29 Kasım 2011 Salı

CHP MİLLETVEKİLİ HÜSEYİN AYGÜN'ÜN ATATÜRK'E İLİŞKİN SÖZLERİ VE CNN TÜRK'TEKİ AHMET HAKAN SÖYLEŞİSİ VE İKİ SAYFALIK YANITLARIM

Hüseyin Aygün özür bekliyor
CHP'li Aygün CNN Türk'te Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan'a konuştu. V
Hüseyin Aygün, Zaman Gazetesi'nin röportajını çarpıttığını, Dersim katliamının sorumlusu CHP'dir demediğini, sorumlunun devlet olduğunu belirtti.

"Dersim tartışmaları Zaman Gazetesi’ne vermiş olduğum röportajın 10 Kasım’da yayımlanmasıyla başladı… Röportajın sonuçları açısından, Zaman Gazetesi’ne vermiş olduğum söyleşinin yayımlandığı gazetenin seçiminin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü Zaman Gazetesi röportajı yayımlarken söylemediğim cümleleri röportajın içine yerleştirdi.

Ben sadece Dersim katliamından CHP’nin sorumlu olduğunu söylemedim, o dönemlerde komünistler bile katliamı desteklemişler… Yani bir bütün, topyekün bir katliama destek sözkonusu. Ama röportajda sadece CHP sorumlusuymuş gibi yazılmış.

Röportajın yarattığı etki karşısında üyesi olduğum partiden 21 arkadaşımız bir basın açıklaması yaptılar, CHP yönetimine ve bana karşı yapılmış bir basın açıklaması oldu. Yapmış olduğum açıklamalar hakkında genel başkanımız Kılıçdaroğlu tarafından bana herhangi bir şekilde düşüncelerimin yanlış olduğu konusunda bir uyarı gelmedi, sadece politikada zamanlama açısından bir uyarısı oldu ve bu açıklamaları bana çok yardımcı oldu…



Açıklamalarımın çokta iyi olduğunu düşünüyorum, başbakanın bu konudaki özrünü olumlu bulmakla birlikte geçiştirilmiş, üstü kapatılmak istenen bir özür gibi buluyor ve yeterli olmadığını düşünüyorum.. Meclisteki tüm partilerin katılımıyla birlikte tarihe karşı gerçek bir özür gerekiyor…”

Aygün açıklamalarından dolayı partisinden bir tepki görmediğini söyledi. Aygün, yaygın kanaatin aksine 12 milletvekilinin gösterdiği tepki dışında grubun ana gövdesinden bir reaksiyon almadığını söyledi.

KOMÜNİST ENTERNASYONAL BİLE DERSİM'DE KATLİAMA ONAY VERDİ

Aygün, Dersim katliamından sadece CHP'nin sorumlu olmadığını, katliamın dönemin bütün önemli aktörlerinin onayı bilgisi ve katılımıyla gerçekleştiğini söyledi:

"Dersim katliamı sadece CHP ile ilgili bir olay değildir. Komünist Enternasyonal bile katliamı onaylamıştı, dönemin TKP'sinin raporu doğrultusunda...Dönemin Başbakanı, Genelkurmay Başkanı da sorumludur. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Celal Bayar gibi dönemin bütün önemli isimlerinin işin içinde olduğunu, rol aldığını görüyoruz."

"DERSİMLİLER ATATÜRK'ÜN KATLİAMDAN HABERİ YOK SANIYORLAR"

CHP'nin Dersim tartışmasın gereken refleksi göstermediği yönünde eleştiriler aldıklarını belirten Aygün, 'bence de CHP daha aktif bir şekilde tartışmaya katılabilirdi' dedi. Aygün, CHP'nin yüksek oy aldığı Tunceli bölgesindeki Atatürk sevgisine dair yapılan "stockholm sendromu" gibi yorumları da değerlendirdi.



"Bence Dersimliler Atatürk'ü gerçekten seviyorlar. Yani kimilerinin söylediği gibi takiye yapmıyorlar. Gerçekten seviyorlar bence. Atatürk'ün katliamdan haberi olmadığına inanıyorlar. Celal Bayar'ın Başbakan olmasıyla geniş kitlesel kırımlar başladı zaten. Dönemin gerçek panaromasıyla halkın algısı farklı gelişti. Oysa Dersim'de süreç sadece 1938'den oluşmuyor, 3 yıl öncesinden başlıyor ve o dönem Atatürk otoritesi var....

SEYİT RIZA İNGİLİZLERE MEKTUP YAZMADI

Aygün, Dersim katliamına gerekçe olarak gösterilen "isyan vardı devlet de bastırdı" tezinin gerçeğe dayanmadığını söylerken "Dersim'de isyan yoktu" dedi. Bazı noktalarda sınırlı kimi direnişlerin gösterildiğini ancak isyan denebilecek bir durum olmadığını savunan Aygün "o dönem yaşayan tanıklar ile yapılmış bütün sözlü tarih çalışmaları da ortada bir isyan falan olmadığını gösteriyor" dedi. Devletin resmi arşivi dışında halkın da bir arşivi olduğunu söyleyen Aygün, tanıkların anlatımlarının katliama dair en önemli veriler arasında bulunduğunu kaydetti.

Resmi tarihin gerçekleri çarpıttığını belirten CHP'li vekil, idam edilen Seyit Rıza'nın İngilizlere mektup yazdığı yönündeki iddiaların da yalan olduğunu söyledi. Seyit Rıza'nın sözkonusu mektubu yazacak birikimi olmadığına vurgu yapan Aygün, mektuptaki imzaya dikkat çekti. "'Dersim Generali Seyit Rıza' imzasından anlaşılıyor ki mektup bir kurgunun parçası olarak yazılmış" diyen Aygün, mektubu başkalarının kaleme aldığını söyledi.



Hüseyin Aygün, 1937 ve '38 yıllarında Dersim'e yaşanan katliamı ve ardından devreye giren 'devşirme' politikalarını canlı yayında anlattı. Katliam sonrası yüzlerce Dersimli çocuğun "medenileştirilmek" üzere subay ve polis ailelerine verildiğini söyleyen Aygün, tanıkların anlatımlarıyla çarpıcı detaylar aktardı. Aygün'ün anlattıkları karşısında dehşete kapılan Ahmet Hakan 'ne söyleyeceğimi, nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum, tüylerim diken
**********
emine
29 Kasım 2011 18:06
bu hüseyin aygün aleviyse ben degilim arkadaşlar kemal bey ve bu tunceli vekili danışıklı dövüş ne yazıkki chp sinin kalan oyunu da aleviler üzerinden bölmeye çalışıyorlar ne yazıkki partili bile olmayan bu adam nerden çıktı
**********
Çalıkuşu
29 Kasım 2011 17:52

Gerçek tektir ama en az iki yüzü vardır gerçeğin.

O yüzleri görmeden gerçeğe ulaşılmaz.

***

Değerli Yeşilceli,

Birkaç gün önce yazdığım kısacık yorumu genişletmeyi düşünmüştüm.
Gerek kalmamış.

"Dersimle yüzleşelim" demenin aslında "yüzsüzleşme" olduğunu anlatmışsınız

Not: Yüzsüzleşme, bu konuda Melih Aşık'ın bugünkü yazısında kullandığı sözcük. Tam da yerinde bir sözcük.
******************************
Yücel Yeşilceli
29 Kasım 2011 16:56
(2)
Özellikle 2007 yılından beri sıradan yurttaşın bile telefonda korkusuz konuşamadığını,işten atılmaları,gazetelerin bültene dönüştüğünü,65 gazetecinin cezaevinde olduğunu,üniversitelerin liseye dönüştüğünü,bilim insanlarının seslerinin kesildiğini,senelerdir suçlarını bilmeden Silivri'de yatanları,hayat pahalılığından nefes almaz duruma geldiğimizi,kredi kartları borçlularını,dokuz yıldır eşine rastlanmadık bir şekilde,kadına şiddeti,dokuz yıldır boşanmaların rekor kırdığını,Van depremini,soğuktan titreyen Vanlı çocukları,olası İstanbul depremini ve yüzlerce,binlerce sorunu konuşamıyoruz!..
Neyi konuş(tur)uyorlar?
Dersim'i!..

Tam da istenildiği şekilde,tam da konjonktürün uygun hale getirildiği şekilde!..

CNNTÜRK-Ahmet Hakan ve Hüseyin Aygün.
Ağlamaklı yüzler(!)Senaryo istenilen şekilde!Amaç tepeye ulaşmak!Tepedeki, Devrimci Mustafa Kemal Atatürk ve üniter yapı!..

CNNTÜRK'ün yayın süresine dikkat edin,her şey iyi hesaplanmış,iki küçük aranın dışında yayını bölmediler.
Dedik ya,senaryo çok güzel,oynayanlar tam"Oskarlık!"Her şey "dünya jandarması"nın şekillendirmesine göre tıkır tıkır işliyor!
Öyle ya,bütün dünyanın jandarmalığına soyunanlar için;Türkiye'nin üniter yapısının ve Atatürk'ün ne önemi olabilir!.."Küçük ayrıntılar"a takılacak değiller elbette.Bazen Dersim gibi "küçük ayrıntılar"ın büyük amaç için kullanılması "gerekli"dir.
İşte bu nedenle, Dersim 1938 "Büyük Senaryocu"için önemlidir!
Senaryonun başlığı:"Böl,Parçala ve Yönet!"
İçerik:Bölgemiz ve bütün dünyadaki enerji kaynaklarının tek elde toplanması!..
Bunun için her yol mübah!
Daha ne olsun!!!


Yücel Yeşilceli
29 Kasım 2011 16:54
(1)
Dersim 1938!
Orantısız güç kullanılmış mıdır?
Evet.
Acılar yaşanmış mıdır?
Evet.

Derebeylik sisteminin genç Cumhuriyet'e karşı kalkışması,bastırılmıştır!

Bir önceki sınıf, yani feodalizm eğemenliğini sürdürmekte direnmiş,yeni erki ele geçiren burjuva sınıfı diyalektik ve toplumsal yasaların işleyişine koşut; Dersim'de iktidarını paylaşmak istememiştir.Hareketin sınıfsal,siyasal okunuşu bu olmalıdır.

Genç Cumhuriyet devrimcidir!

Feodalizm çağını doldurmuştur ve tarih sahnesinden silinmesi kaçınılmazdır.

Ülkemizin diğer bölgelerinde feodalizmin tam tasfiye edilmemesinin nedeni,Atatürk'ün ölümü,genç Cumhuriyet'in yeterli devrimci kadrolarının bulunmayışı ve Avrupa'da tırmanan faşizm rüzgarının Türkiye'yi etkilemesidir.
*****
Yıl 2011 ve aylardan Kasım ayı!
Dersim'i tartışıyoruz...
Ne adına "tarihimizle yüzleşmek" adına...

Eski tarihlerde devrimcilere yapılanları bir kenara bırakalım;daha yeni sayılabilecek 12 Mart 1971 muhtırasını,bu tarihte zindanlara atılan,katledilen devrimcileri,yurtseverleri tartışmıyoruz!..

12 Eylül 1980 faşist diktatörlüğünün katlettiklerini,sakat bıraktıklarını,zindanlarda çürüyerek hasta ettiklerini,hukuksuzluğunu benzer yürek yakıcı binlerce dramları tartışmıyoruz!..
***********************
Dersim 1938'e ilişkin Atatürk'ü suçlayan CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün CNN TÜRK'de Ahmet Hakan ile söyleşisine verdiğim yanıtlar ve diğer iki yorumcunun kısa görüşleri 29 Kasım 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de yer almış olup,"Eriçoktan Esintiler"e aktarılmıştır.

25 Kasım 2011 Cuma

SEYİT RIZA VE DERSİM 1938(Gerçek Gündem'in yazısına,Sol Haber Portalı'ndan yazı ile karşılık verilmiştir)

Seyit Rıza'nın torunu konuştu
İdam edilen Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat: 'Dedemin 40 lirası ve saati nerede?'
25 Kasım 2011 tarihinde Gerçek Gündem'in haber başlığı olup,cevaben Sol Haber Portalı'ndan aldığım yazı aynı gün GG'de yayınlanmıştır.
****************************
"YETMEZ AMA YÜZLEŞELİM"

Erdoğan’ın “Dersim yüzleşmesi”nin ardından bunun geleceğini beklemeliydik. Solda birileri çıktı ve yeniden “sonuna kadar gidilsin” demeye başladı. “Yetmez ama”cı, iliştirilmiş sol, bilmem kaçıncı kez kendisine yine gün doğduğunu düşünüyor. Erdoğan’ın, Arınç’ın, Metiner’in yüzlerindeki ve dillerindeki rahatlığa bakmak da onları ne uyandırıyor, ne de utandırıyor. Görmek için bakmak yetmiyormuş; bunu biliyorduk, ama demek ki görmek için yaşamak da yetmiyor bazılarına…

Bu “yetmez ama”cı, “sonuna kadar gidilsin”ci solun, örneğin iki gün önce yine bu köşeden “Dersim yüzleşmesi”nin nereye bağlanması gerektiğini anlatan Hüseyin Gülerce’nin en yakın dostları olduklarını söylemek durumundayız. Üstelik CHP’yle kol kola…

Gülerce alevi toplumuna sesleniyor ve mealen “Ergenekon meselesinde kıpırdanır gibi oldunuz, ama sizden beklediğimizi veremediniz” diyordu. Bekledikleri neydi? “Eski cumhuriyetin vesayetçi iktidarının bize yaptığı zulümler aydınlatılsın, sonuna kadar gidilsin” demeleri… Alevi toplumu cemaatin ve AKP’nin bu çağrısına nasıl yanıt verecek, daha bunu görmeye fırsat kalmadan “sol”dan birileri çıktı ve başbakanı tebrik ediverdi. “Sonuna kadar gidilsin” dedikten sonra “hakikat komisyonları kurulsun, şunlar şunlar araştırılsın” deyiverdi Doğan’ın Radikal’inde… Sermaye egemenliğine “çağ atlatan” bir iktidara, yüzleşecek yüzünüz mü var diye soracakları yerde…

CHP yönsüzlüğüyle, tam da bir düzen partisi olmasından kaynaklanan “krizi” ve verdiği acizlik görüntüsüyle, II. Cumhuriyet’in Alevilerin üzerine çökmesine, dahası eski cumhuriyetin “resmi tarihi”nin sayfalarını istediği gibi karıştırıp yeni bir “resmi tarih” yazmasına çanak tutuyor. Başka türlüsünü yapamazlardı ve AKP takımı bunu bildiği için bu denli rahat, “İstiklal Mahkemeleri de var ha” diyebiliyor.

“Yetmez ama”cı, “sonuna kadar”cı pespayelik ise bir kez daha bu sürece bir kenarından ilişmenin derdinde...

Yöntem, düşünce silsilesi, hep aynı: “İktidar geçmişle yüzleşeceğim diyorsa bu iyi bir şeydir. Hem zaten iktidarın her dediğine karşı çıkmamak bizi olgun gösterir.” Bu birinci adım… “Madem iktidar geçmişle yüzleşeceğim diyor, biz de onu şu şu başlıklarla yüzleşmeye zorlamalıyız. Sol siyaset böyle yapılır.” Bu da ikinci adım…

Yetmeye yetmeye yettirecekler.

Çıkarın şu “Dersim yüzleşmesi” fasaryasını ve yerine Ergenekon’u koyun, “yeni anayasayı” koyun, Odatv’yi koyun. Bir şey değişir mi? Bu nasıl bir düşünce silsilesidir, bu nasıl bir siyaset anlayışıdır ki son on yılda memleketi hallaç pamuğu gibi savuran bir dizi başlıkta hiç değişmeden kalır. Bu nasıl bir solculuktur ki mütemadiyen ülkeyi bir çeşit faşizme doğru götürdüğü kabul edilen bir iktidardan hep “sonuna kadar gitmesi” istenebilir?

Bugünkü köşe yazısında Merdan Yanardağ’ın söylediklerinin altını kalın kalın çizmek gerekiyor: Odatv davasını Nedim Şener, Ahmet Şık davası olarak gören, iki gazetecinin “kazara” tutuklandığını ve AKP-Cemaat iktidarının bu hatadan er ya da geç döneceğini düşünen liberal kafa, Şık ve Şener’in içeride tutulmasını kolaylaştırıyor. İktidara, onun eseri II. Cumhuriyet’e, iliştirilmiş “solculuk” işte bunu yapıyor. Anayasa referandumunda milyonlarca emekçinin haklarının göz göre göre gasp edilmesini; hukuku bırakın, adalet kavramının katledilmesini “yetmez ama” diye karşılayan kafadan da bu beklenir.

Bu kadarına artık akılsızlık denmez. Buna, yetmez ama, hainlik denir.

Alper Birdal
SOL Haber Portalı

16 Kasım 2011 Çarşamba

KILIÇDAROĞLU'NUN TESEV ÜYELİĞİ HAKKINDA BARIŞ YARKADAŞ'IN"EĞER BİR PARÇA ŞEREFİNİZ VARSA" BAŞLIKLI YAZISI VE VERDİĞİM YANIT

Yücel Yeşilceli
16 Kasım 2011 21:17
Barış Yarkadaş,
Kullandığınız terminolojiye(küfür) bu ülke insanları hiç yabancı değil nedense!

Bir çığır açılmış,ne yazık ki sizde o yoldan gidiyorsunuz.
Öykündükleriniz hiç olmazsa politik akrabalarınız olsaydı.

"PKK ile görüşüldü mü?"diye soranlara verilen ilk yanıtı anımsayın,aynen sizin yanıtınız gibiydi!;"Alçaktırlar,şerefsizdirler!"
Peki sonra ne oldu?

Yorumlarımda belirtmesemde kendi kendime"Nedeni ne olursa olsun,Barış Bey Kılıçdaroğlu çizgisini deşifre etmesi nedeniyle,iyi bir iş yaptı"demişken;hakareti Gerçek Gündem sayfalarına taşımanız nedeniyle sözlerimi geri alıyorum ve sizi şiddetle kınıyorum!

17 Kasım 2011 tarihinde Gerçek Gündem sayfalarında yayınlanmıştır.

******************************

17 Kasım 2011
Barış Yarkadaş
Eğer bir parça şerefin varsa...
Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür...
(İnsan aklı unutur...)

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun TESEV'in 183 nolu üyesi olduğunu yazmanın ardından başlayan tartışma sürüyor. Gazeteler, internet siteleri, köşe yazarları ve TV programcıları günlerdir bu konuyu tartışıyor. "Kılıçdaroğlu'nun TESEV üyesi olması ya da olmaması neyi değiştirir?" sorusunun cevabı aranıyor.

OKURKEN MİDEME KRAMP GİRİYOR

Türkiye'nin gündemine oturan bu konuya ilişkin yapılan tartışmalardaki "en akıl dışı'' yorumlar ise ne yazık ki; bazı yayın organlarında da sıklıkla dile getiriliyor. Bu yorumlardan etkilenen bazı okurlar "Daha önce niye yazmadın?" diye aklınca mesaj vermeye çalışıyor.

O halde çok merak ediyorsanız söyleyeyim: Bu bilgiyi perşembe günü öğrendim, cuma günü araştırmaya başladım, cumartesi gecesi kesinleştirdim, pazar sabahı da yazdım.

Bu aklı evveller, ''çaktımcı'' sorularla kendilerini çok akıllı gibi gösterme gayretine girerken, bizi ise "salak" sanıyor. Bu yorumları yapanlar, "Gürsel Tekin" ile olan arkadaşlığımızı gösterip "komplo teorisi" üretmeye çalışıyor. Güya; Kılıçdaroğlu'nun TESEV Üyesi olduğunu yazmamdaki sebep, Kılıçdaroğlu ile Tekin arasında yaşanan gerilimden kaynaklanıyormuş. Tekin, bu yüzden TESEV bilgisini bana vermiş, ben de yazmışım.

BİR PARÇA ŞEREFİN VARSA...

Bunu dile getirdiği halde ispatlamayanın dünyanın en şerefsiz, en namussuz ve en haysiyetsiz kişisi olduğunu sanırım bir daha tekrar etmeme gerek yok!

Ayrıca; Tekin böyle bir bilgiyi kullanacaksa, neden herkesin bildiği bir ilişki üzerinden; Gerçek Gündem'den yayımlatsın. Türkiye'de bu bilgiyi yazabilecek onlarca gazeteci var!

Ayrıca; Tekin 'i yakından tanıyanlar bilir... Parti içindeki bir bilgiyi, MYK'daki "mahrem konuşmaları" gazetecilere sızdırmayı hep "alçaklık" olarak tanımlamıştır.

HERKESİ KENDİSİ GİBİ SANANLAR

Aralarında ne yazık ki bizim bazı okurlarımızın da olduğu bu kişiler, bu gerçeğe rağmen, hayatlarında hiçbir zaman ÖZGÜR ve BAĞIMSIZ olmadıkları için, herkesi de kendileri gibi sanıyor. Kendileri hiçbir zaman özgür iradeleriyle bir karar alamadıkları için, bizim de "talimat"la yazdığımızı sanıyor. Oysa ki; bizi suçlamaya çalışırken, kendilerini tarif ettiklerinin farkında bile değiller...

OKUYUP ANLASINLAR DİYE...

Aşağıdaki satırlar, bu tür ''küçük beyinliler'' için kaleme alındı. "Gürsel Tekin CHP'de 2. adamlıktan gitti, yazmaya başladın" diyen kuş beyinliler, eğer birazcık akıl, birazcık da "şeref" sahibi iseler, alttaki satırları okuduktan sonra bir daha bu tür yorumları yapmazlar.

"2. ADAM"KEN NELER YAZMIŞIZ?

Şimdi lafı uzatmadan, Gürsel Tekin'in CHP'nin 2. ADAMI OLDUĞU dönemdeki yazılarımdan ve sözlerimden bazılarını hatırlatmak istiyorum. Bu yazı, hesap verme değil, bilgilendirme amacıyla kaleme alındı. Umarım, TESEV üzerine yazdığım yazıyı, koşa koşa Kemal Kılıçdaroğlu'na götürüp "Bakın Gürsel Tekin yine neler yazdırmış" diyen ve "mal bulmuş mağribi gibi" davrananlar, aynı tavrı yine gösterirler.

Bilindiği üzere, Gürsel Tekin, 18 Aralık 2010 tarihi ile 16 Ağustos 2011 tarihleri arasında CHP'nin Örgüt ve Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. Bu süre içinde, CHP genel seçime de girdi. Tekin, 12 Haziran 2011 seçimlerine girecek olan milletvekili adayı listesinin oluşturulmasında da etkin rol aldı. Bu süre içinde, parti politikalarına yön verdi. Ergenekon Davası tutuklularının aday gösterilmesi, Yemin Krizi, söz verdikleri halde ön seçim yapmamaları ve tüzüğü değiştirmemeleri, kamuoyunun deyimiyle, Tekin'in "2. Adam olduğu" dönemlere denk geldi.

CHP'DEKİ SİYASİ AKLIN YOKLUĞU

Biz de o tarihlerde, CHP, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin'e destek veriyor ama eleştirilerimizi de sıralıyorduk.
Kılıçdaroğlu ile Tekin, her ne kadar bizi "Aspargasçı" ilan etmiş olsalar da CHP'ye desteğimiz yine sürecek, çizgimizde bir değişiklik olmayacak. Gerektiğinde destek verecek, gerektiğinde ise eleştireceğiz.

Çünkü; biz hala ve her şeye rağmen, Türkiye'nin CHP'ye ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu, düşüncemiz, Tekin'in sorumluluk alanında olan CHP.ORG.TR'den bize yönelik yapılan asılsız ve hak etmediğimiz suçlamaya rağmen değişmemiştir. Bize yönelik açıklamayı, bir "yol kazası" olarak değerlendiriyoruz. Aynı zamanda, açıklamadaki üslubun, "CHP'de siyasi aklın hakim olmadığı"na yönelik eleştirilerimizi bir kez daha haklı çıkardığını görmenin de burukluğunu yaşıyoruz.

KIRILMA AN'I

Okurlarım bir süredir soruyor: "Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirilerinizin artmasının sebebi nedir?"

Kılıçdaroğlu'na verdiğim desteği azaltmamın ve eleştirilerimin dozunu yükseltmemin sebebi bellidir. Kılıçdaroğlu, CHP'yi belli bir siyasi rotaya oturtamamıştır. CHP, sürekli olarak yalpalayan ve "ne dediği anlaşılamayan" bir görüntü vermiştir. Ancak bende kırılma yaratan esas olgu; Kılıçdaroğlu'nun CHP Ankara İl Başkanı Tarık Şengül'ün iddiaları karşısında aldığı "ikircikli ve güven vermeyen" tavrıdır. Bunu Tekin henüz partinin 2. adamıyken, 6 Haziran 2011 tarihli yazımda AÇIKÇA da belirttim. O yazıda, "Kılıçdaroğlu şantaja sessiz kalmamalıydı" dedim ve CHP liderine yönelik bakışımda "kırılma olduğu"nu açıkladım. Katıldığım TV programlarında da bu düşüncemi tekrarladım.

Meselenin özü ve özeti budur...

Altında, üstünde, arkasında bir şey aramak, komplo teorisi üretmek anlamsızdır.

HATIRLAYALIM...

Şimdi, Tekin'in hem CHP MYK Üyesi, hem de 2. ADAM OLDUĞU dönemde yazdığım, söylediğim ve dile getirdiğim bazı görüşleri tarihleriyle birlikte --kısaltarak-- sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakalım, Tekin görevinden gittikten sonra mı CHP'yi daha çok eleştirmişiz, yoksa Tekin görevindeyken mi?

* * *

CHP ve MHP neden yenildi?

-CHP ile MHP’nin 12 Eylül yenilgisi, bu iki partinin “çağın gerekleri”ni hala anlayamadığı ve toplumu okuyamadığı gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü; bu iki partinin yönetimi de “bilim”e inanmıyor, propagandanın gerekli olduğunu düşünmüyor. (14 Eylül 2010)

* * *
CHP’nin düşünmesi gereken tablo

Referandum sonrası, bir dönem Baykal’a yakın olan isimler, “başarısızsın” gerekçesiyle görevden alınmak isteniyorsa, bu niyet, CHP’yi içinden çıkılmaz bir kavgaya sokar. (...) Bu tablo, Kılıçdaroğlu’nu sıkıntıya sokar, örgütle kavgalı hale getirir... Bu kötülüğü kimsenin Kılıçdaroğlu'na yapmaya hakkı yok... (20 Eylül 2010)

* * * *
CHP, Balbay, Haberal ve Özkan

CHP’nin Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı “milletvekili adayı” göstermesi, AKP’ye yeni demogoji malzemesi vermek demektir. (...) CHP “içeriden aday gösterme” yöntemiyle, Ergenekon üzerinden oluşturulan algıyı yok sayarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yurtaşlar ile sol – sosyalist seçmenden nasıl oy alacaktır? CHP ile hiçbir siyasi – ideolojik bağı olmayan Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay’ın “aday yapılması” geniş kitlelere nasıl açıklanacaktır? (24 Ocak 2011)

***
Nebil İlseven neden başarısız oldu?
(İstanbul İl Başkanı İlseven'in istifası üzerine..)

CHP Genel Merkezi ve İstanbul İl Yönetimi, İlseven'in başkanlığındaki 55 günü ne yazık ki boşuna harcadı. Bunda aralarında GÜRSEL TEKİN’in de olduğu genel merkez yöneticilerinin büyük payı ve sorumluluğu var. (8 Mart 2011)

* * * *
Batum ve İnce’yi durdurun!

CHP’liler, 18 Aralık’taki kurultayda dile getirilen “41 Vaat”i konuşmak ve geniş kitlelere anlatmak yerine, ipi sapa gelmez sözlerle AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor. Sözde “polemik” yapma gayreti, programsızlığın ve iktidar iddiasını kaybetmenin tezahürü haline geliyor. (8 Şubat 2011)

* * *
Seçimler 29 Mayıs'ta olabilir
(CHP'nin bir türlü strateji belirleyememesi üzerine)

Başta CHP olmak üzere, tüm muhalefet partileri, toplumu artan açlık, yoksulluk ve işsizliğe çare bulacağına inandırmak zorunda. Bunun yolu da “proje ve program”dan geçiyor. Laf kalabalığı yapıp sözde polemiklerle zaman öldürmek, ne yazık ki; AKP’ye yarıyor. (11 Şubat 2011)

* * * *

CHP bu hatayı yapmasın!

Eğer birileri Kılıçdaroğlu’na “negatif mesaj verelim, kitleler yanımıza gelir” diyorsa, o kişi ya da kişiler, CHP’ye en büyük zararı veriyor demektir. Kılıçdaroğlu, bu yüzden seçim kampanyası henüz hızlanmamışken, negatif mesaj vermekten kaçınmalıdır. (...) Baykal ve ekibi, “Biz ne yapacağız?” sorusuna cevap vermedikleri için toplumdan destek alamıyordu. Şimdi aynı hataya Kılıçdaroğlu ve TÜM EKİBİ düşüyor. CHP, “ne olduğu”nu değil, “ne yapacağını” anlatmak zorundadır. (17 Şubat 2011)

* * * *
Ön seçim ve tüzük üzerine

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve kurmayları, söz verdikleri üzere mutlaka ön seçim yapmalıdır. Kılıçdaroğlu, ön seçimin yanı sıra seçimler sonrası mutlaka ve mutlaka demokratik bir tüzük de hazırlatmalıdır. Mevcut tüzük anti - demokratiktir. Genel başkana sınırsız yetki vermektedir. ( 20 Şubat - Radyo BOX - Gerçek Gündem.com)


* * * *

Milletvekili aday listelerinin açıklanması üzerine

Kemal Kılıçdaroğlu'nun dün gece açıkladığı liste, Y - CHP iddiasına gölge düşürmüştür. Bu liste, örgütleri yok saymıştır. Listelerde partiye emek veren birçok kişi yok sayılmıştır. Bu listeyle, CHP'nin özellikle Kürt kökenli seçmenden oy alma ihtimali daha da azalmıştır. (..) CHP Haberal ve Balbay'ı aday gösterdi, o halde Tuncay Özkan'ın suçu ne? Bu listede Tuncay Özkan da olmalıydı. (Erkan Tan'la Başkent'ten - TV 8 - 11 Nisan 2011)

* * * *
CHP’nin listesi ve Ergenekon

CHP’nin ilkelerini değiştirmeye hiç kimsenin gücü yetmez. Bu Kemal Kılıçdaroğlu için de geçerlidir, Gürsel Tekin için de… CHP’nin rotası bellidir, CHP aydınlıktan yana, sosyal adaleti isteyen, tam bağımsızlıkçı, Atatürk’ün ilkelerinden taviz vermeyen bir rotadadır. (13 Nisan 2011)

* * * *

Söyleyecek sözü kalmayınca…

"CHP yönetimi, AKP’nin bu tutumu karşısında “vakur” ve “metanet”li tavrını bozmamak zorunda. Yapılan tüm araştırmalar, CHP'nin Erdoğan’la “sokak ağzıyla yapılan polemik”e girildiği taktirde, oy kaybettiğini gösteriyor. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'la aynı üslubu kullanmaktan kaçınmalıdır. Kılıçdaroğlu'na Erdoğan'la aynı üslubu kullan diyen kurmayları hata yapmaktadır.'' (25 Nisan 2001 - Radyo Box - Gerçek Gündem)

* * * *
Yemin edip etmeme tartışması

CHP milletvekilleri yemin etmelidir. TBMM'yi kuran partinin yemin etmeme gibi bir hakkı yoktur. Biliyorum, bugün yapılacak olan toplantıda (yemin etmeme) kararı alacaklar. Umarım bu hata yapılmaz ve Meclise gelip yemin ederler. (TRT 1 Radyosu - 28 Haziran 2011/ Saat: 08.30)

****

Değişim - Dönüşüm

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, parti içindeki değişim ve dönüşümde başarısız olmuştur. Tekin ve Kılıçdaroğlu da eski hastalıkları tedavi edememiştir. CHP'ye üye olmak, eskisi gibi hala imkansızdır. Tekin ve Kılıçdaroğlu döneminde de CHP'li belediyelerde model yaratacak adımlar atılamamıştır. ( 29 Haziran - Radyo Box / Gerçek Gündem)

* * * *

Kuşkusuz bu ve buna benzer yüzlerce örnek daha verebilirim. Geride kalan dönemlerdeki yazılarımda ve sözlerimde eleştiri amacıyla kullandığım "Kılıçdaroğlu ile kurmayları" cümlesi, doğal olarak Gürsel Tekin'i de kapsamaktadır. Tekin, eleştirilerin dışında değildir. Görüldüğü üzere, Tekin'e ilişkin eleştiriler, hem kendi köşemde, hem de haberlerde olabildiğince yer almıştır. Okur yorumları bunun en canlı ve en somut örneğidir. Yorumlarda, Gürsel Tekin açıkça hedef alınmış, çok ağır eleştiriler sansürsüz bir biçimde yayımlanmıştır.

Kemal Kılıçdaroğlu ile Gürsel Tekin; Gerçek Gündem'de sadece benim ve okurların değil, ''alıntı'' yaptığımız yazarların eleştirilerine de sık sık maruz kalmıştır. Doğan Grubu, izin vermediği için yazılarını artık kullanamadığımız Yalçın Bayer, Yılmaz Özdil ve Ahmet Hakan'ın özellikle GÜRSEL TEKİN'e yönelik eleştirileri daima birinci sayfamızda yer almıştır.

TÜM YAZILAR ARŞİVDE DURUYOR

Keza, artık yazılarını alıntı yapmamıza izin vermeyen Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Hikmet Çetinkaya, Vatan Yazarı Mustafa Mutlu, Can Ataklı, Milliyet Yazarı Melih Aşık ve Yeniçağ Yazarı Sabahatin Önkibar'ın (şimdi Yeni Mesaj'da) Gürsel Tekin'e yönelik eleştiri ve suçlamaları da ana sayfadaki yerlerinde yayımlanmıştır.

Tüm bunlara rağmen, Kılıçdaroğlu ve TESEV üzerine yazdığım yazı sonrası "CHP içinde kavga var, Gerçek Gündem de onun için yazıyor" diye yorum yapmak, komplo teorisi oluşturmak, ahlaki olmadığı gibi aynı zamanda insafsızlıktır...

Bu basit gerçeğe rağmen, aynı yorumda ısrar edenlerin, artık şeref ve haysiyet duygularını yitirdiği ise su götürmez bir gerçektir.

GÜRSEL TEKİN CHP'DEN Mİ AYRILDI?

Öte yandan; Kemal Kılıçdaroğlu ile Gürsel Tekin arasında herhangi bir sorun da yoktur. Yalçın Küçük'ün deyimiyle, her ikisi "siyam ikizi" gibi birlikte dolaşmakta, her yere birlikte gitmektedirler. Tekin, CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak görevini sürdürmekte ve Kılıçdaroğlu'yla çalışmaktadır. Tekin, sanki CHP'den atılmış ya da uzaklaştırılmış, biz de bunun üzerine eleştiri yapıyormuşuz gibi bir hava yaratmaya çalışanların bu basit gerçeği bile görmemeleri, taşıdıkları art niyetin yanı sıra, şeref ve haysiyet yoksunu olduklarının da göstergesidir.

BARIŞ YARKADAŞ'IN GERÇEK GÜNDEM'DE YER ALAN KILIÇDAROĞLU'NUN TESEV ÜYELİĞİ İLE YAPILAN ELEŞTİRİLERE VERDİĞİ YANIT.

KILIÇDAROĞLU'NUN TESEV ÜYELİĞİNE İLİŞKİN,BARIŞ YARKADAŞ'IN"İşte CHP'ye İlk ve SON cevabım..."başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.

Yücel Yeşilceli
15 Kasım 2011 17:39

Gerçek Gündem yorumcuları içinde Barış Yarkadaş ve Gürsel Tekin'i en çok eleştiren üç-beş kişiden bir tanesiyim.Bu nedenle yorumlarımın büyük çoğunluğu yayınlanmaz.Geçmişi anımsayalım,bizler Kılıçdaroğlu'nun muhalefet anlayışını DİZAYN sözcüğü ile tanımlarken ağır eleştiriler almıştık...

Barış Yarkadaş'ın Kılıçdaroğlu eleştirisinin arka planında varsayalım ki başka şeyler olsun.Büyük bir olasılıkla vardır da.Ancak bu durum Kılıçdaroğlu'nun hatasız,CHP'nin kuruluş felsefesinde hayat bulan bağımsızlık şiarına sıkıca bağlı olduğunu gösterir mi?

Şimdi değerli yorumculara sormak istiyorum:Türkiye'de bugün anne-babası politika ile biraz ilgilenmiş 8.sınıf ilk öğretim öğrencisi TESEV'i bilir de;hesap uzmanlığı,SSK Genel Müdürlüğü,milletvekilliği yapmış Kılıçdaroğlu emperyalist turuncu karşı devrimci,(Bir de adına "Turuncu Devrim"demezler mi!) yıkım örgütü SOROS'un Türkiye'deki uzantısı TESEV'i bilmez mi,bilemez mi?

Barış Yarkadaş'ı eleştirelim ama sonuçta O Atatürk'ün kurucusu olduğu partinin genel başkanı değil ki!Bir gazeteci olarak eleştiririz,CHP'ni yönlendiriyor diye eleştiririz,Gürsel Tekin taraftarlığı yaptığını söyleriz...Saydıklarımız ülkenin kaderine etki eden ögeler değil ki.

Ya Kılıçdaroğlu öyle mi değerli dostlar?Sıradan bir gazeteci,bizler gibi sıradan bir yorumcu mu?Her şeyden önce seçmenlerin geleceğe ilişkin duygularını,umutlarını örselemedi mi Kılıçdaroğlu?Nazım'dan şiir okuyup,Deniz Gezmiş Parkı açmakla emperyalizm karşıtlığı olmuyor ne yazık ki!

Daha geniş düşünelim lütfen! Artık CHP dışındaki anti emperyalist seçenekleri ciddi ciddi düşünmeliyiz!Bu kaçıncı hayel kırıklığımız,kaçıncı ...

Bugün Türkiye'de ve bölgemizde ABD emperyalizmi istediği gibi at koşturuyorsa;bilinçli bir şekilde muhalif olmayan CHP gibi muhalefet partilerinin hiç suçları yok mudur?

Barış Yarkadaş'ın"İşte CHP'ye İlk ve SON cevabım..."başlıklı yazısına yaptığınm yorum olup,Gerçek Gündem Sitesi'nde aynı gün yayınlanmıştır.

KILIÇDAROĞLU'NUN TESEV ÜYELİĞİ VE BARIŞ YARKADAŞ'IN "İşte CHP'ye ilk ve SON Cevabım..."başlıklı yazısı

15 Kasım 2011

İşte CHP'ye ilk ve SON cevabım...
CHP Genel Merkezi'nin bugün Gerçek Gündem'i hedef alan o yazısını hepiniz okudunuz.

CHP'nin resmi internet sitesinde yer alan ve bizim de sansürsüz bir şekilde yayımladığımız o açıklama hakkında söylenecek çok şey var.

Ancak; okurlarımın sabahtan beri durmayan twitter, facebook ve SMS mesajları tek bir istekte birleşiyor. Telefon açan okurlar, tek bir şey istiyor: "Lütfen bu düzeysizliğe, kalitesizliğe ve pespayeliğe cevap vermeyin."

Ben de "tek patronum" olan okurlarımın isteğini yerine getiriyor ve onların istediğini yapıyorum.

* * *

NOT: Sevgili okurlarım, askerlik görevimi bitirip döndükten sonra Gerçek Gündem'i kurmaya karar verdim. O gün, kredi kartımın bakiyesi yetersiz olduğu için, internetteki bazı işlemleri yapamamıştım. Bunun üzerine, okul arkadaşım Özkan Akpınar ''imdadıma'' yetişmiş ve siteyi kurabilmem için eksik kalan 20 doları (Otuz TL) kredi kartından ödemişti. O günden bugüne değişen bir şey yok. O gün de patronum yoktu, bugün de yok.

Gerçek Gündem, arkasında onur dolu altı yıl bıraktı. Ne paraya eğildi, ne de güce... Ne reklam için kapılarda dilendi, ne de güçten yana tavır aldı. Saygınlığımız, sözümüzün etki yaratması, yazdıklarımızın gündem yaratmasının sebebi budur. "Gerçek Gündem yazmışsa doğrudur" mottosu, işte böyle oluştu...

Bugüne kadar altına imza atamayacağımız hiçbir şey yazmadık. Yazdığımız hiçbir şeyden utanmadık. Emin olun ki; bu tavrımız yine sürecek. Gerçek Gündem, medya kuruluşlarının teslim alındığı, reklam, siyasi ve hukuki baskılarla susturulmaya çalışıldığı bir dönemde, halkımızın yine hava deliği olacak!

Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın...


Gerçek Gündem Genel yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 15 Kasım 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de yer alan yazısıdır.

13 Kasım 2011 Pazar

BARIŞ YARKADAŞ'IN"KILIÇDAROĞLU'NUN KAFASI NEDEN KARIŞIK?"(TESEV ÜYELİĞİ) BAŞLIKLI YAZISINA YAPTIĞIM YORUM

Yücel Yeşilceli
13 Kasım 2011 16:23

Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Soros'un desteklediği TESEV'in 183 no'lu kurucu üyesidir.
------------------------------
Vay vay vay!!!
Sayın Barış Yarkadaş,günaydın mı dememiz gerekir?Bu belge elinize yeni mi geçti?Sevgili dostun Gürsel Tekin gözden düşmesi nedeniyle,"kirli çamaşırlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor mu" mu demeliyiz,ne demeliyiz?
Bu sorulara umarım yanıt verirsiniz Barış Bey.

Arişvinizi şöööyle bir karıştırın;benim de içlerinde bulunduğum iki elin parmağını geçmeyen Gerçek Gündem okuyucuları, Kılıçdaroğlu'nun tutarsızlıklarını,"Y-CHP"nin AKP'leştiğini ve partinin sürüklendiği güzergahı eleştirirken;siz ve Gürsel Tekin adına beklenti içinde olanlar,"klavye devrimcileri"gibi sözlerle karşılık veriyordunuz...

Bu küçücük anımsatmadan sonra öyle anlaşılıyor ki;Gürsel Tekin ile Kılıçdaroğlu köprüleri tamamen atmış.İyide atmış.Çünkü,bizler Kılıçdaroğlu'nun seçtiği kadroları,eylemlerini değerlendirerek sürekli CHP'nin DİZAYN edilmiş olabileceğini yazıp,söylüyorduk...Halbuki siz belgeli konuşuyorsunuz ve bu somut durum CHP açısından çok çok önemli!

Umarım Gürsel Tekin İstanbul İl Örgütü'ndeki deleğe ağırlığını yitirmş olması nedeniyle bu yazıyı yazmış olmazsınız.Yazma erekçeniz o kaygıdan kaynaklanmış olsa bile,Kılıçdaroğlu'na ilişkin söylediklerinizin ağırlığı etkisini sürdürecektir.

Bugünden sonra, Kılıçdaroğlu'nun CHP'de eskisi gibi sorunsuz Genel Başkanlık yapması pek mümkün olmayacaktır,OLMAMALIDIR!

CHP'nin anti emperyalist Ulusalcı kadroları partilerine sahip çıkacaklar mı,bekleyip göreceğiz.
*************
Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın"KILIÇDAROĞLU'NUN KAFASI NEDEN KARIŞIK?"başlıklı yazısın yaptığım yorum olup,aynı gün GG'de yayınlanmıştır.

**************************

13 Kasım 2011
Barış Yarkadaş
Kılıçdaroğlu'nun kafası neden karışık?

Dün bu köşede kaleme aldığım "CHP üzerine geç kalmış bir yazı" başlıklı makalem, CHP'liler tarafından yoğun ilgi gördü. Yazıyı sayfaya koyduktan kısa bir süre sonra, görüşlerini ifade etmek isteyen ve bunun için arayan onlarca okurumla konuştum. Çok sayıda da mail aldım. Yazının hem twitter, hem de Facebook gibi etkin mecralarda paylaşılması ise "CHP içindeki rahatsızlığın" bir göstergesiydi. CHP'liler, birçok il ve ilçede "örgüt toplantısı yapılmadığı için" kendilerini ifade edecek bir mecra bulamıyor. Bu yüzden, duygu ve düşüncelerine tercüman olan yazıları internette paylaşarak dertlerini dile getiriyor.

Dün bu yazının ardından arayan birçok okurum, haklı olarak "CHP nereye gidiyor Barış Bey?" sorusunu yöneltiyor ardından da kaygılarını dile getiriyordu.

Kuşkusuz artık yüksek sesle dile getirilen bu sorunun cevabını aramak ve bulmak gerekiyor. Bu sorunun muhatabı kuşkusuz ki; aralarında Gürsel Tekin'in de olduğu CHP Genel Merkezi yöneticileridir. CHP MYK'sı ve CHP Parti Meclisi, tabanda oluşan rahatsızlığı gidermek, "ideolojik - politik netliği" ve "söylem birliği"ni sağlamak zorundadır.

Bunun kısa vadede olmayacağı ise gün gibi ortada.

Neden mi?

Dün bu köşede "Demirel - CHP - Kılıçdaroğlu - Ecevit" ilişkisini anlatan bir yazı kaleme aldık. Kılıçdaroğlu'nun "anlamsız" Demirel sevgisini anlattık. CHP liderinin yaptığının ''tutarsızlık" olduğunu ortaya koyduk. Kılıçdaroğlu sağolsun, bizi yine yalancı çıkarmadı. Daha bir hafta önce Süleyman Demirel'i el üstünde tutan, üzerine toz kondurmayan, pamuklara sarıp seven Kılıçdaroğlu, yine tüm bunları unutmuşçasına davrandı. Antalya'da partililere seslenen Kılıçdaroğlu, AKP'lilerin Kamer Genç'e saldırmasını "dört gün sonra" eleştirirken, merhum İsmet İnönü'nün sözlerine atıf yaptı. CHP lideri, AKP'lileri kast ederek "Eşkiyanın ne yapacağını biliyoruz" dedi.

Bu atıf, İnönü'nün meşhur "Eşkiyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz" sözünün güncele uyarlanmış hali... Belli ki; Kılıçdaroğlu bu sözü kullanırken, İnönü'nün "eşkiya" tanımını kimin için yaptığını unutmuş!

Devlet Bahçeli ve Tansu Çiller'in etrafından devşirdiği danışmanları, Kılıçdaroğlu'na bu konuda yardımcı olamayacaktır. Çünkü; o sözün kimin için söylendiğini Kılıçdaroğlu'na söylemeye dilleri varmaz...

O söz; Kılıçdaroğlu'nun pek sevdiği, yörüngesine girdiği kuşkusunu uyandırdığı Demirel için söylenmiştir. 1965, Demirel'in Başbakan koltuğuna oturduğu ilk yıldır. "Zehir Hafiye" olarak da tanınan Adalet Partili İçişleri Bakanı Faruk Sükan, CHP'lilerin TBMM'deki odalarını gece geç saatlerde aratır. İddia; CHP milletvekillerinin "yasadışı bildiri bastığı"dır.

Merhum İsmet İnönü, bu bilgiyi alınca, basının önüne çıkar ve o tarihi sözleri söyler: "Eşkiyanın gece ne yapacağı belli olmaz."

Rahmetli İnönü, devrimci lider Deniz Gezmiş'in idamı için "iki elini birden kaldıran" o "eşkiya"nın bugün CHP'nin baş köşesinde ağırlandığını görse, herhalde "Valla, bizim çocukların ne yapacağı da belli olmaz" derdi...

Peki neden böyle oluyor?
CHP lideri neden bir türlü tutarlı bir ideloojik - politik çizgi tutturamıyor? CHP neden kafası karışık ve rotasını kaybetmiş bir parti görüntüsü veriyor.

Bunda sanırım temel etken, partinin değil, Kemal Kılıçdaroğlu'nun kafasının karışık olması...

Kılıçdaroğlu, "hiç beklemediği bir dönemde" CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturdu. Deniz Baykal'a yönelik kaset komplosunun ardından, partinin dağılmaması için toplumsal baskının da yarattığı dayatmayla görevi kabul etti. İyi de yaptı! Aksi taktirde; Baykal'a kaset komplosunu yapanlar amacına ulaşacak ve CHP birkaç parçaya bölünecekti.

Kılıçdaroğlu, genel başkanlığa oturduktan sonra, CHP içinde bir dönüşüm yaratmak istedi. Yaptığı hamleler bir süre izlendi, destek de buldu. Ancak; mevcut CHP tabanı ve CHP'yi uzun süre yönetenler, bir süre sonra homurdanmaya başladı. CHP'nin "ekseninin kaydırıldığı" dillendirildi. CHP şimdi o tartışmanın içine yeniden giriyor. Kılıçdaroğlu, farkında olarak ya da olmayarak, partisinin örgütleriyle kavganın içine çekiliyor. Birileri, Kılıçdaroğlu'nu "Örgütü kendine göre dizyan et, koltuğunu sağlamlaştır" telkiniyle yönlendirmeye çalışıyor.

Doğrusu, Kılıçdaroğlu'nun da bu telkinlere meyilli olduğu çok açık. Çünkü; Kılıçdaroğlu, "mevcut CHP"nin, kafasındaki "sosyal demokrat parti"ye uymadığını görüyor. Bu yüzden, Murat Karayalçın'ın 2001'de kurduğu SHP'de görev yapan kadroları etrafına topluyor. Yaklaşık 12 yıldır CHP'nin kapısından içeri bile girmemiş Karayalçın'ın kadrolarıyla "değişim ve dönüşüm yaratacağı"nı sanıyor.

Tabii Kılıçdaroğlu'nun kafa karışıklığı ile rotasını kaybetmesinin altında yatan temel bir ideolojik etken var. Kılıçdaroğlu, ideolojik gıdasını ne yazık ki; TESEV'den almış durumda.

Şimdi hem sizin hem de kamuoyunun geniş kesimlerinin ilk kez duyacağı bir bilgiyi paylaşacağım:

Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Soros'un desteklediği TESEV'in 183 no'lu kurucu üyesidir. Vakfın kurulması için gerekli olan "vakıf senedi"nin de hissedarları arasındadır. TESEV'in kurucuları, üyeleri ve mütevellileri arasında Ethem Sancak, İnan Kıraç, Can Paker, Asaf Savaş Akat, Nuri Çolakoğlu, Osman Kavala, Tarhan Erdem, Gazi Erçel, Jak Kamhi, İshak Alaton Cüneyt Zapsu ve Bülent Eczacıbaşı gibi isimlerin olduğunu hatırladığımızda, Kılıçdaroğlu'nun "kafa karışıklığı"nın sebepleri daha iyi anlaşılacaktır.

Kılıçdaroğlu, 2001 - 2002 döneminde hisse sahibi olarak mütevellileri arasına girdiği ve ideolojik gıdasını aldığı TESEV'den o denli etkilenmiştir ki; CHP'nin duracağı yeri de bu yüzden bir türlü belirleyememiştir. Attığı her adıma Baykal - Önder Sav döneminde "oluşturulan" taban tarafından kuşkuyla bakılması, Kılıçdaroğlu'nu "daldan dala savurmuştur." Bu yüzden, kimi zaman Ergenekon Davası'nın sanıklarına sarılmış, kimi zaman Kürt kökenli seçmene seslenmek istemiş, kimi zaman ise CHP'nin içinde bulunan ve oyları yüzde yedi civarındaki "ulusalcı"ları memnun etmeye çalışmıştır. Sıkıştığı anda ise "Aleviyim, bu suç mu?" demiştir.

TESEV Üyesi olan Kılıçdaroğlu, o çevrelerden olabildiğince etkilendiği için, şimdi kafasındaki değişim ve dönüşümü gerçekleştirebileceği bir "kadro harekatı" yaratmaya çalışıyor. Bunun için de Karayalçın'ın kadrolarına sarılıyor. CHP'nin eski kadrolarını "değişim ve dönüşüm" adı altında etkisizleştirip SHP'lileri yönetime getirmek istiyor. Böylece, koltuğunun garantide olacağını düşünüyor.

Bu hafta yapılacak olan CHP MYK'da bu planın en radikal adımı atılacak. CHP İstanbul İl Başkanı eski SODEV'ci ve 10 Aralık Hareketi Üyesi Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul'daki 14 ilçenin başkanlarının görevden alınması ve yerlerine Karayalçın'la SHP'de çalışmış 14 ismin getirilmesi için "yeni bir hamle daha" yapacak. Salıcı, ilk hamlesi perşembe günü başarısızlığa uğramasına rağmen, şansını yine deneyecek. Bu hamle gerçekleşirse, CHP'nin İstanbul'daki 14 ilçe başkanı görevden alınacak. Yerlerine ise SODEV, 10 Aralık Hareketi ve Karayalçın'ın SHP'sinde görev almış kişiler "paraşütle" getirilecek.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu bağlamda gönlünün Altan Öymen'in önerisiyle il başkanı yapılan Salıcı'dan yana olduğu biliniyor. Kılıçdaroğlu, CHP örgütlerini "kendisine göre dizayn edip" koltuğunu sağlamlaştırmak istiyor. Bu yüzden, Kamer Genç TBMM'de dayak yerken bunu umursamıyor. MYK toplantısını bitirip Meclis'e gideceğine, hiçbir şey olmamış gibi, MYK toplantısını sürdürüyor. Toplantıda, İstanbul'da görevden alınacak ilçelerin durumunu konuşuyor. Dört gün sonra ise, adet yerini bulsun diye "Eşkiyanın ne yapacağını biliyoruz" diyor. O lafın tarihsel anlamını bilmediği için de yine bir tutarsızlık içine düşüyor.

Yukarıda anlattığım tablo, mutlaka değerlendirilecek ve tartışılacaktır. Bu yazımdan, CHP'de "değişim ve dönüşüm"e karşı çıktığım anlaşılmasın. Aksine; CHP'de bir değişimin olması gerektiğini başından beri savunuyorum.

Ancak; CHP bugün ne dediği belli olmayan, neyi hedeflediği anlaşılamayan, her kafadan farklı bir sesin çıktığı, klasik bir "sivil toplum örgütü"nü andırıyor. Kılıçdaroğlu, CHP'ye bir ideolojik hat çizemiyor. Kafası karışık oldu için, bir gün farklı, ertesi gün farklı konuşuyor. CHP tabanı da bu yüzden, partisine olan ilgisini her geçen gün azaltıyor. Bunun en somut örneği, Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a geldiği dönemlerde görülüyor. Kılıçdaroğlu'nun katıldığı parti etkinliklerindeki insan sayısı 300'ü geçmiyor. Parti tabanı, CHP içindeki kongre - kurultay tartışmalarına bile ilgi göstermiyor.

Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu'na düşen ilk görev, CHP'ye doğru bir ideolojik - politik hat çizmektir. CHP'lileri gönderip yerine SHP'lileri getirmek çözüm değildir. Partinin ideolojik - politik hatı net değilse, ne dediği anlaşılmıyorsa, Atatürk'ü bile getirseniz, yapabileceği çok şey yoktur.

Kılıçdaroğlu ve Çiller'in etrafından getirdiği danışmanlarının anlaması gereken ilk konu budur. CHP bir ideoloji partisidir. CHP'yi ayakta tutan da ideolojisidir. O ideoloji günün koşullarına uyarlanıp zenginleştirilmediği ve çağın ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirilmediği taktirde, tarihin karşısında yenik düşer. Kılıçdaroğlu'nun tarihsel görevi, CHP'yi doğru bir çizgide tutmak, kitle partisi olma misyonunu sürdürecek bir hale getirmektir. Ancak bu; yönünü birgün Demirel'e, ertesi gün Ergenekon Sanıkları'na, diğer gün ise TESEV'e çevirmekle olmaz.

SON SÖZ: Milletvekili listesi, bu bağlamda Kılıçdaroğlu'nun kafa karışıklığının en net ve en somut ifadesidir. CHP, herkese mavi boncuk dağıtmaya çalışmış ama ortaya ne yazık ki; bir hilkat garibesi çıkmıştır.

BİR DE NOT:

Kılıçdaroğlu'nun şimdi kamuoyuyla paylaşması gereken bir bilgi daha vardır:

Kılıçdaroğlu'nun TESEV üyeliği sürmekte midir? Sürüyorsa, TESEV'in hangi görüşlerini sahiplenmekte, hangi görüşlerini paylaşmamaktadır? CHP'lilerin bunu bilmesi gerekmektedir. Çünkü; TESEV, Kanarya Sevenler Derneği değildir.

BARIŞ YARKADAŞ:KILIÇDAROĞLU'NUN (TESEV ÜYELİĞİ) KAFASI NEDEN KARIŞIK?

13 Kasım 2011

Kılıçdaroğlu'nun kafası neden karışık?
Dün bu köşede kaleme aldığım "CHP üzerine geç kalmış bir yazı" başlıklı makalem, CHP'liler tarafından yoğun ilgi gördü. Yazıyı sayfaya koyduktan kısa bir süre sonra, görüşlerini ifade etmek isteyen ve bunun için arayan onlarca okurumla konuştum. Çok sayıda da mail aldım. Yazının hem twitter, hem de Facebook gibi etkin mecralarda paylaşılması ise "CHP içindeki rahatsızlığın" bir göstergesiydi. CHP'liler, birçok il ve ilçede "örgüt toplantısı yapılmadığı için" kendilerini ifade edecek bir mecra bulamıyor. Bu yüzden, duygu ve düşüncelerine tercüman olan yazıları internette paylaşarak dertlerini dile getiriyor.

Dün bu yazının ardından arayan birçok okurum, haklı olarak "CHP nereye gidiyor Barış Bey?" sorusunu yöneltiyor ardından da kaygılarını dile getiriyordu.

Kuşkusuz artık yüksek sesle dile getirilen bu sorunun cevabını aramak ve bulmak gerekiyor. Bu sorunun muhatabı kuşkusuz ki; aralarında Gürsel Tekin'in de olduğu CHP Genel Merkezi yöneticileridir. CHP MYK'sı ve CHP Parti Meclisi, tabanda oluşan rahatsızlığı gidermek, "ideolojik - politik netliği" ve "söylem birliği"ni sağlamak zorundadır.

Bunun kısa vadede olmayacağı ise gün gibi ortada.

Neden mi?

Dün bu köşede "Demirel - CHP - Kılıçdaroğlu - Ecevit" ilişkisini anlatan bir yazı kaleme aldık. Kılıçdaroğlu'nun "anlamsız" Demirel sevgisini anlattık. CHP liderinin yaptığının ''tutarsızlık" olduğunu ortaya koyduk. Kılıçdaroğlu sağolsun, bizi yine yalancı çıkarmadı. Daha bir hafta önce Süleyman Demirel'i el üstünde tutan, üzerine toz kondurmayan, pamuklara sarıp seven Kılıçdaroğlu, yine tüm bunları unutmuşçasına davrandı. Antalya'da partililere seslenen Kılıçdaroğlu, AKP'lilerin Kamer Genç'e saldırmasını "dört gün sonra" eleştirirken, merhum İsmet İnönü'nün sözlerine atıf yaptı. CHP lideri, AKP'lileri kast ederek "Eşkiyanın ne yapacağını biliyoruz" dedi.

Bu atıf, İnönü'nün meşhur "Eşkiyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz" sözünün güncele uyarlanmış hali... Belli ki; Kılıçdaroğlu bu sözü kullanırken, İnönü'nün "eşkiya" tanımını kimin için yaptığını unutmuş!

Devlet Bahçeli ve Tansu Çiller'in etrafından devşirdiği danışmanları, Kılıçdaroğlu'na bu konuda yardımcı olamayacaktır. Çünkü; o sözün kimin için söylendiğini Kılıçdaroğlu'na söylemeye dilleri varmaz...

O söz; Kılıçdaroğlu'nun pek sevdiği, yörüngesine girdiği kuşkusunu uyandırdığı Demirel için söylenmiştir. 1965, Demirel'in Başbakan koltuğuna oturduğu ilk yıldır. "Zehir Hafiye" olarak da tanınan Adalet Partili İçişleri Bakanı Faruk Sükan, CHP'lilerin TBMM'deki odalarını gece geç saatlerde aratır. İddia; CHP milletvekillerinin "yasadışı bildiri bastığı"dır.

Merhum İsmet İnönü, bu bilgiyi alınca, basının önüne çıkar ve o tarihi sözleri söyler: "Eşkiyanın gece ne yapacağı belli olmaz."

Rahmetli İnönü, devrimci lider Deniz Gezmiş'in idamı için "iki elini birden kaldıran" o "eşkiya"nın bugün CHP'nin baş köşesinde ağırlandığını görse, herhalde "Valla, bizim çocukların ne yapacağı da belli olmaz" derdi...

Peki neden böyle oluyor?
CHP lideri neden bir türlü tutarlı bir ideloojik - politik çizgi tutturamıyor? CHP neden kafası karışık ve rotasını kaybetmiş bir parti görüntüsü veriyor.

Bunda sanırım temel etken, partinin değil, Kemal Kılıçdaroğlu'nun kafasının karışık olması...

Kılıçdaroğlu, "hiç beklemediği bir dönemde" CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturdu. Deniz Baykal'a yönelik kaset komplosunun ardından, partinin dağılmaması için toplumsal baskının da yarattığı dayatmayla görevi kabul etti. İyi de yaptı! Aksi taktirde; Baykal'a kaset komplosunu yapanlar amacına ulaşacak ve CHP birkaç parçaya bölünecekti.

Kılıçdaroğlu, genel başkanlığa oturduktan sonra, CHP içinde bir dönüşüm yaratmak istedi. Yaptığı hamleler bir süre izlendi, destek de buldu. Ancak; mevcut CHP tabanı ve CHP'yi uzun süre yönetenler, bir süre sonra homurdanmaya başladı. CHP'nin "ekseninin kaydırıldığı" dillendirildi. CHP şimdi o tartışmanın içine yeniden giriyor. Kılıçdaroğlu, farkında olarak ya da olmayarak, partisinin örgütleriyle kavganın içine çekiliyor. Birileri, Kılıçdaroğlu'nu "Örgütü kendine göre dizyan et, koltuğunu sağlamlaştır" telkiniyle yönlendirmeye çalışıyor.

Doğrusu, Kılıçdaroğlu'nun da bu telkinlere meyilli olduğu çok açık. Çünkü; Kılıçdaroğlu, "mevcut CHP"nin, kafasındaki "sosyal demokrat parti"ye uymadığını görüyor. Bu yüzden, Murat Karayalçın'ın 2001'de kurduğu SHP'de görev yapan kadroları etrafına topluyor. Yaklaşık 12 yıldır CHP'nin kapısından içeri bile girmemiş Karayalçın'ın kadrolarıyla "değişim ve dönüşüm yaratacağı"nı sanıyor.

Tabii Kılıçdaroğlu'nun kafa karışıklığı ile rotasını kaybetmesinin altında yatan temel bir ideolojik etken var. Kılıçdaroğlu, ideolojik gıdasını ne yazık ki; TESEV'den almış durumda.

Şimdi hem sizin hem de kamuoyunun geniş kesimlerinin ilk kez duyacağı bir bilgiyi paylaşacağım:

Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Soros'un desteklediği TESEV'in 183 no'lu kurucu üyesidir. Vakfın kurulması için gerekli olan "vakıf senedi"nin de hissedarları arasındadır. TESEV'in kurucuları, üyeleri ve mütevellileri arasında Ethem Sancak, İnan Kıraç, Can Paker, Asaf Savaş Akat, Nuri Çolakoğlu, Osman Kavala, Tarhan Erdem, Gazi Erçel, Jak Kamhi, İshak Alaton Cüneyt Zapsu ve Bülent Eczacıbaşı gibi isimlerin olduğunu hatırladığımızda, Kılıçdaroğlu'nun "kafa karışıklığı"nın sebepleri daha iyi anlaşılacaktır.

Kılıçdaroğlu, 2001 - 2002 döneminde hisse sahibi olarak mütevellileri arasına girdiği ve ideolojik gıdasını aldığı TESEV'den o denli etkilenmiştir ki; CHP'nin duracağı yeri de bu yüzden bir türlü belirleyememiştir. Attığı her adıma Baykal - Önder Sav döneminde "oluşturulan" taban tarafından kuşkuyla bakılması, Kılıçdaroğlu'nu "daldan dala savurmuştur." Bu yüzden, kimi zaman Ergenekon Davası'nın sanıklarına sarılmış, kimi zaman Kürt kökenli seçmene seslenmek istemiş, kimi zaman ise CHP'nin içinde bulunan ve oyları yüzde yedi civarındaki "ulusalcı"ları memnun etmeye çalışmıştır. Sıkıştığı anda ise "Aleviyim, bu suç mu?" demiştir.

TESEV Üyesi olan Kılıçdaroğlu, o çevrelerden olabildiğince etkilendiği için, şimdi kafasındaki değişim ve dönüşümü gerçekleştirebileceği bir "kadro harekatı" yaratmaya çalışıyor. Bunun için de Karayalçın'ın kadrolarına sarılıyor. CHP'nin eski kadrolarını "değişim ve dönüşüm" adı altında etkisizleştirip SHP'lileri yönetime getirmek istiyor. Böylece, koltuğunun garantide olacağını düşünüyor.

Bu hafta yapılacak olan CHP MYK'da bu planın en radikal adımı atılacak. CHP İstanbul İl Başkanı eski SODEV'ci ve 10 Aralık Hareketi Üyesi Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul'daki 14 ilçenin başkanlarının görevden alınması ve yerlerine Karayalçın'la SHP'de çalışmış 14 ismin getirilmesi için "yeni bir hamle daha" yapacak. Salıcı, ilk hamlesi perşembe günü başarısızlığa uğramasına rağmen, şansını yine deneyecek. Bu hamle gerçekleşirse, CHP'nin İstanbul'daki 14 ilçe başkanı görevden alınacak. Yerlerine ise SODEV, 10 Aralık Hareketi ve Karayalçın'ın SHP'sinde görev almış kişiler "paraşütle" getirilecek.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu bağlamda gönlünün Altan Öymen'in önerisiyle il başkanı yapılan Salıcı'dan yana olduğu biliniyor. Kılıçdaroğlu, CHP örgütlerini "kendisine göre dizayn edip" koltuğunu sağlamlaştırmak istiyor. Bu yüzden, Kamer Genç TBMM'de dayak yerken bunu umursamıyor. MYK toplantısını bitirip Meclis'e gideceğine, hiçbir şey olmamış gibi, MYK toplantısını sürdürüyor. Toplantıda, İstanbul'da görevden alınacak ilçelerin durumunu konuşuyor. Dört gün sonra ise, adet yerini bulsun diye "Eşkiyanın ne yapacağını biliyoruz" diyor. O lafın tarihsel anlamını bilmediği için de yine bir tutarsızlık içine düşüyor.

Yukarıda anlattığım tablo, mutlaka değerlendirilecek ve tartışılacaktır. Bu yazımdan, CHP'de "değişim ve dönüşüm"e karşı çıktığım anlaşılmasın. Aksine; CHP'de bir değişimin olması gerektiğini başından beri savunuyorum.

Ancak; CHP bugün ne dediği belli olmayan, neyi hedeflediği anlaşılamayan, her kafadan farklı bir sesin çıktığı, klasik bir "sivil toplum örgütü"nü andırıyor. Kılıçdaroğlu, CHP'ye bir ideolojik hat çizemiyor. Kafası karışık oldu için, bir gün farklı, ertesi gün farklı konuşuyor. CHP tabanı da bu yüzden, partisine olan ilgisini her geçen gün azaltıyor. Bunun en somut örneği, Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a geldiği dönemlerde görülüyor. Kılıçdaroğlu'nun katıldığı parti etkinliklerindeki insan sayısı 300'ü geçmiyor. Parti tabanı, CHP içindeki kongre - kurultay tartışmalarına bile ilgi göstermiyor.

Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu'na düşen ilk görev, CHP'ye doğru bir ideolojik - politik hat çizmektir. CHP'lileri gönderip yerine SHP'lileri getirmek çözüm değildir. Partinin ideolojik - politik hatı net değilse, ne dediği anlaşılmıyorsa, Atatürk'ü bile getirseniz, yapabileceği çok şey yoktur.

Kılıçdaroğlu ve Çiller'in etrafından getirdiği danışmanlarının anlaması gereken ilk konu budur. CHP bir ideoloji partisidir. CHP'yi ayakta tutan da ideolojisidir. O ideoloji günün koşullarına uyarlanıp zenginleştirilmediği ve çağın ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirilmediği taktirde, tarihin karşısında yenik düşer. Kılıçdaroğlu'nun tarihsel görevi, CHP'yi doğru bir çizgide tutmak, kitle partisi olma misyonunu sürdürecek bir hale getirmektir. Ancak bu; yönünü birgün Demirel'e, ertesi gün Ergenekon Sanıkları'na, diğer gün ise TESEV'e çevirmekle olmaz.

SON SÖZ: Milletvekili listesi, bu bağlamda Kılıçdaroğlu'nun kafa karışıklığının en net ve en somut ifadesidir. CHP, herkese mavi boncuk dağıtmaya çalışmış ama ortaya ne yazık ki; bir hilkat garibesi çıkmıştır.

BİR DE NOT:

Kılıçdaroğlu'nun şimdi kamuoyuyla paylaşması gereken bir bilgi daha vardır:

Kılıçdaroğlu'nun TESEV üyeliği sürmekte midir? Sürüyorsa, TESEV'in hangi görüşlerini sahiplenmekte, hangi görüşlerini paylaşmamaktadır? CHP'lilerin bunu bilmesi gerekmektedir. Çünkü; TESEV, Kanarya Sevenler Derneği değildir.
***************************

Kılıçdaroğlu'nun TESEV üyeliği hakkında Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni yukarıdaki yazıyı kaleme almış olup,önemi nedeniyle bu sayfaya alınmıştır.Bir sonraki sayfada bu konuya ilişkin yorumum yer alacaktır.

12 Kasım 2011 Cumartesi

SEYİT RIZA ÜZERİNE
--------------------------
(1)
ALINTI
---------
Burjuva devrim,geçmişin kalıntılarını,(yalnızca otokrasiyi değil,monarşiyi de içeren)feodal kalıntıları,en kararlı bir biçimde süpürüp atan ve kapitalizmin en geniş,en özgür ve en hızlı bir biçimde gelişmesini,en eksiksiz bir biçimde güvence altına alan bir altüst oluşun ta kendisidir.

İşte bu yüzden,burjuva devrim,proleteryaya en büyük ölçüde yarar sağlar.Burjuva devrim proleteryanın çıkarları için mutlak bir gerekliliktir.

(Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği sayfa:51)

***********************
17 Şubat-4 Mart 1923 İzmir İktisat Kongresi.Bu tarihe dikkatinizi çekerim.Henüz Cumhuriyet resmen ilan edilmemiş;Yeni Türkiye Devleti'nin izleyeceği ekonomik politikayı belirleme kongresidir bu!

M.Kemal Kongre'ye hitaben yaptığı konuşmada;eski düzenin(Osmanlı) reddinin öncelik taşıdığı stratejik bir proğram düşündüğünü dışa vurmuştur!

İzmir İktisat Kongresi'nde kapitalist üretim ilişkileri ete kemiğe bürünse de;eski Ortaçağ rejiminin(Osmanlı)tamamen tasfiye edilecek olması,yukarıda sosyalizmin kurucularından yaptığımız kısa alıntı cümlelerde de olduğu gibi;bu devrimci bir hamledir ve toplumsal yasaların gereği bir önceki çağ dışı rejim tarih sahnesinden sökülüp atılacaktır!!!

(2)
Bu devrimci bir tavırdır!Kıta Avrupası'nın aydınlanma düşüncesine, Yeni Türkiye'nin karşılık vermesidir,Türk halkının geleceğinin şekilleneceği yol haritasıdır!

İşte bu nedenledir ki,Padişah'ın bütün biatçı kulları ve emperyalizmle işbirliği içinde olanlar; Mustafa Kemal'e ve Devrimleri'ne karşı çıkmışlar,kurduğu rejim nedeniyle her cepheden karşıtları, O'na karşı birleşmişlerdir!

Peki,Seyit Rıza kimdir,neden baş kaldırmıştır?

-Mustafa Kemal'in önderlik ettiği Burjuva Demokratik Devrimi'ni yeterli bulmayıp,bir sonraki aşaması "Sosyalist Devrim" sürecine geçelim diye mi ayaklanma başlatmıştır?

-Cumhuriyet ilan edilmesine karşın,Doğu ve G.Doğu'da toprak reformu yapılmadı.Ağalık sistemi bir tür çağdaş kölelik.Eski düzenin kalıntılarının gasp ettikleri halkın topraklarını halka dağıtılmadığı için mi ayaklanmış?

-Mustafa Kemal'in:"Türkiye şeyhler, dervişler, müridler ülkesi olmayacaktır."sözüne karşılık, bu süreci yeterli görmediğinden mi silahlı mücadeleyi seçmiştir?

(3)
Seyit Rıza ve adamlarının ayaklanma nedeni, ne yazık ki bu saydıklarımızın hiç biri değildir.Tarihsel ve toplumsal yasaların işleyişini belkide kısa süreliğine tersine döndürebilirsiniz.Tıpkı dere yataklarını değiştirmeniz gibi...Ya sonrası?..

Bir kaç kaynaktan okuduğuma göre,en son www.noktavirgul.com'da Dersim ayaklanmasına ilişkin Komünist Enternasyonel'in belgelerinde şöyle söylendiği iddia edilmektedir:
"Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir."

Evet,emperyalizm ve Seyit Rıza! Nedense bu ikili bana hiç garip gelmedi.Biz bu eski siyah beyaz filmin renklisini,yeni versiyonunu uzun yıllardır izlemiyor muyuz?

YY'nin notu:Yukarıda sözü edilen devlet, zamanın İngiliz emperyalizmidir.

Gerçek Gündem'in 12 Kasım 2011 tarihinde yer alan "Köşk'te Seyit Rıza randevusu" başlıklı yazısına ve gene Gerçek Gündem'de Barış Yarkadaş'ın 12 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan "CHP üzerine geç kalmış bir yazı" başlıklı yazılarına yaptığım yorumlar olup,12 Kasım 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de üç sayfa halinde yayınlanmıştır.