Var olan sorunun çözümü ile ilgili sağlıklı ve tutarlı adımlar atılıyorsa, hiç kimse “adım atmayın” demez. Biz de demiyoruz. “Niye görüştünüz” demiyoruz.
-------------------------------------
Breh breh breh! CHP Genel Başkanı "aşmış kendisini", kutlayalım hep beraber!
Yol yol değil,gidişat gidişat değil.CHP'nin refleksleri de törpülenmiş sanırım.
Bu sitede yorum yapan yüzlerini görmediğim ilerici-yurtsever,Atatürkçü çok arkadaşım var.
Örneğin:
Demokrasi,
Poyraz,
Erdem Akel,
E.Uzun,
Samsun ve adlarını şu an anımsamadığım diğer dostlar gibi...
Benim korkum şu:Bu süreçte CHP daha fazla iğdiş edilmesin,daha fazla sağa yamanıp AKP'ye "KARDEŞ" edilmesin!
Onun için tepkilerimizi Ankara'nın göbeğindeki "BİZ DAHA İYİ YAPARIZ"cı zihniyete bildirmek gerekir.
Kökleri, kökenleri ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI'na,TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE! şiarna bağlı CHP'ni küresel güçlerin dümen suyuna girmesine,daha fazla pörsütülmesine izin vermeyelim!
Kemal Kılıçdaroğlu'nun GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan "Kürt sorunu nasıl çözülecek" başlıklı yazıya yaptığım yorum.
27 Eylül 2010 Pazartesi
22 Eylül 2010 Çarşamba
KILIÇDAROĞLU'NUN ALMANYA KONUŞMALARI
Bu sitedeki yazılanları okuyan belki bir CHP yöneticisi vardır diye buradan sesleniyorum:
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,Almanya'da sorulara verdiğiniz cevaplar, Atatürkçü,laik Cumhuriyetçi,ilerici-yurtsever,sol-sosyalist her insanı derinden yaralamıştır.
1) Madem cemaatlere saygılıydınız,
2) Madem laikliğin tehlike altında olduğunu düşünmüyordunuz,
3) Madem bugün için Türkiye'de laiklik tehlikededir diyemiyorsunuz...
O halde,mitinğ meydanlarında,TV'lerde neden sürekli çağrı yapıp,halkın HAYIR oyu vermesini istediniz?
Neden laik Cumhuriyet'in tehlikede olduğunu söyleyerek insanları tatil beldelerinden,köylerinden,kasabalarından,şehirlerinden oy kullandığı bölgeye gitmelerini önerdiniz?
Bugün laiklik tehdit altnda değise,neden sürekli tehdit vurgusu yaptınız ve halkı gerdiniz?
Bu denli kafa karışıklığ yaşadığınıza göre,2011 Genel Seçimlerinde vaad ettiklerinize halk,daha doğrusu laik Cumhuriyet sevdalsı insanlar inanacaklar mı?
ABD'nin "iki partili sistem" projesinin yansıması mıdır bu olanlar? Konuya ilişkin sizin düşünceniz nedir?
Son olarak ve üzülerek şunu söylemek isterim ki;Bu tarihten sonra artık bizim gibi Cumhuriyet Devrimleri'ne inanan hiç bir yurttaşı şaşırtmayacaksınız!
Çünkü; GÜVENİRLİĞİNİZ TARTIŞMA KONUSUDUR ARTIK!
Kılıçdaroğlu'nn Almanya'da sorulara verdiği cevaplar GERÇEK GÜNDEM.COM'da "Kılıçdaroğlu yine ezber bozdu" başlıklı yazıyla yer almış olup, bu yazıya tarafımdan yapılan yorum.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,Almanya'da sorulara verdiğiniz cevaplar, Atatürkçü,laik Cumhuriyetçi,ilerici-yurtsever,sol-sosyalist her insanı derinden yaralamıştır.
1) Madem cemaatlere saygılıydınız,
2) Madem laikliğin tehlike altında olduğunu düşünmüyordunuz,
3) Madem bugün için Türkiye'de laiklik tehlikededir diyemiyorsunuz...
O halde,mitinğ meydanlarında,TV'lerde neden sürekli çağrı yapıp,halkın HAYIR oyu vermesini istediniz?
Neden laik Cumhuriyet'in tehlikede olduğunu söyleyerek insanları tatil beldelerinden,köylerinden,kasabalarından,şehirlerinden oy kullandığı bölgeye gitmelerini önerdiniz?
Bugün laiklik tehdit altnda değise,neden sürekli tehdit vurgusu yaptınız ve halkı gerdiniz?
Bu denli kafa karışıklığ yaşadığınıza göre,2011 Genel Seçimlerinde vaad ettiklerinize halk,daha doğrusu laik Cumhuriyet sevdalsı insanlar inanacaklar mı?
ABD'nin "iki partili sistem" projesinin yansıması mıdır bu olanlar? Konuya ilişkin sizin düşünceniz nedir?
Son olarak ve üzülerek şunu söylemek isterim ki;Bu tarihten sonra artık bizim gibi Cumhuriyet Devrimleri'ne inanan hiç bir yurttaşı şaşırtmayacaksınız!
Çünkü; GÜVENİRLİĞİNİZ TARTIŞMA KONUSUDUR ARTIK!
Kılıçdaroğlu'nn Almanya'da sorulara verdiği cevaplar GERÇEK GÜNDEM.COM'da "Kılıçdaroğlu yine ezber bozdu" başlıklı yazıyla yer almış olup, bu yazıya tarafımdan yapılan yorum.
16 Eylül 2010 Perşembe
"HAYIR!" DERKEN AKLA GELENLER
Tarih 6 Eylül 2010.İstanbul'da oturan bir yurttaş olarak gözüm,gönlüm İzmir Gündoğdu Meydanı'nda.Fonda bir şarkı, yada marş mı desem " Geliyor Geliyor Kılıçdaroğlu!"
Bu ses,evet bu ses hiç yabancı gelmiyor.Sahi bu ses türkücü Onur Akın değil mi?
Yani,"Dolmabahçe kahvaltıcısı" Onur Akın. Pes yani, bula bula Gündoğdu Meydanı'nın bu görkemine Onur Akın'ı mı buldunuz?
Halbu ki,Gündoğdu Meydanı'nın şanına,vakarına,coşkusuna,geleceğe ilişkin gelincik tarlası görümüne Onur Akın değil,TOLGA ÇANDAR GİBİ YURTSEVER,DEVRİMCİ,İLERİCİ,ATATÜRKÇÜ EFE YAKIŞIRDI!
16 Eylül 2010 tarihinde Kılıçdaroğlu Facebook sayfasında Tolga Çandar'a yaptığım yorum.
Bu ses,evet bu ses hiç yabancı gelmiyor.Sahi bu ses türkücü Onur Akın değil mi?
Yani,"Dolmabahçe kahvaltıcısı" Onur Akın. Pes yani, bula bula Gündoğdu Meydanı'nın bu görkemine Onur Akın'ı mı buldunuz?
Halbu ki,Gündoğdu Meydanı'nın şanına,vakarına,coşkusuna,geleceğe ilişkin gelincik tarlası görümüne Onur Akın değil,TOLGA ÇANDAR GİBİ YURTSEVER,DEVRİMCİ,İLERİCİ,ATATÜRKÇÜ EFE YAKIŞIRDI!
16 Eylül 2010 tarihinde Kılıçdaroğlu Facebook sayfasında Tolga Çandar'a yaptığım yorum.
HALK OYLAMASI SONUÇLARI VE GÜRSEL TEKİN ÇIKMAZI
Sevgili kardeşlerim,
Bir parti düşününüz ki,halk oylamsı çok yakınken,genel seçimler yaklaşmışken günlerce, aylarca Gürsel Tekin PM'ne seçilecek mi?MYK'ye seçilecek mi?Genel Başkan Yardımcısı olacak mı? ile enerji harcar,yorulur,bitap düşer!
Soru şu:"Parti mi insanlara eğemen olacak,üyelerin kültür ve birikimleriyle,teorik-pratik katkılarıyle zenginlik kazanacak,iktidar olacak?" Yada,"İnsanlar mı Partiye eğemen olacak,kendi kadrolarını,kendi anlayışını,ideolojisini Partiye eğemen kılacak?" Bu süreci iyi değerlendirirsek,CHP'de yaşananların,özellikle de İstanbul İl Örgütünde yaşananların yanıtı ikinci şıktadır.
Olayı daha somutlaştırıp Gürsel Tekin özeline indirgersek;Sayın Tekin'i "vazgeçilmez yapan"nedir? Hangi politik gelişmelerde,başarılarda öncü olmuştur?Partinin hangi kazanımlarında doğrudan imzası bulunmaktadır? Emekçi ve işçi sınıfına dayanması gereken CHP'nin rotasını daha ilerlere taşıyarak solun diğer katmanları,partileri,demokrati kitle örgütleri,sendikaları,Atatürkçü,Cumhuriyetçi kesimleriyle bağlaşıklık mı kurmuş,kurulması için öncülük etmiştir? Daha ötesi, Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ü kentin varoşlarına,yoksul bölgelerine,dinsel ayrışmanın doruğundaki ilçelere mi anlatmıştır,özümsetmiştir?
Ayrıca,uluslararası sosyal demokrat arenada,camiada, kamuoyunda tanınmış bir partili midir?Sayın Tekin'in iktidara karşı aşırı kibarlığını da anlamak mümkün değil.Hele Ahmet Hakan gibi "Dön baba dönelim" jargonlu gazetecilerin Tekin tutkusunu ise hiç anlayamıyorum. Soruları uzatmanın gereği yok.Bugün itibariyle sayın Tekin CHP Genel Başkan Yardımcısı'dır.Partiyi daha üstlere taşımada artık bir engeli kalmamıştır,takip edeceğiz ve bekleyeceğiz.
Diğer taraftan,Partinin mutfağında oluşturulmayan,somutlaştırılmayan kimi söylemlerden Parti kazançlı çıkmışmıdır? Türbanı,kara çarşafı sahiplenme diğer katmanlarda bir kırgınlık,kızgınlık yaratmışmıdır?"Kürt Sorunu'nu biz çözeriz"söylemi deklere edildiğine göre seçimlerden çok önce raporlaştırıp kamu oyuna açıklanmalıdır.Spontane söylemlere son verilmesi ve Parti mutfağında olgunlaşan,proğramda bulunan fikirler halka açıklanmalıdır.
Son olarak,Sayın Kılıçdaroğlu ve Parti yetkilileri mutlaka profesyonellerden yardım almalıdırlar.Bu destek tüm genel seçimler süresince sürmelidir.Kılıçdaroğlu'nun çalışma ateşi İl ve İlçe örgütlerinde yankı bulmalı,ayak uyduramayanlar kenara çekilmelidir.
PM üyesi,İletişim uzmanı,akedemisyen sayın Nuran Yıldız'ın durduk yerde Başbuğ'a övgü dolu yazısının mantığını anlamak güç.Sayın Yıldız'ın bu zamanını partinin çalışma yöntemlerine,politikalarına ayırması daha yararlı olmaz mıydı?
Bir parti düşününüz ki,halk oylamsı çok yakınken,genel seçimler yaklaşmışken günlerce, aylarca Gürsel Tekin PM'ne seçilecek mi?MYK'ye seçilecek mi?Genel Başkan Yardımcısı olacak mı? ile enerji harcar,yorulur,bitap düşer!
Soru şu:"Parti mi insanlara eğemen olacak,üyelerin kültür ve birikimleriyle,teorik-pratik katkılarıyle zenginlik kazanacak,iktidar olacak?" Yada,"İnsanlar mı Partiye eğemen olacak,kendi kadrolarını,kendi anlayışını,ideolojisini Partiye eğemen kılacak?" Bu süreci iyi değerlendirirsek,CHP'de yaşananların,özellikle de İstanbul İl Örgütünde yaşananların yanıtı ikinci şıktadır.
Olayı daha somutlaştırıp Gürsel Tekin özeline indirgersek;Sayın Tekin'i "vazgeçilmez yapan"nedir? Hangi politik gelişmelerde,başarılarda öncü olmuştur?Partinin hangi kazanımlarında doğrudan imzası bulunmaktadır? Emekçi ve işçi sınıfına dayanması gereken CHP'nin rotasını daha ilerlere taşıyarak solun diğer katmanları,partileri,demokrati kitle örgütleri,sendikaları,Atatürkçü,Cumhuriyetçi kesimleriyle bağlaşıklık mı kurmuş,kurulması için öncülük etmiştir? Daha ötesi, Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ü kentin varoşlarına,yoksul bölgelerine,dinsel ayrışmanın doruğundaki ilçelere mi anlatmıştır,özümsetmiştir?
Ayrıca,uluslararası sosyal demokrat arenada,camiada, kamuoyunda tanınmış bir partili midir?Sayın Tekin'in iktidara karşı aşırı kibarlığını da anlamak mümkün değil.Hele Ahmet Hakan gibi "Dön baba dönelim" jargonlu gazetecilerin Tekin tutkusunu ise hiç anlayamıyorum. Soruları uzatmanın gereği yok.Bugün itibariyle sayın Tekin CHP Genel Başkan Yardımcısı'dır.Partiyi daha üstlere taşımada artık bir engeli kalmamıştır,takip edeceğiz ve bekleyeceğiz.
Diğer taraftan,Partinin mutfağında oluşturulmayan,somutlaştırılmayan kimi söylemlerden Parti kazançlı çıkmışmıdır? Türbanı,kara çarşafı sahiplenme diğer katmanlarda bir kırgınlık,kızgınlık yaratmışmıdır?"Kürt Sorunu'nu biz çözeriz"söylemi deklere edildiğine göre seçimlerden çok önce raporlaştırıp kamu oyuna açıklanmalıdır.Spontane söylemlere son verilmesi ve Parti mutfağında olgunlaşan,proğramda bulunan fikirler halka açıklanmalıdır.
Son olarak,Sayın Kılıçdaroğlu ve Parti yetkilileri mutlaka profesyonellerden yardım almalıdırlar.Bu destek tüm genel seçimler süresince sürmelidir.Kılıçdaroğlu'nun çalışma ateşi İl ve İlçe örgütlerinde yankı bulmalı,ayak uyduramayanlar kenara çekilmelidir.
PM üyesi,İletişim uzmanı,akedemisyen sayın Nuran Yıldız'ın durduk yerde Başbuğ'a övgü dolu yazısının mantığını anlamak güç.Sayın Yıldız'ın bu zamanını partinin çalışma yöntemlerine,politikalarına ayırması daha yararlı olmaz mıydı?
14 Eylül 2010 Salı
HALK OYAMASI
Yücel Aksu Bilim insanları,sosyoloğlar Türkiye'deki EVET,HAYIR haritasını mutlaka araştırmalıdırlar.
Örneğin Karadeniz Bölgesi:Sekiz yıl boyunca bu Hükümet bölgenin yetiştirdiği ürünlerden fındık,çay,tütün,şeker pancarı gibi ürünlerin taban fiyatlarını... sürekli düşük tutmuştur,yoksulluk G.Doğu'yu aratmıyor,oylar AKP'ye ve EVET.
Doğu Anadolu Bölgesi'nde hayvancılık öldürülmüş,Et Balık Kurumu satılmış,çifçi perişan, hergün TV'lerde ağlıyorlar,oylar AKP'ye ve EVET.
Güney Doğu'da başta terör,işsizlik,yoksulluk,töre cinayetleri diz boyu,kadın intiharları ayyuka çıkmış,ağa ve tarikat baskıları,okula gönderileyip 13 yaşında koca kıllı adamlara başlık parasına satılan körpe vücutlar...Oylar AKP'ye ve EVET.
İç Anadolu bölgesinde hayvancılık bitmiş,buğday,arpa,mercimek,soğan,sarımsak,patates üç kuruşa düşmüş ve üreticiler artık üretmez olmuşlar,ülkeyi yönetenler bu ürünleri dışardan ithal ediyor...Oylar AKP'ye ve EVET.
Tüm üreticilerin ortak özelliği,bankalara borçlular,traktörlerini satmışlar,haciz dosyaları füze gibi yükselmiş,intiharların önü kesilmiyor,bir kasabanın mezarlığına bile haciz gelmiş...
İstanbul,Kocaeli,Adapazarı,Bursa gibi işçi kentlerinin yoğun olduğu yerleri hiç saymıyorum.70'li Yıllarda "EN YÜCE DEĞER EMEKTİR!" diyen işçi sınıfı, tarikatların karanlığında düze çıkacağını sanıyor!Hadi bakalım,her semçimde sonra "Elim kırılsaydı..." edebiyatından bıkmadınızsa,siz bilirsiniz.Işığın geldiği yere bir mumla katkı yapmak yerine karanlığın içinde debelenip durun!
Facebook Kılıçdaroğlu hayran sayfasında "Anıt kabir'i İzmir'e taşıyalım!" yazısının altına yaptığım yorum.
Örneğin Karadeniz Bölgesi:Sekiz yıl boyunca bu Hükümet bölgenin yetiştirdiği ürünlerden fındık,çay,tütün,şeker pancarı gibi ürünlerin taban fiyatlarını... sürekli düşük tutmuştur,yoksulluk G.Doğu'yu aratmıyor,oylar AKP'ye ve EVET.
Doğu Anadolu Bölgesi'nde hayvancılık öldürülmüş,Et Balık Kurumu satılmış,çifçi perişan, hergün TV'lerde ağlıyorlar,oylar AKP'ye ve EVET.
Güney Doğu'da başta terör,işsizlik,yoksulluk,töre cinayetleri diz boyu,kadın intiharları ayyuka çıkmış,ağa ve tarikat baskıları,okula gönderileyip 13 yaşında koca kıllı adamlara başlık parasına satılan körpe vücutlar...Oylar AKP'ye ve EVET.
İç Anadolu bölgesinde hayvancılık bitmiş,buğday,arpa,mercimek,soğan,sarımsak,patates üç kuruşa düşmüş ve üreticiler artık üretmez olmuşlar,ülkeyi yönetenler bu ürünleri dışardan ithal ediyor...Oylar AKP'ye ve EVET.
Tüm üreticilerin ortak özelliği,bankalara borçlular,traktörlerini satmışlar,haciz dosyaları füze gibi yükselmiş,intiharların önü kesilmiyor,bir kasabanın mezarlığına bile haciz gelmiş...
İstanbul,Kocaeli,Adapazarı,Bursa gibi işçi kentlerinin yoğun olduğu yerleri hiç saymıyorum.70'li Yıllarda "EN YÜCE DEĞER EMEKTİR!" diyen işçi sınıfı, tarikatların karanlığında düze çıkacağını sanıyor!Hadi bakalım,her semçimde sonra "Elim kırılsaydı..." edebiyatından bıkmadınızsa,siz bilirsiniz.Işığın geldiği yere bir mumla katkı yapmak yerine karanlığın içinde debelenip durun!
Facebook Kılıçdaroğlu hayran sayfasında "Anıt kabir'i İzmir'e taşıyalım!" yazısının altına yaptığım yorum.
11 Eylül 2010 Cumartesi
ÖZGÜRLÜK
BÜYÜK ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ÖNÜNDE BİR KEZ DAHA SAYGI İLE EĞİLİRKEN, YAŞANMIŞ-GERÇEK BİR HİKAYEYİ ANLATACAĞIM SİZLERE.BU NEDENLE, O'NUN BIRAKTIĞI LAİK CUMHURİYET'İN NE DENLİ ÖNEMLİ OLDUĞUNU BELKİ BİRİLERİ ANLAR:
--------------------...
Yıl 1981,yer İstanbul/Beylerbeyi.Oturduğumuz sokakta bir komşumuzun kızı İran'lı bir gençle evli.İranlı genç Mollalara muhalif ve bir yolunu bulup,eşi ve çocuğu ile Türkiye'ye sığınıyor."Rejim muhalifi" olduğu için artık İran'a giremiyor,girse tutuklanacak.Dolayısıyle üç yaşlarındaki dünya güzeli kızlarıyle birlikte Türk eşinin anne babasının evinde yaşıyorlar,yaşamak zorunda kalıyorlar.Yani bizim sokakta.
Beylerbeyi'ni bilenler bilir,dik ve dar sokakları eski siyah-beyaz filimlerden çıkmış gibidir.Bir yaz günü bu küçük sevimli çocuk kısa kollu giysi giymiş sokakta oynarken, ben bir patavatsızlık yapıp şaka yapmaya kalktım:"Kız sen ne yapıyorsun,kısa kollu elbisyle sokakta oynanır mı? Şimdi Humeyni gelip seni götürecek"dememle birlikte zavallı çocuk yırtınırcasına ağlayarak evlerine koşmaya başladı!Annesinden, babasından onlarca kez özür dilememe rağmen bu olayın acısını şu an bile içimde duymaktayım.Düşünün üç yaşındaki bir çocuk ve "Din Polisi" korkusu!
Onun için değerli dostlar,özgürlük dünyadaki tüm nimetlerden daha önemlidir bence.
Yarın Pazar,özgürce,dostca hayırlı pazarlar diliyorum hepinize...
Facebook'ta 11 Eylül 2010 akşamı Kılıçdaroğlu hayran sayfasına yazdığım yazı.
--------------------...
Yıl 1981,yer İstanbul/Beylerbeyi.Oturduğumuz sokakta bir komşumuzun kızı İran'lı bir gençle evli.İranlı genç Mollalara muhalif ve bir yolunu bulup,eşi ve çocuğu ile Türkiye'ye sığınıyor."Rejim muhalifi" olduğu için artık İran'a giremiyor,girse tutuklanacak.Dolayısıyle üç yaşlarındaki dünya güzeli kızlarıyle birlikte Türk eşinin anne babasının evinde yaşıyorlar,yaşamak zorunda kalıyorlar.Yani bizim sokakta.
Beylerbeyi'ni bilenler bilir,dik ve dar sokakları eski siyah-beyaz filimlerden çıkmış gibidir.Bir yaz günü bu küçük sevimli çocuk kısa kollu giysi giymiş sokakta oynarken, ben bir patavatsızlık yapıp şaka yapmaya kalktım:"Kız sen ne yapıyorsun,kısa kollu elbisyle sokakta oynanır mı? Şimdi Humeyni gelip seni götürecek"dememle birlikte zavallı çocuk yırtınırcasına ağlayarak evlerine koşmaya başladı!Annesinden, babasından onlarca kez özür dilememe rağmen bu olayın acısını şu an bile içimde duymaktayım.Düşünün üç yaşındaki bir çocuk ve "Din Polisi" korkusu!
Onun için değerli dostlar,özgürlük dünyadaki tüm nimetlerden daha önemlidir bence.
Yarın Pazar,özgürce,dostca hayırlı pazarlar diliyorum hepinize...
Facebook'ta 11 Eylül 2010 akşamı Kılıçdaroğlu hayran sayfasına yazdığım yazı.
8 Eylül 2010 Çarşamba
9 EYLÜL İZMİR'İN KURTULUŞ GÜNÜ
Yücel Aksu Üstlerinde lime lime olmuş giysiler,ayaklar çıplak,ayaklarda çarıklar,midelerde bir lokma haşlanmış arpa veya buğday taneleri!..Ancaaak,omuzlar dik,gözler çakmak çakmak,ellerinde mavzerleri,baltaları,kazmaları, kürekleri vede uzamış TIRNAKLARI!..
İşte tarihin en karanlık döneminde,bir yurtseverin başlattığı,Mustafa Kemal'in başlattığı direniş, halka halka yayılarak bütün yurda yayılıyor! "Biz işgalcilerin, tüm emperyalistlerin salyalı ağızlarına bu ülkeyi, ülkemizi yem etmeyeceğiz !.." diyerek and içiyorlar.
AND İÇİYORLAR VE TEK BİR EMPERYALİST İŞGALCİ KALINCAYA KADAR SAVAŞIP,MAZLUM MİLLETLERİN ÖNCÜSÜ OLARAK YENİ BİR CUMHURİYET'İ, LAİK CUMHURİYET'İ KURARAK TARİHTEKİ O ONURLU YERLERİNİ ALIYORLAR.
9 Eylül İzmir'in Kurtuluş Günü dolayısıyle Facebook Kılıçdaroğlu hayran sayfasına yaptığım yorum.
İşte tarihin en karanlık döneminde,bir yurtseverin başlattığı,Mustafa Kemal'in başlattığı direniş, halka halka yayılarak bütün yurda yayılıyor! "Biz işgalcilerin, tüm emperyalistlerin salyalı ağızlarına bu ülkeyi, ülkemizi yem etmeyeceğiz !.." diyerek and içiyorlar.
AND İÇİYORLAR VE TEK BİR EMPERYALİST İŞGALCİ KALINCAYA KADAR SAVAŞIP,MAZLUM MİLLETLERİN ÖNCÜSÜ OLARAK YENİ BİR CUMHURİYET'İ, LAİK CUMHURİYET'İ KURARAK TARİHTEKİ O ONURLU YERLERİNİ ALIYORLAR.
9 Eylül İzmir'in Kurtuluş Günü dolayısıyle Facebook Kılıçdaroğlu hayran sayfasına yaptığım yorum.
6 Eylül 2010 Pazartesi
"KILIÇDAROĞLU'NA ÇELME TAKILIYOR"BAŞLIKLI YAZIYA CEVABIM:
6 Eylül 2010 11:49
Sayın Barış Beyin dikkatine!
----------------------------
Sizi herkes kadar eleştirdim,fazla değil.Lütfen arkadaşlar yazımı size okutsun,siz okursanız yayınlayacağınızdan eminim.
----------------------------
"Bu sitede yorum yapmayacağım"dedim ve uzun zamandır da yorum yapmadım.Bundan "Yorumlarım çok önemseniyor" anlamı çıkarılmasın.Bir prensip kararı aldım ve uygulamaya çalıştım sadece.Ancaaak,kimi haksızlıklar,etnik ve bölgesel görüşler nedeniyle ikinci kez kendime verdiğim sözü tutamadım.
Konu malum, çarşaf ve türban.Daha doğrusu şu polemik konusu yapılan afişler. Asıl konu bu mu? Hayır.Barış Yarkadaş'ın birinci paragrafını okuyunca konuyu söküyorsunuz zaten.O nedenle,Yarkadaş'ın yazısının tamamını okumadan bile yorum yapmak mümkün. Barış Beye kulak verelim:"Oysa; Şimşek bu skandalın tam da göbeğinde yer alıyor." İşte yazının asıl amacı,konusu Berhan Şimşek. Hele birde çarşaf ve türban söz konusuysa vurun Berhan Şimşek'e! Tekrar ediyorum, Berhan Şimşek'i hayatımda bir kez bile görmüşlüğüm,el sıkışmışlığım yoktur.Berhan Şimşek'in suçu,günahı,yanlışı yok mu? Olmaz olur mu? Hem de çok.Bir kere birilerinin "eğemenlik alanı"nı, kadrolaşmayı dağıtmış,gelecek yıllarda partiyi tam sahiplenme(daha yumuşak sözcükler seçmeye çalıştım) planlarına çomak sokmuş olabilir.Bundan daha büyük günah olamaz! Ne diyor Barış Bey son prağrafta: "2. NOT: Berhan Şimşek, kendisinden önceki il yöneticilerinin istifa ettirilmesi üzerine - İL YÖNETİMİ DÜŞMEDİĞİ HALDE- o koltuğa oturtuldu." Demek ki eski İl Başkanı "hesabı kapatmamış!" henüz.
Tüm bunları GERÇEK GÜNDEM.COM okuyucuları bildiği halde,yazının Kemal Kılıçdaroğlu'nu,CHP'ni "koruma" amaçlı algısı,imajı yaratarak yazılması okuyucuya haksızlık değil mi Barış Bey?Sonra bu ne?"CHP’nin inançlı insanlarla arasının açılması için özel bir çaba sarfediliyor."diyorsunuz.Başı açık insanları testten geçirerek,Kılıçdaroğl'nun dediği gibi"kafalarını pergelle,cetvelle ölçerek" mi sözde inançsız olduklarına karar verdiniz."Haber kaynaklarınız"a girmiyorum bile.
Siz gazetecisiniz.Mesleğini yapmadıkları,AKP'ye angaje oldukları için yandaş gazetecileri sürekli eleştirmiyormuyuz? Siz ise,partiye endeksli de değil,kişye endeksli,doğduğunuz bölgeye endeksli gazetecilik yapıyorsunuz,bu durumu nasıl tanımlayacağız? Gönül isterdi ki,çarşaf ve türbana karşı duyarlılıklarınızı yolsuzluklara,Atatürk,Cumhuriyet,laiklik,Atatürk Devrimleri ve sol-sosyal demokrat gibi değerler için de kullansaydınız.
Son bir not:Yazınızı GG sayfalarına koymadan önce muhtemelen Sayın Gürsel Tekin'e okudunuz.CHP gibi Türkiye'nin en eski,üstelikte Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş Partinin MYK'da görevli bir üyesinin halk oylaması aşamasında bu yazınıza onay vermesini çok manidar buluyorum.
05.10.2010 Tarihinde yayınlanan GERÇEK GÜNDEM.COM'un Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısına yaptığım yorum.
Not:Yazıyı bir kaç kez göndermeme karşın yayınlanmamış olup,06.10.2010 tarihinde yayınlatma imkanı bulabildik.
Sayın Barış Beyin dikkatine!
----------------------------
Sizi herkes kadar eleştirdim,fazla değil.Lütfen arkadaşlar yazımı size okutsun,siz okursanız yayınlayacağınızdan eminim.
----------------------------
"Bu sitede yorum yapmayacağım"dedim ve uzun zamandır da yorum yapmadım.Bundan "Yorumlarım çok önemseniyor" anlamı çıkarılmasın.Bir prensip kararı aldım ve uygulamaya çalıştım sadece.Ancaaak,kimi haksızlıklar,etnik ve bölgesel görüşler nedeniyle ikinci kez kendime verdiğim sözü tutamadım.
Konu malum, çarşaf ve türban.Daha doğrusu şu polemik konusu yapılan afişler. Asıl konu bu mu? Hayır.Barış Yarkadaş'ın birinci paragrafını okuyunca konuyu söküyorsunuz zaten.O nedenle,Yarkadaş'ın yazısının tamamını okumadan bile yorum yapmak mümkün. Barış Beye kulak verelim:"Oysa; Şimşek bu skandalın tam da göbeğinde yer alıyor." İşte yazının asıl amacı,konusu Berhan Şimşek. Hele birde çarşaf ve türban söz konusuysa vurun Berhan Şimşek'e! Tekrar ediyorum, Berhan Şimşek'i hayatımda bir kez bile görmüşlüğüm,el sıkışmışlığım yoktur.Berhan Şimşek'in suçu,günahı,yanlışı yok mu? Olmaz olur mu? Hem de çok.Bir kere birilerinin "eğemenlik alanı"nı, kadrolaşmayı dağıtmış,gelecek yıllarda partiyi tam sahiplenme(daha yumuşak sözcükler seçmeye çalıştım) planlarına çomak sokmuş olabilir.Bundan daha büyük günah olamaz! Ne diyor Barış Bey son prağrafta: "2. NOT: Berhan Şimşek, kendisinden önceki il yöneticilerinin istifa ettirilmesi üzerine - İL YÖNETİMİ DÜŞMEDİĞİ HALDE- o koltuğa oturtuldu." Demek ki eski İl Başkanı "hesabı kapatmamış!" henüz.
Tüm bunları GERÇEK GÜNDEM.COM okuyucuları bildiği halde,yazının Kemal Kılıçdaroğlu'nu,CHP'ni "koruma" amaçlı algısı,imajı yaratarak yazılması okuyucuya haksızlık değil mi Barış Bey?Sonra bu ne?"CHP’nin inançlı insanlarla arasının açılması için özel bir çaba sarfediliyor."diyorsunuz.Başı açık insanları testten geçirerek,Kılıçdaroğl'nun dediği gibi"kafalarını pergelle,cetvelle ölçerek" mi sözde inançsız olduklarına karar verdiniz."Haber kaynaklarınız"a girmiyorum bile.
Siz gazetecisiniz.Mesleğini yapmadıkları,AKP'ye angaje oldukları için yandaş gazetecileri sürekli eleştirmiyormuyuz? Siz ise,partiye endeksli de değil,kişye endeksli,doğduğunuz bölgeye endeksli gazetecilik yapıyorsunuz,bu durumu nasıl tanımlayacağız? Gönül isterdi ki,çarşaf ve türbana karşı duyarlılıklarınızı yolsuzluklara,Atatürk,Cumhuriyet,laiklik,Atatürk Devrimleri ve sol-sosyal demokrat gibi değerler için de kullansaydınız.
Son bir not:Yazınızı GG sayfalarına koymadan önce muhtemelen Sayın Gürsel Tekin'e okudunuz.CHP gibi Türkiye'nin en eski,üstelikte Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş Partinin MYK'da görevli bir üyesinin halk oylaması aşamasında bu yazınıza onay vermesini çok manidar buluyorum.
05.10.2010 Tarihinde yayınlanan GERÇEK GÜNDEM.COM'un Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısına yaptığım yorum.
Not:Yazıyı bir kaç kez göndermeme karşın yayınlanmamış olup,06.10.2010 tarihinde yayınlatma imkanı bulabildik.
"KILIÇDAROĞLU'NA ÇELME TAKILIYOR"
5 Eylül 2010
Kılıçdaroğlu’na 'çelme' takılıyor
İstanbul’un Avcılar İlçesi’ne asılan ve büyük gürültü koparan CHP imzalı afiş, Berhan Şimşek’in deyimiyle ‘’bir işgüzarın işi” denilerek geçiştirilecek bir mesele değil. Şimşek, Star Gazetesi’ne yaptığı açıklamayla, meseleyi basite indirgeyip sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyor. Oysa; Şimşek bu skandalın tam da göbeğinde yer alıyor.
Nasıl mı?
Cumartesi günü saat 16.00 sularında Sakarya’da CHP mitingini izliyor, bir yandan da gazeteci arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Tam o sırada, Avcılar CHP’de siyaset yapan haber kaynaklarımdan biri aradı. Hayli tedirgindi. Söze “Rezaleti biliyor musun?” diyerek başladı. Ardından da devam etti: “Avcılar’daki afişleri parti astırdı.”
SADECE AFİŞ DEĞİL...
Kaynağım, tartışma yaratan afişlerin, aynı zamanda broşür haline getirildiğini de belirterek, “Biz bunlardan on bin tane dağıttık. Hala da elimizde ve standlarımızda var” dedi. “İyi ama nasıl olur, Kemal Kılıçdaroğlu bizimle ilgisi yok diyor. Ve bu bilgiyi İl Başkanı Berhan Şimşek’ten aldığını söylüyor” deyince, kaynağım derin bir “ahhh” çekti. Hemen ardından “Bizim üzüntümüz de bu zaten” diyerek devam etti. CHP’li kaynağım şunları dile getirdi:
“Sizi aramamızın sebebi de bu zaten. Kemal Bey’in Gerçek Gündem’i takip ettiğini biliyoruz. Kol kırılıp yen içinde kalmasın. Bu afişleri CHP Avcılar İlçe Başkanı Bayram Acar, Meclis Üyesi Ali Oral ve Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci yaptırdı. İl Başkanı Berhan Şimşek’in de bilgisi vardı. Çünkü, on bin adet de broşürü yaptırılmıştı. Ama basın üzerine gidince, herkes bilmiyor numarasına yattı. Kemal Bey’in bunu bilmesi lazım. Sayın genel başkanı yanıltıyor, kamuoyu önünde zor durumda bırakıyorlar.’’
KILIÇDAROĞLU KÜRSÜDEYKEN
CHP’li kaynağımın anlattıkları gerçekten de ilginçti. Sakarya’da yıllar sonra on binler ilk kez CHP mitingine geliyor, Kılıçdaroğlu ile aynı havayı solumanın coşkusunu yaşıyordu. Avcılar’da ise, İstanbul İl Başkanlığı’nın da içinde olduğu bir dizi skandal yaşanıyordu. Kemal Kılıçdaroğlu kürsüden, Berhan Şimşek’in sözlerine itimat ederek konuşuyor ve AKP’ye “Afişlerin sorumlusu sizsiniz” diyordu. O an telefondaki kaynağım ise bambaşka şeyler anlatıyordu.
POLİS DE DOĞRULADI
Bir yandan Kılıçdaroğlu’nu, bir yandan ise telefondaki kaynağımı dinlerken, skandalın ayak seslerinin yaklaştığını hissediyordum. Çünkü; kaynağım beni bugüne dek hiç yanıltmamış, verdiği tüm bilgiler doğru çıkmıştı. Ancak buna rağmen, bilgileri yine de “check” etmek gerekiyordu. Bu yüzden, kaynağıma “Anlattıklarınız çok ciddi şeyler. Elinizde somut bir kanıt var mı?” demek zorunda kaldım. Kaynağım, “Kanıtlar şu an karakolda. Meclis Üyemiz Ali Oral polise ifade veriyor. Afişleri basan matbaa sahibi olan biten her şeyi polise anlatmış. Belediye Başkanı Değirmenci Bulgaristan’da olduğu için bir tek o kısmı eksik kaldı. Yarın her şey ortaya dökülür” dedi.
'BERHAN ŞİMŞEK HEPSİNİ BİLİYOR'
CHP’li kaynağım bu sırada bir de kritik bilgi verdi: “İl Başkanımız Sayın Şimşek, en başından beri afişlerin bizim olmadığını söylüyor. Bu doğru değil. Avcılar İlçe Yönetim Kurulu Üyesi – İlçe Sekreteri bu afişler basına yansıdığında kendisine iyi niyetle bilgi verdi ve afişlerin bizim olduğunu söylediler. Sayın Şimşek buna rağmen Kemal Bey’i yanılttı. Kemal Bey de Berhan Şimşek’in söylediklerine inandı. CNN Türk’te kendisini bağlayan ağır sözler etti. İlçe yönetimi de Sayın Şimşek de yaşıyor. Çıkıp bunlara yalan desinler.’’
MUHABİR ARKADAŞIM DA MERAK ETTİ
Doğrusunu söylemek gerekirse, kaynağımın anlattıkları karşısında ne diyeceğimi şaşırmıştım. Yanımda bulunan bir muhabir arkadaşım halimi görünce, “Ne oluyor, kötü bir şey mi var?” diye sordu. “Olmaz mı, hem de rezalet…Çok önemli bir bilgi geldi. Doğrulatmaya çalışıyorum” dedim.
Miting alanının kalabalığından biraz uzaklaşarak Avcılar’da tanıdığım birkaç polisi aradım. Polisler, afişle ilgili bilgilere ulaştıklarını, afişi yaptıranların CHP’li olduklarının "kesinleştiği’’ni söyledi. Hatta bir polis, afişi basan Alp Reklam’ın sahiplerinin verdiği ifadeler doğrultusunda, CHP’li Belediye Meclis Üyesi Ali Oral’ın ifadesine başvurulduğunu teyit etti. Böylece kaynağımın verdiği bilgilerin doğru olduğu da ortaya çıktı.
Şimdi gelelim meselenin diğer boyutlarına:
CHP’nin Avcılar’da yaptırdığı afişte hiçbir SUÇ UNSURU YOK. Zaten savcılık da soruşturmada “suç” aramıyor. Şüphelilere “suç isnat edilmiyor.” Kamuoyunu meşgul eden bir konunun açığa çıkarılması için soruşturma yürütülüyor. Burada önemli olan CHP’nin tavrı. Tartışma yaratan da zaten bu…
KILIÇDAROĞLU'NA KOMPLO MU?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da daha bir hafta önce "Türbanı özgür kılacağız’’ diye açıklama yapmasına rağmen, birileri bu politikaya direnç gösteriyor. Kılıçdaroğlu’na ‘’açıkça itiraz etme yürekliliği gösteremeyenler’’ arkadan dolanıyor. Kılık – kıyafet üzerinden tartışma yaratacak bir afiş yaptırılıyor. Türban ‘’rahibe kıyafeti’’ne benzetiliyor. Sanki; CHP’nin inançlı insanlarla arasının açılması için özel bir çaba sarfediliyor. Bu rezalet ortaya çıktığında ise, kamuoyunun büyük sempatisini kazanmış olan Kemal Kılıçdaroğlu’na RESMEN yalan söyleniyor. “Bizim bir ilgimiz yok’’ deniliyor. Titizliğiyle tanınan Kılıçdaroğlu, gazetecilerin isteği üzerine İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’i otobüsten tekrar arıyor. Bir gazetenin muhabirinin telefonundan aranan Şimşek, tavrını sürdürüyor. “Bizimle bir ilgisi yok” dedikten sonra da ekliyor: “Bugün suç duyurusunda bulundum. Savcılığın gerekli araştırmayı yapmasını istedim.’’
KILIÇDAROĞLU KİME İNANSIN?
Şimdi biraz nefes alın ve düşünün: Karşınızda İstanbul’u emanet ettiğiniz il başkanınız var. Size onlarca gazetecinin yanında, “Bu meseleyle ilgimiz yok” diyor. Ne yaparsınız, ona mı inanır, yoksa bir de kendiniz mi araştırma yaptırırsınız? Kemal Kılıçdaroğlu, herkesi kendisi gibi sandığı için, araştırma yapma ihtiyacı duymuyor. Otobüsteki gazetecilere dönerek, “Bakın sizin yanınızda konuştum. Bizimle ilgisi yokmuş’’ diyor. Aynı gece, CNN Türk’te canlı yayına çıkan CHP Genel Başkanı, sözlerini tekrar ediyor.
Çok değil, 12 – 13 saat sonra ise skandal patlıyor. Kılıçdaroğlu Sakarya Meydanı’nda AKP’ye afiş konusunda meydan okurken, CHP’li Meclis Üyesi karakolda “Afişler bizim” diyor. Kılıçdaroğlu’na en büyük darbe, inandığı insanlardan geliyor.
BU BEDELİ ÖDEMEK ZORUNDA MI?
Kamuoyunun “sonsuz kredi” açtığı Kılıçdaroğlu, bu büyük yalanın sorumluluğunu ödemek zorunda bırakılıyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Kılıçdaroğlu ve Şimşek Başbakan’dan özür dilesin’’ diyor.
Şimdi söyler misiniz?
Birkaç aklı evvelin bir araya gelip yaptığı o saçma afişin kime ne faydası oldu?
“Hayır” oyları “Evet”i geçmek üzereyken, bu afişi Avcılar’a kim astırdı? İl Başkanı Berhan Şimşek, Kılıçdaroğlu’na doğruyu neden söylemedi? “İçinde suç unsuru olmayan” bir afiş, neden skandala dönüştü? Kimler bu skandaldan hangi faydayı sağlamayı umdu?
BU DÜPEDÜZ ÇELME TAKMADIR
Ben burada bir ‘’iyi niyet’’ değil, “kasıt” arıyorum. Kılıçdaroğlu, “Türban sorunu çözeceğim” dedikten bir iki gün sonra bu afişin sokaklara astırılması yükselen CHP’ye “çelme takmak”tır. “Hayır” oylarına “komplo düzenlemek”tir. Kılıçdaroğlu’nun “başarısız olmasını” istemektir.
Bu hesapların, 12 Eylül sonrasına göre yapıldığı da gün gibi aşikardır. İstanbul’da bugüne dek bir tek afiş bile yapıştırtmamış olan Berhan Şimşek, neden son bir hafta kala bu gayrete girişti acaba? Bu afişin yapıştırtılması için kimden talimat aldı? Şimşek ve önderleri, yoksa, sandıktan “Hayır” çıkmasından mı çekiniyor? “Genel Başkanlık hesapları”nın suya düştüğünü görünce paniklediler mi?
Sözcü Gazetesi’nde rakibi gördüğü partililerin aleyhine yazı yazdırtıp, sonra da partinin imkanlarını kullanarak “Bu yazıyı mutlaka okuyun” SMS'leri yollayan Şimşek, bu skandalın ardından istifa etmenin onurunu yaşamayı ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir lideri yanıltmanın bir bedelinin olduğunu düşünüyor mu?
KILIÇDAROĞLU'NA İTİBARSIZLAŞTIRMA KOROSU
Sorun kuşkusuz sadece Berhan Şimşek’le sınırlı değil. CHP’ye bir haller olduğu ortada. Kemal Kılıçdaroğlu ne zaman kamuoyunun desteğini alan bir çıkış yapsa, birileri hemen “çıtayı aşağı çekmeye” çalışıyor. Kılıçdaroğlu “genel af” diyor, bir koro aynı ağızdan sesini yükseltmeye başlıyor: “Genel Başkan öyle demedi, siz yanlış anladınız.”
Kılıçdaroğlu “Türbanı biz çözeceğiz” diyor, aynı koro hemen devreye giriyor: “Hayır olmaz öyle şey, partimizin programı belli.”
Anlaşılıyor ki; birileri CHP’nin “iktidar”a odaklanmasından rahatsızlık duyuyor. Derin bir “iktidar olma” korkusu yaşıyor. Kılıçdaroğlu’na karşı parti içinde muhalefet örgütlenmek isteniyor. Bu da Kılıçdaroğlu’’itibarsızlaştırılarak” yapılmaya çalışılıyor. Kılıçdaroğlu, söylediklerinin arkasında durmasına rağmen, birileri “Hayır öyle demedi” diyerek, genel başkana karşı bayrak açıyor. Bir adım daha ileri giderek, "Evet çıkarsa, bu genel af söylemi yüzündendir" deniliyor ve Kılıçdaroğlu'na fatura kesilmeye hazırlanılıyor.
CHP BUNLARI DA YENECEKTİR
Bunların CHP içindeki statükonun temsilcileri olduğu belli. Dün Baykal’a aynı tezgah sergileniyordu, bugün Kılıçdaroğlu’na… Saçma sapan bir afişle, Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakanlar, CHP’nin iktidar olmasından çekinenlerdir.
Bu yüzden, İstanbul İl Örgütü’nün içindeki bazı isimler, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında ağza alınmayacak sözler etme cüretini kendisinde görebiliyor. Bir milletvekili “Kemal Bey haddini bilecek” diyebiliyor. CHP İstanbul’un bir yöneticisi ise, Ataşehir, Büyük Çekmece, Kağıthane, Ümraniye, Esenyurt, Sultanbeyli gibi çalışkan ilçe başkanlarını “darbe” yaparak yönetimden uzaklaştırmaya çalışıyor. Kendisi de "darbe" yoluyla geldiği için, darbeciliği meşru görüyor. Bu arada, Kemal Kılıçdaroğlu’nu, hem de Önder Sav’ı idare etiğini sanan ve "Alevicilikten" başka hiçbir sermayesi olmayan bu yönetici, Berhan Şimşek’in “Alternatif örgüt mu kuruyorsun” azarıyla karşılaşınca, soluğu Şavşat’ta genel başkanın yanında alıyor. Anlayacağınız, Şimşek, Kılıçdaroğlu’na bile bile yanlış bilgi verirken, İstanbul’a hakim olamadığı da ortaya çıkıyor.
İşte somut ve basit bir örnek:
CHP'de çalışan dört emekçi, Şimşek'in itirazına rağmen, "İl Başkanı olmak için çaba gösteren" kişi tarafından işten çıkartılıyor. Yerine Önder Sav'ın kızının sınıf arkadaşı aldırtılıyor. Böylece, Önder Sav'a ''şirin gözükmeye'' çalışılıyor. Bunun adı da ''siyaset'' oluyor. Şimşek ise bunlar gündeme getirildiğinde, "Bu yönetim benim değil zaten. İçinde istemediğim kişiler var" diyerek topu taca atıyor.
TÜRKİYE'YE YAZIK OLUYOR
Birileri Kılıçdaroğlu’nun eteğinden yapışıp aşağıya çekmeye çalışırken, o’na, doğrusu hepimize, yani Türkiye’ye en büyük kötülük yapılıyor. AKP’den kurtulma şansımız, kişisel çıkarlar ve koltuk sevdası yüzünden heba ediliyor. Kılıçdaroğlu’na, CHP’ye, Türkiye’ye yazık oluyor…
***
NOT: Avcılar’da çok girift ilişkilerin olduğu açık. CHP İlçe Başkanı Bayram Acar, Belediye Başkanı Değirmenci’den ihale alıyor sık sık… Ve aynı Acar, Şimşek üzerinde de etkili. Şimşek’in kadrosuna almak istediği Tuncer Meriç, Bayram Acar’ın ‘’rest çekmesi’’ yüzünden CHP İl Yönetimi’ne giremedi. Acar, Berhan Şimşek’e “Tuncer yönetime girerse, senden desteğimizi çekeriz” dedi. Şimşek bu yüzden geri adım attı. Aynı durum, Kadıköy’de de yaşandı. Kemal Yılmaz’ı yönetime almak isteyen Şimşek, Kadıköy Örgütü’nün rest çekmesi sonucu, bu isteğinden vazgeçti. Acaba Avcılar ve Kadıköy’ün hem Şimşek hem de genel merkez üzerindeki bu gücü nereden geliyor? Şimşek, Avcılar ve Kadıköy’ün desteğiyle il başkanlığı koltuğuna oturtulmanın diyetini böyle mi ödüyor?
2. NOT: Berhan Şimşek, kendisinden önceki il yöneticilerinin istifa ettirilmesi üzerine - İL YÖNETİMİ DÜŞMEDİĞİ HALDE- o koltuğa oturtuldu. Şimdi aynı yöntem kendisi için de izleniyor. Çünkü; yol bir kez açıldı. İstifa etmese bile, önümüzdeki süreçte işi zor gözüküyor. "Anti - demokratik yöntem" kendi eliyle meşrulaştırıldığı için, aynı sürprizle karşı karşıya kalması, yakın görünüyor. Gazete yöneticilerine gidip "Enkaz devraldım" edebiyatı yapması, Sözcü Gazetesi'ni kullanarak rakiplerine saldırtmasının da kendisini kurtaramayacağı görülüyor. Yüzde 38'le devraldığı İstanbul'u yüzde 32'ye düşürmüş olması, fazla söze gerek bırakmıyor.
GERÇEK GÜNDEM.COM haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 05.10.2010 tarihli yazısıyazısı.
Kılıçdaroğlu’na 'çelme' takılıyor
İstanbul’un Avcılar İlçesi’ne asılan ve büyük gürültü koparan CHP imzalı afiş, Berhan Şimşek’in deyimiyle ‘’bir işgüzarın işi” denilerek geçiştirilecek bir mesele değil. Şimşek, Star Gazetesi’ne yaptığı açıklamayla, meseleyi basite indirgeyip sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyor. Oysa; Şimşek bu skandalın tam da göbeğinde yer alıyor.
Nasıl mı?
Cumartesi günü saat 16.00 sularında Sakarya’da CHP mitingini izliyor, bir yandan da gazeteci arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Tam o sırada, Avcılar CHP’de siyaset yapan haber kaynaklarımdan biri aradı. Hayli tedirgindi. Söze “Rezaleti biliyor musun?” diyerek başladı. Ardından da devam etti: “Avcılar’daki afişleri parti astırdı.”
SADECE AFİŞ DEĞİL...
Kaynağım, tartışma yaratan afişlerin, aynı zamanda broşür haline getirildiğini de belirterek, “Biz bunlardan on bin tane dağıttık. Hala da elimizde ve standlarımızda var” dedi. “İyi ama nasıl olur, Kemal Kılıçdaroğlu bizimle ilgisi yok diyor. Ve bu bilgiyi İl Başkanı Berhan Şimşek’ten aldığını söylüyor” deyince, kaynağım derin bir “ahhh” çekti. Hemen ardından “Bizim üzüntümüz de bu zaten” diyerek devam etti. CHP’li kaynağım şunları dile getirdi:
“Sizi aramamızın sebebi de bu zaten. Kemal Bey’in Gerçek Gündem’i takip ettiğini biliyoruz. Kol kırılıp yen içinde kalmasın. Bu afişleri CHP Avcılar İlçe Başkanı Bayram Acar, Meclis Üyesi Ali Oral ve Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci yaptırdı. İl Başkanı Berhan Şimşek’in de bilgisi vardı. Çünkü, on bin adet de broşürü yaptırılmıştı. Ama basın üzerine gidince, herkes bilmiyor numarasına yattı. Kemal Bey’in bunu bilmesi lazım. Sayın genel başkanı yanıltıyor, kamuoyu önünde zor durumda bırakıyorlar.’’
KILIÇDAROĞLU KÜRSÜDEYKEN
CHP’li kaynağımın anlattıkları gerçekten de ilginçti. Sakarya’da yıllar sonra on binler ilk kez CHP mitingine geliyor, Kılıçdaroğlu ile aynı havayı solumanın coşkusunu yaşıyordu. Avcılar’da ise, İstanbul İl Başkanlığı’nın da içinde olduğu bir dizi skandal yaşanıyordu. Kemal Kılıçdaroğlu kürsüden, Berhan Şimşek’in sözlerine itimat ederek konuşuyor ve AKP’ye “Afişlerin sorumlusu sizsiniz” diyordu. O an telefondaki kaynağım ise bambaşka şeyler anlatıyordu.
POLİS DE DOĞRULADI
Bir yandan Kılıçdaroğlu’nu, bir yandan ise telefondaki kaynağımı dinlerken, skandalın ayak seslerinin yaklaştığını hissediyordum. Çünkü; kaynağım beni bugüne dek hiç yanıltmamış, verdiği tüm bilgiler doğru çıkmıştı. Ancak buna rağmen, bilgileri yine de “check” etmek gerekiyordu. Bu yüzden, kaynağıma “Anlattıklarınız çok ciddi şeyler. Elinizde somut bir kanıt var mı?” demek zorunda kaldım. Kaynağım, “Kanıtlar şu an karakolda. Meclis Üyemiz Ali Oral polise ifade veriyor. Afişleri basan matbaa sahibi olan biten her şeyi polise anlatmış. Belediye Başkanı Değirmenci Bulgaristan’da olduğu için bir tek o kısmı eksik kaldı. Yarın her şey ortaya dökülür” dedi.
'BERHAN ŞİMŞEK HEPSİNİ BİLİYOR'
CHP’li kaynağım bu sırada bir de kritik bilgi verdi: “İl Başkanımız Sayın Şimşek, en başından beri afişlerin bizim olmadığını söylüyor. Bu doğru değil. Avcılar İlçe Yönetim Kurulu Üyesi – İlçe Sekreteri bu afişler basına yansıdığında kendisine iyi niyetle bilgi verdi ve afişlerin bizim olduğunu söylediler. Sayın Şimşek buna rağmen Kemal Bey’i yanılttı. Kemal Bey de Berhan Şimşek’in söylediklerine inandı. CNN Türk’te kendisini bağlayan ağır sözler etti. İlçe yönetimi de Sayın Şimşek de yaşıyor. Çıkıp bunlara yalan desinler.’’
MUHABİR ARKADAŞIM DA MERAK ETTİ
Doğrusunu söylemek gerekirse, kaynağımın anlattıkları karşısında ne diyeceğimi şaşırmıştım. Yanımda bulunan bir muhabir arkadaşım halimi görünce, “Ne oluyor, kötü bir şey mi var?” diye sordu. “Olmaz mı, hem de rezalet…Çok önemli bir bilgi geldi. Doğrulatmaya çalışıyorum” dedim.
Miting alanının kalabalığından biraz uzaklaşarak Avcılar’da tanıdığım birkaç polisi aradım. Polisler, afişle ilgili bilgilere ulaştıklarını, afişi yaptıranların CHP’li olduklarının "kesinleştiği’’ni söyledi. Hatta bir polis, afişi basan Alp Reklam’ın sahiplerinin verdiği ifadeler doğrultusunda, CHP’li Belediye Meclis Üyesi Ali Oral’ın ifadesine başvurulduğunu teyit etti. Böylece kaynağımın verdiği bilgilerin doğru olduğu da ortaya çıktı.
Şimdi gelelim meselenin diğer boyutlarına:
CHP’nin Avcılar’da yaptırdığı afişte hiçbir SUÇ UNSURU YOK. Zaten savcılık da soruşturmada “suç” aramıyor. Şüphelilere “suç isnat edilmiyor.” Kamuoyunu meşgul eden bir konunun açığa çıkarılması için soruşturma yürütülüyor. Burada önemli olan CHP’nin tavrı. Tartışma yaratan da zaten bu…
KILIÇDAROĞLU'NA KOMPLO MU?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da daha bir hafta önce "Türbanı özgür kılacağız’’ diye açıklama yapmasına rağmen, birileri bu politikaya direnç gösteriyor. Kılıçdaroğlu’na ‘’açıkça itiraz etme yürekliliği gösteremeyenler’’ arkadan dolanıyor. Kılık – kıyafet üzerinden tartışma yaratacak bir afiş yaptırılıyor. Türban ‘’rahibe kıyafeti’’ne benzetiliyor. Sanki; CHP’nin inançlı insanlarla arasının açılması için özel bir çaba sarfediliyor. Bu rezalet ortaya çıktığında ise, kamuoyunun büyük sempatisini kazanmış olan Kemal Kılıçdaroğlu’na RESMEN yalan söyleniyor. “Bizim bir ilgimiz yok’’ deniliyor. Titizliğiyle tanınan Kılıçdaroğlu, gazetecilerin isteği üzerine İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’i otobüsten tekrar arıyor. Bir gazetenin muhabirinin telefonundan aranan Şimşek, tavrını sürdürüyor. “Bizimle bir ilgisi yok” dedikten sonra da ekliyor: “Bugün suç duyurusunda bulundum. Savcılığın gerekli araştırmayı yapmasını istedim.’’
KILIÇDAROĞLU KİME İNANSIN?
Şimdi biraz nefes alın ve düşünün: Karşınızda İstanbul’u emanet ettiğiniz il başkanınız var. Size onlarca gazetecinin yanında, “Bu meseleyle ilgimiz yok” diyor. Ne yaparsınız, ona mı inanır, yoksa bir de kendiniz mi araştırma yaptırırsınız? Kemal Kılıçdaroğlu, herkesi kendisi gibi sandığı için, araştırma yapma ihtiyacı duymuyor. Otobüsteki gazetecilere dönerek, “Bakın sizin yanınızda konuştum. Bizimle ilgisi yokmuş’’ diyor. Aynı gece, CNN Türk’te canlı yayına çıkan CHP Genel Başkanı, sözlerini tekrar ediyor.
Çok değil, 12 – 13 saat sonra ise skandal patlıyor. Kılıçdaroğlu Sakarya Meydanı’nda AKP’ye afiş konusunda meydan okurken, CHP’li Meclis Üyesi karakolda “Afişler bizim” diyor. Kılıçdaroğlu’na en büyük darbe, inandığı insanlardan geliyor.
BU BEDELİ ÖDEMEK ZORUNDA MI?
Kamuoyunun “sonsuz kredi” açtığı Kılıçdaroğlu, bu büyük yalanın sorumluluğunu ödemek zorunda bırakılıyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Kılıçdaroğlu ve Şimşek Başbakan’dan özür dilesin’’ diyor.
Şimdi söyler misiniz?
Birkaç aklı evvelin bir araya gelip yaptığı o saçma afişin kime ne faydası oldu?
“Hayır” oyları “Evet”i geçmek üzereyken, bu afişi Avcılar’a kim astırdı? İl Başkanı Berhan Şimşek, Kılıçdaroğlu’na doğruyu neden söylemedi? “İçinde suç unsuru olmayan” bir afiş, neden skandala dönüştü? Kimler bu skandaldan hangi faydayı sağlamayı umdu?
BU DÜPEDÜZ ÇELME TAKMADIR
Ben burada bir ‘’iyi niyet’’ değil, “kasıt” arıyorum. Kılıçdaroğlu, “Türban sorunu çözeceğim” dedikten bir iki gün sonra bu afişin sokaklara astırılması yükselen CHP’ye “çelme takmak”tır. “Hayır” oylarına “komplo düzenlemek”tir. Kılıçdaroğlu’nun “başarısız olmasını” istemektir.
Bu hesapların, 12 Eylül sonrasına göre yapıldığı da gün gibi aşikardır. İstanbul’da bugüne dek bir tek afiş bile yapıştırtmamış olan Berhan Şimşek, neden son bir hafta kala bu gayrete girişti acaba? Bu afişin yapıştırtılması için kimden talimat aldı? Şimşek ve önderleri, yoksa, sandıktan “Hayır” çıkmasından mı çekiniyor? “Genel Başkanlık hesapları”nın suya düştüğünü görünce paniklediler mi?
Sözcü Gazetesi’nde rakibi gördüğü partililerin aleyhine yazı yazdırtıp, sonra da partinin imkanlarını kullanarak “Bu yazıyı mutlaka okuyun” SMS'leri yollayan Şimşek, bu skandalın ardından istifa etmenin onurunu yaşamayı ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir lideri yanıltmanın bir bedelinin olduğunu düşünüyor mu?
KILIÇDAROĞLU'NA İTİBARSIZLAŞTIRMA KOROSU
Sorun kuşkusuz sadece Berhan Şimşek’le sınırlı değil. CHP’ye bir haller olduğu ortada. Kemal Kılıçdaroğlu ne zaman kamuoyunun desteğini alan bir çıkış yapsa, birileri hemen “çıtayı aşağı çekmeye” çalışıyor. Kılıçdaroğlu “genel af” diyor, bir koro aynı ağızdan sesini yükseltmeye başlıyor: “Genel Başkan öyle demedi, siz yanlış anladınız.”
Kılıçdaroğlu “Türbanı biz çözeceğiz” diyor, aynı koro hemen devreye giriyor: “Hayır olmaz öyle şey, partimizin programı belli.”
Anlaşılıyor ki; birileri CHP’nin “iktidar”a odaklanmasından rahatsızlık duyuyor. Derin bir “iktidar olma” korkusu yaşıyor. Kılıçdaroğlu’na karşı parti içinde muhalefet örgütlenmek isteniyor. Bu da Kılıçdaroğlu’’itibarsızlaştırılarak” yapılmaya çalışılıyor. Kılıçdaroğlu, söylediklerinin arkasında durmasına rağmen, birileri “Hayır öyle demedi” diyerek, genel başkana karşı bayrak açıyor. Bir adım daha ileri giderek, "Evet çıkarsa, bu genel af söylemi yüzündendir" deniliyor ve Kılıçdaroğlu'na fatura kesilmeye hazırlanılıyor.
CHP BUNLARI DA YENECEKTİR
Bunların CHP içindeki statükonun temsilcileri olduğu belli. Dün Baykal’a aynı tezgah sergileniyordu, bugün Kılıçdaroğlu’na… Saçma sapan bir afişle, Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakanlar, CHP’nin iktidar olmasından çekinenlerdir.
Bu yüzden, İstanbul İl Örgütü’nün içindeki bazı isimler, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında ağza alınmayacak sözler etme cüretini kendisinde görebiliyor. Bir milletvekili “Kemal Bey haddini bilecek” diyebiliyor. CHP İstanbul’un bir yöneticisi ise, Ataşehir, Büyük Çekmece, Kağıthane, Ümraniye, Esenyurt, Sultanbeyli gibi çalışkan ilçe başkanlarını “darbe” yaparak yönetimden uzaklaştırmaya çalışıyor. Kendisi de "darbe" yoluyla geldiği için, darbeciliği meşru görüyor. Bu arada, Kemal Kılıçdaroğlu’nu, hem de Önder Sav’ı idare etiğini sanan ve "Alevicilikten" başka hiçbir sermayesi olmayan bu yönetici, Berhan Şimşek’in “Alternatif örgüt mu kuruyorsun” azarıyla karşılaşınca, soluğu Şavşat’ta genel başkanın yanında alıyor. Anlayacağınız, Şimşek, Kılıçdaroğlu’na bile bile yanlış bilgi verirken, İstanbul’a hakim olamadığı da ortaya çıkıyor.
İşte somut ve basit bir örnek:
CHP'de çalışan dört emekçi, Şimşek'in itirazına rağmen, "İl Başkanı olmak için çaba gösteren" kişi tarafından işten çıkartılıyor. Yerine Önder Sav'ın kızının sınıf arkadaşı aldırtılıyor. Böylece, Önder Sav'a ''şirin gözükmeye'' çalışılıyor. Bunun adı da ''siyaset'' oluyor. Şimşek ise bunlar gündeme getirildiğinde, "Bu yönetim benim değil zaten. İçinde istemediğim kişiler var" diyerek topu taca atıyor.
TÜRKİYE'YE YAZIK OLUYOR
Birileri Kılıçdaroğlu’nun eteğinden yapışıp aşağıya çekmeye çalışırken, o’na, doğrusu hepimize, yani Türkiye’ye en büyük kötülük yapılıyor. AKP’den kurtulma şansımız, kişisel çıkarlar ve koltuk sevdası yüzünden heba ediliyor. Kılıçdaroğlu’na, CHP’ye, Türkiye’ye yazık oluyor…
***
NOT: Avcılar’da çok girift ilişkilerin olduğu açık. CHP İlçe Başkanı Bayram Acar, Belediye Başkanı Değirmenci’den ihale alıyor sık sık… Ve aynı Acar, Şimşek üzerinde de etkili. Şimşek’in kadrosuna almak istediği Tuncer Meriç, Bayram Acar’ın ‘’rest çekmesi’’ yüzünden CHP İl Yönetimi’ne giremedi. Acar, Berhan Şimşek’e “Tuncer yönetime girerse, senden desteğimizi çekeriz” dedi. Şimşek bu yüzden geri adım attı. Aynı durum, Kadıköy’de de yaşandı. Kemal Yılmaz’ı yönetime almak isteyen Şimşek, Kadıköy Örgütü’nün rest çekmesi sonucu, bu isteğinden vazgeçti. Acaba Avcılar ve Kadıköy’ün hem Şimşek hem de genel merkez üzerindeki bu gücü nereden geliyor? Şimşek, Avcılar ve Kadıköy’ün desteğiyle il başkanlığı koltuğuna oturtulmanın diyetini böyle mi ödüyor?
2. NOT: Berhan Şimşek, kendisinden önceki il yöneticilerinin istifa ettirilmesi üzerine - İL YÖNETİMİ DÜŞMEDİĞİ HALDE- o koltuğa oturtuldu. Şimdi aynı yöntem kendisi için de izleniyor. Çünkü; yol bir kez açıldı. İstifa etmese bile, önümüzdeki süreçte işi zor gözüküyor. "Anti - demokratik yöntem" kendi eliyle meşrulaştırıldığı için, aynı sürprizle karşı karşıya kalması, yakın görünüyor. Gazete yöneticilerine gidip "Enkaz devraldım" edebiyatı yapması, Sözcü Gazetesi'ni kullanarak rakiplerine saldırtmasının da kendisini kurtaramayacağı görülüyor. Yüzde 38'le devraldığı İstanbul'u yüzde 32'ye düşürmüş olması, fazla söze gerek bırakmıyor.
GERÇEK GÜNDEM.COM haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 05.10.2010 tarihli yazısıyazısı.
2 Eylül 2010 Perşembe
FACEBOOK KEMAL KILIÇDAROĞLU HAYRAN SAYFASINA YORUMUM
Yücel Aksu Yukarda karınlarına günlerce sıcak bir yemek girmemiş,başları dik bağımsızlık savaşçıları asker ve komutanlarımız,BİZİM KOMUTANLARIMIZ! Ve onlar inandılar, yedi düvelin işgacilerini Çanakale'de,İzmir'de denize dökerek destan yazdılar,yazdırdılar!
"Asimetrik-psikoljik savaş" nutukları atmadılar! Birşeyin arkasına sığınmadılar.Sadece UlUSLARARASI HUKUKUN, EVRENSEL HUKUK'un gereğini yaparak işgale boyun eğmedier ve işgalcileri "Geldikleri gibi gönderdiler!
"Asimetrik-psikoljik savaş" nutukları atmadılar! Birşeyin arkasına sığınmadılar.Sadece UlUSLARARASI HUKUKUN, EVRENSEL HUKUK'un gereğini yaparak işgale boyun eğmedier ve işgalcileri "Geldikleri gibi gönderdiler!
FACEBOOK KEMAL KILIÇDAROĞLU HAYRAN SAYFASI'NDAN
Mustafa Kemal Atatürk'ün Fotoğrafları - Duvar Fotoğrafları
Fotoğraf 297 / 297 Albüme Geri Dön · Mustafa Kemal Atatürk'ün Fotoğrafları · Mustafa Kemal Atatürk'ün ProfiliÖncekiSonraki.
Fotoğraftaki insanların yüzlerine tıklayarak onları etiketleyebilirsin.
.Sayfa üyelerimizden Sayın Ersin ERDOĞAN'IN sayfamızda yaptığı yorumu sizlerle paylaşıyoruz. Kendisine bu yorumu için teşekkür ediyoruz.
Saygılarımızla,
Sayfa Yönetimi.
Ersin Erdoğan ..SAHUR YAPAN YAPMAYAN OKUDUKÇA İÇİM BİR TUHAF OLUYOR ALLAH RAZI OLSUN ONLARDAN
43. ALAY 1. PİYADE TABURU 1. BÖLÜĞÜ'NE AİT YEMEK LİSTESİ
Tarih - 15 Haziran 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yağlı Buğday Çorbası
Ekmek : Tam
Tarih - 26 Haziran 1917
Sabah : Yok
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Tarih - 18 Temmuz 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yok
Ekmek : Yarım
Tarih - 8 Ağustos 1917
Sabah : Yarım Ekmek
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Ekme : Yok
Not : 21 Temmuz 1917’den itibaren, ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü artık, ordunun stoklarında kahraman askerlerimize verebileceği unu ve ekmeği kalmamıştır.
Bir açıklama ekle
Sayfa üyelerimizden Sayın Ersin ERDOĞAN'IN sayfamızda yaptığı yorumu sizlerle paylaşıyoruz. Kendisine bu yorumu için teşekkür ediyoruz.
Saygılarımızla,
Sayfa Yönetimi.
Ersin Erdoğan ..SAHUR YAPAN YAPMAYAN OKUDUKÇA İÇİM BİR TUHAF OLUYOR ALLAH RAZI OLSUN ONLARDAN
43. ALAY 1. PİYADE TABURU 1. BÖLÜĞÜ'NE AİT YEMEK LİSTESİ
Tarih - 15 Haziran 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yağlı Buğday Çorbası
Ekmek : Tam
Tarih - 26 Haziran 1917
Sabah : Yok
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Tarih - 18 Temmuz 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yok
Ekmek : Yarım
Tarih - 8 Ağustos 1917
Sabah : Yarım Ekmek
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Ekme : Yok
Not : 21 Temmuz 1917’den itibaren, ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü artık, ordunun stoklarında kahraman askerlerimize verebileceği unu ve ekmeği kalmamıştır...
Fotoğraf 297 / 297 Albüme Geri Dön · Mustafa Kemal Atatürk'ün Fotoğrafları · Mustafa Kemal Atatürk'ün ProfiliÖncekiSonraki.
Fotoğraftaki insanların yüzlerine tıklayarak onları etiketleyebilirsin.
.Sayfa üyelerimizden Sayın Ersin ERDOĞAN'IN sayfamızda yaptığı yorumu sizlerle paylaşıyoruz. Kendisine bu yorumu için teşekkür ediyoruz.
Saygılarımızla,
Sayfa Yönetimi.
Ersin Erdoğan ..SAHUR YAPAN YAPMAYAN OKUDUKÇA İÇİM BİR TUHAF OLUYOR ALLAH RAZI OLSUN ONLARDAN
43. ALAY 1. PİYADE TABURU 1. BÖLÜĞÜ'NE AİT YEMEK LİSTESİ
Tarih - 15 Haziran 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yağlı Buğday Çorbası
Ekmek : Tam
Tarih - 26 Haziran 1917
Sabah : Yok
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Tarih - 18 Temmuz 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yok
Ekmek : Yarım
Tarih - 8 Ağustos 1917
Sabah : Yarım Ekmek
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Ekme : Yok
Not : 21 Temmuz 1917’den itibaren, ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü artık, ordunun stoklarında kahraman askerlerimize verebileceği unu ve ekmeği kalmamıştır.
Bir açıklama ekle
Sayfa üyelerimizden Sayın Ersin ERDOĞAN'IN sayfamızda yaptığı yorumu sizlerle paylaşıyoruz. Kendisine bu yorumu için teşekkür ediyoruz.
Saygılarımızla,
Sayfa Yönetimi.
Ersin Erdoğan ..SAHUR YAPAN YAPMAYAN OKUDUKÇA İÇİM BİR TUHAF OLUYOR ALLAH RAZI OLSUN ONLARDAN
43. ALAY 1. PİYADE TABURU 1. BÖLÜĞÜ'NE AİT YEMEK LİSTESİ
Tarih - 15 Haziran 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yağlı Buğday Çorbası
Ekmek : Tam
Tarih - 26 Haziran 1917
Sabah : Yok
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Tarih - 18 Temmuz 1917
Sabah : Üzüm Hoşafı
Öğle : Yok
Akşam : Yok
Ekmek : Yarım
Tarih - 8 Ağustos 1917
Sabah : Yarım Ekmek
Öğle : Yok
Akşam : Üzüm Hoşafı
Ekme : Yok
Not : 21 Temmuz 1917’den itibaren, ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü artık, ordunun stoklarında kahraman askerlerimize verebileceği unu ve ekmeği kalmamıştır...
"SON İKİ YILIN TARİHİ FARKLI YAZILACAK" ELEŞTİRİ(2)
Misafir - Yücel Yeşilceli
Bu kısa notu yazarken saate bakıyorum,saat 23.03.Yirmiiki tane yorum yapılmış ve 21 tanesi sayın Nuran Yıldız'a karşı görüşte.Yorumlara bakıyorum "Kel alaka" yorumlar da değil.Konunun özünü yakalamış,günceli ve siyasalı takip eden eğitimli kalemler....O halde,sayın Yıldız sizin tezlerinizde bir aklama-paklama,geçmiş dönemde İlker Başbuğ'a danışmanlık yapmanız nedeniyle taraflı,zorlama bir yorum değil mi?Yazınıza "ilham kaynağı" olan gazeteciye bakalım;İsmail Küçükkaya.Üçyüzaltmışbeşgün iktidar övücüsü,parlatıcısı.Ve siz, umut olarak gördüğümüz Atatürkçü,çağdaş sosyal demokrat bir parti olarak tanımladığımız CHP'nin Parti Meclisi Üyesisiniz.Halk oylamasına kadar sadece şunu söylüyorum:Vah ki vah!Yazık bizim gibi ilerici-yurtseverlere,sosyal demokratlara,sosyalistlere, Atatürkçülere!Yazık bizlerin çabalarına
2010-09-01 23:35:59
Nuran Yıldız'ın Odatv'de yukardaki başlıkla yayınlanan yazısına yaptığım 2.eleştri yazısıdır.
Bu kısa notu yazarken saate bakıyorum,saat 23.03.Yirmiiki tane yorum yapılmış ve 21 tanesi sayın Nuran Yıldız'a karşı görüşte.Yorumlara bakıyorum "Kel alaka" yorumlar da değil.Konunun özünü yakalamış,günceli ve siyasalı takip eden eğitimli kalemler....O halde,sayın Yıldız sizin tezlerinizde bir aklama-paklama,geçmiş dönemde İlker Başbuğ'a danışmanlık yapmanız nedeniyle taraflı,zorlama bir yorum değil mi?Yazınıza "ilham kaynağı" olan gazeteciye bakalım;İsmail Küçükkaya.Üçyüzaltmışbeşgün iktidar övücüsü,parlatıcısı.Ve siz, umut olarak gördüğümüz Atatürkçü,çağdaş sosyal demokrat bir parti olarak tanımladığımız CHP'nin Parti Meclisi Üyesisiniz.Halk oylamasına kadar sadece şunu söylüyorum:Vah ki vah!Yazık bizim gibi ilerici-yurtseverlere,sosyal demokratlara,sosyalistlere, Atatürkçülere!Yazık bizlerin çabalarına
2010-09-01 23:35:59
Nuran Yıldız'ın Odatv'de yukardaki başlıkla yayınlanan yazısına yaptığım 2.eleştri yazısıdır.
"SON İKİ YILIN TARİHİ NASIL YAZILACAK" A ELEŞTİRİ(1)
Misafir - Yücel
Sayın Yazar,bizim gibi sıradan okuyucularınızı,sosyal demokratları,sosyalistleri,ilerici-yurtseverleri şaşırtıyorsunuz!Emin Çölaşan gibi bu ülkenin yetiştirdiği yiğit,namuslu aydınların büyük çoğunluğu sanırım sizin gibi düşünmüyor. İki yıldır "asimetrik-psikolojik savaş" nutuklarının dışında atılmış bir tane adım mı var? Yapmayın Allahaşkına.Okur-yazar olan ve süreci takip eden her yurttaş "paslaşma"lardan,"uyumlu beraberlik"lerden iğdiş edilmiş bir sonucun çıkacağını kestirebilmekteydi.Ayrıntıları bizlerden çok daha iyi bilmenize karşın,"Her şey yapılmıştır"havasını yaratma gayretlerinden biz almayalım.Politik çizgimin asla kesişmediği, ancak son yıllarda çok saygı duyduğum merkez sağda bir aydın Dr.Aytun Çıray da sizin gibi düşünmüyor."Eh o O'nun görüşü,benim görüşüm de bu" demek kolay değil mi hocam.Akedemik kariyerinize çok saygı duymama karşın,çok laf edenlerin "çok iş yaptı" tesbitinize katılmam mümkün değil.
2010-09-01 19:00:21
01.09.2010 Tarihinde Odatv.com'da yayınlanan CHP Parti Meclisi Üyesi Nuran Yıldız'ın yazısına yaptığım eleştiri.
Sayın Yazar,bizim gibi sıradan okuyucularınızı,sosyal demokratları,sosyalistleri,ilerici-yurtseverleri şaşırtıyorsunuz!Emin Çölaşan gibi bu ülkenin yetiştirdiği yiğit,namuslu aydınların büyük çoğunluğu sanırım sizin gibi düşünmüyor. İki yıldır "asimetrik-psikolojik savaş" nutuklarının dışında atılmış bir tane adım mı var? Yapmayın Allahaşkına.Okur-yazar olan ve süreci takip eden her yurttaş "paslaşma"lardan,"uyumlu beraberlik"lerden iğdiş edilmiş bir sonucun çıkacağını kestirebilmekteydi.Ayrıntıları bizlerden çok daha iyi bilmenize karşın,"Her şey yapılmıştır"havasını yaratma gayretlerinden biz almayalım.Politik çizgimin asla kesişmediği, ancak son yıllarda çok saygı duyduğum merkez sağda bir aydın Dr.Aytun Çıray da sizin gibi düşünmüyor."Eh o O'nun görüşü,benim görüşüm de bu" demek kolay değil mi hocam.Akedemik kariyerinize çok saygı duymama karşın,çok laf edenlerin "çok iş yaptı" tesbitinize katılmam mümkün değil.
2010-09-01 19:00:21
01.09.2010 Tarihinde Odatv.com'da yayınlanan CHP Parti Meclisi Üyesi Nuran Yıldız'ın yazısına yaptığım eleştiri.
SON İKİ YILI TARİH FARKLI YAZACAK
01.09.2010 16:51
Karakter boyutu :
--------------------------
Bu konuya girmeyecektim. Sevgili İsmail Küçükkaya Akşam’da öyle bir paragraf yazmıştı ki aklımdan geçenlerin başkasının kaleminden bir özeti gibiydi.
Ancak… Sevgili Oray Eğin dünkü yazısında “Başbuğ’un bu makamda sınıfta kaldığı”nı yazınca, yazılacakları zamana bırakmak gerektiğini düşünsem de birkaç not düşmezsem olmaz.
“Org. Başbuğ dönemi” sıcağı sıcağına yorumlanamayacak, üzerine uzaktan ahkâm kesilemeyecek kadar yoğun ve sorunlu bir dönemdi kuşkusuz. Kanaatim odur ki bu zorlu dönemde Başbuğ’un “yapılabilecek ne varsa yaptığı”dır.
Son iki yılda Türkiye, gazetecilerin zihin şovlarının ürünleriyle açıklanamayacak kadar zorlu bir yoldan geçmiştir. Geçiyor.
İsmail Küçükkaya köşesinde “ ‘Tanıdığım en iyi asker’ ve ‘en iyi tanıdığım asker’ olan İlker Başbuğ döneminin, Türkiye adına çok daha verimli geçebilecekken, konjonktürün bu fırsatı heba ettirmesine yüreğim yandı…” diyordu.
Aynı düşünce aklımdan geçse de, ben İsmail kadar iyi anlatamazdım onun bu saptamasını.
Org. Başbuğ göreve gelirken de yer tutmuştu medyada… Görevden giderken de… Her sözü üzerinde düşünmeye değer saptamalar ve öneriler içeriyordu. Yaptığı her konuşma zaman içinde daha çok anlam kazanırdı. Derinlikli ve cesurca söyler, sözcükleri dikkatli seçerdi. Görevini bırakırken “Biz her sözcüğü binlerce kez düşünerek kullanırız” derken kastı buydu.
Göreve geldiği günlerde Habertürk’e yaptığım bir analizde “Başbuğ demokrasi için bir şans” demiştim. Öyle de oldu. Bu “şans” kimilerini kızdırdı. Demokrasiye “fazla” saygı duyduğu için eleştirenler oldu. Sesini yükseltince kızanlarla, sesini yükseltmediği için kızanlar ayrı saflarda dursalar da aynı sonuçta birleştiler.
Bir ülke düşünün ki, ordusunun yıpratılması amaçlı saldırılarla demokrasisinin gerilemesi aynı günlere denk geliyor. Tüm siyasi teorileri alt-üst eden bu durum yalnızca bu ülkede yaşanıyor. O ülkede, o ordunun komutanı sıradan sözcüklerle değerlendirilip, eleştirilebilir mi?
Eleştirirken düşünmek pek sevilen bir eylem değil, sığ düşünürler dünyasında. “Sözcükler ülkesi”nde yaşıyorsanız haksızlığın ve hukuksuzluğun cezasız kalmasına da tahammül yeteneğinizin gelişmesi gerekiyor.
Başbuğ’un aldığı her kararı, attığı her imzayı öncesinde, aklına güvendiği insanlarla ve sorumluluğu paylaştığı silah arkadaşlarıyla tartıştığı yakın çevresindeki herkesçe bilinen bir gerçekti. Tartışmalar “biat”la sonuçlanmaz, yalnızca rasyonel düşünce üzerinde ilerlesin isterdi. Devir-teslim konuşmasında “Geriye dönüp baktığımda kendi kararlarımla ilgili pişmanlığı olmayan bir hayat sürdüğümü görüyorum. Çünkü koşullar içinde yapılabileceklerin hepsini yaptığıma silah arkadaşlarım şahittir” demesi ondan. Bu sözler iki yıl içerisinde yaşanan tüm olayların keskin bir özetidir anlayabilene.
Sevgili Oray Eğin (kuşkusuz iyi niyetle) yazısında sıralıyor; “…onun döneminde kozmik odasına girildi, peş peşe kahraman komutanların içeri atıldığına şahit olduk.” Sonra ekliyor “Bu ordunun en tepesindeki isim savaşmak, mücadele etmek yerine sadece şikayet ediyor, yakınıyor..”
Oray gibi düşünenler var. Peki, bir ordu komutanından “savaşmasını” bekleyenler bunun ne anlama geldiğinin de farkında mıdır? “Kozmik odaya giriş engellenseydi ne olurdu?” ya da “Nasıl algılanırdı?” Gazeteciler çoktandır bir sonraki aşamayı düşünmeyi bıraktılar, yalnızca “an”a kilitlendiler. Oysa sorumluların hayatı “an”dan daha ötesidir.
“Peş peşe kahraman komutanların içeri atılmasına nasıl engel olabileceği” sorusunu sormuyor Oray. Tavır mı koymadı Başbuğ? Bu işin siyasi sorumlularıyla defalarca ama defalarca görüşürken ne yaptığını sanıyoruz ki?
Göreve geldiğinde yaptığı ilk işin tutuklu bulunan emekli komutanlar Tolon ve Eruygur’u ziyaret ettirdiğini unutarak yapılan analizler eksik değil midir? Ve çok daha düşüncesizce ileri sürülen “savaş yerine şikayet ettiği” eleştirisine gelirsek… Gelmeyelim en iyisi…
Bir askerin sivil otoriteye itirazlarının hangi hukuki yolunu denemesi gerekirken denemediği söylenebilir?
Kimi sığ düşünceler (aslında art niyetliler) Hükümetin istemeyeceğini bile bile Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri komutanı olarak önererek YAŞ’da kriz yaratmakla, süreci iyi yönetmemekle eleştiriyordu Başbuğ’u.
Oysa Başbuğ, Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri’ne önererek pek çok şeyi birlikte söyledi duyabilene;
“TSK’da atama ve yükselmeler liyakatla olur”, dedi. Bu kurala uymayı engelleyen askerler değil, siyasiler oldu.
“Hasan Iğsız’a isnat edilen suçlamaların bizde karşılığı yoktur” dedi.
“Ey Türk Ordusu, senin komutanların tavizsiz yerinde duruyor, siz de onlara inanmaya ve güvenmeye devam edin” dedi.
Ve en çok da “Ey emrimizdeki subay ordusu, haklılığınıza inandığımız sürece arkanızda durmakta kararlıyız” dedi.
Demedi mi?
Ve hiç unutmam, baskıların, suçlamaların en yoğun olduğu dönemde katıldığı 10 Kasım töreninde, protestolarıyla meşhur fakültemiz DTCF’de ayakta, uzun uzun alkışlanan tek asker oldu.
Cemaatin medyası benim için “Başbuğ’un danışmanı” dedi. “Başbuğ’un en yakını” dedi. “Başbuğ’un özel danışmanı” dedi…
Kuşkusuz ki İlker Başbuğ gibi demokrasiden yana bir komutanın… Bir entelektüelin… Bir sabır küpünün… “Danışmanı” ya da “yakını” olarak anılmak son derece onurlu bir anılma biçimidir.
Hiçbir zaman “danışmanı” olmadım halbuki. Ama kendisini yakından tanıdım. İyi ki tanıdım. Onu çok yakından ya da az yakından tanıyan herkesin yüreği ve aklı aynı kapıya çıkar…
Son iki yılda Başbuğ’un yaşadığı Türkiye’yi, olayları sanırım hiçbirimiz hayal bile edemeyiz.
Başbuğ… Yalnızca baskıya direnmekle kalmadı. Demokrasinin kılına zarar gelmesin diye özenerek direndi.
Söyleyeceği ve söylemek isteyeceği çok şey vardı… Söylemedi.
Saldırılar altındayken ordusunu tek bir yürek gibi tutmayı başardı.
Veda konuşmasında yer alan “Türk ordusunun da ülkesinin de zayıflayarak güçsüzleşeceğini düşünenler bu toplumu, bu kurumu ve bu tarihi başkalarının gözüyle okuyanlar, başkalarının zihniyle düşünenlerdir…” cümlesi üzerine yazana da hiç rastlamadım. Benim aklıma kazındı bu cümle.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu iki yıl çok ayrı bir yere konacak, Başbuğ’u ve yaptıklarını anlamak zaman geçtikçe mümkün olacak.
Gerçekten de söylenecek çok şey, yazılacak zaman var… Başbuğ haklı, “Fırtınalı denizde gemisini en az zararla karaya ulaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerin tarihi başka yazılır...”
Nuran Yıldız
CHP PM Üyesi
nuran@nuranyildiz.com
Odatv.com
01.09.2010 16:51
Karakter boyutu :
--------------------------
Bu konuya girmeyecektim. Sevgili İsmail Küçükkaya Akşam’da öyle bir paragraf yazmıştı ki aklımdan geçenlerin başkasının kaleminden bir özeti gibiydi.
Ancak… Sevgili Oray Eğin dünkü yazısında “Başbuğ’un bu makamda sınıfta kaldığı”nı yazınca, yazılacakları zamana bırakmak gerektiğini düşünsem de birkaç not düşmezsem olmaz.
“Org. Başbuğ dönemi” sıcağı sıcağına yorumlanamayacak, üzerine uzaktan ahkâm kesilemeyecek kadar yoğun ve sorunlu bir dönemdi kuşkusuz. Kanaatim odur ki bu zorlu dönemde Başbuğ’un “yapılabilecek ne varsa yaptığı”dır.
Son iki yılda Türkiye, gazetecilerin zihin şovlarının ürünleriyle açıklanamayacak kadar zorlu bir yoldan geçmiştir. Geçiyor.
İsmail Küçükkaya köşesinde “ ‘Tanıdığım en iyi asker’ ve ‘en iyi tanıdığım asker’ olan İlker Başbuğ döneminin, Türkiye adına çok daha verimli geçebilecekken, konjonktürün bu fırsatı heba ettirmesine yüreğim yandı…” diyordu.
Aynı düşünce aklımdan geçse de, ben İsmail kadar iyi anlatamazdım onun bu saptamasını.
Org. Başbuğ göreve gelirken de yer tutmuştu medyada… Görevden giderken de… Her sözü üzerinde düşünmeye değer saptamalar ve öneriler içeriyordu. Yaptığı her konuşma zaman içinde daha çok anlam kazanırdı. Derinlikli ve cesurca söyler, sözcükleri dikkatli seçerdi. Görevini bırakırken “Biz her sözcüğü binlerce kez düşünerek kullanırız” derken kastı buydu.
Göreve geldiği günlerde Habertürk’e yaptığım bir analizde “Başbuğ demokrasi için bir şans” demiştim. Öyle de oldu. Bu “şans” kimilerini kızdırdı. Demokrasiye “fazla” saygı duyduğu için eleştirenler oldu. Sesini yükseltince kızanlarla, sesini yükseltmediği için kızanlar ayrı saflarda dursalar da aynı sonuçta birleştiler.
Bir ülke düşünün ki, ordusunun yıpratılması amaçlı saldırılarla demokrasisinin gerilemesi aynı günlere denk geliyor. Tüm siyasi teorileri alt-üst eden bu durum yalnızca bu ülkede yaşanıyor. O ülkede, o ordunun komutanı sıradan sözcüklerle değerlendirilip, eleştirilebilir mi?
Eleştirirken düşünmek pek sevilen bir eylem değil, sığ düşünürler dünyasında. “Sözcükler ülkesi”nde yaşıyorsanız haksızlığın ve hukuksuzluğun cezasız kalmasına da tahammül yeteneğinizin gelişmesi gerekiyor.
Başbuğ’un aldığı her kararı, attığı her imzayı öncesinde, aklına güvendiği insanlarla ve sorumluluğu paylaştığı silah arkadaşlarıyla tartıştığı yakın çevresindeki herkesçe bilinen bir gerçekti. Tartışmalar “biat”la sonuçlanmaz, yalnızca rasyonel düşünce üzerinde ilerlesin isterdi. Devir-teslim konuşmasında “Geriye dönüp baktığımda kendi kararlarımla ilgili pişmanlığı olmayan bir hayat sürdüğümü görüyorum. Çünkü koşullar içinde yapılabileceklerin hepsini yaptığıma silah arkadaşlarım şahittir” demesi ondan. Bu sözler iki yıl içerisinde yaşanan tüm olayların keskin bir özetidir anlayabilene.
Sevgili Oray Eğin (kuşkusuz iyi niyetle) yazısında sıralıyor; “…onun döneminde kozmik odasına girildi, peş peşe kahraman komutanların içeri atıldığına şahit olduk.” Sonra ekliyor “Bu ordunun en tepesindeki isim savaşmak, mücadele etmek yerine sadece şikayet ediyor, yakınıyor..”
Oray gibi düşünenler var. Peki, bir ordu komutanından “savaşmasını” bekleyenler bunun ne anlama geldiğinin de farkında mıdır? “Kozmik odaya giriş engellenseydi ne olurdu?” ya da “Nasıl algılanırdı?” Gazeteciler çoktandır bir sonraki aşamayı düşünmeyi bıraktılar, yalnızca “an”a kilitlendiler. Oysa sorumluların hayatı “an”dan daha ötesidir.
“Peş peşe kahraman komutanların içeri atılmasına nasıl engel olabileceği” sorusunu sormuyor Oray. Tavır mı koymadı Başbuğ? Bu işin siyasi sorumlularıyla defalarca ama defalarca görüşürken ne yaptığını sanıyoruz ki?
Göreve geldiğinde yaptığı ilk işin tutuklu bulunan emekli komutanlar Tolon ve Eruygur’u ziyaret ettirdiğini unutarak yapılan analizler eksik değil midir? Ve çok daha düşüncesizce ileri sürülen “savaş yerine şikayet ettiği” eleştirisine gelirsek… Gelmeyelim en iyisi…
Bir askerin sivil otoriteye itirazlarının hangi hukuki yolunu denemesi gerekirken denemediği söylenebilir?
Kimi sığ düşünceler (aslında art niyetliler) Hükümetin istemeyeceğini bile bile Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri komutanı olarak önererek YAŞ’da kriz yaratmakla, süreci iyi yönetmemekle eleştiriyordu Başbuğ’u.
Oysa Başbuğ, Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri’ne önererek pek çok şeyi birlikte söyledi duyabilene;
“TSK’da atama ve yükselmeler liyakatla olur”, dedi. Bu kurala uymayı engelleyen askerler değil, siyasiler oldu.
“Hasan Iğsız’a isnat edilen suçlamaların bizde karşılığı yoktur” dedi.
“Ey Türk Ordusu, senin komutanların tavizsiz yerinde duruyor, siz de onlara inanmaya ve güvenmeye devam edin” dedi.
Ve en çok da “Ey emrimizdeki subay ordusu, haklılığınıza inandığımız sürece arkanızda durmakta kararlıyız” dedi.
Demedi mi?
Ve hiç unutmam, baskıların, suçlamaların en yoğun olduğu dönemde katıldığı 10 Kasım töreninde, protestolarıyla meşhur fakültemiz DTCF’de ayakta, uzun uzun alkışlanan tek asker oldu.
Cemaatin medyası benim için “Başbuğ’un danışmanı” dedi. “Başbuğ’un en yakını” dedi. “Başbuğ’un özel danışmanı” dedi…
Kuşkusuz ki İlker Başbuğ gibi demokrasiden yana bir komutanın… Bir entelektüelin… Bir sabır küpünün… “Danışmanı” ya da “yakını” olarak anılmak son derece onurlu bir anılma biçimidir.
Hiçbir zaman “danışmanı” olmadım halbuki. Ama kendisini yakından tanıdım. İyi ki tanıdım. Onu çok yakından ya da az yakından tanıyan herkesin yüreği ve aklı aynı kapıya çıkar…
Son iki yılda Başbuğ’un yaşadığı Türkiye’yi, olayları sanırım hiçbirimiz hayal bile edemeyiz.
Başbuğ… Yalnızca baskıya direnmekle kalmadı. Demokrasinin kılına zarar gelmesin diye özenerek direndi.
Söyleyeceği ve söylemek isteyeceği çok şey vardı… Söylemedi.
Saldırılar altındayken ordusunu tek bir yürek gibi tutmayı başardı.
Veda konuşmasında yer alan “Türk ordusunun da ülkesinin de zayıflayarak güçsüzleşeceğini düşünenler bu toplumu, bu kurumu ve bu tarihi başkalarının gözüyle okuyanlar, başkalarının zihniyle düşünenlerdir…” cümlesi üzerine yazana da hiç rastlamadım. Benim aklıma kazındı bu cümle.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu iki yıl çok ayrı bir yere konacak, Başbuğ’u ve yaptıklarını anlamak zaman geçtikçe mümkün olacak.
Gerçekten de söylenecek çok şey, yazılacak zaman var… Başbuğ haklı, “Fırtınalı denizde gemisini en az zararla karaya ulaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerin tarihi başka yazılır...”
Nuran Yıldız
CHP PM Üyesi
nuran@nuranyildiz.com
Odatv.com
1 Eylül 2010 Çarşamba
"YALÇIN KÜÇÜK'LE BAŞBAKAN ERDOĞAN NEREDE KARŞILAŞACAK"
Misafir - Yücel
Bir arkadaşım vardı,askerliğini yıllar önce "Sıhhıye Er" olarak yapmış. Ancak,insan anatomisine ilişkin "bilmediği hiç bir şey yoktur." Abartsız tıp doktorları ile tartışmaya girecek kadar da gözü kara.Dahası, "evrenin genetiğini çözmüş"adeta.Her konuda uzman,her konunun bulunmaz "tartışmacısı!" Eğitimini mi soruyorsunuz? Söylemeyeyim.Okuduğu kitap "Denizler Altında Yirmibin Fersah",okuduğu gazete(ler) spor gazeteleri ve tüm gazetelerin spor sayfaları. Şimdi buraya nereden geldik? 20 Ağustos 2010 tarihinde Odatv.com'da "YILLARIN LİBERALİ NASIL MARKSİST OLDU?" başlıklı bir yazı yayınlandı.Yazı,bir bilim insanının kapitalizmle bütünleşmiş emperyalizme ilişkin yanılgısını,pişmanlığını anlatıyordu... Bugün de Prof.Dr.Yalçın Küçük'ün bir söyeşisini okuyoruz Odatv'de."Her konuda uzman"sayın yorumcumuz hemen gardını alıyor ve yüzlerce makaleye,kitaplara imza atmış Yalçın Küçük'e,"karşı tezler"le cevap veriyor.Kusura bakılmasın ama,bu biraz kendini tanımama,haddini bilmemedir.
2010-09-01 15:21:09
31.=8.2010 Tarihinde Odatv'de yayınlanan yazıya F.G.adlı okuyucu yorum yapmış olup,bu yoruma tarafımdan yapılan karşı yorumdur.
Bir arkadaşım vardı,askerliğini yıllar önce "Sıhhıye Er" olarak yapmış. Ancak,insan anatomisine ilişkin "bilmediği hiç bir şey yoktur." Abartsız tıp doktorları ile tartışmaya girecek kadar da gözü kara.Dahası, "evrenin genetiğini çözmüş"adeta.Her konuda uzman,her konunun bulunmaz "tartışmacısı!" Eğitimini mi soruyorsunuz? Söylemeyeyim.Okuduğu kitap "Denizler Altında Yirmibin Fersah",okuduğu gazete(ler) spor gazeteleri ve tüm gazetelerin spor sayfaları. Şimdi buraya nereden geldik? 20 Ağustos 2010 tarihinde Odatv.com'da "YILLARIN LİBERALİ NASIL MARKSİST OLDU?" başlıklı bir yazı yayınlandı.Yazı,bir bilim insanının kapitalizmle bütünleşmiş emperyalizme ilişkin yanılgısını,pişmanlığını anlatıyordu... Bugün de Prof.Dr.Yalçın Küçük'ün bir söyeşisini okuyoruz Odatv'de."Her konuda uzman"sayın yorumcumuz hemen gardını alıyor ve yüzlerce makaleye,kitaplara imza atmış Yalçın Küçük'e,"karşı tezler"le cevap veriyor.Kusura bakılmasın ama,bu biraz kendini tanımama,haddini bilmemedir.
2010-09-01 15:21:09
31.=8.2010 Tarihinde Odatv'de yayınlanan yazıya F.G.adlı okuyucu yorum yapmış olup,bu yoruma tarafımdan yapılan karşı yorumdur.
"YALÇIN KÜÇÜK İLE BAŞBAKAN ERDOĞAN NER NEDE KARŞILŞACAK"
Misafir - fatma
yalçın küçük politik hayatına bir başbakanı düşürerme işine karışarak başladığını tekrarlar hep,anlaşılan o ki politik hayatını da tekrar bir başbakanı düşürme işine karışarak sonlandırmak istiyor...tevellütü ona bir daha böyle bir şans tanıyamaz çünkü...eğer sistem eleştirisini arka plana iter de o sistemin ürünün olanlarla ilgili eleştiriyi ön plana çıkarırsak doğru bir iş yapıyor olamayız kanısındayım...sistemi ürünlerinin eleştirisini yaparak gözler önüne sermek evet varım ama ürünleri böylesine ön plana çıkararak sistemi arka plana itmeye hayır diyorum...yalçın küçük en az son 60 yılın bilinçli 1.derceden tanığı...biz bugün biliyoruz ki devlet sistemi böyle tanıkları ve tanıklıkları silivriye toplayıp sanık mevkiine oturttu,dönemin sanıklarına da gizli açık tanıklık görevi verdi... bunu akape yaptı,recep efendinin marifeti diye onların üstüne atıp sistemi adeta temize çıkarmak işine sarılamayız.bu fahiş hatadır...onlar bu sistemin militan güçleri olarak kendi üstlerine düşen görevleri hakkıyla yapıyorlar...başbakanlar düşüyor ama sistem sürüyor...asıl soru bu sistemi nasıl düşürürüz???
2010-09-01 10:04:56
31.08.2010 Tarihinde Odatv'de yayınlanan Yalçın Küçük'le söyleşiye yorum yapan Fatma G'ın yazısı.
yalçın küçük politik hayatına bir başbakanı düşürerme işine karışarak başladığını tekrarlar hep,anlaşılan o ki politik hayatını da tekrar bir başbakanı düşürme işine karışarak sonlandırmak istiyor...tevellütü ona bir daha böyle bir şans tanıyamaz çünkü...eğer sistem eleştirisini arka plana iter de o sistemin ürünün olanlarla ilgili eleştiriyi ön plana çıkarırsak doğru bir iş yapıyor olamayız kanısındayım...sistemi ürünlerinin eleştirisini yaparak gözler önüne sermek evet varım ama ürünleri böylesine ön plana çıkararak sistemi arka plana itmeye hayır diyorum...yalçın küçük en az son 60 yılın bilinçli 1.derceden tanığı...biz bugün biliyoruz ki devlet sistemi böyle tanıkları ve tanıklıkları silivriye toplayıp sanık mevkiine oturttu,dönemin sanıklarına da gizli açık tanıklık görevi verdi... bunu akape yaptı,recep efendinin marifeti diye onların üstüne atıp sistemi adeta temize çıkarmak işine sarılamayız.bu fahiş hatadır...onlar bu sistemin militan güçleri olarak kendi üstlerine düşen görevleri hakkıyla yapıyorlar...başbakanlar düşüyor ama sistem sürüyor...asıl soru bu sistemi nasıl düşürürüz???
2010-09-01 10:04:56
31.08.2010 Tarihinde Odatv'de yayınlanan Yalçın Küçük'le söyleşiye yorum yapan Fatma G'ın yazısı.
YALÇIN KÜÇÜK İLE BAŞBAKAN ERDOĞAN NEREDE KARŞILAŞACAK
31.08.2010 18:53
Karakter boyutu :
----------------
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Yalçın Küçük’e Ulusal Kanal’da 15 Ağustos tarihinde yaptığı programda kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle dava açtı.
Yalçın Küçük Ulusal Kanal’da katıldığı “Gündem” programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında şok iddialarda bulunmuştu.
Küçük programda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağır epilepsi hastası olduğunu iddia etmişti. Yalçın Küçük’ün programdaki iddiasına göre dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, hastaneye Başbakan’ı ziyarete gittiğinde, Erdoğan’ı çıplak olarak kriz geçirirken gördü. Küçük, Büyükanıt ile Erdoğan’ın Dolmabahçe mutabakatında, Başbakan’ın hastalığını da görüştüklerini iddia etti.
Başbakan Erdoğan dava dilekçesinde Yalçın Küçük'ün programda söylediği şu sözlere yer verdi:
"..Şimdi diyor ki bakın her şeyi çok dikkatli okuyorum. Tayyip Erdoğan'a Rum diyor. Mehdiliğe soyundu diyor. Kilise açtı diyor. Şeriatçı diyor. Türk değil diyor. Ahmet Hakan size yakışmaz. Asıl önemli kısmı buraya koymamanız yakışmaz. Annesi Yahudi'dir diyor. Bu kitapta en önemlisi. Tayyip Bey'in annesi Yahudi'dir diyor. İş Yahudiler için anne Yahudi mi? Ona bakar. Bunu çıkartamazsını. Hızla şey yapıyorum. Bakın bu silah ticaretini açtık tekrar tekrar açacağız. Benim şu kitaplarımda da var. Kemal Bey okuyacaksınız lütfen bu kitapları. Bir donanma ihalesinden 2,5 milyar dolar. 2,5 milyar dolar olduğu zaman o ihale durduğu yerde Aziz Yıldırım'a gidiyorsa ya 250 milyon ya 150 milyon 100 milyon gelir. Çok para.
Bakın bunlar altın değerinde bu nedir? Bu çok basit bir şeydir. Bu Bülbülderesindedir. (Elindeki fotoğrafı gösteriyor) Biz Bülbülderesinde biz ve arkadaşlarım benim için gider mezar taşının fotoğrafını yapar. Ne demektir. Bülbül deresinde sadece İbran iler. Bu ispattır. Rize Güneysu'dan Mustafa Öztürk. Ne demektir bu. Güneysu'dan en azında Yalçın Küçük Hocanız bir tane İbrani asıllı bulmuştur. Bitti. Bir tane olur iki tane üçtane olur. Ne diyor annesi diyor bu kitapta var. Yahudi'dir diyor. Bu kitap birçok yerinde Yalçın Küçük'e dayanır. Hiç şey değil. Bir kısmına atıf yapmış. Bir kısmına atıf yapmamış. Hiç önemli değil. Beni istediğiniz gibi kullanırsınız.
.... Asıl noktalarımıza doğru geliyoruz. Orayı bir daha. Anne tarafından gürcü Yahudi sidir der. 28. Yalçın Küçük'ün kitabından diyor Ergün Poyraz. Artık konuşma zamanıdır. Genelkurmay Başkam'mn Sara nöbetiyle Güven Hastanesine kabul edilen Tayyip Erdoğan'ı o zaman ki gazetelere göre önüne çıkarılan engelleri bertaraf ederek gördüğünü biliyoruz. Bunları ben yazmışım. Ergün Poyraz'da içinde öyle iğrenç bişey yok. Çoğu bizim kitaplarımızdan. Kendisinin derledikleri. Bir tane yepyeni bir şey var. Anladığım kadarıyla Ahmet Hakan bundan rahatsız. Emine Hanımın Kürşat Tüzmen mi? Onun evine gittiğini söylüyor. Orada bir buluşma yaptığını ısrarla söylüyor. Açıkla bunu diyor. Mahkemelerde söylemiş.
SUNUCU: Hocam 6 dakika kaldı. Biz hala Dolmabahçe mutakabatına giremedik. Uzatma şansımda pek yok.
YALÇIN KÜÇÜK: Tamam 6 dakikada bitiriyorum. "Genelkurmay Başkanı Yaşar Paşa Hazretleri Erdoğan'ı bir odada muhtemelen çıplak ve üzerinde çarşaf ile müşahede ihtimalinin AKP yöneticilerini çok korkuttuğundan haberdarız. Böyle bir müşühadenin Erdoğan'ın siyasi döneminin soru olarak telakki ettiklerinden kuşkum bulunmuyor. Bu telakki isabetlidir. Orgeneral Büyük Anıt müşühade etmiştir ve ancak daha sonra gördüklerini açıklamamıştır. AKP yönetimi bu sükuttan memnun olduklarını bendeki bilgiler arasındadır."
Benim anlatacağım budur. Paşa Hazretleri Tayyip Erdoğan şu kitaplarda var. Aydınlığın kapağı var. Güven Hastanesine 2006 Ekim ayında aniden götürüldüğünde. Otomobili balyozla deldiler falan. O şuydu. O sırada alsalardı. Sara hastası ağızda salya bilmem ne olur. Herkes görürdü. Bunu götürmek istiyor. Hürriyet gazetesi de bunu saklamak istiyor çünkü Hürriyet Gazetesi Tayyip Bey'in Başbakanlığından rahatsız. Onu Cumhurbaşkanı yapmak istiyor. Yetkileri alsın. Hiç kimseyi oraya sokmak istemediler. Biz her şeyi biliyoruz. Bundan sonra şimdi burada yazdıklarımı da biliyoruz. TAYYİP BEY'İ ÇIRILÇIPLAK YATIRDILAR. O KONUDA BİLGİLERİM DE VAR. VÜCUDU HAKKINDA BİLGİLERİM DE VAR. Yaşar Paşa Hazretlerini Güven Hastanesi'ne almak istemediler. Ve yanına çıkartmak istemediler. İtti. Çıktı. AKP bundan çok korktu. Yaşar Paşa teşhis eder diye. Etti de. Birinci nokta size anlatacağım budur. Ama bunu hiçbir şekilde söylemedim. Bunun öbür tarafları falan da var.
Şimdi Dolmabahçe. Bu bildirilerde hiçbir şey yok. Türk Ordusu zaman zaman bu bildirileri yapmıştır. Ama çok açıktır. Çok açık olarak bir şey söyledi. Anayasa'ya, Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı bir partiyle karşı karşıyayız dedi. Çok sert ver bütün ordu adına yapılmıştır. Tayyip Erdoğan bundan çok ürktü. Şimdi öbür tarafına geliyorum. Burada neler konuşulduğu konusunda bir defa Fikri Sağlar'ın söylediği bir şey var. Bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Güya Tayyip Bey İlker Paşa Hazretleri'ne senin hanımefendi Filiz Hanımın çok fazla borcu var. Ben bunları çıkartırım 500 bin lira kadar. Tayyip bey gibi bir Başbakan çok çekingendir. O sıralarda çokta saralı bir Başbakanın görevdeki bu kadar sert bir bildiri yapmış Genelkurmay Başkanı'na arkasında bütün ordu olan. Zaten o sırada ordu iktidarı alıyor olarak düşünürler. Bunu söylemesi imkânsızdır. İkincisi biz bir yıl resim gösteriyoruz. Aziz Yıldırımın dostu da Aziz Yıldırım silah ticareti yapar. Silah ticaretinin çoğunu da bütün bunu da geçen hafta da gösterdim ihaleleri, Genelkurmay Başkanı yani Yaşar Paşa, Başbakan makamında oturan Tayyip Bey ve Savunma Bakanıdır. Bunları geçen hafta şey yaptık. Her hafta da anlatacağız. Bunun üstüne gideceksiniz CHP olarak da. Kangren buradadır. Bu kadar yakın arkadaş olduğu zaman bunu söylemesi mümkün değildir. Bir kısım insanlarda es es ihaleleri konuşuldu bu da imkânsızdır. Şimdi çıkıyorum. Bu görüşmede hem Yaşar Paşa Hazretleri memnun ayrıldı. Görüşmeden sonra bir yata bindi. Gezdi. Tayyip Erdoğan'ın ne söylediğini biliyor musunuz ondan sonra? Açıkça söyledi. Cumhurbaşkanı adayı listelerim var. Bundan sonra patilerle konuşacağım dedi. Bu görüşmeden çıktığında Tayyip Erdoğan türbanlı bir insanın Cumhurbaşkanı olması projesinden kesin olarak vazgeçmiştir. Yemin etmiştir.
SUNUCU: Pardon görüşme sırasında Yaşar Büyükanıt'a mı yemin etmişti?
YALÇIN KÜÇÜK: Yemin sözü fazla. Söz verdiler. Görüşme. Dolmabahçe görüşmesi. Bunu bir tek gazeteci de hemen yazdı. İma etti. Güneri Civaoğlu. Dolmabahçe görüşmesiyle türbanlı Cumhurbaşkanı meselesi tamamen söndü. Kısa bir zaman için. Türk ordusu Tayyip Erdoğan'a türbanlı bir Cumhurbaşkanının imkânsız olduğunu Abdullah Gül'ün ise adı bile geçmiyordu. Abdullah Gül'ü Emine Hanım istemiyor ki. Tayyip Bey istemiyor ki. Şimdi de istemiyor. Ayrıca bir iki dakikam var sonra şöyleyim. Şu kitaplarda bunların dilinde göreceksiniz. Abdullah Gül şu anda meşru Cumhurbaşkanı değildir. Abdullah Gül meşru Cumhuriyet Başkanı değildir. Kitaplarımda vardır. Nedir bu çok basittir. Abdullah Gül'ün bütün imzaları hukuk dışıdır. Neden? Çünkü şu andaki anayasaya göre Cumhurbaşkanı'nı halk seçer. Abdullah Gül'ü halk seçmemiştir. Cumhurbaşkanlığı meselesinde müktesep hak yoktur. Gayrimeşrudur. Şimdi bitiriyoruz. Anlaşma bu kadar. Dolmabahçe mutabakatı denen mutakabat budur. Ordu bastırmıştır. Türbanlı Cumhurbaşkanına kapı kapatılmıştır. Bunun karşılığında da şu verilmiştir. Senin saralı olduğunu açıklamayacağız. Seni Başbakan olarak tutacağız. Üniversite diplomasını bilmem nelerini hiç birini bahsetmeceğiz. Sen Başbakan olarak kalacaksın. Bizim başbakanımız olarak kalacaksın. Ve kesinlikle türbanlı bir yani eşi türbanlı olan birisi Çankaya'ya giremeyecek. Burada tam bir anlaşma olmuştur. Tıpkı yakındaki şurada olan anlaşmadaki gibi. Bu anlaşmayı Fettulah Gülen ve ona dayanarak Bülent Arınç ve Abdullah Gül bozdular. Şunu iyice öğreneceksiniz benim kitaplarımdan. O kadar bağıran çağıran en zayıf insan Türk politikasında ki şu anda Tayyip Erdoğan'dır. Tıpkı bir buçuk gün sonra Hasan Paşayı'da kabul edip nasıl oldu o sırada? İşte bu Abdullah Gül ve Fettullah Gülen Zekeriya Öz'ü çıkarttılar. Meşhur birşey çıkarttı ve çok güzel baskı yaptılar. Fikret Bila'nın da söylediği gibi Abdullah Gül. Abdullah Gül hiçbir şey yapmadı. Geri çekildiler. O geri çekilmeye rağmen de bu şekilde oldu. Türbansız Cumhurbaşkanlığı birkaç gün sürdü. Ondan sonra Tayyip Erdoğan teslim oldu. Fettullah Gülen'e ve öbür tarafa. Teslim oldu. Onun üzerine de aniden Abdullah Gül'ü çıkarttı ve ordunun da yapacağı hiçbir şey yoktu.
SUNUCU: Ordu neden Sara meselesini anlaşma yolu olmadığı için gündeme getirmedi acaba?
YALÇIN KÜÇÜK: Ordu ondan sonra teslim oldu zaten. Ondan sonra yapacak hiç bir şey yok. Sadece ordu getirmedi. Onu başka zaman yapardı. Deniz Baykal 'ında bilgisi var. Şu anda Kemal Beyinde bilgisi var. Bunu başka bir şekilde getirdi. Getirse ne olacak ama Dolmabahçe mutakabatının özü Türk ordusunun baskısı üzerine AKP'nin türbansız bir Cumhurbaşkanlığına razı olması ve sık sık yaptığı gibi bir hafta on gün içinde bundan vazgeçmesidir. Bundan vazgeçtiği için de kendisini... Onun iki sebebi var. Ben bir başka açıdan dayanıyordum. Saradan daha çok. Simdi şunu da açıkça söyleyelim. Normal olarak bir sara kimsenin memuriyetine, başbakanlığına engel değildir. Ama Tayyip Bey'in sarası hat safhadadır. Sık sık ağlar. Sık sık düşer. Sık sık Davos hareketindeki gibi her şeyi yapar. Hiçbir dengesi yoktur. Belki de bundan dolayı. Bu tür dengeleri yani insani dengeleri olmayan bir insan olarak kabul ederim. Özetle söylediğim budur. Aynı şeyi de bu defada yapmıştır ama bu defa ordu direnmiştir. Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Benim de söyleyeceğim budur. İşte Yaşar Büyükanıt ortada. Şimdi çıksın. Yalçın Küçük yanlış söylüyor desin. Kim söylüyorsa çıksın. Yanlış söylüyor desin.
SUNUCU: Pazarlık sara ve Cumhurbaşkanlığının ...
YALÇIN KÜÇÜK: Tayyip Bey'in AKP olarak tutulması. Kemal Bey'in söylediğinde bu taraf doğrudur. Ama bunun karşılığında da türbansız bir başbakan türbansız bir cumhurbaşkanlığı meselesine AKP ve Tayyip Bey söz vermiştir. Her zaman olduğu gibi sözünü tutmamıştır. Yeni liderlere de söyleyelim. Tayyip Bey hiçbir sözünde durmaz."
Başbakan Erdoğan bu sözler üzerine Yalçın Küçük’e dava açtı. Küçük’ten 10 bin TL tazminat talep eden Erdoğan ile Yalçın Küçük’ün duruşması 13 Ekim’de Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek. Başbakan Erdoğan daha önce Yalçın Küçük’e açtığı 3 davayı da kaybetmişti.
Odatv.com
31.08.2010 18:53
Karakter boyutu :
----------------
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Yalçın Küçük’e Ulusal Kanal’da 15 Ağustos tarihinde yaptığı programda kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle dava açtı.
Yalçın Küçük Ulusal Kanal’da katıldığı “Gündem” programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında şok iddialarda bulunmuştu.
Küçük programda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ağır epilepsi hastası olduğunu iddia etmişti. Yalçın Küçük’ün programdaki iddiasına göre dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, hastaneye Başbakan’ı ziyarete gittiğinde, Erdoğan’ı çıplak olarak kriz geçirirken gördü. Küçük, Büyükanıt ile Erdoğan’ın Dolmabahçe mutabakatında, Başbakan’ın hastalığını da görüştüklerini iddia etti.
Başbakan Erdoğan dava dilekçesinde Yalçın Küçük'ün programda söylediği şu sözlere yer verdi:
"..Şimdi diyor ki bakın her şeyi çok dikkatli okuyorum. Tayyip Erdoğan'a Rum diyor. Mehdiliğe soyundu diyor. Kilise açtı diyor. Şeriatçı diyor. Türk değil diyor. Ahmet Hakan size yakışmaz. Asıl önemli kısmı buraya koymamanız yakışmaz. Annesi Yahudi'dir diyor. Bu kitapta en önemlisi. Tayyip Bey'in annesi Yahudi'dir diyor. İş Yahudiler için anne Yahudi mi? Ona bakar. Bunu çıkartamazsını. Hızla şey yapıyorum. Bakın bu silah ticaretini açtık tekrar tekrar açacağız. Benim şu kitaplarımda da var. Kemal Bey okuyacaksınız lütfen bu kitapları. Bir donanma ihalesinden 2,5 milyar dolar. 2,5 milyar dolar olduğu zaman o ihale durduğu yerde Aziz Yıldırım'a gidiyorsa ya 250 milyon ya 150 milyon 100 milyon gelir. Çok para.
Bakın bunlar altın değerinde bu nedir? Bu çok basit bir şeydir. Bu Bülbülderesindedir. (Elindeki fotoğrafı gösteriyor) Biz Bülbülderesinde biz ve arkadaşlarım benim için gider mezar taşının fotoğrafını yapar. Ne demektir. Bülbül deresinde sadece İbran iler. Bu ispattır. Rize Güneysu'dan Mustafa Öztürk. Ne demektir bu. Güneysu'dan en azında Yalçın Küçük Hocanız bir tane İbrani asıllı bulmuştur. Bitti. Bir tane olur iki tane üçtane olur. Ne diyor annesi diyor bu kitapta var. Yahudi'dir diyor. Bu kitap birçok yerinde Yalçın Küçük'e dayanır. Hiç şey değil. Bir kısmına atıf yapmış. Bir kısmına atıf yapmamış. Hiç önemli değil. Beni istediğiniz gibi kullanırsınız.
.... Asıl noktalarımıza doğru geliyoruz. Orayı bir daha. Anne tarafından gürcü Yahudi sidir der. 28. Yalçın Küçük'ün kitabından diyor Ergün Poyraz. Artık konuşma zamanıdır. Genelkurmay Başkam'mn Sara nöbetiyle Güven Hastanesine kabul edilen Tayyip Erdoğan'ı o zaman ki gazetelere göre önüne çıkarılan engelleri bertaraf ederek gördüğünü biliyoruz. Bunları ben yazmışım. Ergün Poyraz'da içinde öyle iğrenç bişey yok. Çoğu bizim kitaplarımızdan. Kendisinin derledikleri. Bir tane yepyeni bir şey var. Anladığım kadarıyla Ahmet Hakan bundan rahatsız. Emine Hanımın Kürşat Tüzmen mi? Onun evine gittiğini söylüyor. Orada bir buluşma yaptığını ısrarla söylüyor. Açıkla bunu diyor. Mahkemelerde söylemiş.
SUNUCU: Hocam 6 dakika kaldı. Biz hala Dolmabahçe mutakabatına giremedik. Uzatma şansımda pek yok.
YALÇIN KÜÇÜK: Tamam 6 dakikada bitiriyorum. "Genelkurmay Başkanı Yaşar Paşa Hazretleri Erdoğan'ı bir odada muhtemelen çıplak ve üzerinde çarşaf ile müşahede ihtimalinin AKP yöneticilerini çok korkuttuğundan haberdarız. Böyle bir müşühadenin Erdoğan'ın siyasi döneminin soru olarak telakki ettiklerinden kuşkum bulunmuyor. Bu telakki isabetlidir. Orgeneral Büyük Anıt müşühade etmiştir ve ancak daha sonra gördüklerini açıklamamıştır. AKP yönetimi bu sükuttan memnun olduklarını bendeki bilgiler arasındadır."
Benim anlatacağım budur. Paşa Hazretleri Tayyip Erdoğan şu kitaplarda var. Aydınlığın kapağı var. Güven Hastanesine 2006 Ekim ayında aniden götürüldüğünde. Otomobili balyozla deldiler falan. O şuydu. O sırada alsalardı. Sara hastası ağızda salya bilmem ne olur. Herkes görürdü. Bunu götürmek istiyor. Hürriyet gazetesi de bunu saklamak istiyor çünkü Hürriyet Gazetesi Tayyip Bey'in Başbakanlığından rahatsız. Onu Cumhurbaşkanı yapmak istiyor. Yetkileri alsın. Hiç kimseyi oraya sokmak istemediler. Biz her şeyi biliyoruz. Bundan sonra şimdi burada yazdıklarımı da biliyoruz. TAYYİP BEY'İ ÇIRILÇIPLAK YATIRDILAR. O KONUDA BİLGİLERİM DE VAR. VÜCUDU HAKKINDA BİLGİLERİM DE VAR. Yaşar Paşa Hazretlerini Güven Hastanesi'ne almak istemediler. Ve yanına çıkartmak istemediler. İtti. Çıktı. AKP bundan çok korktu. Yaşar Paşa teşhis eder diye. Etti de. Birinci nokta size anlatacağım budur. Ama bunu hiçbir şekilde söylemedim. Bunun öbür tarafları falan da var.
Şimdi Dolmabahçe. Bu bildirilerde hiçbir şey yok. Türk Ordusu zaman zaman bu bildirileri yapmıştır. Ama çok açıktır. Çok açık olarak bir şey söyledi. Anayasa'ya, Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı bir partiyle karşı karşıyayız dedi. Çok sert ver bütün ordu adına yapılmıştır. Tayyip Erdoğan bundan çok ürktü. Şimdi öbür tarafına geliyorum. Burada neler konuşulduğu konusunda bir defa Fikri Sağlar'ın söylediği bir şey var. Bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Güya Tayyip Bey İlker Paşa Hazretleri'ne senin hanımefendi Filiz Hanımın çok fazla borcu var. Ben bunları çıkartırım 500 bin lira kadar. Tayyip bey gibi bir Başbakan çok çekingendir. O sıralarda çokta saralı bir Başbakanın görevdeki bu kadar sert bir bildiri yapmış Genelkurmay Başkanı'na arkasında bütün ordu olan. Zaten o sırada ordu iktidarı alıyor olarak düşünürler. Bunu söylemesi imkânsızdır. İkincisi biz bir yıl resim gösteriyoruz. Aziz Yıldırımın dostu da Aziz Yıldırım silah ticareti yapar. Silah ticaretinin çoğunu da bütün bunu da geçen hafta da gösterdim ihaleleri, Genelkurmay Başkanı yani Yaşar Paşa, Başbakan makamında oturan Tayyip Bey ve Savunma Bakanıdır. Bunları geçen hafta şey yaptık. Her hafta da anlatacağız. Bunun üstüne gideceksiniz CHP olarak da. Kangren buradadır. Bu kadar yakın arkadaş olduğu zaman bunu söylemesi mümkün değildir. Bir kısım insanlarda es es ihaleleri konuşuldu bu da imkânsızdır. Şimdi çıkıyorum. Bu görüşmede hem Yaşar Paşa Hazretleri memnun ayrıldı. Görüşmeden sonra bir yata bindi. Gezdi. Tayyip Erdoğan'ın ne söylediğini biliyor musunuz ondan sonra? Açıkça söyledi. Cumhurbaşkanı adayı listelerim var. Bundan sonra patilerle konuşacağım dedi. Bu görüşmeden çıktığında Tayyip Erdoğan türbanlı bir insanın Cumhurbaşkanı olması projesinden kesin olarak vazgeçmiştir. Yemin etmiştir.
SUNUCU: Pardon görüşme sırasında Yaşar Büyükanıt'a mı yemin etmişti?
YALÇIN KÜÇÜK: Yemin sözü fazla. Söz verdiler. Görüşme. Dolmabahçe görüşmesi. Bunu bir tek gazeteci de hemen yazdı. İma etti. Güneri Civaoğlu. Dolmabahçe görüşmesiyle türbanlı Cumhurbaşkanı meselesi tamamen söndü. Kısa bir zaman için. Türk ordusu Tayyip Erdoğan'a türbanlı bir Cumhurbaşkanının imkânsız olduğunu Abdullah Gül'ün ise adı bile geçmiyordu. Abdullah Gül'ü Emine Hanım istemiyor ki. Tayyip Bey istemiyor ki. Şimdi de istemiyor. Ayrıca bir iki dakikam var sonra şöyleyim. Şu kitaplarda bunların dilinde göreceksiniz. Abdullah Gül şu anda meşru Cumhurbaşkanı değildir. Abdullah Gül meşru Cumhuriyet Başkanı değildir. Kitaplarımda vardır. Nedir bu çok basittir. Abdullah Gül'ün bütün imzaları hukuk dışıdır. Neden? Çünkü şu andaki anayasaya göre Cumhurbaşkanı'nı halk seçer. Abdullah Gül'ü halk seçmemiştir. Cumhurbaşkanlığı meselesinde müktesep hak yoktur. Gayrimeşrudur. Şimdi bitiriyoruz. Anlaşma bu kadar. Dolmabahçe mutabakatı denen mutakabat budur. Ordu bastırmıştır. Türbanlı Cumhurbaşkanına kapı kapatılmıştır. Bunun karşılığında da şu verilmiştir. Senin saralı olduğunu açıklamayacağız. Seni Başbakan olarak tutacağız. Üniversite diplomasını bilmem nelerini hiç birini bahsetmeceğiz. Sen Başbakan olarak kalacaksın. Bizim başbakanımız olarak kalacaksın. Ve kesinlikle türbanlı bir yani eşi türbanlı olan birisi Çankaya'ya giremeyecek. Burada tam bir anlaşma olmuştur. Tıpkı yakındaki şurada olan anlaşmadaki gibi. Bu anlaşmayı Fettulah Gülen ve ona dayanarak Bülent Arınç ve Abdullah Gül bozdular. Şunu iyice öğreneceksiniz benim kitaplarımdan. O kadar bağıran çağıran en zayıf insan Türk politikasında ki şu anda Tayyip Erdoğan'dır. Tıpkı bir buçuk gün sonra Hasan Paşayı'da kabul edip nasıl oldu o sırada? İşte bu Abdullah Gül ve Fettullah Gülen Zekeriya Öz'ü çıkarttılar. Meşhur birşey çıkarttı ve çok güzel baskı yaptılar. Fikret Bila'nın da söylediği gibi Abdullah Gül. Abdullah Gül hiçbir şey yapmadı. Geri çekildiler. O geri çekilmeye rağmen de bu şekilde oldu. Türbansız Cumhurbaşkanlığı birkaç gün sürdü. Ondan sonra Tayyip Erdoğan teslim oldu. Fettullah Gülen'e ve öbür tarafa. Teslim oldu. Onun üzerine de aniden Abdullah Gül'ü çıkarttı ve ordunun da yapacağı hiçbir şey yoktu.
SUNUCU: Ordu neden Sara meselesini anlaşma yolu olmadığı için gündeme getirmedi acaba?
YALÇIN KÜÇÜK: Ordu ondan sonra teslim oldu zaten. Ondan sonra yapacak hiç bir şey yok. Sadece ordu getirmedi. Onu başka zaman yapardı. Deniz Baykal 'ında bilgisi var. Şu anda Kemal Beyinde bilgisi var. Bunu başka bir şekilde getirdi. Getirse ne olacak ama Dolmabahçe mutakabatının özü Türk ordusunun baskısı üzerine AKP'nin türbansız bir Cumhurbaşkanlığına razı olması ve sık sık yaptığı gibi bir hafta on gün içinde bundan vazgeçmesidir. Bundan vazgeçtiği için de kendisini... Onun iki sebebi var. Ben bir başka açıdan dayanıyordum. Saradan daha çok. Simdi şunu da açıkça söyleyelim. Normal olarak bir sara kimsenin memuriyetine, başbakanlığına engel değildir. Ama Tayyip Bey'in sarası hat safhadadır. Sık sık ağlar. Sık sık düşer. Sık sık Davos hareketindeki gibi her şeyi yapar. Hiçbir dengesi yoktur. Belki de bundan dolayı. Bu tür dengeleri yani insani dengeleri olmayan bir insan olarak kabul ederim. Özetle söylediğim budur. Aynı şeyi de bu defada yapmıştır ama bu defa ordu direnmiştir. Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Benim de söyleyeceğim budur. İşte Yaşar Büyükanıt ortada. Şimdi çıksın. Yalçın Küçük yanlış söylüyor desin. Kim söylüyorsa çıksın. Yanlış söylüyor desin.
SUNUCU: Pazarlık sara ve Cumhurbaşkanlığının ...
YALÇIN KÜÇÜK: Tayyip Bey'in AKP olarak tutulması. Kemal Bey'in söylediğinde bu taraf doğrudur. Ama bunun karşılığında da türbansız bir başbakan türbansız bir cumhurbaşkanlığı meselesine AKP ve Tayyip Bey söz vermiştir. Her zaman olduğu gibi sözünü tutmamıştır. Yeni liderlere de söyleyelim. Tayyip Bey hiçbir sözünde durmaz."
Başbakan Erdoğan bu sözler üzerine Yalçın Küçük’e dava açtı. Küçük’ten 10 bin TL tazminat talep eden Erdoğan ile Yalçın Küçük’ün duruşması 13 Ekim’de Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek. Başbakan Erdoğan daha önce Yalçın Küçük’e açtığı 3 davayı da kaybetmişti.
Odatv.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)