Barış beyin yazısı iki ana başlıktan oluşan,kafa yorulmuş,emek harcanmış ve içinde oldukça çok soru taşıyan bir yazı.Fazla ayrıntıya girmeden bu başlıkları ayrı ayrı irdeleyelim:
a) "Kürt Partisi" :Bir etnisite hareketi üyelerine ve sempatizanlarına neyi vaadeder?Bireyin özgürleşmesini mi? Mevcut ortaçağvari üretim ilişkilerini sonlandırıp toprakların ve makina araç ve gereçlerinin marabalara,yoksul köylülere dağıtılacağını mı hedefler? Gerçekten de ne vaadeder "Irk"ı esas alan bir parti? Eğitimin kız-erkek demeden zorunlu 11-12 yıla çıkarılmasını,bu süreçte tüm eğitim giderlerinin "Devlet" tarafından karşılanacağını,nüfus planlamasının yapılacağını,küçük yaşta "evlendirilen",daha doğrusu zorla satılan kız çocuklarının anne-babasına ağır cezalar içeren yasalar çıkarılacağını, ilkel töre cinayetlerinin cezasının ağırlaştırılacağını mı vaadeder?
NE VAADEDER KÜRT PARTİSİ,NE VAADETMİŞTİR?
Derebeylerin,toprak ağalarının üs çatı örgütü "Kürt Partisi"bırakın vaadde bulunmayı, bunları dillendiremez bile.Çünkü;o topraklarda yaşayan yoksul insanları TEBAA görür ve onların özgürleşmesini istemezler! Yoksulların özgürleşmesinin sonucu onların saltanatlarının sonu demektir. Bu yüzden; "barış istiyoruz","kendi kimliğimizin tanınmasını istiyoruz","bu kanı durdurmak istiyoruz" gibi hümanist sözcüklerin arkasına sığınıp mevcut düzenin devam etmesini ister Kürtçüler...
b) Gazetecilere ceza:Yazıya başlamadan önce gazeteci kimdir,kime gazeteci denir? diye "Vikipedi" ye baktım:
"Gazeteci,gazetecilik mesleği icra eden;güncel olaylar,konular ve kişiler hakkında bilgi toplayıp OLABİLDİĞİNCE TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE YAYIMLAMAYA GAYRET GÖSTEREN KİŞİDİR."
Şimdi değerli Yarkadaş,sözünü ettiğiniz bu baylar yukardaki tanımlamaya uyuyorlarmı?Bir partinin,bir ideolojinin militanı gibi çalıştıklarını inkar edebilirmiyiz?Yayın yasağı konulmuş bir davanın,suçları ispatlanmamış insanları, el çabukluğu ile "suçlu" ilan etmek nasıl bir gazeteciliktir,yada gazetecilik midir?
Hepsi bir tarafa; Türk Ulusu'nun 86 yıllık anıtsal yapısı ile (laik Cumhuriyet) ve O'nun kurumları ile uğraşanlara ve geriye gidişe omuz verenlere ben gazeteci diyemem! "Mesleki dayanışma" içgüdüsü ile bu baylara destek olan Barış Yarkadaş ve Hikmet Çetinkaya gibi dost gazetecileri de uyarmayı görev sayarım.
Sevgiler,
28 Aralık 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yaptığım yorumdur.
29 Aralık 2009 Salı
19 Aralık 2009 Cumartesi
"Yeni Sol Parti ne olaca?"
Şu "yorum yapan" din bezirganlarının ikiyüzlülüğüne bakarmısınız?
1)Solcu olmadıkları halde solcu gibi gözükerek yorum yapmak en büyük meziyeteri...
2)CHP 1965'lerde "ortanın solu" politikasını benimsemesinden bu güne kadar bir gün bile "sosyalist parti" olduğunu açıklamamışken,kimi aklı evveller özellile "CHP sol parti deği ki" diyerek Amerika'yı yeniden keşfe kalkışıyorlar.Gerçekten de CHP ne zaman sol parti olduğunu ima yada deklere etti? Bunu diyenler CHP'nin proğramını bir kere bile okuma gereği duydularmı?(gerçi okusalar da anlamazlar veya okuduklarını gene çarpıtırlar ya)
CHP'si uzun zamandan beri sosyal demokrat yada demokratik sol olduğunu proğramına yazmıştır ve Türkiye'de bu eksende politika yapar.
Tabiki amaç bu da değil.Amaç;sol kitleleri CHP'den uzaklaştırmak...
Bilmezlerki sol; şeyhlerin,şıhların,derebeylerin,ırkçı ve gerici parti liderlerinin müritleri gibi BİAT kültürü ile yetişmemişlerdir.
Sol;okuyup araştırarak belli bir senteze varan,dünyaya nesnel bakan ideolojidir!
Bu yüzden kime oy vereceğini,kimin kiminle örgütsel bağ kuracağını, ancak özgün iradesi ile kendisi karar verir!
Bu nedenle de;kıraathane kültürünün yılmaz savaşçılarından asla icazet almaz,onarın "dahiyane fikir"lerine hiç ama hiç itibar etmez!
19.12.2009 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Ufuk Uras'ın BDP'ye katılacağına ilişkin bir yazı yayınlanmış olup,bu yazıya yaptığım yorumdur.
1)Solcu olmadıkları halde solcu gibi gözükerek yorum yapmak en büyük meziyeteri...
2)CHP 1965'lerde "ortanın solu" politikasını benimsemesinden bu güne kadar bir gün bile "sosyalist parti" olduğunu açıklamamışken,kimi aklı evveller özellile "CHP sol parti deği ki" diyerek Amerika'yı yeniden keşfe kalkışıyorlar.Gerçekten de CHP ne zaman sol parti olduğunu ima yada deklere etti? Bunu diyenler CHP'nin proğramını bir kere bile okuma gereği duydularmı?(gerçi okusalar da anlamazlar veya okuduklarını gene çarpıtırlar ya)
CHP'si uzun zamandan beri sosyal demokrat yada demokratik sol olduğunu proğramına yazmıştır ve Türkiye'de bu eksende politika yapar.
Tabiki amaç bu da değil.Amaç;sol kitleleri CHP'den uzaklaştırmak...
Bilmezlerki sol; şeyhlerin,şıhların,derebeylerin,ırkçı ve gerici parti liderlerinin müritleri gibi BİAT kültürü ile yetişmemişlerdir.
Sol;okuyup araştırarak belli bir senteze varan,dünyaya nesnel bakan ideolojidir!
Bu yüzden kime oy vereceğini,kimin kiminle örgütsel bağ kuracağını, ancak özgün iradesi ile kendisi karar verir!
Bu nedenle de;kıraathane kültürünün yılmaz savaşçılarından asla icazet almaz,onarın "dahiyane fikir"lerine hiç ama hiç itibar etmez!
19.12.2009 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Ufuk Uras'ın BDP'ye katılacağına ilişkin bir yazı yayınlanmış olup,bu yazıya yaptığım yorumdur.
13 Aralık 2009 Pazar
"TÜRKLÜKTEN UTANAN" AHMET ALTAN'A CEVABIM
asiye
12 Aralık 2009 15:46
anlamıyorum yorum yazan arkadşalrı.. Bu neyin nefreti, neyin kini, neyin ırkçılığı böyle... Yalan mı? Bunlar yaşanmadı mı?
-------------------
Bayan Asiye,
Soru doğru, ancak bu soruyu bay "Taraf"a sormalısınız.
Öncelikle her türlü ırkçılık insan yaşamına,insan aklına ve insan emeğine aykırıdır.
Türk ırkını aşşağılamak,Kürt ırkını kutsamak ırkçılığın ve ayrımcılığın dik alasıdır.
Bu yüzden şu sorulara cevap istiyorum:
1)Yüzyıllardır birlikte yaşamın çok güzel örneklerini veren ve farklı etnik kökenden gelen insanlarıın arasına sokulan bu düşmanlık tohumu kimin işine yarıyor?
2)Ulusal Kurtuluş Savaşı kime karşı yapılmıştır ve Lozan Konferansı'nı hiç okudunuzmu?
3)Bu bir sınıf mücadelesi,hak arama mücadelesi midir?
4) Yada feodalizme-derebeyliğe karşı toprak isteme mücadelesi midir?
5)Bu bir aydınlanma mücadelesimidir? Aydınlanma mücadelesi ise,Kürtçü örgütlerin başındaki ağalarla aydınlanma,feodalizmi tasfiye mücadelesi yapılır mı?
6) Eski Yuğoslavya'yı bilirmisiniz?Şimdi kaç devetçik oldu ve kaç can gitti bu ülkede?
7)Niye parçalandı bu güzelim ülke?
8) ABD ve AB emperyalizminin güdümündeki insanların(Kürtlerin değil) Kürtçülerin dostu olmalarının(eskilerin deyimi ile) esbab-ı mucibesi nedir?
Sonuç olarak:12 Eylül faşist darbesinde Doğu,özellikle de G.Doğu çok acı çekmiştir.Ancak,faşizm Batı'da da demokratlara,sosyaistlere,sosyal demokratlara,devrimcilere ve komünistlere büyük zayihat vermiştir.
12 Eylül'ün tek karlı çıkanı,tarikat-cemaatçiler ve diğer dinsel örgütlerdir.O yüzden G.Doğudaki acıların tek sorumlusu ABD'nin "bizim çocuklar" dediği askersel yönetimdir.
ABD'nin güdümündekilerin hedef saptırmalarına asla kanmayalım!
12 Aralık 2009 tarihinde Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın "Ben Türklükten utanıyorum" başlıklı yazısı gerçek gündem.com'da yayınlanmış olup,bu yazıyı onaylayanlara ve Ahmet Altan'a cevabımdır.
12 Aralık 2009 15:46
anlamıyorum yorum yazan arkadşalrı.. Bu neyin nefreti, neyin kini, neyin ırkçılığı böyle... Yalan mı? Bunlar yaşanmadı mı?
-------------------
Bayan Asiye,
Soru doğru, ancak bu soruyu bay "Taraf"a sormalısınız.
Öncelikle her türlü ırkçılık insan yaşamına,insan aklına ve insan emeğine aykırıdır.
Türk ırkını aşşağılamak,Kürt ırkını kutsamak ırkçılığın ve ayrımcılığın dik alasıdır.
Bu yüzden şu sorulara cevap istiyorum:
1)Yüzyıllardır birlikte yaşamın çok güzel örneklerini veren ve farklı etnik kökenden gelen insanlarıın arasına sokulan bu düşmanlık tohumu kimin işine yarıyor?
2)Ulusal Kurtuluş Savaşı kime karşı yapılmıştır ve Lozan Konferansı'nı hiç okudunuzmu?
3)Bu bir sınıf mücadelesi,hak arama mücadelesi midir?
4) Yada feodalizme-derebeyliğe karşı toprak isteme mücadelesi midir?
5)Bu bir aydınlanma mücadelesimidir? Aydınlanma mücadelesi ise,Kürtçü örgütlerin başındaki ağalarla aydınlanma,feodalizmi tasfiye mücadelesi yapılır mı?
6) Eski Yuğoslavya'yı bilirmisiniz?Şimdi kaç devetçik oldu ve kaç can gitti bu ülkede?
7)Niye parçalandı bu güzelim ülke?
8) ABD ve AB emperyalizminin güdümündeki insanların(Kürtlerin değil) Kürtçülerin dostu olmalarının(eskilerin deyimi ile) esbab-ı mucibesi nedir?
Sonuç olarak:12 Eylül faşist darbesinde Doğu,özellikle de G.Doğu çok acı çekmiştir.Ancak,faşizm Batı'da da demokratlara,sosyaistlere,sosyal demokratlara,devrimcilere ve komünistlere büyük zayihat vermiştir.
12 Eylül'ün tek karlı çıkanı,tarikat-cemaatçiler ve diğer dinsel örgütlerdir.O yüzden G.Doğudaki acıların tek sorumlusu ABD'nin "bizim çocuklar" dediği askersel yönetimdir.
ABD'nin güdümündekilerin hedef saptırmalarına asla kanmayalım!
12 Aralık 2009 tarihinde Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın "Ben Türklükten utanıyorum" başlıklı yazısı gerçek gündem.com'da yayınlanmış olup,bu yazıyı onaylayanlara ve Ahmet Altan'a cevabımdır.
27 Kasım 2009 Cuma
"DERSİM" NEDENİYLE ATATÜRK'E DİL UZATANLARA CEVABIM:
Yaklaşık bir haftadır kin kusuyorsunuz.Bilim insanları bir şeyi üretebilmek, herhangi bir konuda sağlıklı bir senteze varabilmek, en önemlisi de yaşamdan bir tat alabilmek için,beynin kin ve nefret duygularından arındırılması gerektiğini söylerler!
Hadi gene de sözcükleri yumuşatarak söyleyeyim: Bu duygular altnda sap ile samanı karıştırarak,doğru ile yanlışın ayırt edilemediği SADECE DUYGULARININ TUTSAĞI OLMUŞ birilerinin yazdıklarına, provokatif söylemlerine inanmak olası mı?
Çıkmadınız,çıkamadınız Dersim'den bir türlü.Aynı konuyu sürekli işlemekle bir şey elde edebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Karşı görüşlerin sansürlenmesi nedeniyle tek başına at koşturuyorsunuz. Bu yüzdendir ki; dilinize sahip olamıyor, emperyalizme karşı top yekün Ulusal Kurtulş Savaşı'nı başlatan ve bu savaş sonrası Osmanlı'nın küllerinden yeni bir devlet kuran büyük devrimci Mustafa Kemal'e, Ali Kemal'in günümüz versiyonu ağızı ile hakaret etme misyonunu üstleniyorsunuz.
Bununla da yetinmeyip, Şeyh Bedrettin'i,Pir Sultan Abdal'ı, TKP'nin kurucusu Mustafa Suphi ve yoldaşlarını, İbrahim Kaypakkaya'yı,Deniz Gezmiş'in devrimci kişiliklerini Seyit Rıza gibi biri ile "özdeşleştirme" gafletine düşüyorsunuz. Dersim'i kutsuyorsunuz.Türk halkının ve sol'un ortak değerleri olan bu insanların ana amaçları neydi? SINIFSIZ SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA KURMAK! Bu uğurda mücade ettiler,bu uğurda canlarını verdiler Türk halkı için! Pekiyi, Seyit Rıza ve adamlarının asıl amacı da bumuydu?Güldürmeyin adamı.Yeni kurulmuş genç,laik Cumhuriyete karşı İngiliz emperyalizmi ile iş tutup isyan çıkaran Seyit Rıza ve şürekasının karşı devrimci isyanını bastırmamak mı gerekiyordu? İngiliz emperyalizminin omuzladığı feodal güçlerin, Mustafa Kemal'in devrimlerine karşı gerici ayaklanmalarına göz mü yumulacaktı? İşin içinede devrimcileri, komünistleri de garnitür olarak kullanmaya kalkışanlara bir hatırlatmada bulunayım; 26.11.2009 tarihinde odatv.com'da "Komünistler Dersim İçin Ne Demişti" başlıklı bir yazı yayınlandı.Komünistleri Seyit Rıza ile ananlar bir okusunlar bu yazıyı.
Bu nedenle,hangi politik sistem olursa olsun, kendisine yönelik kalkışmaları BASTIRIR! Tıpkı Dersim'de olduğu gibi...
Alevi kültürünün engin hoşgörüsünden zerrecik nasiplenmemiş, belli ki diline sahip olamamış ( bu kültürden oldukları kuşkulu) etnisite üzerinden "fikir beyan eden"ler, amacınız ne? Bir amacınızı açıklayabilseniz... Sanki "Kürt Açılım"ndaki bilinmezlik gibi.Tek merkezden, Bürüksel çıkışlı olduğu iddia edilen, Dersim derlemelerinden umulan nedir? Ayrıştırma mı? İşte böylesi sakat "umut"lar, ham hayeller yöre halkını incitir.Yetmişbir yıl önceki yaşananlardan bir ayrıştırma projesi oluşturmak akıl işi değil ve akılcı olmak gerekir!
CHP Genel Başkan Yrd.Onur Öymen'in "Dersim'de analar ağlamadı mı?" sözünden yola çıkarak, bir internet haber sitesinde yazarların görüşlerine "yorum" adı altında Cumhuriyet'e ve Büyük Önder Atatürk'e saldıranlara cevabımdır.
Hadi gene de sözcükleri yumuşatarak söyleyeyim: Bu duygular altnda sap ile samanı karıştırarak,doğru ile yanlışın ayırt edilemediği SADECE DUYGULARININ TUTSAĞI OLMUŞ birilerinin yazdıklarına, provokatif söylemlerine inanmak olası mı?
Çıkmadınız,çıkamadınız Dersim'den bir türlü.Aynı konuyu sürekli işlemekle bir şey elde edebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Karşı görüşlerin sansürlenmesi nedeniyle tek başına at koşturuyorsunuz. Bu yüzdendir ki; dilinize sahip olamıyor, emperyalizme karşı top yekün Ulusal Kurtulş Savaşı'nı başlatan ve bu savaş sonrası Osmanlı'nın küllerinden yeni bir devlet kuran büyük devrimci Mustafa Kemal'e, Ali Kemal'in günümüz versiyonu ağızı ile hakaret etme misyonunu üstleniyorsunuz.
Bununla da yetinmeyip, Şeyh Bedrettin'i,Pir Sultan Abdal'ı, TKP'nin kurucusu Mustafa Suphi ve yoldaşlarını, İbrahim Kaypakkaya'yı,Deniz Gezmiş'in devrimci kişiliklerini Seyit Rıza gibi biri ile "özdeşleştirme" gafletine düşüyorsunuz. Dersim'i kutsuyorsunuz.Türk halkının ve sol'un ortak değerleri olan bu insanların ana amaçları neydi? SINIFSIZ SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA KURMAK! Bu uğurda mücade ettiler,bu uğurda canlarını verdiler Türk halkı için! Pekiyi, Seyit Rıza ve adamlarının asıl amacı da bumuydu?Güldürmeyin adamı.Yeni kurulmuş genç,laik Cumhuriyete karşı İngiliz emperyalizmi ile iş tutup isyan çıkaran Seyit Rıza ve şürekasının karşı devrimci isyanını bastırmamak mı gerekiyordu? İngiliz emperyalizminin omuzladığı feodal güçlerin, Mustafa Kemal'in devrimlerine karşı gerici ayaklanmalarına göz mü yumulacaktı? İşin içinede devrimcileri, komünistleri de garnitür olarak kullanmaya kalkışanlara bir hatırlatmada bulunayım; 26.11.2009 tarihinde odatv.com'da "Komünistler Dersim İçin Ne Demişti" başlıklı bir yazı yayınlandı.Komünistleri Seyit Rıza ile ananlar bir okusunlar bu yazıyı.
Bu nedenle,hangi politik sistem olursa olsun, kendisine yönelik kalkışmaları BASTIRIR! Tıpkı Dersim'de olduğu gibi...
Alevi kültürünün engin hoşgörüsünden zerrecik nasiplenmemiş, belli ki diline sahip olamamış ( bu kültürden oldukları kuşkulu) etnisite üzerinden "fikir beyan eden"ler, amacınız ne? Bir amacınızı açıklayabilseniz... Sanki "Kürt Açılım"ndaki bilinmezlik gibi.Tek merkezden, Bürüksel çıkışlı olduğu iddia edilen, Dersim derlemelerinden umulan nedir? Ayrıştırma mı? İşte böylesi sakat "umut"lar, ham hayeller yöre halkını incitir.Yetmişbir yıl önceki yaşananlardan bir ayrıştırma projesi oluşturmak akıl işi değil ve akılcı olmak gerekir!
CHP Genel Başkan Yrd.Onur Öymen'in "Dersim'de analar ağlamadı mı?" sözünden yola çıkarak, bir internet haber sitesinde yazarların görüşlerine "yorum" adı altında Cumhuriyet'e ve Büyük Önder Atatürk'e saldıranlara cevabımdır.
26 Kasım 2009 Perşembe
"KILIÇDAROĞLU VE ÇAKMA OSMANLI"
Onur Öymen'in konuşması gerçekten de talihsizdi.Ya ondan sonraki utanç korosunda görev alanlar çok mu masum?
Aslında bu halk,ilerici-yurtseverler,sol-sosyal demokratlar yandaşlardan değil,(onların zaten tıynetini biliyoruz)ahlaksızca sol gösterip sağ vuran medyadan ve "yazar"lardan daha çok çekti.
MEĞER AKP'YE YARANARAK SINIF ATLAMAYA ÇALIŞAN NE ÇOK SOL-SOSYAL DEMOKRAT SATICISI, CUMHURİYET'E DÜŞMAN KEMİKSİZ İŞPORTACI VARMIŞ!
24 Kasım 2009 tarihinde GG'de yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Kılıçdaroğlu ve Çakma Osmanlı" başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.
Aslında bu halk,ilerici-yurtseverler,sol-sosyal demokratlar yandaşlardan değil,(onların zaten tıynetini biliyoruz)ahlaksızca sol gösterip sağ vuran medyadan ve "yazar"lardan daha çok çekti.
MEĞER AKP'YE YARANARAK SINIF ATLAMAYA ÇALIŞAN NE ÇOK SOL-SOSYAL DEMOKRAT SATICISI, CUMHURİYET'E DÜŞMAN KEMİKSİZ İŞPORTACI VARMIŞ!
24 Kasım 2009 tarihinde GG'de yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Kılıçdaroğlu ve Çakma Osmanlı" başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.
22 Kasım 2009 Pazar
"Acaba AKP'den kaç "kelle" giderdi?"
19 Kasım 2009
Barış Yarkadaş
Sosyal demokrat bir partinin genel başkan yardımcısının ''savaş çağrısı'' şeklinde de yorumlanabilecek sözleri dünyanın her yerinde ''haber''dir. Medya, kamuoyu, sivil toplum örgütleri, dernekler ve kanaat önderleri bu tür sözler üzerine fikrini açıklar, yorum yapar, düşüncesini ifade eder.
----------------
Barış Yarkadaş,
Konuyu hala çarpıtmaya devam ediyorsunuz.
Onur Öymen'i savunmak bana düşmez,zaten savunmuyorumda.İlk günden; "görevini bırakmalıdır tıpkı Mehmet Sevigen gibi" diyenlerdenim.Ancak, Onur Öymen "savaş çağrısı"mı yapmıştır bu talihsiz konuşmasında? Ve bu "haber"dir öylemi? Bu aslında ana muhalefete tasfiye kampanyasıdır.
"Kanaat önderleri" kimdir Yarkadaş? Kanaat önderlerinden biri Bülenr Arınç mı dır?
Azcık okuma-araştırma bilenler görecekdir ki; Dersim 1938 sınıfsal bir başkaldırı değil, feodalizme karşı topraksız köylülerin bir ayaklanması da değil, Dersim 1938 ŞERİAT DÜZENİ'NİN yıkılarak yerine kurulan genç LAİK CUMHURİYET'E karşı bir kalkışma,ayaklanmadır.
Dünyanın tüm sistemlerinde kurulu düzenlere karşı başkaldırılar BASTIRILIR.Bu kimi zaman başkaldıranların erk'i elegeçirmesiyle sonuçlanır. Örnek:Büyük Devrimci Mustafa Kemal'in Padişahlığı yıkıp Cumhuriyet'i kurması ve Ekim 1917 Bolşevik Devrimi gibi...
Benimsenmeyen; "isyan"ın bastırılmasındaki yöntemdir!
Sonuç olarak Barış Yarkadaş: GG'in okuyucularına karşı bir sorumluluğunuz var. Yazılarınız ve kesik baş fotoğraflarınızla ajite ettiğiniz bu konunun arkasında ki "muhteşem sırrı" okuyucularınıza açıklamanız gerekiyor.
19 Kasım 2009 tarihinde GG'de yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Acaba AKP'de kaç "kelle" giderdi?"başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
Barış Yarkadaş
Sosyal demokrat bir partinin genel başkan yardımcısının ''savaş çağrısı'' şeklinde de yorumlanabilecek sözleri dünyanın her yerinde ''haber''dir. Medya, kamuoyu, sivil toplum örgütleri, dernekler ve kanaat önderleri bu tür sözler üzerine fikrini açıklar, yorum yapar, düşüncesini ifade eder.
----------------
Barış Yarkadaş,
Konuyu hala çarpıtmaya devam ediyorsunuz.
Onur Öymen'i savunmak bana düşmez,zaten savunmuyorumda.İlk günden; "görevini bırakmalıdır tıpkı Mehmet Sevigen gibi" diyenlerdenim.Ancak, Onur Öymen "savaş çağrısı"mı yapmıştır bu talihsiz konuşmasında? Ve bu "haber"dir öylemi? Bu aslında ana muhalefete tasfiye kampanyasıdır.
"Kanaat önderleri" kimdir Yarkadaş? Kanaat önderlerinden biri Bülenr Arınç mı dır?
Azcık okuma-araştırma bilenler görecekdir ki; Dersim 1938 sınıfsal bir başkaldırı değil, feodalizme karşı topraksız köylülerin bir ayaklanması da değil, Dersim 1938 ŞERİAT DÜZENİ'NİN yıkılarak yerine kurulan genç LAİK CUMHURİYET'E karşı bir kalkışma,ayaklanmadır.
Dünyanın tüm sistemlerinde kurulu düzenlere karşı başkaldırılar BASTIRILIR.Bu kimi zaman başkaldıranların erk'i elegeçirmesiyle sonuçlanır. Örnek:Büyük Devrimci Mustafa Kemal'in Padişahlığı yıkıp Cumhuriyet'i kurması ve Ekim 1917 Bolşevik Devrimi gibi...
Benimsenmeyen; "isyan"ın bastırılmasındaki yöntemdir!
Sonuç olarak Barış Yarkadaş: GG'in okuyucularına karşı bir sorumluluğunuz var. Yazılarınız ve kesik baş fotoğraflarınızla ajite ettiğiniz bu konunun arkasında ki "muhteşem sırrı" okuyucularınıza açıklamanız gerekiyor.
19 Kasım 2009 tarihinde GG'de yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Acaba AKP'de kaç "kelle" giderdi?"başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
ONUR ÖYMEN'İN DERSİM GAFI
Seyit Rıza ile Deniz Gezmiş'i yanyana getirmek,
Müthiş bir bilgisizlik, müthiş bir çarpıtma!
Deniz gezmiş emperyalizme,ve özellikle de ABD emperyalizmine karşı verdiği savaşla bayraklaşmış bir devrimcidir.
Ya Seyit Rıza kimdir?
Dün "rantçılıkla" şuçladığınız kişiler:"Bu gün de siz bu konuyu sürekli kaşıdığınız için sizde buradan rant elde ediyorsunuz" derse cevap vermekte zorlanacaksınız değilmi?
Gerçekten de neden bu yarayı sürekli kanatmaya çalışıyorsunuz?
"Sadece ‘’Türklerin’’ hoşuna gideceği varsayılan söylemler başta TÜRK – AZERİ milliyetine ait, CAFERİ geleneğine sahip bir birey olan beni de derinden yaralamıştır." Diyorsunuz.
Bu nedir biliyormusunuz Yarkadaş?
Bu kendisini "aydın" olarak tanımlayan birisinin 21.YY'da IRK ve MESHEP TEMELİNDE "yazarlık" yapması,politika yapması"dır.
18 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Deniz gezmiş de isyancıydı!" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
Müthiş bir bilgisizlik, müthiş bir çarpıtma!
Deniz gezmiş emperyalizme,ve özellikle de ABD emperyalizmine karşı verdiği savaşla bayraklaşmış bir devrimcidir.
Ya Seyit Rıza kimdir?
Dün "rantçılıkla" şuçladığınız kişiler:"Bu gün de siz bu konuyu sürekli kaşıdığınız için sizde buradan rant elde ediyorsunuz" derse cevap vermekte zorlanacaksınız değilmi?
Gerçekten de neden bu yarayı sürekli kanatmaya çalışıyorsunuz?
"Sadece ‘’Türklerin’’ hoşuna gideceği varsayılan söylemler başta TÜRK – AZERİ milliyetine ait, CAFERİ geleneğine sahip bir birey olan beni de derinden yaralamıştır." Diyorsunuz.
Bu nedir biliyormusunuz Yarkadaş?
Bu kendisini "aydın" olarak tanımlayan birisinin 21.YY'da IRK ve MESHEP TEMELİNDE "yazarlık" yapması,politika yapması"dır.
18 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Deniz gezmiş de isyancıydı!" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
15 Kasım 2009 Pazar
"BİRİ UFUK URAS'A TARİH ÖĞRETSİN!"
“Sol” İran deneyiminin ardından, “şeriatçılar”la işbirliği yapılamayacağını “acı bir deney”le öğrenmişti. Uras gibi yeni – liberaller de yaşananlar karşısında şaşkınlığa düşmüş, “Ama özgürlük getireceklerini söylemişlerdi” diye dizlerini dövmüştü.
----------------
Değerli Yarkadaş,
Yavaş yavaş,kenarından köşesinden ANA SORUNU SOL'U irdelemeye başlıyoruz,bu iyi bir şey...
Sizi tamamlayıcı bir iki ayrıntı vermek için yukardaki parağrafı özellikle aldım.
Şöyle ki:1979 İran'ında Halkın Mücahitleri,Halkın Fedaileri ve TUDEH (İran Komünist Partisi) Şah'a karşı Mollalarla ittifak kurmuşlar ve böylesine büyük bir hatanın sonucunu çok acı bir şekilde hayatları ile ödemişlerdir. Evet bir gecede sadece TUDEH MERKEZ KOMİTESİ'nden on kişiyi katletmiştir mollalar.
Ülkemizde ise Ufuk Uras gibileriin davranışlarını bir ittifak değil, BİAT ETMEK,İLTİHAK ETMEK sözcükleri ile adlandırılabilir ancak.İttifak ettiğin kişinin,kuruluşun,örgütün ihanetine uyrayabilirsiniz,bu seni küçültmez...
Ancak,geçmişini yok sayıp,dün kötülediğin limana yelken açarsan, bu çok daha büyük bir ayıbın ta kendisidir.
Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile birlikte, ne yazık ki bu ayıba ortak olanları yaşamımızın tüm alanlarında görmekteyiz.
Neylersin ki uygarlık mücadelesi düz bir çizgide gitmiyor,yorulanlar ve yalpalayanlar oluyur,olacaktırda..!
14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yapılan yorumdur.
----------------
Değerli Yarkadaş,
Yavaş yavaş,kenarından köşesinden ANA SORUNU SOL'U irdelemeye başlıyoruz,bu iyi bir şey...
Sizi tamamlayıcı bir iki ayrıntı vermek için yukardaki parağrafı özellikle aldım.
Şöyle ki:1979 İran'ında Halkın Mücahitleri,Halkın Fedaileri ve TUDEH (İran Komünist Partisi) Şah'a karşı Mollalarla ittifak kurmuşlar ve böylesine büyük bir hatanın sonucunu çok acı bir şekilde hayatları ile ödemişlerdir. Evet bir gecede sadece TUDEH MERKEZ KOMİTESİ'nden on kişiyi katletmiştir mollalar.
Ülkemizde ise Ufuk Uras gibileriin davranışlarını bir ittifak değil, BİAT ETMEK,İLTİHAK ETMEK sözcükleri ile adlandırılabilir ancak.İttifak ettiğin kişinin,kuruluşun,örgütün ihanetine uyrayabilirsiniz,bu seni küçültmez...
Ancak,geçmişini yok sayıp,dün kötülediğin limana yelken açarsan, bu çok daha büyük bir ayıbın ta kendisidir.
Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile birlikte, ne yazık ki bu ayıba ortak olanları yaşamımızın tüm alanlarında görmekteyiz.
Neylersin ki uygarlık mücadelesi düz bir çizgide gitmiyor,yorulanlar ve yalpalayanlar oluyur,olacaktırda..!
14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yapılan yorumdur.
NE YAPMALI?
haklısın
14 Kasım 2009 23:34
Sevgili Yücel,
siz ve sizin gibi düşünen birçok insanın bu yöndeki istek ve önerileri bu ve benzeri sayfalarda dile getirilmektedir.Ancak ne varki kendini solda tanımlayan bazıları çıkarlarını yeşil dolara sattığı için fetogiller safında yer almış ve onlara hizmet etmekte varılığını borçlu olduğu Atatürke ve onun Cumhuriyetine küfür etmektedir.Diğer bir grubun hala jetonu düşmediği ve algılama yetenekleri dumura uğradığı için yeni oluşumlar peşindedirler.Gerçekte ülke varlığının tehlikede olduğu bu dönemde solcu sağcı gibi bir ayrım yapılmasınında yanlış olduğunu düşünüyorum.Gerçi 1950 den bu yana ABD ve Avrupa ülkelerinin dümensuyunda gitmiş sağ anlayışın bu tür bir düşünceye katılıp katılmayacağı konusunda birşeyler söyleyebilecek durumda değiliz.Ancak yurdunu ve insanlarını seven ve bunu herşeyin üstünde tutanları onlar arasınadada olacağı kesin.kısaca Atatürkün kurduğu devleti savunanlar düşünce yapısına bakmaksızın bir araya gelmeliler.
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yaptığım yorum'a internet sitesi yöneticilerinin cevabi yazısıdır.
14 Kasım 2009 23:34
Sevgili Yücel,
siz ve sizin gibi düşünen birçok insanın bu yöndeki istek ve önerileri bu ve benzeri sayfalarda dile getirilmektedir.Ancak ne varki kendini solda tanımlayan bazıları çıkarlarını yeşil dolara sattığı için fetogiller safında yer almış ve onlara hizmet etmekte varılığını borçlu olduğu Atatürke ve onun Cumhuriyetine küfür etmektedir.Diğer bir grubun hala jetonu düşmediği ve algılama yetenekleri dumura uğradığı için yeni oluşumlar peşindedirler.Gerçekte ülke varlığının tehlikede olduğu bu dönemde solcu sağcı gibi bir ayrım yapılmasınında yanlış olduğunu düşünüyorum.Gerçi 1950 den bu yana ABD ve Avrupa ülkelerinin dümensuyunda gitmiş sağ anlayışın bu tür bir düşünceye katılıp katılmayacağı konusunda birşeyler söyleyebilecek durumda değiliz.Ancak yurdunu ve insanlarını seven ve bunu herşeyin üstünde tutanları onlar arasınadada olacağı kesin.kısaca Atatürkün kurduğu devleti savunanlar düşünce yapısına bakmaksızın bir araya gelmeliler.
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yaptığım yorum'a internet sitesi yöneticilerinin cevabi yazısıdır.
NE YAPMALI?
Yılmaz Özdil gibi çok değerli yazarlar KANGRENİ açığa çıkarıyor.
Bizim gibi huuktan,adaletten,insan haklarından, laik cumhuriyetten ve bağımsızlıktan yana olan sıradan yurttaşlar da tepkimizi dile getirip,bu yaşananlara yorumlarımızla adeta isyan ediyoruz!
Değerli Gülay hanımın çok haklı olarak ve çok net söylediği gibi:"NE YAPILMASI GEREKTIGI KONUSUNDA KIMSE BIRŞEYLER YAPMIYOR.....!!"
Örneğin; GENEL SEÇİMLERDEN ÖNCE SOL'UN,DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN BİRLİĞİNE İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA YAPILAMAZMI?
Onca talebimize rağmen en azından burada GG'de bir inceleme,bir çağrı yazısı yayınlattıramadık!
Böyle bir konu Fetullahçı "ölçücü" bir "yazar"dan daha mı az önemlidir?
Birleşmeye ilişkin küçük bir yazının bütün toplum katmanlarını sarmayacağını kim söyleyebilir ki?Toplumun bu talebine siyasal partiler sessiz kalabilirlermi?
İşte o zaman "devamcılar" değil,YURTSEVERLER,ATATÜRKÇÜLER GÜNDEM YARATIR,GÜNDEMİ BELİRLERLER!
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yapılan yorumdur.
Bizim gibi huuktan,adaletten,insan haklarından, laik cumhuriyetten ve bağımsızlıktan yana olan sıradan yurttaşlar da tepkimizi dile getirip,bu yaşananlara yorumlarımızla adeta isyan ediyoruz!
Değerli Gülay hanımın çok haklı olarak ve çok net söylediği gibi:"NE YAPILMASI GEREKTIGI KONUSUNDA KIMSE BIRŞEYLER YAPMIYOR.....!!"
Örneğin; GENEL SEÇİMLERDEN ÖNCE SOL'UN,DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN BİRLİĞİNE İLİŞKİN BİR ÇALIŞMA YAPILAMAZMI?
Onca talebimize rağmen en azından burada GG'de bir inceleme,bir çağrı yazısı yayınlattıramadık!
Böyle bir konu Fetullahçı "ölçücü" bir "yazar"dan daha mı az önemlidir?
Birleşmeye ilişkin küçük bir yazının bütün toplum katmanlarını sarmayacağını kim söyleyebilir ki?Toplumun bu talebine siyasal partiler sessiz kalabilirlermi?
İşte o zaman "devamcılar" değil,YURTSEVERLER,ATATÜRKÇÜLER GÜNDEM YARATIR,GÜNDEMİ BELİRLERLER!
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 14 Kasım 2009 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yapılan yorumdur.
11 Kasım 2009 Çarşamba
Baykal:Medya yazamaz halde
Medyanın kafasına vurduça, medya daha çok biat edip iktidar yalakalığında sınır tanımıyor ise;
SN.Gürsel Tekin gibi CHP İl yöneticileri bile "Medyayı yok etmek istiyorlar" diye "derin analiz"lerde bulunuyor ise;
CHP üst yönetimi "cezalandırılan" grubu bu gruptan daha çok savundukları halde,bu grup hala iktidar borazanlığı yapıyorlar ise;
Dibe vuruşun önündeki tüm engeller kalksın ve her dibe vuruşun ardından yeni doğum,doğumların mutluluğunu yaşayalım!
10 Kasım 2009 tarihinde CHP Genel Başkanı'nın grup konuşması gerçek gündem.com'da yayınlanmış olup,bu konuşmaya tarafımdan yapılan yorumdur.
SN.Gürsel Tekin gibi CHP İl yöneticileri bile "Medyayı yok etmek istiyorlar" diye "derin analiz"lerde bulunuyor ise;
CHP üst yönetimi "cezalandırılan" grubu bu gruptan daha çok savundukları halde,bu grup hala iktidar borazanlığı yapıyorlar ise;
Dibe vuruşun önündeki tüm engeller kalksın ve her dibe vuruşun ardından yeni doğum,doğumların mutluluğunu yaşayalım!
10 Kasım 2009 tarihinde CHP Genel Başkanı'nın grup konuşması gerçek gündem.com'da yayınlanmış olup,bu konuşmaya tarafımdan yapılan yorumdur.
10 Kasım 2009 Salı
ÖLÜMÜNÜN 71.YILINDA ATATÜRK'Ü ÖZLEMLE ANIYORUZ!
Değerli Barış Yarkadaş,
İki sitem de bulunsam yayınlarmısınız?
Gene de ben şansımı deneyeceğim:
1) Bugü 10 Kasım! Çağımızın en büyük devrimcilerinden Büyük Atatürk'ün ölümünün 71.yılında isterdim ki; tören habrlerini aktarmak yerine, bir baş yazınız çıksın,ama olmadı,belki bir nedeni vardır,bilemiyorum...
Böylesine bir günde bile O eşsiz insana saldırılar devam ediyor!
Değerli Melih Aşık'ın bugün ki yazısında belirttiği gibi:"Ülkemizde artık "Kemalist" olmak (eskiden komünist olmak gibi) adeta suçtur."
Laik Cumhuriyet,Mustafa Kemal ve Devrimleri'ne karşı yapılan çok ağır saldırıların püskürtülmesi için 10 Kasım tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde belirtildiği gibi;"BİRLEŞMEK YAŞAMSAL DEĞERDEDİR..."
2) 11 Ekim 2009 Tarihinde Almanya'daki seçim sonuçlarından etkilenerek bir e-mail attım size:
"Değerli Yarkadaş, Ülkemizde "baskın seçim"lerin dillendirildiği şu günlerde CHP'sinin içinde olduğu sol'un tüm renklerinin birleşmesine ilişkin bir yazınız çok ses getirecektir."
Bu yazıma yardımcılarınız dahi bir cevap vermedi.
Halbuki;her iki konu Fetullahçı bir "yazar"dan daha az önemli değildi...
10 Kasım 2009 Tarihinde "Atatürk'ü özlemle anıyoruz" başlıklı Gerçek Gündem.com'da yayınlanan yazıya yapılan yorumdur.
İki sitem de bulunsam yayınlarmısınız?
Gene de ben şansımı deneyeceğim:
1) Bugü 10 Kasım! Çağımızın en büyük devrimcilerinden Büyük Atatürk'ün ölümünün 71.yılında isterdim ki; tören habrlerini aktarmak yerine, bir baş yazınız çıksın,ama olmadı,belki bir nedeni vardır,bilemiyorum...
Böylesine bir günde bile O eşsiz insana saldırılar devam ediyor!
Değerli Melih Aşık'ın bugün ki yazısında belirttiği gibi:"Ülkemizde artık "Kemalist" olmak (eskiden komünist olmak gibi) adeta suçtur."
Laik Cumhuriyet,Mustafa Kemal ve Devrimleri'ne karşı yapılan çok ağır saldırıların püskürtülmesi için 10 Kasım tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde belirtildiği gibi;"BİRLEŞMEK YAŞAMSAL DEĞERDEDİR..."
2) 11 Ekim 2009 Tarihinde Almanya'daki seçim sonuçlarından etkilenerek bir e-mail attım size:
"Değerli Yarkadaş, Ülkemizde "baskın seçim"lerin dillendirildiği şu günlerde CHP'sinin içinde olduğu sol'un tüm renklerinin birleşmesine ilişkin bir yazınız çok ses getirecektir."
Bu yazıma yardımcılarınız dahi bir cevap vermedi.
Halbuki;her iki konu Fetullahçı bir "yazar"dan daha az önemli değildi...
10 Kasım 2009 Tarihinde "Atatürk'ü özlemle anıyoruz" başlıklı Gerçek Gündem.com'da yayınlanan yazıya yapılan yorumdur.
7 Kasım 2009 Cumartesi
"İMBAT"
7 Kasım 2009
YILMAZ ÖZDİL
İmbat
Doğru bildiğini, hapse girme pahasına savunan bir adam...
Sapına kadar Atatürkçü. Altı okka yurtsever. Arkadaş. Ağabey. Malını mülkünü sanata harcayan, trilyonlarca lira ederindeki sanat merkezini, yaşarken, öğrencilerine bağışlayan bir öğretmen.
*
Usta...
*
Hayatının son demlerinde maddi sıkıntı içine düşen, evsiz barksız ve yalnız kalan ihtiyar delikanlılara, sahnelerin çileli emekçilerine elini uzatan, tapulu evlerini onlar için ücretsiz huzurevine dönüştüren, masraflarını cebinden, sınırsız karşılayan, düzenli doktor kontrolüne sokan, tüm ihtiyaçlarını ayaklarına getiren... Kendisinin reklamı yapılmasın, onlar da rencide olmasınlar diye, gazetecilerin o huzurevinde haber yapmalarına izin vermeyen, bir asil yürek.
*
Müjdat Gezen.
*
Doğduğu değil ama, temsil ettiği değerlerin şehri, “zihniyet hemşehrisi” İzmir’de, sanat merkezi açtı, dün.
*
Evet, ekonomisi kasten geriletilmiştir ama, baskıya boyun eğmeyerek hayatın paradan ibaret olmadığını gösterdi İzmir... Ve, karşılığında Müjdat Gezen’i kazandı. Parayla alamazsın, paha biçilmezdir.
*
Oradaydım...
Bir yanımda Uğur Dündar, bir yanımda Müjdat Gezen, kurdelesini kestiğimiz kubbenin adı, Türkan Saylan... Bakın buraya tekrar yazıyorum onurla, herkes biraz buralıdır, “zihniyet hemşehrisi en kalabalık şehir” İzmir’dir. Dökeriz.
NOT:
Meclis berberinde kulağına ağda yaptırırken kulağı uf olan milletvekilinin demokrasi tıraşı, yarın...
--------------------------------------------------
Muhteşem Müjdat Gezen için muhteşem bir yazı.40-45 Yıllık dostları sapır sapır dökülürken bir çınar gibi soylu ve köklü bu yiğit sanatcımızın önünde saygı ile eğiliyorum!
Ayrıca,düşmana ilk kurşun sıkarak, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ilk direnme savaşnın ateşleyicisi Hasan Tahsin'in memleketi İzmir, tüm Atatürkcülerin,yurtseverlerin de memleketi dir aynı zamanda.
GÜZEL İZMİR'İN YİĞİT GAZETECİSİ YILMAZ ÖZDİL,KUCAK DOLUSU,YÜREK DOLUSU SAYGI VE SEVGİLER!
NOT:Değerli Yazar Yılmaz Özdil'in gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yaptığım yorumdur.
YILMAZ ÖZDİL
İmbat
Doğru bildiğini, hapse girme pahasına savunan bir adam...
Sapına kadar Atatürkçü. Altı okka yurtsever. Arkadaş. Ağabey. Malını mülkünü sanata harcayan, trilyonlarca lira ederindeki sanat merkezini, yaşarken, öğrencilerine bağışlayan bir öğretmen.
*
Usta...
*
Hayatının son demlerinde maddi sıkıntı içine düşen, evsiz barksız ve yalnız kalan ihtiyar delikanlılara, sahnelerin çileli emekçilerine elini uzatan, tapulu evlerini onlar için ücretsiz huzurevine dönüştüren, masraflarını cebinden, sınırsız karşılayan, düzenli doktor kontrolüne sokan, tüm ihtiyaçlarını ayaklarına getiren... Kendisinin reklamı yapılmasın, onlar da rencide olmasınlar diye, gazetecilerin o huzurevinde haber yapmalarına izin vermeyen, bir asil yürek.
*
Müjdat Gezen.
*
Doğduğu değil ama, temsil ettiği değerlerin şehri, “zihniyet hemşehrisi” İzmir’de, sanat merkezi açtı, dün.
*
Evet, ekonomisi kasten geriletilmiştir ama, baskıya boyun eğmeyerek hayatın paradan ibaret olmadığını gösterdi İzmir... Ve, karşılığında Müjdat Gezen’i kazandı. Parayla alamazsın, paha biçilmezdir.
*
Oradaydım...
Bir yanımda Uğur Dündar, bir yanımda Müjdat Gezen, kurdelesini kestiğimiz kubbenin adı, Türkan Saylan... Bakın buraya tekrar yazıyorum onurla, herkes biraz buralıdır, “zihniyet hemşehrisi en kalabalık şehir” İzmir’dir. Dökeriz.
NOT:
Meclis berberinde kulağına ağda yaptırırken kulağı uf olan milletvekilinin demokrasi tıraşı, yarın...
--------------------------------------------------
Muhteşem Müjdat Gezen için muhteşem bir yazı.40-45 Yıllık dostları sapır sapır dökülürken bir çınar gibi soylu ve köklü bu yiğit sanatcımızın önünde saygı ile eğiliyorum!
Ayrıca,düşmana ilk kurşun sıkarak, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ilk direnme savaşnın ateşleyicisi Hasan Tahsin'in memleketi İzmir, tüm Atatürkcülerin,yurtseverlerin de memleketi dir aynı zamanda.
GÜZEL İZMİR'İN YİĞİT GAZETECİSİ YILMAZ ÖZDİL,KUCAK DOLUSU,YÜREK DOLUSU SAYGI VE SEVGİLER!
NOT:Değerli Yazar Yılmaz Özdil'in gerçek gündem.com'da yayınlanan yazısına yaptığım yorumdur.
22 Ekim 2009 Perşembe
SON PİŞMANLIK
Dün benzer bir hanımefendi:"ŞOK'TAYIM ANLAYAMIYORUM..." dedi ve karşı yorumum yayınlanmadı.Yedi yılı aşkın süredir hala anlamamış başımıza gelenleri,anlamamakta da direniyorlar.
İnsanın bu günlerde zengin olası geliyor.Herkese koşullu bir cep telefon verip (bedava) alarmını akşam haberlerinden yarım saat önceye kuracaksın: ŞİMDİ UYANMA ZAMANI,ŞİMDİ UYANMA ZAMANI!
Etkili olurmu acaba?
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 22.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da çıkan
"Son pişmanlığa da ceza indirimi varmı?" başlıklı yazısına yapılan yorum.
İnsanın bu günlerde zengin olası geliyor.Herkese koşullu bir cep telefon verip (bedava) alarmını akşam haberlerinden yarım saat önceye kuracaksın: ŞİMDİ UYANMA ZAMANI,ŞİMDİ UYANMA ZAMANI!
Etkili olurmu acaba?
Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 22.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da çıkan
"Son pişmanlığa da ceza indirimi varmı?" başlıklı yazısına yapılan yorum.
20 Ekim 2009 Salı
"CHP'li belediyeler direnecek mi?"
Ülkemizde ne yazık ki doğruların konşulması,yazılması birilerini incitiyor,birileri "ya ben öyle değilim yada biz öyle değiliz" alınganlığına düşüyor.Tıpkı, çok değerli Bekir Coşkun'un "Göbeğini kaşıyan adam" tiplemesinde olduğu gibi. Gerçekler çok somut olduğu halde alınganlık gösterenler 12 Eylül öncesinin Kuştepesini,Gürsel Mahallesini,Sanayi Mahallesini,Beykozunu,Paşabahçesini;Çubuklusunu (v.b) işçi semtlerini bilirler mi acaba? Buralarda; "EN YÜCE DEĞER EMEKTİR!" diyen sınıf bilinci yüksek,okuyan,araştıran,kırılan ama bükülmeyen ve ürettiklerinin artı değerini almak için soylu grevlere imza atan işçi dostlar oturuyordu bu mahallelerde.Grev çadırlarında gazete kağıdının üzerinde yenen zeytin -ekmeğin tadı,çadır önlerinde çekilen halayların coşkusunu burada anlatmak olanaksız... Bu insanlar: "Kurtuluş yok tek başına,ya hep beraber,ya hiç birimiz!" dedikleri için çok acı çektiler...
Şimdi bana işçi dostluğundan,yaşamlarındaki kimi yerel etkinlikleri sınıf mücadelesinin gerekleri imiş gibi sunmaya çalışıyorlar.Bu da bizi FETİŞİZM'e götürür ki; işçi-emekçi sınıfların en büyük yozlaşma nedenlerinden biride budur.
12 Eylül darbesinin ürkütücülüğü sendikaları işlevsiz konuma sokmuştur ve bugün bile toparlanmış değiller.Sınıf sendikalarının eğitim sekreterliği darbe öncesi en faal departmanlardı.İşçilere verilen eğitim, onların dış etkenlere karşı çelikleşmesini sağlamış ve geçmişte örgütlü mücadele bu şekilde ivme kazanmıştır.
Evine,komşusuna ve mahallesine dokundurmayanlar acaba cemaat-tarikat baskısına maruz kalıyorlarmı? Var ise bu kuşatılmışlığa nasıl bir çare düşünüyorlar? Örneğin: Bu mahallelerde kütüphanecilik ne durumda? Çocuğuna okul çantası almayıp, banka kredisi ile son model otomobil alan "baba"ların eğitilmesine ilişkin bir düşüncesi varmıdır? Acı ama işte asıl sorgulanması gereken budur.
Dünya görüşümüz tamamen farklı olmasına karşın, sn Aydınoğlu'nun Ataşehir'e ilişkin söylediklerini kısmen doğru buluyorum.Burada zenginler değil,eğitimli insanlar CHP'ne oy vermişlerdir.
Bu nedenle;hayatı tüm çıplaklığı ile tanımak için ille de EĞİTİM EĞİTİM!
18.Ekim 2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM' da yaptığım yorum ile ilgili yapılan eleştriye karşı cevabımdır.
Şimdi bana işçi dostluğundan,yaşamlarındaki kimi yerel etkinlikleri sınıf mücadelesinin gerekleri imiş gibi sunmaya çalışıyorlar.Bu da bizi FETİŞİZM'e götürür ki; işçi-emekçi sınıfların en büyük yozlaşma nedenlerinden biride budur.
12 Eylül darbesinin ürkütücülüğü sendikaları işlevsiz konuma sokmuştur ve bugün bile toparlanmış değiller.Sınıf sendikalarının eğitim sekreterliği darbe öncesi en faal departmanlardı.İşçilere verilen eğitim, onların dış etkenlere karşı çelikleşmesini sağlamış ve geçmişte örgütlü mücadele bu şekilde ivme kazanmıştır.
Evine,komşusuna ve mahallesine dokundurmayanlar acaba cemaat-tarikat baskısına maruz kalıyorlarmı? Var ise bu kuşatılmışlığa nasıl bir çare düşünüyorlar? Örneğin: Bu mahallelerde kütüphanecilik ne durumda? Çocuğuna okul çantası almayıp, banka kredisi ile son model otomobil alan "baba"ların eğitilmesine ilişkin bir düşüncesi varmıdır? Acı ama işte asıl sorgulanması gereken budur.
Dünya görüşümüz tamamen farklı olmasına karşın, sn Aydınoğlu'nun Ataşehir'e ilişkin söylediklerini kısmen doğru buluyorum.Burada zenginler değil,eğitimli insanlar CHP'ne oy vermişlerdir.
Bu nedenle;hayatı tüm çıplaklığı ile tanımak için ille de EĞİTİM EĞİTİM!
18.Ekim 2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM' da yaptığım yorum ile ilgili yapılan eleştriye karşı cevabımdır.
18 Ekim 2009 Pazar
"CHP'li belediyeler direnecek mi?"
29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde Kartal,Maltepe ve Ataşehir belediye başkan adayları varoşlarda yaşayan halktan " Evinizi yıktırmayacağız vaadi ile oy almışlar ve Başkan seçilmişlerdir."
Değerli dostlar,yanlışın neresinden başlasam bilmiyorum ki?
1) Başta Yarkadaş'ın yazısında bir terslik var çünkü; Kamunun arazisine kaçak yada plansız ev yapmak sanki "yasal"mış gibi gösterilmeye çalışılıyor ve bu yasal düzenleme tamamlanırsa bina sahiplerinin "haklarının gasp edileceği" endişesi dile getiriliyor.Ayrıca,"buralardan çıkarılacak gecekondu sahiplerine kentin 40-50 km uzağındaki Pendik'in köylerine yerleştirileceği,dört katlı binası olan birine TOKİ'den bir daire verileceğinin adaletsizliği" vurgulanıyor.
Değerli Yarkadaş,adı üstünde "GECEKONDU" ve neden gecekondu? Çünkü; kaçak, çünkü;gece yapılıyor,çünkü;tapusuz,çünkü;kamu arazisi gasp edilerek yapılmış, çünkü; plansız ve iskansız...Yani;yasa dışı dört katlı GECEKONDU(cuk.)
2) CHP'nin seçim öncesi böyle bir vaadi var ise,bu hiç de etik olmayan bir bakış açısının yansımasıdır.Başka bir partinin daha zengin bir vaadi karşısında bu insanlar gene CHP'ne oy vereceklermidirler? Hiç sanmıyorum. Kimin tarafından yağmalanırsa yağmalansın,bu kamu mallarının yağmalanması,yağmalayanlara göz yumulması,kollanması bir ahlaki erozyondur.Bu erozyon sonucdur ki; AKP iktidarı bir torba kömüre,bir kğ bulgura,bir torba makarnaya oy almıştır,oy alabilmektedir. Sonra, bu gecekondularda kimler oturuyor? İşçiler. O halde biz işçinin yasal olmayan yoldan rant eldeedişinimi savunacağız? İşçi sınıfı evrensel ideolojisinin EN YÜCE DEĞER EMEKTİR! şiarından vazmı geçmiştir?
3) Değerli Yarkadaş,AKP'nin kural tanımaz,rantçı tesbitlerinize yürekten katılıyorum.Ayrıca, "Kentsel Dönüşüm"ün sadece yıkılanın yerine yeni bina yapılması olmadığını kişi başına düşen yeşil alanların artırılması bu tür projelerin öncelikleri arasında yeraldığını okuyoruz,dinliyoruz. Sonuç olarak; yanlışı yanlışla kapatmadan,sadece gerçekleri söyleyerek ezilenleri kazanmak kalıcı sonuçlar verir.Aksi takdirde yüz kişi A partisinden B partisine geçer ve bu günki omurgasızlık daha uzun yıllar devam eder,gider.
17.10.2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "CHP'li belediyeler direnecek mi?" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
Değerli dostlar,yanlışın neresinden başlasam bilmiyorum ki?
1) Başta Yarkadaş'ın yazısında bir terslik var çünkü; Kamunun arazisine kaçak yada plansız ev yapmak sanki "yasal"mış gibi gösterilmeye çalışılıyor ve bu yasal düzenleme tamamlanırsa bina sahiplerinin "haklarının gasp edileceği" endişesi dile getiriliyor.Ayrıca,"buralardan çıkarılacak gecekondu sahiplerine kentin 40-50 km uzağındaki Pendik'in köylerine yerleştirileceği,dört katlı binası olan birine TOKİ'den bir daire verileceğinin adaletsizliği" vurgulanıyor.
Değerli Yarkadaş,adı üstünde "GECEKONDU" ve neden gecekondu? Çünkü; kaçak, çünkü;gece yapılıyor,çünkü;tapusuz,çünkü;kamu arazisi gasp edilerek yapılmış, çünkü; plansız ve iskansız...Yani;yasa dışı dört katlı GECEKONDU(cuk.)
2) CHP'nin seçim öncesi böyle bir vaadi var ise,bu hiç de etik olmayan bir bakış açısının yansımasıdır.Başka bir partinin daha zengin bir vaadi karşısında bu insanlar gene CHP'ne oy vereceklermidirler? Hiç sanmıyorum. Kimin tarafından yağmalanırsa yağmalansın,bu kamu mallarının yağmalanması,yağmalayanlara göz yumulması,kollanması bir ahlaki erozyondur.Bu erozyon sonucdur ki; AKP iktidarı bir torba kömüre,bir kğ bulgura,bir torba makarnaya oy almıştır,oy alabilmektedir. Sonra, bu gecekondularda kimler oturuyor? İşçiler. O halde biz işçinin yasal olmayan yoldan rant eldeedişinimi savunacağız? İşçi sınıfı evrensel ideolojisinin EN YÜCE DEĞER EMEKTİR! şiarından vazmı geçmiştir?
3) Değerli Yarkadaş,AKP'nin kural tanımaz,rantçı tesbitlerinize yürekten katılıyorum.Ayrıca, "Kentsel Dönüşüm"ün sadece yıkılanın yerine yeni bina yapılması olmadığını kişi başına düşen yeşil alanların artırılması bu tür projelerin öncelikleri arasında yeraldığını okuyoruz,dinliyoruz. Sonuç olarak; yanlışı yanlışla kapatmadan,sadece gerçekleri söyleyerek ezilenleri kazanmak kalıcı sonuçlar verir.Aksi takdirde yüz kişi A partisinden B partisine geçer ve bu günki omurgasızlık daha uzun yıllar devam eder,gider.
17.10.2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "CHP'li belediyeler direnecek mi?" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
14 Ekim 2009 Çarşamba
"Cinayette AKP sansürü!"
Tesbitler son derece yerinde ve her namuslu yurttaş,her gerçek Atatürkcü,her sosyal demokrat,her sosyalist bu görüşlerin altına imza atar,bunda kuşku yok.
Benzer bir saptamayı 08 Ekim 2009 tarihinde "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlığı altında değerli Başkan Gürsel Tekin yapmıştı.
Belli ki Ulusal ve özgür medyanın yetersiz sesinin tamamen kesilmemesi için tüm olanakları kullanıyorsunuz,
çok da haklısınız,çok da iyi yapıyorsunuz...
Ancak; Cumhuriyet Gazetesi ve yaklaşık on-onbeş gazeteci-yazar'ın dışındaki anlı-şanlı yayın yönetmenleri,gazeteciler,yazarlar,çizerler medya üzerindeki bu baskılara ve seslerinin kıslmasına bir tepki gösteriyorlarmı?
Eveeet!
Nedir o tepkiler? Daha çok parlatma,daha çok biat...!
O halde ne yapmalı? Bu çürümüşlük,bu dibe dökülmeler kendi diyalektiğinde kuşkusuz yeni filizler verecektir. Bununla birlikte, enerjimizin bir kısmını sol'un tüm renklerinin bir araya gelmesine yönelik çalışmalara ayrılmasına "ütopya" diye es geçilmemelidir.Sorunun asıl mihenk taşı bence burasıdır.
Diğer yandan biraz "mektup"a değinelim: CHP'nin bu konudaki tavrını anlamak,içimize sindirmek hiç kolay değil...
Gündemi belirleyenin peşinden sürüklenmek yasa gereğimi dir? Nedir şimdi bu manzara?
Yerel seçimler öncesi olduğu gibi sen çık TV kameralarının karşısına,meydanlara ve sen gündemi belirle,çekim gücü olştur,umut ol halka...!
14 Ekim 2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yapılan yorumdur.
Benzer bir saptamayı 08 Ekim 2009 tarihinde "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlığı altında değerli Başkan Gürsel Tekin yapmıştı.
Belli ki Ulusal ve özgür medyanın yetersiz sesinin tamamen kesilmemesi için tüm olanakları kullanıyorsunuz,
çok da haklısınız,çok da iyi yapıyorsunuz...
Ancak; Cumhuriyet Gazetesi ve yaklaşık on-onbeş gazeteci-yazar'ın dışındaki anlı-şanlı yayın yönetmenleri,gazeteciler,yazarlar,çizerler medya üzerindeki bu baskılara ve seslerinin kıslmasına bir tepki gösteriyorlarmı?
Eveeet!
Nedir o tepkiler? Daha çok parlatma,daha çok biat...!
O halde ne yapmalı? Bu çürümüşlük,bu dibe dökülmeler kendi diyalektiğinde kuşkusuz yeni filizler verecektir. Bununla birlikte, enerjimizin bir kısmını sol'un tüm renklerinin bir araya gelmesine yönelik çalışmalara ayrılmasına "ütopya" diye es geçilmemelidir.Sorunun asıl mihenk taşı bence burasıdır.
Diğer yandan biraz "mektup"a değinelim: CHP'nin bu konudaki tavrını anlamak,içimize sindirmek hiç kolay değil...
Gündemi belirleyenin peşinden sürüklenmek yasa gereğimi dir? Nedir şimdi bu manzara?
Yerel seçimler öncesi olduğu gibi sen çık TV kameralarının karşısına,meydanlara ve sen gündemi belirle,çekim gücü olştur,umut ol halka...!
14 Ekim 2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yapılan yorumdur.
10 Ekim 2009 Cumartesi
MEDYA DESTEKCİLERİ
Doğan Grubuna şu anda yapılanlar gerçekden de bir zulümdür ancak,son günlerin moda deyimi ile bu olayların bir de arka bahçesi yokmudur?
Evet sormak gerekiyor, özellikle de Ertuğrul Özkök'ün başını çektiği Doğan Grubu içindeki etkili ve yetkili "gazeteciler" 2002 yılından bu bu yana,hatta şu dakikaya kadar kimi desteklediler? CHP veya diğer muhalefet partilerini mi desteklediler? Evet evet Türk basın tarihinde eşi görülmemiş bu cezaya karşın, şimdi kimi destekliyorlar? Bu soruları yaşamım boyunca tüm alanlarda sormak birilerini üzse bile, ben sormaya devam edeceğim. Kale alınırım veya alınmam(Zaten bu Ülke'de eleştirenin eleştirisinin doğruluğunu araştırmak pek adetten değildir.) bu hiç önemli değil;ilerici-yurtsever,Laik Cumhuriyet'ten yana bir yurttaş olarak ben bu soruları sormaya devam edeceğim...
Doğan Grubu'na yapılanlara"oh olsun" diyenlerden asla olamayız,ancak iyi bir TV izleyicisi ve gazete okuyucusu olarak sadece gazeteci-yazarlık yaptıkları AKP'ye muhalif oldukları için kimi saygın insanların kovulduğu daha belleklerdedir.Ayrıca,"sıradaki" iki elin parmaklarını geçmeyen "muhalif yazarların kovulması"nın dillendirildiği şu günlerde,bu olayın somutlaşması halinde beklenen "uzlaşı" mutlaka sağlanacaktır diye düşünmekteyim.
Şimdi gelelim sayın Başkan'ın"Medyayı yok etme istiyorlar" yazı başlığına:Sermayesi oldukca cılız bir elin parmkları kadar kalan bağımsız,özgür yazılı ve görsel medyanın dışında ortalıkta ne kaldı söylermisiniz?
"12 Eylül öncesinin TEKSİR BASINI şimdiki koca koca medya gruplarından daha anlamlı işler yapıyorlardı." desem çok mu uç söylemlerde bulunmuş olurum?
Saygı ve sevgilerimle,
08 Ekim 2009 Tarihinde CHP İstanbul İl Başkanı sn.Gürsel Tekin'in GERÇEK GÜNDEM.COM' da yayınlanan "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
Evet sormak gerekiyor, özellikle de Ertuğrul Özkök'ün başını çektiği Doğan Grubu içindeki etkili ve yetkili "gazeteciler" 2002 yılından bu bu yana,hatta şu dakikaya kadar kimi desteklediler? CHP veya diğer muhalefet partilerini mi desteklediler? Evet evet Türk basın tarihinde eşi görülmemiş bu cezaya karşın, şimdi kimi destekliyorlar? Bu soruları yaşamım boyunca tüm alanlarda sormak birilerini üzse bile, ben sormaya devam edeceğim. Kale alınırım veya alınmam(Zaten bu Ülke'de eleştirenin eleştirisinin doğruluğunu araştırmak pek adetten değildir.) bu hiç önemli değil;ilerici-yurtsever,Laik Cumhuriyet'ten yana bir yurttaş olarak ben bu soruları sormaya devam edeceğim...
Doğan Grubu'na yapılanlara"oh olsun" diyenlerden asla olamayız,ancak iyi bir TV izleyicisi ve gazete okuyucusu olarak sadece gazeteci-yazarlık yaptıkları AKP'ye muhalif oldukları için kimi saygın insanların kovulduğu daha belleklerdedir.Ayrıca,"sıradaki" iki elin parmaklarını geçmeyen "muhalif yazarların kovulması"nın dillendirildiği şu günlerde,bu olayın somutlaşması halinde beklenen "uzlaşı" mutlaka sağlanacaktır diye düşünmekteyim.
Şimdi gelelim sayın Başkan'ın"Medyayı yok etme istiyorlar" yazı başlığına:Sermayesi oldukca cılız bir elin parmkları kadar kalan bağımsız,özgür yazılı ve görsel medyanın dışında ortalıkta ne kaldı söylermisiniz?
"12 Eylül öncesinin TEKSİR BASINI şimdiki koca koca medya gruplarından daha anlamlı işler yapıyorlardı." desem çok mu uç söylemlerde bulunmuş olurum?
Saygı ve sevgilerimle,
08 Ekim 2009 Tarihinde CHP İstanbul İl Başkanı sn.Gürsel Tekin'in GERÇEK GÜNDEM.COM' da yayınlanan "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
7 Ekim 2009 Çarşamba
İMF'Yİ PROTESTO EYLEMLERİ
Güzel başlayan,soylu talepler içeren eylemde; evet bir uğursuz el değiyor ve en yapılmaması gerekeni,mağaza vitirinlerini,banka camlarını taşlayarak bu eylemin haklılığına gölge düşürülmesini başarıyor.
Burjuva medyasının tüm taleplerin üzerini örtüp,olayın sadece bu yönünün üzerine atladığına hep birlikte tanık olduk.
Diğer taraftan, işin en ilginç yanı, çevredeki esnaf ve işçilerin kin ile eylemcilerin üzerlerine saldırmalar idi.
Dilerseniz buna cevabı tüm yaşamını işçilere adamış, çağımızın en büyük şairi versin:
Ve açsak,yorgunsak alkan içindeysek eğer
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatın çoğu senin,canım kardeşim!
NAZIM HİKMET
Saygı ve sevgilerimle,
Değerli yazar Hikmet Çetinkaya'nın 07.10.2009 tarihli "İSTANBUL'DA EYLEM..." başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
Burjuva medyasının tüm taleplerin üzerini örtüp,olayın sadece bu yönünün üzerine atladığına hep birlikte tanık olduk.
Diğer taraftan, işin en ilginç yanı, çevredeki esnaf ve işçilerin kin ile eylemcilerin üzerlerine saldırmalar idi.
Dilerseniz buna cevabı tüm yaşamını işçilere adamış, çağımızın en büyük şairi versin:
Ve açsak,yorgunsak alkan içindeysek eğer
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatın çoğu senin,canım kardeşim!
NAZIM HİKMET
Saygı ve sevgilerimle,
Değerli yazar Hikmet Çetinkaya'nın 07.10.2009 tarihli "İSTANBUL'DA EYLEM..." başlıklı yazısına yapılan yorumdur.
2 Ekim 2009 Cuma
İDEOLOJİK KİLİTLENME...
Defne hn."yorum atlatmak" buna dense gerek.Tam ben yazacaktım elinize sağlık siz yazmışsınız ve güzel olmuş.
Değerli Çetinkaya,bu gün bir berbere gittim. İki-üç esnaf toplanmışlar "memleket meselelerini" konuşuyorlar.Bunların tamamı küçük esnaf ve ekonomik koşullarının iyi olduğunu söylemek için boş oturmamaları gerekiyor değilmi? Adamlara şöyle bir baktım, tümü işsizlikten yakınıyor ve yer yer sohbetlerine de katıldım,inanılacak gibi değil ama hepsi yandaş esnaf.
Bir kış günü uydu kentlerden birinin "taksi durağı"nın önünden geçiyorum taksiler ve taksiciler vıcık vıcık çamur içinde kalmışlar;"yahu kardeşim AKP'li belediyeye gidip bir taksi durağı yeri istesenizya bu böyle çekilirmi" dediğimde "gitmezmiyiz abi gitmezmiyiz,belki elli kez gittik sonuç nafile" dedi.
Bende şaka yollu"eh siz oy verdiniz ama çamurlarda sürünüyorsunuz,bir dahaki seçimlerde artık iyi düşünürsünüz"dediğimde;
oldukça sert bir ses tonu ile aldığım yanıt Defne Hn.mı doğrular nitelikte: "Başka parti mi var kardeşim" dedi ve ben oradan uzaklaştım.
Bu akıl tutulmasının cevabını bilim insanlar mutlaka bulmalıdırlar ve bulacaklardır da. Ancak,bire bir yaşadığımız olaylardan çıkardığımız gözlemler bizi iki ana nedene götürüyor:
Birinci neden: Kitle ulaşım araçları,özellikle görsel ve yazılı medyanın tamamına yakınının çok ağır politik bombardımanı altında kalıyoruz ve bağımsız ve özgün düşünme yetisi kazanamıyoruz.
Örneğin:03.10.2009 Tarihinde AKP'nin olağan kongresi var. Medya sayın Kılıçdaroğlu'nun dosyalarından birini haber yaparmı?Tüm günü TV.ler Başbakanımızın konuşmasına ve buna ilişkin yorumlara ayıracaklardır.
İkinci neden:Gündemi biz belirlemiyor ve bu kısır döngüyü aşamıyoruz. Kısır döngüyü yenmek için mutlaka,ama mutlaka B İ R L E Ş M E L İ Y İ Z..!
Birleşirsek çekim gücü oluştururuz, yazılı, görsel medya bu birleşik güce kayıtsız kalamaz ve GÜNDEMİ BELİRLEYENLER BİRLEŞİK GÜCÜN TA KENDİSİ OLUR..!
Saygı ve sevgilerimle,
Yazar Hikmet Çetinkaya'nın 02.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM da yayınlanan "İdeolojik Kilitlenme" başlıklı yazısına istinaden verilen cevaptır.
Değerli Çetinkaya,bu gün bir berbere gittim. İki-üç esnaf toplanmışlar "memleket meselelerini" konuşuyorlar.Bunların tamamı küçük esnaf ve ekonomik koşullarının iyi olduğunu söylemek için boş oturmamaları gerekiyor değilmi? Adamlara şöyle bir baktım, tümü işsizlikten yakınıyor ve yer yer sohbetlerine de katıldım,inanılacak gibi değil ama hepsi yandaş esnaf.
Bir kış günü uydu kentlerden birinin "taksi durağı"nın önünden geçiyorum taksiler ve taksiciler vıcık vıcık çamur içinde kalmışlar;"yahu kardeşim AKP'li belediyeye gidip bir taksi durağı yeri istesenizya bu böyle çekilirmi" dediğimde "gitmezmiyiz abi gitmezmiyiz,belki elli kez gittik sonuç nafile" dedi.
Bende şaka yollu"eh siz oy verdiniz ama çamurlarda sürünüyorsunuz,bir dahaki seçimlerde artık iyi düşünürsünüz"dediğimde;
oldukça sert bir ses tonu ile aldığım yanıt Defne Hn.mı doğrular nitelikte: "Başka parti mi var kardeşim" dedi ve ben oradan uzaklaştım.
Bu akıl tutulmasının cevabını bilim insanlar mutlaka bulmalıdırlar ve bulacaklardır da. Ancak,bire bir yaşadığımız olaylardan çıkardığımız gözlemler bizi iki ana nedene götürüyor:
Birinci neden: Kitle ulaşım araçları,özellikle görsel ve yazılı medyanın tamamına yakınının çok ağır politik bombardımanı altında kalıyoruz ve bağımsız ve özgün düşünme yetisi kazanamıyoruz.
Örneğin:03.10.2009 Tarihinde AKP'nin olağan kongresi var. Medya sayın Kılıçdaroğlu'nun dosyalarından birini haber yaparmı?Tüm günü TV.ler Başbakanımızın konuşmasına ve buna ilişkin yorumlara ayıracaklardır.
İkinci neden:Gündemi biz belirlemiyor ve bu kısır döngüyü aşamıyoruz. Kısır döngüyü yenmek için mutlaka,ama mutlaka B İ R L E Ş M E L İ Y İ Z..!
Birleşirsek çekim gücü oluştururuz, yazılı, görsel medya bu birleşik güce kayıtsız kalamaz ve GÜNDEMİ BELİRLEYENLER BİRLEŞİK GÜCÜN TA KENDİSİ OLUR..!
Saygı ve sevgilerimle,
Yazar Hikmet Çetinkaya'nın 02.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM da yayınlanan "İdeolojik Kilitlenme" başlıklı yazısına istinaden verilen cevaptır.
30 Eylül 2009 Çarşamba
"GÜN SENİN,BAYRAM SENİN..."
.
Bu yazının altına imza atmayacak sosyal demokrat,Atatürkcü,ilerici,solcu,devrimci,her ne ad la anılırsa anılsın gerçek bir insan bulabilirmisiniz?
Tabiki hayır..!
İşte, değerli Himet Çetinkaya bu..
"Çağdaş sivil anayasa...
Var mısınız,yok musunuz?.." sorusunu ortaya atıp, çağdaş kültür ile başı hiç hoş olmayanlara sivil anayasa yapma çağrısı yapan Çetinkaya bize pek yabancı gelmişti.
Tabiki darbelere karşıyız,tabiki sivil darbelere de karşıyız ve tabiki çağdaş bir anayasanın yapılmasından yanayız. Ancak;kötü terzinin iyi elbise dikemeyeceğini,kötü müteahhitin iyi projelere imza atamayacağı gerçeğini kimi zaman ne yazık ki unutuyoruz.
Bu nedenle, yazar bir öncü ise okuyucu da öncüyü iyi izlemelidir ve olası yalpalamalarda öncüyü sarsmalıdır diye düşünmekteyim.
Saygı ve sevgilerimle,
NOT:Hikmet Çetinkaya'nın 22 Eylül 2009 tarihli GERÇEK GÜNDEM.COM'daki "Gün senin,Bayram senin..." başlıklı yazısına cevaptır.
Bu yazının altına imza atmayacak sosyal demokrat,Atatürkcü,ilerici,solcu,devrimci,her ne ad la anılırsa anılsın gerçek bir insan bulabilirmisiniz?
Tabiki hayır..!
İşte, değerli Himet Çetinkaya bu..
"Çağdaş sivil anayasa...
Var mısınız,yok musunuz?.." sorusunu ortaya atıp, çağdaş kültür ile başı hiç hoş olmayanlara sivil anayasa yapma çağrısı yapan Çetinkaya bize pek yabancı gelmişti.
Tabiki darbelere karşıyız,tabiki sivil darbelere de karşıyız ve tabiki çağdaş bir anayasanın yapılmasından yanayız. Ancak;kötü terzinin iyi elbise dikemeyeceğini,kötü müteahhitin iyi projelere imza atamayacağı gerçeğini kimi zaman ne yazık ki unutuyoruz.
Bu nedenle, yazar bir öncü ise okuyucu da öncüyü iyi izlemelidir ve olası yalpalamalarda öncüyü sarsmalıdır diye düşünmekteyim.
Saygı ve sevgilerimle,
NOT:Hikmet Çetinkaya'nın 22 Eylül 2009 tarihli GERÇEK GÜNDEM.COM'daki "Gün senin,Bayram senin..." başlıklı yazısına cevaptır.
3 Eylül 2009 Perşembe
HALKIN SESSİZLİĞİ
03 Eylül 2009 akşam saat 19 suları bir TV kanalının akşam haberlerini izliyorum: EPDK'nun onaylaması ile birlikte elektriğe % 21.08 zam yapıldığını ve bunun halka (tüketiciye) yansıması % 10 olacağı haberine yer veriliyor. Bu arada halkın ne diyeceğini öğrenmek amacıyla (sanki bu zamana kadar birşey demiş muhterem halkımız) sokaktaki vatandaşa mikrofon uzatılıyor: " efendim elektriğie % 21.08 zam yapıldı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu' da bu fiyat artışını onayladı ne diyeceksiniz?"
Gerçekten de verilen cevaplar özgür birey olmamış, takiye kültürü ile yetişmiş insanlara özgü cevapları yasıtmaktadır ve bazıları şöyledir;
Mikrofondan kaçarcasına "Valla bilmiyorum ki."
"Yazık bu millete."
"Allah bu milletin sonunu hayıreylesin."
"Alıştık artık, vatandaşa yazık."
"Emekliye 1.80 zam verildi,yazık fakir-fukaraya."
"Milletin aldığı emekli maaşı faturaları karşılamıyor"
"Ya ben kira vermiyorum kira da alıyorum Allah'a şükür ama, millet nasıl geçinir ne eder bilmiyorum."
"Vallahi kira da veriyorum,bilmiyorumki ne yapacağız."
"Büyüklerimiz bu işe bir hal çaresi bulur herhalde, yazık garip-gurabaya."
"Türkiye'nin durumu iyidir.Her tarafta AVM leri,lüks arabalar,lüks evler, siz fakirlik görmemişiniz kardeşim..."
"Çocuklarım yardım ediyor,şükür geçinip gidiyoruz."
Gazeticilerin mikrofon tuttuğu insanların yaklaşık %90'ından alınan cevaplar aşağı-yukarı bu şekildedir.
Bu psikolojik donatıya sahip bir toplumun "politikacılar yalan söylüyor" yakarışına inanmak mümkünmü? Herkes bir başkası üzerinden takiye yapıyor; kendisinin bir üst sınıftan olduğunu ancak, alt sınıfları yada "başkalarını da düşünmek gerektiği" yalanına sarılıyor. Bir tanesi kalkıpta:"Ben geçinemiyorum, hele bu zamdan sonra aile bütçemiz daha çok açık verecek,biz daha çok yoksullaşacağız..." deme açık yürekliliğini göstermiyor, gösteremiyor.
Bu, 12 Eylül darbesinin toplumu yeniden biçimlendirme (TOPLUMU BİLİNÇSİZLEŞTİRME) projesinin yabancı destekli bir operasyonudur ve ülkemizde başarı ile uygulanmıştır. Uygulanmıştır çünkü; okumayan,sorgulamayan, takiyeci, kaderci bir toplum amaçlanmış ve amaçlananın da ötesinde sessiz bir toplum yaratma isteği başarı ile tamamlanmıştır.
Herkesin kitap-gazete okuduğu ve sorguladığı bir toplumu en azından torunlarımızın görmesi dileği ile..!
Gerçekten de verilen cevaplar özgür birey olmamış, takiye kültürü ile yetişmiş insanlara özgü cevapları yasıtmaktadır ve bazıları şöyledir;
Mikrofondan kaçarcasına "Valla bilmiyorum ki."
"Yazık bu millete."
"Allah bu milletin sonunu hayıreylesin."
"Alıştık artık, vatandaşa yazık."
"Emekliye 1.80 zam verildi,yazık fakir-fukaraya."
"Milletin aldığı emekli maaşı faturaları karşılamıyor"
"Ya ben kira vermiyorum kira da alıyorum Allah'a şükür ama, millet nasıl geçinir ne eder bilmiyorum."
"Vallahi kira da veriyorum,bilmiyorumki ne yapacağız."
"Büyüklerimiz bu işe bir hal çaresi bulur herhalde, yazık garip-gurabaya."
"Türkiye'nin durumu iyidir.Her tarafta AVM leri,lüks arabalar,lüks evler, siz fakirlik görmemişiniz kardeşim..."
"Çocuklarım yardım ediyor,şükür geçinip gidiyoruz."
Gazeticilerin mikrofon tuttuğu insanların yaklaşık %90'ından alınan cevaplar aşağı-yukarı bu şekildedir.
Bu psikolojik donatıya sahip bir toplumun "politikacılar yalan söylüyor" yakarışına inanmak mümkünmü? Herkes bir başkası üzerinden takiye yapıyor; kendisinin bir üst sınıftan olduğunu ancak, alt sınıfları yada "başkalarını da düşünmek gerektiği" yalanına sarılıyor. Bir tanesi kalkıpta:"Ben geçinemiyorum, hele bu zamdan sonra aile bütçemiz daha çok açık verecek,biz daha çok yoksullaşacağız..." deme açık yürekliliğini göstermiyor, gösteremiyor.
Bu, 12 Eylül darbesinin toplumu yeniden biçimlendirme (TOPLUMU BİLİNÇSİZLEŞTİRME) projesinin yabancı destekli bir operasyonudur ve ülkemizde başarı ile uygulanmıştır. Uygulanmıştır çünkü; okumayan,sorgulamayan, takiyeci, kaderci bir toplum amaçlanmış ve amaçlananın da ötesinde sessiz bir toplum yaratma isteği başarı ile tamamlanmıştır.
Herkesin kitap-gazete okuduğu ve sorguladığı bir toplumu en azından torunlarımızın görmesi dileği ile..!
29 Ağustos 2009 Cumartesi
İNSANLIK ONURU
Julius Fuçik Çekoslavakya'lı yurtsever bir aydın ve sosyalist. Nazizme karşı mücadele ederken, 24 Nisan 1942 tarihinde tutuklanıyor ve hücresinde yazdığı ders niteliğindeki eşsiz notları illegal yollardan dışardaki yoldaşlarına ulaştırıyor. Nazi Mahkemesice ölüme mahkum edilen Fuçik, 8 Eylül 1943 günü Berlin'de idam ediliyor..!
"BU KİTABIN DEHŞETİNDEN ÜRKMEYİN, KİTABI BİTİRDİĞİNİZDE,FAŞİZMİN KANLI YÜZÜNÜ DEĞİL, BU ZULMÜN KARŞISINDA İNSANLIĞINDAN,ONURUNDAN,İNANCINDAN HİÇ BİR ŞEY YİTİRMEYEN ADAMI FUÇİK'İ DÜŞÜNECEKSİNİZ. O, BU KİTABIYLA, BİZE,İNSANLIK ONURUNUN NASIL KORUNACAĞINI ÖĞRETTİ. Özünde,bu yazılar hiç de darağcından notlar değil,zafer yolundaki insanlığın bir öncüsünün,bulunduğu ileri noktadan geriye,bize gönderdiği bir mesaj'dır."
"Darağcından Notlar" üzerine yazan James Aldrige böyle diyor Fuçik için.
Şimdi değerli dostlar; ülkemizde en azından bu denli kara bir tablo yokken, durup-dururken bunları niye yazdık? Neden, 1940'ların karanlığını ve faşizme karşı bayraklaşan bir yurtseverin o amansız şartlardaki ülkesinin kurtuluş mücadelesini anımsattık? Çünkü; son yıllarda ülkemiz aydınlarının bir kısmı emperyalist-gerici ittifakına karşı savaşım vermek yerine, baskılara boyun eğerek mevcut yapıya biat ettiler ve tek başlarına "kurtuluş"u yeğlediler.
Yaşadığımız toprakları biz de kolay kazanmadık. Yıkılmış,işgal edilmiş bir imparatorlukdan bir YURT kurma projesinin ilk adımını, 19 Mayıs 1919'da çağımızın en büyük devrimcilerinden Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkmasıyle başlar. Uzun mücadeleler ve düşmana karşı verilen kanlı savaşlar sonunda ülkemiz bağımsızlığına kavuşur. 23 Nisan 1923' de Büyük Atatürk'ün önderliğindeki Büyük Millet Meclisi bu mücadeleyi taçlandırarak CUMHURİYET'i ilan eder ve yeni kurulan genç Cumhuriyet'in adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ dir. Genç Cumhuriyet kısa zamanda büyük devrimleri gerçekleştirir.Harf devrimi, öğrenimin laikleştirilmesi, kıyafet devrimi, hukuk devrimi, kadınlara verilen medeni haklar gibi bir çok devrim gerçekleştirilmiştir.Bunlarla yetinmez büyük önder;ülkenin her tarafı demir yolu ağı ile örülür. Ulusal sanayiye büyük önem verir Atatürk ve bu nedenle de müthiş bir planlama ile farklı illere fabrikalar kurulur.
Ne yazık ki Büyük Önder'in ölümüyle birlikte bu devrimci atılımlar aynı hızla ilerlemez.Tabiki ilerlemeye en büyük engellerden biri tarihe "Emperyalizmin 2. Paylaşım Savaşı" olarak geçen 2.Dünya Savaşı'nın da etkisi çok büyük olmuştur. Eğitim de de bu durgunluk, geriye gidiş sürecini başlatmıştır. Örneğin:Atatürk'ün zamanında alt yapısı oluşturulan 1940 yılında yasası çıkarılan Köy Enstitüleri -ki Cumhuriyet tarihinin en büyük eğitim hamlelerinden biri sayılmaktadır-Türkiye'nin Nato ile flörtü nedeniyle 1948 lerde işlevsiz hale getirilmiştir ve sonraki yıllarda tamamen kapatılmıştır.
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda yenilen emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, Cumhuriyet'i yıkma projesnden bir gün bile geri durmadılar. Bu nedenle onlarca isyan çıkardılar, bunlardan en önemlileri:1925 Şeyh Sait Ayaklanması, 1930 Menemen Ayaklaması ve 1938 Dersim(Tunceli) ayaklanmasıdır.Görüldüğü gibi emperyalist ülkeler "Türkiye'nin küçültülmesi" (bölünmesi) projesini ajandalarından hiç ama hiç çıkarmamışlardır.
Ülkesinin kurtuluşu için ölümü hiçe sayan ve bu uğurda bitmez-tükenmez bir enerji ile çalışarak bu günki TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ni kuran Büyük Önder Atatürk kadar soy adını hak eden hiç bir lider belki de yoktur..!
Diğer taraftan, faşizmin zindanlarında bile ülkesine,yoldaşlarına ve tüm isanlığa yararlı olmaya çalışan bir yurtsever..!
Evet, iki tarihsel olay ve iki soylu duruş. Bu bağlamda günümüz Türkiye'sindeki "aydın" denen kimi insanların davranış bozukluklarına, zik-zaklarına bakalım şimdi de: Ulusal Bağımsızlık ve Laik Cumhuriyet'den yana güçlerin üzerlerindeki baskıların artmasıyla birlikte; tırstılar-korktular, moda oldu ya, kimi yazarlar,çizerler,"liberal aydınlar", şairler, sinema-tiyatro sanatcıları, şarkıcılar, türkücüler, eski solcular,hele hele eski "komünist"ler ve de eski TKP yöneticileri; "küçük düdükcüler" kervanına katılıp arzu-endam eyleyerek,ırk ve din temelinde siyaset yapanlara payanda oldular,oluyorlar... "Sınıf mücadelesinin bu çağda gerekmediğinin,eski düşüncelerinin yanlışlığını ve günümüzün küresel düşünme,küresel işbirliği günü olduğunu, ulus devlet,bağımsızlık gibi kavramların demode olduğu"nun ayrımına vardılar, "hidayete erdiler.."
Yolunuz açık olsun diyemeyeceğim "sayın" fırdöndüler. Atatürk Devrimlerinden, laik Cumhuriyet'den, özgürlük, bağımsızlık ve emekten yana olanların yolları açık olsun..!
"BU KİTABIN DEHŞETİNDEN ÜRKMEYİN, KİTABI BİTİRDİĞİNİZDE,FAŞİZMİN KANLI YÜZÜNÜ DEĞİL, BU ZULMÜN KARŞISINDA İNSANLIĞINDAN,ONURUNDAN,İNANCINDAN HİÇ BİR ŞEY YİTİRMEYEN ADAMI FUÇİK'İ DÜŞÜNECEKSİNİZ. O, BU KİTABIYLA, BİZE,İNSANLIK ONURUNUN NASIL KORUNACAĞINI ÖĞRETTİ. Özünde,bu yazılar hiç de darağcından notlar değil,zafer yolundaki insanlığın bir öncüsünün,bulunduğu ileri noktadan geriye,bize gönderdiği bir mesaj'dır."
"Darağcından Notlar" üzerine yazan James Aldrige böyle diyor Fuçik için.
Şimdi değerli dostlar; ülkemizde en azından bu denli kara bir tablo yokken, durup-dururken bunları niye yazdık? Neden, 1940'ların karanlığını ve faşizme karşı bayraklaşan bir yurtseverin o amansız şartlardaki ülkesinin kurtuluş mücadelesini anımsattık? Çünkü; son yıllarda ülkemiz aydınlarının bir kısmı emperyalist-gerici ittifakına karşı savaşım vermek yerine, baskılara boyun eğerek mevcut yapıya biat ettiler ve tek başlarına "kurtuluş"u yeğlediler.
Yaşadığımız toprakları biz de kolay kazanmadık. Yıkılmış,işgal edilmiş bir imparatorlukdan bir YURT kurma projesinin ilk adımını, 19 Mayıs 1919'da çağımızın en büyük devrimcilerinden Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkmasıyle başlar. Uzun mücadeleler ve düşmana karşı verilen kanlı savaşlar sonunda ülkemiz bağımsızlığına kavuşur. 23 Nisan 1923' de Büyük Atatürk'ün önderliğindeki Büyük Millet Meclisi bu mücadeleyi taçlandırarak CUMHURİYET'i ilan eder ve yeni kurulan genç Cumhuriyet'in adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ dir. Genç Cumhuriyet kısa zamanda büyük devrimleri gerçekleştirir.Harf devrimi, öğrenimin laikleştirilmesi, kıyafet devrimi, hukuk devrimi, kadınlara verilen medeni haklar gibi bir çok devrim gerçekleştirilmiştir.Bunlarla yetinmez büyük önder;ülkenin her tarafı demir yolu ağı ile örülür. Ulusal sanayiye büyük önem verir Atatürk ve bu nedenle de müthiş bir planlama ile farklı illere fabrikalar kurulur.
Ne yazık ki Büyük Önder'in ölümüyle birlikte bu devrimci atılımlar aynı hızla ilerlemez.Tabiki ilerlemeye en büyük engellerden biri tarihe "Emperyalizmin 2. Paylaşım Savaşı" olarak geçen 2.Dünya Savaşı'nın da etkisi çok büyük olmuştur. Eğitim de de bu durgunluk, geriye gidiş sürecini başlatmıştır. Örneğin:Atatürk'ün zamanında alt yapısı oluşturulan 1940 yılında yasası çıkarılan Köy Enstitüleri -ki Cumhuriyet tarihinin en büyük eğitim hamlelerinden biri sayılmaktadır-Türkiye'nin Nato ile flörtü nedeniyle 1948 lerde işlevsiz hale getirilmiştir ve sonraki yıllarda tamamen kapatılmıştır.
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda yenilen emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, Cumhuriyet'i yıkma projesnden bir gün bile geri durmadılar. Bu nedenle onlarca isyan çıkardılar, bunlardan en önemlileri:1925 Şeyh Sait Ayaklanması, 1930 Menemen Ayaklaması ve 1938 Dersim(Tunceli) ayaklanmasıdır.Görüldüğü gibi emperyalist ülkeler "Türkiye'nin küçültülmesi" (bölünmesi) projesini ajandalarından hiç ama hiç çıkarmamışlardır.
Ülkesinin kurtuluşu için ölümü hiçe sayan ve bu uğurda bitmez-tükenmez bir enerji ile çalışarak bu günki TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ni kuran Büyük Önder Atatürk kadar soy adını hak eden hiç bir lider belki de yoktur..!
Diğer taraftan, faşizmin zindanlarında bile ülkesine,yoldaşlarına ve tüm isanlığa yararlı olmaya çalışan bir yurtsever..!
Evet, iki tarihsel olay ve iki soylu duruş. Bu bağlamda günümüz Türkiye'sindeki "aydın" denen kimi insanların davranış bozukluklarına, zik-zaklarına bakalım şimdi de: Ulusal Bağımsızlık ve Laik Cumhuriyet'den yana güçlerin üzerlerindeki baskıların artmasıyla birlikte; tırstılar-korktular, moda oldu ya, kimi yazarlar,çizerler,"liberal aydınlar", şairler, sinema-tiyatro sanatcıları, şarkıcılar, türkücüler, eski solcular,hele hele eski "komünist"ler ve de eski TKP yöneticileri; "küçük düdükcüler" kervanına katılıp arzu-endam eyleyerek,ırk ve din temelinde siyaset yapanlara payanda oldular,oluyorlar... "Sınıf mücadelesinin bu çağda gerekmediğinin,eski düşüncelerinin yanlışlığını ve günümüzün küresel düşünme,küresel işbirliği günü olduğunu, ulus devlet,bağımsızlık gibi kavramların demode olduğu"nun ayrımına vardılar, "hidayete erdiler.."
Yolunuz açık olsun diyemeyeceğim "sayın" fırdöndüler. Atatürk Devrimlerinden, laik Cumhuriyet'den, özgürlük, bağımsızlık ve emekten yana olanların yolları açık olsun..!
25 Ağustos 2009 Salı
ONDAN BUNDAN
Nereden başlasak, nereden tutsak, nereye el atsak elimizde kalıyor. Çürümüşlüğün bu denlisi gerçekten de insana kaygı ve büyük acılar veriyor...
Bir ayı aşkın zamandır gazete ve televizyonlarda Türkiye'nin "özgürlükcü" gazeteci-yazarları, "akil adamları", "toplum önderleri", sivil tolum kuruluşları ve siyasal partileri bir bilinmeyeni tartışıyorlar, "AÇILIM"ı..! Klişe bir söz ama; bu "açılım dan yararlanacak" kardeşlerimizle bizler zaten yüzyıllardır açılım yapmıyormuyuz? Hangi etnik köken birbirinden bir şey almıyor,esinlenmiyor. Doğru, Güneydoğu Anadolu'da bir sıkıntı var kuşkusuz, ancak sıkıntı sınıfsal mı? etnik kökenselmi? İşte sorunun can alıcı noktası burası. Karadeniz Bölgesi'nde doğmuş İstanbul'da yaşayan sıradan bir yurttaş olarak belirteyim; iyi dostluklar kurduğum insanların çoğunluğu kürt kökenlidir. "Eh efendim o bölge geri bıraktırılmıştır..." Buna da inanmamak gerekir. Gidin Karadeniz'e, İç Anadolu'ya en yakın Marmara'ya yoksulluk Kürt,Türk ayrımı yapmamış, isanların yaşamları adaletsiz gelir dağılımı nedeniyle "Diriler Mezarlığı"na dönüştürülmüştür. O yüzden, bu işin kaşınmasının halka en küçük bir yararının olamayacağı bilinmelidir...
Tüm bu soyut kavramlar tartışılırken, Türkiye'nin yönü bir yere odaklanmışken, başta akaryakıt olmak üzere elektriğe, suya, tüm gıda maddelerine, otobüs, dolmuş-taksi ücretlerine yapılan zamlar çökmüş omuzlara bir yük daha yükledi ve bizler bunları ne yazık ki tartışamıyor, tepki gösteremiyoruz...
Başka can alıcı bir konu: Muhtemelen Trabya- Beykoz arası yaplacak olan 3.BOĞAZ KÖPRÜSÜ. Köprünün bu güzerğaha yapıması halinde İstanbul'un ciğerlerinin söküleceği, dolayısı ile çocuklarımızın, torunlarımızın yaşam alanlarının yok olacağı bu projeyi tartışamıyor, insanları bilgilendiremiyor ve bir etkinlikte bulunamıyoruz. Bu ağaçlar kolay mı yetişti? Ormanlık alanlardaki bu su havzaları bir uzak görüşlülük anıtı değilmi? O nedenle birilerinin eldeedeceği rant uğruna doğanın dengesini bozma girişimleri sonuçsuz kalır, aklıselim eğemen olurda 3.köprüden vazgeçilir,bilim insanlarının önerdiği raylı toplu taşım uyarılarına ve projelerine önem verilir...
Yurt dışına giden herkes batı toplumlarının doğaya verdiği önemi gıpta ile anlatırlar. Değerli yazar Mine G.Kırıkkanat New Yor'daki Cenral Park'ın 1860 tarihinde imarına ilişkin kronoljik bilgileri verirken insanın nutku tutuluyor. 341 Dönümden oluşan bu parkı 1500 işçi günde 14 saat çalışarak 13 yılda bitirebiliyor. Bakımı için yılda 200 milyon dolar harcanan bu parkın 1860'lardan bu zamana kadar bir karış toprağı eksilmiyor,çeşitli imar değişikliği kurnazlıkları ile kimseye rant sağlanmıyor...
Bizler ise; bırakın korumayı,atalarımızdan kalan eşsiz tarihi ve doğal dokuyu yok etmek için elimizden gelen tüm hoyratlığı gösteriyoruz...
Lütfen çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için biraz insaf..!
Bir ayı aşkın zamandır gazete ve televizyonlarda Türkiye'nin "özgürlükcü" gazeteci-yazarları, "akil adamları", "toplum önderleri", sivil tolum kuruluşları ve siyasal partileri bir bilinmeyeni tartışıyorlar, "AÇILIM"ı..! Klişe bir söz ama; bu "açılım dan yararlanacak" kardeşlerimizle bizler zaten yüzyıllardır açılım yapmıyormuyuz? Hangi etnik köken birbirinden bir şey almıyor,esinlenmiyor. Doğru, Güneydoğu Anadolu'da bir sıkıntı var kuşkusuz, ancak sıkıntı sınıfsal mı? etnik kökenselmi? İşte sorunun can alıcı noktası burası. Karadeniz Bölgesi'nde doğmuş İstanbul'da yaşayan sıradan bir yurttaş olarak belirteyim; iyi dostluklar kurduğum insanların çoğunluğu kürt kökenlidir. "Eh efendim o bölge geri bıraktırılmıştır..." Buna da inanmamak gerekir. Gidin Karadeniz'e, İç Anadolu'ya en yakın Marmara'ya yoksulluk Kürt,Türk ayrımı yapmamış, isanların yaşamları adaletsiz gelir dağılımı nedeniyle "Diriler Mezarlığı"na dönüştürülmüştür. O yüzden, bu işin kaşınmasının halka en küçük bir yararının olamayacağı bilinmelidir...
Tüm bu soyut kavramlar tartışılırken, Türkiye'nin yönü bir yere odaklanmışken, başta akaryakıt olmak üzere elektriğe, suya, tüm gıda maddelerine, otobüs, dolmuş-taksi ücretlerine yapılan zamlar çökmüş omuzlara bir yük daha yükledi ve bizler bunları ne yazık ki tartışamıyor, tepki gösteremiyoruz...
Başka can alıcı bir konu: Muhtemelen Trabya- Beykoz arası yaplacak olan 3.BOĞAZ KÖPRÜSÜ. Köprünün bu güzerğaha yapıması halinde İstanbul'un ciğerlerinin söküleceği, dolayısı ile çocuklarımızın, torunlarımızın yaşam alanlarının yok olacağı bu projeyi tartışamıyor, insanları bilgilendiremiyor ve bir etkinlikte bulunamıyoruz. Bu ağaçlar kolay mı yetişti? Ormanlık alanlardaki bu su havzaları bir uzak görüşlülük anıtı değilmi? O nedenle birilerinin eldeedeceği rant uğruna doğanın dengesini bozma girişimleri sonuçsuz kalır, aklıselim eğemen olurda 3.köprüden vazgeçilir,bilim insanlarının önerdiği raylı toplu taşım uyarılarına ve projelerine önem verilir...
Yurt dışına giden herkes batı toplumlarının doğaya verdiği önemi gıpta ile anlatırlar. Değerli yazar Mine G.Kırıkkanat New Yor'daki Cenral Park'ın 1860 tarihinde imarına ilişkin kronoljik bilgileri verirken insanın nutku tutuluyor. 341 Dönümden oluşan bu parkı 1500 işçi günde 14 saat çalışarak 13 yılda bitirebiliyor. Bakımı için yılda 200 milyon dolar harcanan bu parkın 1860'lardan bu zamana kadar bir karış toprağı eksilmiyor,çeşitli imar değişikliği kurnazlıkları ile kimseye rant sağlanmıyor...
Bizler ise; bırakın korumayı,atalarımızdan kalan eşsiz tarihi ve doğal dokuyu yok etmek için elimizden gelen tüm hoyratlığı gösteriyoruz...
Lütfen çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için biraz insaf..!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)