Baki Karakol'un anılan sitede yayınlanan "Başbakan çıkıp dese,kim engelleyecek?" başlıklı yazısıdır.