26 Şubat 2011 Cumartesi

BARIŞ YARKADAŞ:"AKP'LİLER TUNCAY ÖZKAN'A OY VERİR Mİ?"VE YANITIM

Yücel Yeşilceli
26 Şubat 2011 14:38
emine5
26 Şubat 2011 13:30
--------
Değerli emine5,
Tüm görüşlerinin altına imzamı atarım ve sizi içtenlikle kutlarım!

Anti emperyalist mücadelede öne çıkanlara karşı bu linç kültürü "bilgisizlik","süreci okuyamama" gibi masum sözcüklerle açıklanamaz!
Bu olsa olsa "demokrasi" ve "masalcı" arkadaşların dikkat çektikleri üzere, küresel güçlerin yeniden yapılandırma hamlelerinin devamı ve katkı sağlayanların sözcüklerin arkasına sığınma kurnazlığıdır!

Hep sorduğum üzere,bu şark kurnazları neden Ulusal Kurtuluş'un kazanımlarını,Tam Bağımsız Türkiye! şiarını savunmaz,savunamazlar?
--------------------

emine5
26 Şubat 2011 13:30
Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve Cumhuriyet Mitinglerini, ulusalcıları buradan eleştirmeye devam ettikçe size bu yazıları yazdıran zihniyetin ne olduğunu bize çok güzel bir biçimde iletmiş oluyorsunuz.
Sayın Gürsel Tekin'de çıksın bunları aynen Tv lerde söylesin, ondan sonra da CHP lilerden oy beklesin hodri meydan.
Cumhuriyet Mitinglerini asıl baltalayan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'tır, ilk Ankara mitinginden sonra tam da halkın gür sesini duyurduğu bir zamanda ortaya çıkarak gereksiz bir zamanlamayla müdahalede bulunmuştur.
Cumhuriyet Mitingleri ABD yi AB yi korkutmuştur, çünki dünyada milyonları biraraya getiren ender hatta rastlanılamayan mitinglerdi onlar, bu günlerde Tahrir meydanında toplanan Mısır halkı bile bu sayıları bulamamıştır, bu mitingleri düzenleyen, bu mitinglere destek verenler Silivriye gönderilmişlerdir.
Cumhuriyet gazetesine gelince tiraj düşüklüğünü Mustafa Balbay'a bağlamanızı ve haksız eleştirinizi kınıyorum, eminim ki bugün Mustafa Balbay Silivri'den çıksa, Mehmet Faraç'a yapılan yapılacaktır. Cumhuriyet gazetesi Hikmet Çetinkaya zihniyetiyle yönetildiği sürece neler olacağını göreceğiz, hele hele 1 Martta Aydınlık gazetesi çıktığında yeniden değerlendiririz Sayın Yarkadaş.
----------------------------
BARIŞ YARKADAŞ
25 Şubat 2011
AKP’liler Tuncay Özkan’a oy verir mi?
Yukarıdaki başlığa bakıp “Böyle saçma soru mu olur, tabii ki vermezler” dediğinizi duyar gibiyim. Peki o halde Yeni Parti Genel Başkanı Tuncay Özkan neye ve kime güvenerek “bağımsız aday” olduğunu açıklıyor?

Tabii ki; “üyesi dahi olmadığı” CHP tabanına… Bir de "oy vererek vicdanını rahatlatacak" küçük bir kesime...

Belli ki; Tuncay Özkan, Ergenekon Davası’nda mağdur edildiğini düşünen CHP tabanının kendisine oy vereceğini düşünüyor. AKP’lilerden tek bir oy bile alamayacağını bilen Özkan, gözünü bu yüzden CHP tabanına dikiyor. İstanbul Anadolu Yakası’nın Atatürkçü, Kemalist, sosyal demokrat oylarına talip olan Özkan, alacağı birkaç bin oyun, (alacağı oyun tamamı iki bini geçmez) CHP’nin en az iki milletvekili çıkarmasına sebep olmasını ise önemsemiyor. Keza; aynı hataya Mustafa Balbay’ın düşeceği de görülüyor. Her iki isim de “genel çıkarlar” yerine, “bireysel çıkarlar”ını ön planda tuttukları için, CHP’yi bir süredir zorluyorlardı.

Biz bu köşede, Balbay ve Özkan’ın CHP’den kesinlikle ve kesinlikle aday gösterilmemesi gerektiğini yazmış, düşüncelerimizi de açıklıkla ifade etmiştik. Balbay ve Özkan’ın adaylığının CHP’ye yarar getirmek bir yana, zarar vereceğini söylemiştik. O yazıda, Özkan’ın CHP’yle geleneksel ve kültürel bir bağının olmadığının da altını çizmiştik. Tuncay Özkan, cuma günü açıkladığı kararla, CHP kültüründen hiç nasiplenmediğini zaten gösterdi. Partinin yetkili kurullarının kendisi hakkında bir değerlendirme dahi yapmasına olanak vermeden aday olduğunu açıkladı.

Demek ki; yarın CHP listesinden TBMM’ye girse, orada da parti disiplinine bağlı kalmayacak, bireysel çıkışlarıyla, CHP’yi zor durumda bırakacaktı.

Söz konusu Tuncay Özkan olduğunda, şaşılacak şeyler değil bunlar…

Özkan, 2007 seçimleri öncesinde gösterdiği tavırla, o gün nasıl CHP’ye zarar verdiyse, bugün de aynısını yapıyor. Dışarıdayken eksik bıraktığını, içeriden tamamlamaya çalışıyor.

Nasıl mı?

Hatırlarsınız, başını Tuncay Özkan ve arkadaşlarının çektiği bir grup 2007 yılında “Cumhuriyet Mitingleri” adı altında, toplumu ayrıştıran, Cumhuriyet rejimini ise “marjinal” görüntüsüne sokan etkinlikler düzenlediler. O etkinliklerde kürsüye çıkan Tuncay Özkan, “Sağcılar MHP’ye, solcular CHP’ye oy versin” diyerek, aklınca AKP’ye karşı bir ‘’blok’’ yaratmaya çalıştı. Politik öngürüsü yetersiz, birikimi ise zayıf olduğu için, söylediklerinin nasıl bir ‘’domino etkisi’’ yaratacağını göremedi. Özkan’ın MHP ve CHP’yi “aynı paralel”e oturtan söylemleri, AKP’ye büyük koz verdi. CHP tabanı MHP’yle aynı eksene oturmuş görüntüsü veren partisinden uzaklaştı. Keza; aynı durum MHP tabanı için de geçerliydi. MHP’nin ‘’muhafazakar’’ seçmeni, CHP’yle “ittifak yapacağı” söylenen partisine sırt çevirdi. Her iki parti de bu saçma söylemden dolayı en az üç puan kaybetti.

Tuncay Özkan ve arkadaşlarının bu saçma stratejisi AKP’yi daha da büyüttü. “MHP – CHP Koalisyonu geliyor’’ argümanı, AKP’nin tabanı ve seçmenini partisine kilitledi. Tabii bunda CHP ve MHP’nin o dönemki yönetimlerinin yaptığı hatalar da etkili oldu.

Tuncay Özkan belli ki; o dönemlerde AKP’ye nasıl hizmet ettiğinin hala farkında değil. O dönem, Cumhuriyet Mitingleri, AKP medyası tarafından ‘’mutlu azınlık’’ın gösterileri olarak yansıtıldı. AKP’nin yoksul ve emekçi tabanı, sadece ve sadece “laiklik” üzerinden yapılan “muhalefet”e destek olmak bir yana tepki de duydu. Açlığı, yoksulluğu ve barınma ihtiyacıyla ilgilenmeyen, ülkenin tek sorununu “laiklik”e indirgeyen bakış açısının sahipleriyle arasındaki makası daha da açtı. O mitingler, yoksullar ile AKP arasındaki bağı daha da güçlendirdi.

Bu yüzden; ‘’Tuncay Özkan, dışarıdayken eksik bıraktığını, şimdi içeriden tamamlamaya çalışıyor” diyorum.

‘’Dışarıdayken” ürettiği politikalarla AKP’nin değirmenine su taşıyan Özkan zihniyeti, bir süredir CHP’ye “duygusal baskı” yapıyor, aday gösterilmesini sağlamaya çalışıyordu. CHP’nin “sivil siyaset” yanlısı yeni yönetimi, Özkan’a ilişkin herhangi bir karar vermemişti. Ancak Özkan’ın aday gösterilme ihtimali çok çok zayıftı. Özkan bunu bilmesine rağmen, CHP’yi sürekli olarak bir tartışmanın içine çekmeye çalıştı. Neyse ki; CHP ile Ergenekon Davası’nı özdeşleştirme ve ana muhalefet partisini marjinalleştirme çabası karşılık bulmadı.

Özkan şimdi; Kadıköy, Üsküdar, Maltepe, Kartal, Tuzla, Pendik, Adalar, Şile, Çekmeköy, Beykoz, Sancaktepe, Sultanbeyli, Ümraniye ve Ataşehir’i kapsayan 1. Bölge’den aday olacak. Böylece, alacağı iki bin oyla, CHP’nin iki milletvekili çıkarmasına sebep olurken, AKP’nin ise en az bir milletvekili daha kazanmasına yol açacak.

Peki ne uğruna?

Dedik ya; Tuncay Özkan, ya ‘’dışarıdaki’’ havayı ya alamıyor, ya da bunu bilinçli yapıyor.

Tuncay Özkan ve arkadaşları eğer dışarıdaki havayı tam olarak algılayabilmiş olsa, Mustafa Balbay örneğinden güçlü dersler çıkarırlardı.

Duygusallığı ve “hapishane edebiyatı”nı bir kenara bırakıp “gerçekler’’i konuşalım.

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ilk kez gözaltına alındığında, gazetesinin tirajı, 50 binden 80 bine çıktı. Okurlar, Cumhuriyet’in baskı altına alınmasına tepkilerini gazeteye sahip çıkarak gösterdi.

Ancaaaak; ne zaman ki Balbay’ın günlükleri ortaya çıktı, Cumhuriyet’in tirajı da hızla düşmeye başladı. Zira; 12 Eylül faşist rejiminin gadrine uğramış olan Atatürkçüler, Kemalistler, sosyal demokratlar ve solcular, günlükleri okuduktan sonra gazeteyle olan bağlarını tamamen kopardı. Balbay’ın askerle girdiği ilişkide ‘’temas ve mesafe kuralı”nı korumadığını gören Cumhuriyet okurları, hızla gazetelerini terk etti. Cumhuriyet o günden bu yana 50 binlerde dolaşıyor. Ne yaparsa yapsın, bir türlü tiraj alamıyor…

Biliyorum; okurlarımızın bir kısmı söylediklerime yine çok kızacak. Ama ne yazık ki; ‘’gerçekler’’ bunlar…

Bu yüzden, Balbay ve Özkan’ın CHP’den aday olmasının CHP’ye büyük zarar vereceğini düşünüyordum. Neyse ki; Özkan adaylığını açıklayarak CHP’yi bu yükten ve anlamsız bir tartışmanın içine girmekten kurtardı.

Şimdi sıra CHP yöneticilerinde:

Gerekli önlemleri almaları ve Anadolu Yakası’na ilişkin gerçekçi bir strateji kurmaları gerekiyor.

Neden mi?

Çünkü; CHP tabanına göz diken sadece Tuncay Özkan değil… BDP de çıkaracağı adayla CHP tabanından oy almaya çalışacak. Keza; BDP’den aday gösterilmeyeceği neredeyse kesinleşen Ufuk Uras da Anadolu Yakası’nda ‘’bağımsız’’ aday olacak.

Siz Ufuk Uras’ın Başbakan Erdoğan’la ne konuştuğunu sanıyorsunuz?

Uras, BDP’den aday gösterilmediği taktirde, İstanbul Anadolu Yakası’nda adaylık çalışmalarına başlayacak. AKP medyasının bu süreçte Uras’a vereceği destek ise hepinizi şaşırtacak. Ufuk Uras, Tuncay Özkan ve BDP’nin çıkaracağı aday – muhtemelen Ertuğrul Kürkçü- CHP tabanına oynayacak.

CHP bir yandan kendisini anlatmaya çalışırken, bir yandan ise ‘’dört cephede’’ birden mücadele verecek.

CHP bu gerçeği bilerek hareket etmelidir.

ÖNEMLİ NOT: Yeni Parti Genel Başkanı Tuncay Özkan’a ilişkin görüşlerimi, kendisi dışarıdayken defalarca ifade ettiğim için kaleme alıyorum. Özkan’a ilişkin görüşlerimi okurlarım biliyor. Yeri geldiği için yeniden hatırlatma ihtiyacı hissettim.

25 Şubat 2011 Cuma

GERÇEK GÜNDEM'İN TAKINTILI YAZARLARI VE CEVABIM

Yücel Yeşilceli
25 Şubat 2011 22:37

Değerli arkadaşlar,
Barış Yarkadaş'ın sözde analizlerine bakınca "Salih'in Torunu"nun baştan söylediklerine katılmamak olası mı?Aynen ben de Barış Yarkadaş'ı karşıtların uzantısı gibi görmeye başlamışımdır!

GG'de yaptığı yorumlarda,çeşitli televizyon konuşmalarına bakınca Barış Yarkadaş'ın "misyon gazeteciliği" yapıp-yapmadığını doğrusu bilmek isterim.Bende böyle bir algının oluşması için neler yapılmıştır?Bunun için Barış Yarkadaş'ın yaklaşık son bir yıllık yazılarına bakmak yeterli olacaktır: Son bir yılda ulusalcı,üniter yapı taraftarı,laik Cumhuriyet ilkelerine bağlı,Kemalist,devrimci ve sosyalistlere karşı amansız bir muhalefet yapması gözlerden kaçmamaktadır!

Dikkatinizi çekmek isterim;Mustafa Balbay'dan,Tuncay Özkan'a,Önder Sav'dan Muharrem İnce,Hakkı Süha Okay ve Süheyl Batum'a,Yalçın Küçük'ten sol politik çizgide kimi politik partiler ve kişiler Barış Yarkadaş'ın acımasız muhalefetinden nasiplenmişlerdir!

Şimdi burdan sormak istiyorum,neden? Evet,liberallere,dönek solculara,sağ kökenlilere,kara çarşafa,türbana,cemaatlere,tarikatlara hoşgörülü olanlar; neden yukarda andığım laikliği özümsemiş olanlara karşı tahammülsüzdürler?


25 Şubat 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de yayımlanan Barış Yarkadaş'ın "AKP'liler Tuncay Özkan'a oy verir mi?" başlıklı yazısına yaptığım yorum olup,aynı gün adı geçen sitede yayınlanmıştır.

11 Şubat 2011 Cuma

"SEÇİM 29 MAYISTA OLABİLİR" YAZISI VE CEVABIM

11 Şubat 2011

Seçim 29 Mayıs’ta olabilir
Bir önceki yazımızda, CHP’nin seçimden yenilgiyle çıkmasını bekleyen bazı çevrelerin olduğunu ve bunların dört gözle “12 Haziran’’ı beklediğini dile getirdim. Malum, şu an netleşmese de genel seçimlerin 12 Haziran’da yapılması bekleniyor. “12 Hazirancılar” adını verdiğim grup da CHP’nin başarısız olması için elinden geleni yapıyor. Bu grup CHP içinde olabildiğince marjinal… Uzantıları AKP medyasında görev yapıyor. Bir kısım uzantıları ise kendilerine “ulusalcı” süsü vererek Kemal Kılıçdaroğlu’nun “gayri milli” olduğunu söylüyor, CHP yönetimi hakkında “şaibe” yaratmaya çalışıyor.

Peki başarılı olabiliyorlar mı?

Hayır, olamıyorlar. Dün CHP Genel Merkezi önünde toplanan Gençlik Kolları Üyeleri, 12 Hazirancıların üst üste tokat yediğini gösteriyor. Pazar günü İstanbul’da yapılacak olan katılım töreni ise 12 Hazirancılar için yeni bir şoka yol açacak. AKP’den ve çeşitli partilerden istifa eden çoğunluğu Van'lı olan dört bin kişi CHP’ye katılıyor. Beylikdüzü’nde gerçekleştirilecek olan törene CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katılacak. Kılıçdaroğlu, Adana’da cumartesi günü yapılacak olan “İşsizliğe Hayır” başlıklı mitingin hemen ardından İstanbul’a gelecek. Bir gün sonra ise partisine katılacak olan yurttaşlara rozet takacak.

12 Hazirancılar, CHP’nin genel seçim için sahaya inmesiyle birlikte, kuşkusuz saldırılarını da artıracak. CHP'nin güçlenmesi morallerini bozacak... Kemal Kılıçdaroğlu, dün Gençlik Kolları’nın düzenlediği etkinlikte bu tür saldırılara karşı hazırlıklı olduklarını söyledi. Bir anlamda partisini de uyardı. AKP’yle işbirliği yapan bazı çevrelerin, medya aracılığıyla CHP Genel Merkezi’ndeki “birlik – bütünlük”ü dağıtmaya yönelik çeşitli girişimlerde bulunduğunu ve bulunacağını açıkladı. Belli ki; Kılıçdaroğlu da kendisine ulaşan bilgileri değerlendirerek, arkadaşlarını uyarma ihtiyacı hissetti. Bu bağlamda, tüm CHP’lilerin ‘’uyanık’’ olması ve AKP medyası ile KENDİSİNE ULUSALCI SÜSÜ VEREN (gerçek ulusalcıları kast etmiyorum) kişilerin yalan haberlerine itibar etmemesi gerekiyor. Bu yüzden, bazı okurlarımızın “gereksiz hassasiyet” gösterip söylenenleri kendi üstlerine almalarına ya da yakıştırma yapmalarına anlam veremiyorum… Bizim sözümüz, yalan söyleyen, iftira atan, söylediğini kanıtlayamayanlaradır. Bu tutumları sürdüğü taktirde, CEVABINI MİSLİYLE ALACAKLARDIR…

Bu bahsi kapatmadan önce, yazımızın başlığına aldığımız konuya da değinip elimizdeki anket sonuçlarını paylaşalım:

AKP hükümeti, yapılacak olan ilk genel seçimden “tek başına” iktidar olarak çıkmayı hayal ediyor. Ancak; Erdoğan’ın önüne gelen tüm anketler, --bugün itibariyle-- hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağını gösteriyor. Genel seçim öncesi, geniş kitlelerden oy alabilmek için hangi stratejiyi izleyeceğini araştırtan Başbakan Erdoğan, sandığa gitme tarihinin “29 Mayıs” olarak belirlenmesini istiyor. Başbakan, bu isteği gerçekleştirildiği taktirde, kampanyasını yine “darbe karşıtlığı” üzerine kurmayı tasarlıyor.

AKP çevrelerinden sızan bilgilere göre, Erdoğan, seçimler 29 Mayıs’ta yapılırsa, iki ana söylem üzerinden gitmeyi planlıyor. Bu plana göre, seçim öncesi “darbe karşıtlığı” argümanı yeniden dolaşıma sokulacak ve 27 Mayıs Devrimi’yle hesaplaşılacak. Geniş kitlelere “27 Mayıs’ın hesabını soralım” çağrısı yapılacak. 27 Mayıs’la “problemi olan” merkez sağ oylar da AKP çatısı altında toplanacak.

29 Mayıs’ın tercih edilmesinin bir sebebi ise, bu tarihin İstanbul’un Fethi’ne (siz işgali anlayın) denk gelmesi… Erdoğan, bir yandan merkez sağı “tarih üzerinden” çatısı altına çekmeye çalışırken, bir yandan da “milliyetçi – muhafazakar” oyları bloke etmeye çalışacak. “Fetih Ruhu”nu seçim meydanlarında canlandırarak, Türkiye’nin gerçek sorunlarıyla yüzleşmekten kaçacak olan AKP, yine “darbe ve milliyetçilik” üzerinden oyları devşirmeye çalışacak. AKP bir yandan da MHP’yi baraj altında tutmaya çalışacak. Bu yüzden, özellikle Akdeniz ve Ege’de MHP kökenli siyasetçileri listesine alacak…

Peki evdeki hesap çarşıya uyacak mı?

Elimizdeki verilere göre, AKP’nin işi zor görünüyor. Zira, Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nin 2010 yılının son ayında yaptığı araştırma, AKP’nin genel seçimlerde sadece 255 milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Bu tabloda CHP 171, MHP 90, BDP ise 32 milletvekiliyle kendisine yer buluyor.

Rakamlardan da anlaşılacağı üzere, AKP ‘’tek başına” iktidar olamıyor. Başbakan Erdoğan bunu bildiği için, kurmaylarına “yüzde 50” oy hedefi koydurtuyor. Zira; AKP’nin tek başına iktidar olabilmesi için en az yüzde 50 oy gerekiyor. Çünkü; bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz üzere, bu seçimde, belirleyici olacak önemli bir kıstas var. Milletvekili sayısı azalan ve artan kentlerde çıkarılacak olan parlamenter sayısı, partilerin kaderini belirleyecek. AKP bu bağlamda dezavantajlı konumda görünüyor. Milletvekili sayısı düşen illerin neredeyse tamamında AKP birinci… (AKP’nin işsizlik yüzünden göç veren illerde birinci olması kuşkusuz ayrı bir inceleme konusu…) Milletvekili sayısı artan illerde ise, MHP ve CHP güçlü… AKP'nin bir dezavantajı da CHP'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşadığı "kıpırdanma..." Kürt kökenli yurttaşlar, Doğu'da CHP'ye henüz istendiği kadar yönelmemiş olsa da Batı'da durum farklı... Anketler, Batı'da yaşayan AKP ve BDP'ye oy vermeyi düşünmeyen Kürt kökenli yurttaşların, bu seçimde CHP'ye oy vermeyi düşündüğünü gösteriyor. Bu kişilerin sayısı ise 3 milyon kişi olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan, yüzde onluk baraj sistemi yüzünden Batı’da muhalefet partilerine gelen her oy'un, AKP’nin hanesinden gideceği de biliniyor. AKP bugün seçim olsa ve bu seçimden yüzde 40 oy oranıyla çıksa bile, Batı’daki oyları ‘’düşük’’ kalacağı için, hükümet kurması için gerekli olan 276 milletvekili sayısına ulaşamayacak. 255 milletvekili sınırında kalan AKP, bu yüzden BDP’nin “dışarıdan desteği”ne muhtaç olacak. AKP böyle bir işbirliğine girer mi bilinmez? Çünkü; genel seçimin hemen ardından yapılacak olan yerel seçim öncesi BDP ile böyle bir ittifak kurmak, AKP’yi zor durumda bırakabilir.

AKP bu yüzden, ya CHP’ye, ya da MHP’ye ‘’birlikte hükümet kurma” önerisi götürmek zorunda kalacak. Başbakan Erdoğan bu tabloyu çok net gördüğü için, kurmaylarını ve elindeki medyayı hem CHP hem de MHP’nin üstüne salıyor. MHP’yi baraj altında bırakarak partisinin 400 milletvekili çıkarmasını planlayan Erdoğan, CHP içinde de çatlak yaratmaya çalışıyor. Güçten düşmüş bir CHP’nin, işini kolaylaştıracağını biliyor. Zihninde ‘’başkanlık sistemi” olan Erdoğan, yüzde 50 oy alabildiği taktirde, artık hiçbir gücün, isteklerine karşı çıkamayacağını da biliyor.

Erdoğan’ın bu ‘’otokratik’’ eğilimlerini durdurmak kuşkusuz muhalefetin elinde… Muhalefet partileri, bu seçimde AKP’yi eleştirmekten çok “Biz ne yapacağız?” sorusuna yanıt vermeli. Bilindiği üzere; seçmenin yüzde 17’lik kesimi, öncelik sırasına “ekonomi”yi alıyor ve tercihini buna göre yapıyor. Başta CHP olmak üzere, tüm muhalefet partileri, toplumu artan açlık, yoksulluk ve işsizliğe çare bulacağına inandırmak zorunda. Bunun yolu da “proje ve program”dan geçiyor. Laf kalabalığı yapıp sözde polemiklerle zaman öldürmek, ne yazık ki; AKP’ye yarıyor.

Görüldüğü üzere, Türkiye’nin ihtiyacı olan “sosyal demokrat iktidar” çok da uzakta değil. CHP ve kadroları yeter ki; iktidar olabileceklerine inansın ve bu çerçevede bir çalışma yürütsünler. Unutulmasın ki; tam 10 milyon seçmen, hiçbir koşulda sandığa gitmiyor. CHP; sandığa gitmeyen bu kesimin yarısını bile ikna edebilse, AKP karanlığına son verebilecek. Ancak yukarıda da dediğimiz üzere, bunu yapabilmek için “proje ve program”ları hayata geçirmek gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun 18 Aralık Kurultayı’nda ortaya koyduğu “41 Vaat” ile 3. Yol Projesi, CHP’liler için yeterli argümanları içinde barındırıyor. Bunların halka anlatılması, kitlelerin ikna edilmesi, AKP’nin iktidarına son verecektir. Seçim ister 29 Mayıs’ta, ister 12 Haziran’da olsun… Fark etmez…

*** *** *** ***

ÖNEMLİ NOT: Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra Ankara'dan arayan bir kaynağım, "AKP'liler YSK üzerinde baskı kurarak, vekil sayısı düşecek illere ilişkin telkinlerde bulunmaya çalışıyor. Doğu'daki kentlerde vekil sayılarının düşürülmemesi için uğraşıyorlar" dedi. Bu bilgiyi doğrulatmak, sanırım muhalefet partilerinin ilgi alanına giriyor.
-------------------

emine5
11 Şubat 2011 18:14

Yakın çevreme baktığımda pek çok insanın YCHP konusunda ciddi biçimde kafaları karışık, insanlar endişeli biçimde ikilem yaşıyor, bir yandan AKP yeniden iktidar olmasın diye HER ŞEYE RAĞMEN YCHP'ye oy vermeyi düşünüyor bir kısmı ise CHP ye bu haliyle kesinlikle oy vermeyeceğini bizzat örgütlere üye olanlar bile dillendiriyor, bazıları ise umutla YCHP'nin yeniden antiemperyalist politikalar yapabileceği umuduyla bekleyiş içindeler ama çok ciddi biçimde endişeli ve kafaları karışmış durumda.
Bugün görüşlerine ve analizlerine değer verdiğim Sayın Merdan Yanardağ'ın yazısını okudum, tamamını buraya alamayacağım için son iki paragrafını buraya alıyorum.

"AKP ve Erdoğan önümüzdeki genel seçimlerde bir kez daha sanki güncel bir darbe tehdidi varmış gibi propaganda yaparak toplumsal desteğini korumaya çalışacak. Üstelik bu iddialarını inandırıcı kılmak için bir dizi sansasyonel operasyon da yapabilirler.

İkincisi ise, CHP’deki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeni düzeni benimsediğini ve bu düzenin muhalefeti olmaya hazırlandığının artık kesinleşmiş olmasıdır. Batum’un sözlerinin arkasında duramayan, kendi genel başkan yardımcısına yüksek sesle sahip çıkamayan partinin gerçek bir iktidar alternatifi olması mümkün değildir."

Bugün medyaya baktığımızda gerçekten sansasyonel olayların yeniden başladığını görüyoruz.
1.Haberal başka bir hastaneye gönderildi ve yanındaki hemşire ve refakatçıları gözaltına alındı. Bir doktor tutuklandı.
2- Balyoz davasındaki yeni gelişme: Savcı, generaller dahil 186 sanık için tutuklama istedi.

M.Yanardağ'ın ne kadar da haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu? Artık YCHP'nin tartışılmasının bile çok anlamlı olmadığını düşünmeye başladım, bundan sonra kişisel anlamda benim ve ailemin oy vereceği siyasi parti sözde değil özde antiemperyalist bir parti olacaktır.
--------------------------


Yücel Yeşilceli
11 Şubat 2011 18:08

Gazeteci Barış Yarkadaş'ı bildiği yoldan çevirme olasılığı yok gibi.Yağcıların dışındaki bütün yorumcuların isteği "Mesleğini yap,CHP'ni dizayn etmeye çalışma!" uyarılarında birleşiyorlar.Gelin görün ki, Barış Yarkadaş "Dönen dönsün,ben dönmezem yolumdan(!)" diyor,başka bir şey demiyor.
Yanılıyor olabilirim,ben bu durumu TUTKU diye formüle ediyorum.Tukuya dönüşen nedenler birkaç başlıkta toplanabilir:
Bir beklentinin getirdiği aşırı motivasyon,
Kendisinin ya da yakın dostunun öz güven eksikliği,
Yakın dostunun bulunduğu konuma hak etmeden gelişi,
Muhaliflerinin donanımlı,eğitimli ve Türkiye gerçeklerini iyi biliyor olmaları nedeniyle karşıtlarını(Gürsel Tekin-Barış Yarkadaş) tedirgin ediyor olabilir!

Bu nedenlerle,Barış Yarkadaş'ın üslup sorunu iç dünyasının dışa vuruş halini yansıtıyor dememiz abartılı sayılmamalıdır.

Yaklaşık iki yıldır GG okurum,Yarkadaş'ın Türkiye'deki rejime ilişkin,geleceğimize ilişkin kaygı duyan yazısına çok az tanık olmuşumdur!Misyonu sadece CHP ve Gürsel Tekin gazeteciliği(!) sanki.

Sanal düşmanlar yaratarak donkişotluğa soyunmak, nasıl bir ruh halidir anlayamıyorum!


Gerçek Gündem GYY Barış Yarkadaş'ın adı geçen sitede yayınlanan yazısı ve yazının altına yaptığım yorum.

KILIÇDAROĞLU TUFAYA GETİRİLİYOR

'Irak'a giderim fark görülsün'
'Arap kadınlarını tanıması için Irak'a götüreceğim' diyen Kılıçdaroğlu'na yanıt geldi:

Arıtman'dan, 'Arap kadınlarını tanıması için Irak'a götüreceğim' diyen Kılıçdaroğlu'na yanıt geldi: Gideceğim ki çağdaş Türk kadını ile Arap kadını arasındaki fark görülsün...

CHP'de Süheyl Batum'un, 'TSK'ya yönelik 'kağıttan kaplan' sözlerinin tartışması sürerken yeni bir polemik başladı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Arap gazetecilerle görüşmesinde, İzmir Milletvekili Canan Arıtman'ın 'Arap kadınlar gibi olmak istemiyoruz' sözleri gündeme gelmişti. CHP lideri, 'Yanlış bir söylem; Canan Hanım'ı da Arap kadınlarını tanıması için Irak gezisine götüreceğim' demişti. Arıtman, sabah ilk iş, Kılıçdaroğlu'nu aradı, sözlerinde ısrarcı olduğunu söyledi. AKŞAM'a konuşan Arıtman, Kılıçdaroğlu'na Türkiye'nin kadın hakları açısından uluslararası raporlardaki durumunu 'sözlü olarak' anlattığını, bu raporları yazılı olarak da kendisine göndereceğini söylediğini kaydetti.

TELEFONDA DAVET YOK: Görüşmede Irak gezisi davetinin gündeme gelmediğini vurgulayan Arıtman, 'Elbette Irak'a Sayın Kılıçdaroğlu ile gideceğim. Gideceğim ki, çağdaş Türk kadınıyla ülkelerinde ikinci sınıf görülen, kocalarının malı sayılan Arap kadını arasındaki fark görülebilsin' dedi. Arıtman şöyle devam etti:

BAŞKANA 'KADINCA' UYARILAR: Sözlerim Türk kadının sözüdür, tavrıdır. Bugün meydanlara çıkıp sorsanız, 'Arap kadınına mı benzemek istiyorsunuz?' deseniz alacağınız yanıt benim sözlerimdir. Ülkelerinde, toplumlarında erkeğin 4 eşinden biri olmak konumuna mı, ehliyet edinememe, araba alamamaya mı öyküneceğim? Genel Başkanımız açıklamalarında, çağrılarında Arap ülkelerinden demokratikleşmelerini talep ediyor. Bilmelidir ki, kadın hakları olmadan demokratikleşme de olmaz. Erkek Arap gazetecilerin erkek egemen söylemlerine karşın diyecektir ki, 'Siz de ülkenizde kadın ve insan haklarını eksiksiz verin'.

Teröre bu kadar kurban vermedik

Arıtman şöyle konuştu: Tavrım bireysel değil. Uluslararası raporlardaki bilimsel verilerde durumun çok net gözüktüğünü ifade ettik. Bakın Türkiye'de son yıllarda kadın cinayetleri ne kadar arttı? Bunun altında aslında derindeki zihniyet dönüşümü vardır. Kadın üzerinden toplumlar dönüştürülür. Son yıllarda teröre bile kadın cinayetleri kadar kurban vermediysek; bunun bir nedeni var.

Telefonda El Cezire diyaloğu

Arıtman telefonda Kılaçdaroğlu ile olan diyaloğu şöyle anlattı:

- Kılıçdaroğlu: Canan Hanım, sözlerinize yönelik olarak El Cezire muhabiri alınganlık gösterdi. Bunun üzerine o yorumu yaptım.

- Arıtman: Keşke 'Siz önce kendi ülkenizde kadın haklarına duyarlılık gösterin' deseydiniz. Kadına haklarını eksiksiz vermiş Atatürk'ün kurduğu partinin her genel başkanı kadın haklarına karşı duyarlıdır; elbette siz de duyarlısınız.

A. Rezzak ORAL / Akşam
---------------------

Yücel Yeşilceli
11 Şubat 2011 13:43

Arıtman'dan, 'Arap kadınlarını tanıması için Irak'a götüreceğim' diyen Kılıçdaroğlu'na yanıt geldi: Gideceğim ki çağdaş Türk kadını ile Arap kadını arasındaki fark görülsün...
-------------------------
Evet değerli Canan Arıtman,gidin Irak'a da Mustafa Kemal'in devrimlerinden nasiplenmiş çağdaş Türk kadını nasıl olurmuş gösterin.

Kılıçdaroğlu geriye gidilen bu yolda hızla nereye koşuyor?Bilen varsa söylesin,durdurabilecek varsa durdursun!..
Eğer bu tempo ile geriye gidiş yolunda yolculuğunu sürdürecekse,ben değerli Kamer Genç'e şikayet edeceğim memleketlisini!

İşin acı tarafı,Kılıçdaroğlu'nun hiç bir konuda ÖZGÜN FİKİR TAŞIMAMASI! Gürsel Tekin,Muhammed Çakmak,Binnaz Toprak,Hurşit Güneş gibi yakın çalışma arkadaşlarının sözlerini tekrarlıyor sürekli.Başka bir anlatımla;adlarını yazdığım partililer görüşlerini DİKTE ETTİRİYORLAR! Gerçi bu gömlek Kılıçdaroğlu'nun üzerinde çok da iğreti durmuyor,o da ayrı bir sorun.

Ulusalcı olanı,kemalist olanı,gerçek solcu olanı tırpanlamak nasıl bir ideolojik miyopluktur?Anlayan var mı?

Sonuç olarak,bu yol yol değil Kılıçdaroğlu!Bu sen değilsin ve amiyane deyim ile seni "TUFAYA" getiriyorlar,bilgilerinize.

11 Şubat 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de yer alan habere,aynı gün yaptığım yorumdur.

10 Şubat 2011 Perşembe

KILIÇDAROĞLU:"TEKRARINDA GÖREVDEN ALIRIM"

'Tekrarında görevden alırım'
CHP MYK üyeleri Batum’un sözleriden duyduğu rahatsızlıklarını dile getirdi.
Kılıçdaroğlu, üyelere, “Son kez uyarıyorum tekrarı olursa yetkimi kullanırım” uyarısında bulundu. Hurşit Güneş’in sözlerini ise müfettiş araştıracak.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un tartışma yaratan açıklamalarından duyduğu rahatsızlığı dün yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında ültimatom niteliğinde uyarılarla gündeme getirdiği öğrenildi. Kılıçdaroğlu’nun, genel olarak MYK üyelerine, “Son kez uyarıyorum tekrarı olursa yetkimi kullanırım” uyarısında bulunduğu bildirildi. Batum’un, 3 Kasım sonrasında yürüttüğü CHP Genel Sekreterliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevleri sırasında yaptığı kimi açıklamaların kamuoyunda CHP aleyhine tartışma konusu olması ve hükümetin bunları koz olarak kullanmasının yarattığı sıkıntı dün CHP üst yönetiminde de yankı buldu.

İstifa etmeli miyim?

Kılıçdaroğlu’nun önceki gün grup toplantısında “Ordu ancak Genel Başkan katında eleştirilir. Ortak ses verelim” mesajı üzerine, “Ordu kâğıttan kaplanmış” dediği için yeni bir tartışma yaratan Batum’un dün MYK toplantısı öncesinde Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek “İstifa etmeli miyim?” diye sorduğu, ancak CHP liderinin net bir yanıt vermediği öğrenildi.

Kılıçdaroğlu ültimatom verdi

CHP kulislerine göre yine MYK toplantısı başlamadan önce birkaç genel başkan yardımcısının da Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na giderek, “Batum açıklamalarıyla partiyi yıpratıyor. Projelerimiz yerine enerjimizi boşa harcatan tartışmalara çekiliyoruz, hükümete koz veriliyor” diyerek yakınmalarını ilettikleri belirtiliyor.

‘Başkanım haklısınız’

Görüşmeler sonrasında saat 12.00’a doğru MYK’ya geçen Kılıçdaroğlu ise toplantının başında “Artık bir gündem belirlensin ve herkes kendi görev alanıyla ilgili konuşsun. Tek sesli olalım, dilbirliği sağlayalım. CHP’ye zarar veren bu tür açıklamaların tekrarı halinde hangi arkadaşımız olursa olsun gereğini yapacağım” diyerek ilk ültimatomunu verdi.

Batum’un ise, “Sayın Genel Başkanım siz de sonuna kadar haklısınız dediklerinize aynen katılıyorum” diyerek eleştirileri kabul ettiği öğrenildi.

Öte yandan Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimini zorda bırakan “AK Parti’ye ajan gazeteci gönderdim” açıklamasını yapan Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş’in durumunun da partide yakınma konusu olduğu ifade edildi. Kendisi yalanlasa da “Eninde sonunda Kürtler kucağımıza oturacak” dediği öne sürülen Güneş’in bu sözlerinin araştırılması için Kılıçdaroğlu tarafından bir parti müfettişinin görevlendirildiği öğrenildi.

Niye istifa gündeme gelsin?

Batum, MYK sürerken 17.00 sıralarında İstanbul’a gitmek için toplantıdan ayrılırken, gazetecilerin “MYK’da istifa gündeme geldi mi?” sorusu üzerine, “Gelmedi. Zaten gelmesi için de neden yok” yanıtını verdi.
----------------------------
ahmet
10 Şubat 2011 15:31
yorumlara bakıyorumda çoğu batumu destekleyen türden.bu arkadaşlar şunu anlamıyorlar artık arkere ve devlete dayalı siyaset dönemim bitti.sizin bu dediğinizi 20 yıl boyunca baykal yaptı zaten.sonuç devletin bütün kurumları akp nin eline geçti.askerin ve yargının siyasete müdahele etmesi doğru değildi ve halkada bu yalnış siyasete cevabını sandıkta verdi.doğrusu bu çağda demokratik devlet nasıl olmalı,kuvvetler ayrılığını demokratik bir düzende nasıl sağlarız.bunun içinde hala askerden ve darbelerdenn ve ergonokonculardan medet uman batum gibilerini partiden kovmak gerekiyor.maksimum yüzde 1-2 lik toplumda karşılığı olan bu kesimi yarınların siyasetinde hiç hesaba katmamak lazım.aslında bu kesim chp ye oy vermese yeni kesimlere açılmak daha kolay.bu ulusalcıları bir adada toplamak lazım.artık hezeyanlarına bakınca acıyorum bunlara.chp yenilenmeli ve ulusalcılardan kurtulmalı.ULUS DEVLET modeli bitti artık uyanın jakobenler.
-------------------------
Yücel Yeşilceli
10 Şubat 2011 17:02
ahmet
10 Şubat 2011 15:31

doğrusu bu çağda demokratik devlet nasıl olmalı,kuvvetler ayrılığını demokratik bir düzende nasıl sağlarız.bunun içinde hala askerden ve darbelerdenn ve ergonokonculardan medet uman batum gibilerini partiden kovmak gerekiyor.
--------------
Tam bir zavallılık örneği söylenenler."Kuvvetler ayrılığı"imiş(!).Bugün Türkiye'de bu söze bebekler bile inanamaz.Dün Danıştay ve Yargıtay'ın üye sayısını artıran(dönüşümünü pekiştiren)yasa meclisten geçti.Cumhurbaşkanı'nın onayından sonra yürürlüğe girecek.
O halde:
Anayasa Mahkemesi tamam,
Sayıştay tamam,
HSYK tamam,
Yargıtay tamam,
Danıştay tamam.
Bu durumda sen hangi "kuvvetler ayrılığı"ndan söz ediyorsun?

Yüzleri kızarmadan insanları "darbeden meded umuyorlar" diye yaftalıyorlar! Darbelerin mağdurları devrimcilerdir,sosyalistlerdir,gerçek Atatürkçülerdir,ilerici-yurtseverlerdir!Dolayısı ile darbelere karşı olanlar da bu saydığımız kesimlerdir.

12 Eylül faşist darbesi olmasaydı bugün Türkiye bu denli hukuksuzlukla,adaletsizlikle boğuşuyor O-LA-MAZ-DI!

Darbecilerden hesap sorulacaktı,hani nerede?Bekliyoruz.

"Ulus devlet bitti"diyen aymaz,"bitti" ise yerine ne koyacaksın? Onu da söyleseydin ya!

Bütün küresel güçlerin destekçilerinin(sözcükleri yumuşatarak yazıyorum) ortak özelliği, aynı siyasal terminolojiyi kullanmalarıdır.
"Ulus devlet bitti."
Hayelleriniz oraya kadar uzanamaz,hayel kırıklığı yaşama sonra.

Kılıçdaroğlu'nun Süheyl Batum'a ilişkin "kağıttan kaplanmış"sözlerine verdiği yanıt 9Şubat 2011 tarihinde Gerçek Gündem'de yer almış olup,"hasan" rumuzlı okuyucuya verdiği yanıt.

KILIÇDAROĞLU:"TEKRARINDA GÖREVDEN ALIRIM" VE CEVABIM

'Tekrarında görevden alırım'
CHP MYK üyeleri Batum’un sözleriden duyduğu rahatsızlıklarını dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, üyelere, “Son kez uyarıyorum tekrarı olursa yetkimi kullanırım” uyarısında bulundu. Hurşit Güneş’in sözlerini ise müfettiş araştıracak.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un tartışma yaratan açıklamalarından duyduğu rahatsızlığı dün yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında ültimatom niteliğinde uyarılarla gündeme getirdiği öğrenildi. Kılıçdaroğlu’nun, genel olarak MYK üyelerine, “Son kez uyarıyorum tekrarı olursa yetkimi kullanırım” uyarısında bulunduğu bildirildi. Batum’un, 3 Kasım sonrasında yürüttüğü CHP Genel Sekreterliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevleri sırasında yaptığı kimi açıklamaların kamuoyunda CHP aleyhine tartışma konusu olması ve hükümetin bunları koz olarak kullanmasının yarattığı sıkıntı dün CHP üst yönetiminde de yankı buldu.

İstifa etmeli miyim?

Kılıçdaroğlu’nun önceki gün grup toplantısında “Ordu ancak Genel Başkan katında eleştirilir. Ortak ses verelim” mesajı üzerine, “Ordu kâğıttan kaplanmış” dediği için yeni bir tartışma yaratan Batum’un dün MYK toplantısı öncesinde Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek “İstifa etmeli miyim?” diye sorduğu, ancak CHP liderinin net bir yanıt vermediği öğrenildi.

Kılıçdaroğlu ültimatom verdi

CHP kulislerine göre yine MYK toplantısı başlamadan önce birkaç genel başkan yardımcısının da Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na giderek, “Batum açıklamalarıyla partiyi yıpratıyor. Projelerimiz yerine enerjimizi boşa harcatan tartışmalara çekiliyoruz, hükümete koz veriliyor” diyerek yakınmalarını ilettikleri belirtiliyor.

‘Başkanım haklısınız’

Görüşmeler sonrasında saat 12.00’a doğru MYK’ya geçen Kılıçdaroğlu ise toplantının başında “Artık bir gündem belirlensin ve herkes kendi görev alanıyla ilgili konuşsun. Tek sesli olalım, dilbirliği sağlayalım. CHP’ye zarar veren bu tür açıklamaların tekrarı halinde hangi arkadaşımız olursa olsun gereğini yapacağım” diyerek ilk ültimatomunu verdi.

Batum’un ise, “Sayın Genel Başkanım siz de sonuna kadar haklısınız dediklerinize aynen katılıyorum” diyerek eleştirileri kabul ettiği öğrenildi.

Öte yandan Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimini zorda bırakan “AK Parti’ye ajan gazeteci gönderdim” açıklamasını yapan Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş’in durumunun da partide yakınma konusu olduğu ifade edildi. Kendisi yalanlasa da “Eninde sonunda Kürtler kucağımıza oturacak” dediği öne sürülen Güneş’in bu sözlerinin araştırılması için Kılıçdaroğlu tarafından bir parti müfettişinin görevlendirildiği öğrenildi.

Niye istifa gündeme gelsin?

Batum, MYK sürerken 17.00 sıralarında İstanbul’a gitmek için toplantıdan ayrılırken, gazetecilerin “MYK’da istifa gündeme geldi mi?” sorusu üzerine, “Gelmedi. Zaten gelmesi için de neden yok” yanıtını verdi.

MANSUR ÇELİK/Milliyet .
--------------
RUYA
10 Şubat 2011 15:01

Başkanlık koltuğuna oturanın omurgası kayıyor herhalde bu ülkede.
---------------

Yücel Yeşilceli
10 Şubat 2011 14:51

Çok merak ediyorum,acaba Kılıçdaroğlu'nun bu denli zikzaklarına,tutarsızlıklarına,sağa açılmalarına,neo liberallere karşı aşırı ilgisine memleketlisi,doğruculuğu,eğeilmezliği ile insanların sevgisini kazanmış ve hala kazanmaya devam eden Kamer Genç ne diyor acaba?

CHP'nin yönetim kadrolarının ön sıradakiler, AKP gibi karşıtlara kuzu,parti içi muhalif ve ulusalcı,Atatürkçü,bağımsızlık yanlılarına karşı aslan kesiliyorlar!

Batum Hoca gibi insanları harcarsanız Kılıçdaroğlu,yarın seni de harcayınca Gürsel Tekin avazın çıktığı kadar bağırmayacaksın!


Süheyl Batum'un askerler için "kağıttan kaplan" sözlerine Kılıçdaroğlu'nun Gerçek Gündem Sitesi'nde yer alan yorumu ve yanıtım.

8 Şubat 2011 Salı

BARIŞ YARKADAŞ:"ÜLKE TV'NİN EN AKIL DIŞI PROĞRAMI" ADLI YAZISI VE CEVABIM

6 Şubat 2011

Ülke TV’nin ‘en akıldışı’ programı
CHP’nin 18 Aralık 2010’da yapacağı kurultay öncesi katıldığım bir TV programında “CHP, AKP’lileşmiyor. CHP, aslında sosyal demokratların kullanması gereken söylemleri AKP’nin elinden aldığı için AKP’ye benzediği söyleniyor” demiştim. Aynı programda şunu da eklemiştim: “CHP, sosyal demokrat kimliğine döndükçe AKP’nin elindeki silahları alıyor. Bu değişimden en çok AKP rahatsız oluyor.”

Bu fikrimi, Gerçek Gündem.com’daki köşemde de dile getirmiştim. 22 Aralık tarihli “CHP yoksa AKP mi oluyor?” başlıklı yazımda düşüncelerimi ayrıntılı bir şekilde ifade etmiştim.

KİMLER NEDEN HEDEF?

Biz gazetecilerin deyimiyle, o yazıdaki düşüncelerimin ne denli doğru olduğu henüz “mürekkebi dahi kurumadan” ortaya çıktı. CHP’deki devrimci dönüşümü gerçekleştiren isimlerin AKP medyası tarafından her hafta ‘’uyduruk’’ bir gerekçeyle saldırıya uğraması, değişimden en çok iktidar partisi ile yandaşlarının korktuğunu gösterdi. AKP ve yandaş medyası, CHP’de değişim ve dönüşümü gerçekleştiren isimleri adeta hedef tahtasına koydu. Hergün değişik bir gazete ya da TV’de başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, Gürsel Tekin, Hurşit Güneş, Sena Kaleli ve Sezgin Tanrıkulu asılsız haberlerle ‘’itibarsızlaştırılmaya” çalışılıyor. Bu saldırılardan Gerçek Gündem de nasibini aldı, alıyor... CHP’deki değişim ve dönüşümün dinamolarından biri olarak görülen Gerçek Gündem, aslı astarı olmayan ifadelerle hemen hemen hergün hedef tahtasına konuluyor…

OKUDUĞUNU ANLAMAMAK MI, YOKSA...

Bunun son örneği, cuma gecesi yaşandı. Kanal 7’nin kardeş kuruluşu olan Ülke TV’de yayımlanan “En Sıradışı” adlı programda, Gerçek Gündem’in Silivri Cezaevi ile bağlantılı olduğu ve Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay’ı “milletvekili adayı yaptırmak için kamuoyu oluşturduğu” söylendi. Belli ki; sunucu Turgay Güler, ya okuduğunu anlamıyor, ya da programının isminin hakkını vermeye çalışıyor. Malum; programın adı, “En Sıradışı…” Eeee, hal böyle olunca, “en sıradışı” iddia ne olur diye düşünmüş olsa gerek Turgay Güler… Bu yüzden, Gerçek Gündem’in ‘’Ergenekon sanıklarının milletvekili adayı olmasını desteklediğini”ni gündeme getireyim demiş olmalı…

ÜLKE TV'Yİ KİM KULLANIYOR?

Ben Turgay Güler’in bu denli ‘’saf’’ olabileceğini düşünmüyorum. Güler, belli ki; CHP içinde ‘’tasfiye ediliyoruz korkusu’’na kapılan kişilerin ağına düşmüş durumda. Bir dönem CHP’de görev alan şu sıralar ise “milletvekilliğinin son günlerini yaşayan bir dönemin önderleri” Ülke TV’yi kullanıyor. Ülke TV’nin ‘’en sıradışı’’ programcısı da CHP’den tasfiye olma korkusu yaşayanların borazanlığını üstleniyor. Aslı – astarı olmayan iddialar, canlı yayında gündeme getirilerek CHP’deki ‘’devrimci – dönüşümcü’’ isimlere gözdağı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan da CHP MYK'sı içinde "kuşku ve güvensizlik" yaratarak sinerjinin tüketilmesi hedefleniyor.

ÜLKE TV İLE KİM İŞBİRLİĞİ YAPIYOR?

Diğer amaç da belli: CHP’nin halka dokunan politikaları, AKP cephesinde korku ve kaygı yaratıyor. CHP suni gündemler yerine “gerçek gündem”e döndükçe, AKP sıkışıyor. Söyleyecek sözü kalmıyor. Bu yüzden, CHP’de ‘’bir dönemin önderleri” ile AKP medyası işbirliği yapıyor. İkisi de “değişim ve dönüşüm”e karşı birleşiyor. Her ikisi de CHP’nin değişmesinden korkuyor. Çünkü; değişim hem AKP’nin hem de yıllardan bu yana CHP’den beslenenlerin “tahtını sarsıyor.” AKP medyası ile “tasfiye ediliyoruz” korkusu yaşayan sözde bir dönemin önderi olan CHP’liler, en aşağılık yalanları piyasaya sürüyor. Programlarına daha önce birkaç kez davet ettikleri bir CHP’liden beslenen Ülke TV, kendilerine söylenen tüm yalanları hiçbir ‘’elekten’ geçirmeden yayına koyuyor.

ÇIKIP KONUŞMA CESARETİ VAR MI?

Oysa; bu sözde “kaynak” eğer CHP içinde yaşandığı iddia edilen çarpıklıklardan bu denli rahatsızsa, neden o programa kendisi çıkıp konuşmuyor? Yoksa “korkması” için bir sebep mi var? Hani o hiç kimseden “korkmaz”dı?

Demek ki; Ülke TV’yle “işbirliği” yapıp her türlü aşağılık, alçak ve namussuzca söylenmiş yalanı piyasaya sürenlerin ‘’korktukları’’ bir şeyler var. CHP yöneticilerinin ailelerinin Facebook’ta yer alan ve denizde – havuzda çekilmiş fotoğraflarını internet sitelerine yollayan kişiler, şimdi suçluluklarının telaşıyla, peşpeşe yalan üretiyor. Ülke TV de ne yazık ki bu kişileri ‘’muteber kaynak’’ olarak kabul edip onların yalanlarını yayma görevini üstleniyor. Doğrusu, Turgay Güler’in bu yalanlara kanmasına ya da bu yalanların gönüllü borazanlığını üstlenmesine diyecek bir şeyim yok… Ama Ahmet Kekeç ile Şamil Tayyar bu oyuna alet edilmelerine nasıl izin veriyor anlamış değilim?

KİMSEDEN İCAZET ALACAK DEĞİLİM!

“Balbay ile Özkan’ın CHP’den aday olmasına karşı olduğumu’’ bu köşede ve program yaptığım Radyo Box’ta açıkça söyledim. Ülke TV – Turgay Güler ise bu denli açık bir yazıyı çarpıtmakta sakınca görmüyor. Hadi Turgay Güler okuduğunu anlamıyor, peki Ülke TV izleyicisi böyle bir program sunucusunu mu hak ediyor? Ayrıca, ne düşünüp ne düşünmeyeceğimizi Turgay Güler'e mi soracağız? Güler'den icazet mi alacağız! Adaylıkları ister desteklerim, ister desteklemem, bundan Ülke TV'ye ne?

DEĞİŞİMİN SEMBOLLERİ SUSTURULMAK İSTENİYOR

Burada amaç belli: AKP ve medyası, Tuncay Özkan ile Balbay’ın CHP’den aday olmasını istiyor. Böylece, CHP’nin tuzağa düşmesi ve seçim meydanında “dayak yemesi” hedefleniyor. Bu adaylığa karşı çıkan isimler ise, medya terörü yoluyla susturulmaya – sindirilmeye çalışılıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu, Sena Kaleli, Hurşit Güneş ve Gerçek Gündem.com susturulduğu taktirde, CHP’nin yeniden “Ergenekon tuzağı”na düşeceği hesaplanıyor. Gerçek Gündem de bu yüzden aslı – astarı olmayan ifadelerle hedef gösteriliyor. Ülke TV’deki programa bu yüzden “En Akıldışı” diyorum…

Ülke TV’nin “En Akıldışı” programı şunu unutmasın:

Gerçek Gündem, hiçbir baskıya, medya terörüne, tehdide, paraya – pula, mala – mülke, şantaja boyun eğmez. Doğru bildiğimizi, “tek kişi kalsak dahi” söylemeye devam ederiz. Bir dönemin sözde önderlerinin ‘’Minik Kuşları’’nın size getirdiği yalanlardan ise korkmayız. Biz “çiğ yemedik ki karnımız ağrısın.” Doğru bildiklerimizi “korkmadan” çıkıp açık açık kimliğimizi, adımızı, mesleki kariyerimizi, imzamızı ortaya koyarak söyledik. Hem de herkesin sustuğu, sindiği, sindirildiği dönemlerde…

SUSMADIK, SUSMAYACAĞIZ...

Bu yüzden, CHP’yi bir rantiyeye çevirenlerin en aşağılık yalanlarının hedefi olduk. Bu yüzden, TSK’nın 2009’daki “bölücü ve zararlı siteler” andıçına girdik. Andıç’a en yükses sesle itiraz ettik. Susmadık… CHP’nin “sivilleşmesi”nden yana tavır koyduğumuz için şimdi de sizin hedefinizi oluyoruz. Varsın olsun… Dert değil… Demek ki; siz de CHP’nin sivil bir dil kullanmasından korkuyorsunuz… Şamil Tayyar, Star’daki yazılarında “AKP içinde Ergenekon’un uzantıları var” derken haksız değilmiş… Bu uzantıların gücünün nerelere hakim olduğu da ortaya çıkıyor…

BU YALANA TURGAY BİLE GÜLER

Ey Turgay Güler, Ey Şamil Tayyar, Ey Ahmet Kekeç… Cuma gecesi yaptığınız programda söylenen şu yalana kendiniz de inanıyor musunuz? Turgay Güler, Ülke TV izleyicisini “aptal” yerine koyarak şunu söylüyor: “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dönemin Gençlik Kolları başkanı Umut Tunç’u yanına çağırmış ve (Partili kızlar türban takarak çalışma yapsın) demiş. Umut Tunç da buna itiraz ettiği için odasından kovmuş.”

ALIN SİZE CANLI BİR 'KAYNAK'

Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönemin Gençlik Kolları Başkanı Umut Tunç’la yaptığı görüşmeyi yine bu köşede kaleme almıştım. O toplantıda, CHP Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Umut Akdoğan da vardı. Akdoğan, cuma gecesi sizin programınızdan sonra beni aradı ve “Barış Bey, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bizi çağırdığında böyle bir konuşma aramızda geçmedi. Bize türbanlı – türbansız, başörtülü – başörtüsüz ayrımı yapmadan tüm gençleri kucaklayın. Türbanlı genç kızlara sırtınızı dönmeyin, onları da partimizin saflarına katın dedi. Kızlara türban taktırın falan demedi.”

UMUT ORAN NE DÜŞÜNÜYOR?

İşte o toplantıya katılan ‘’kanlı – canlı’’ bir şahit… Adı Umut Akdoğan… Dönemin CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı… Çıkıyor, konuşuyor… Peki Önder Sav’a yakınlığıyla bilinen Umut Tunç neden konuşmuyor? Son kurultayda Önder Sav’ın talimatıyla kurultayın iptal edilmesi için mahkemeye dilekçe veren Umut Tunç, bu yalana neden sessiz kalıyor? Kandisini arayan CHP’li gençlere “Ben Ülke TV’ye böyle bir şey demedim” demesine rağmen, bu yalana neden alet oluyor?

Bu meselenin ilginç bir yanı daha var: Umut Tunç, mevcut yönetim hakkında böyle bir yalan uydurmasına rağmen, Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’dan “eğitim bursu” almayı ise sürdürüyor… Sanırız her iki Umut da durumlarını gözden geçirecektir…

ÜLKE TV, YARGIYI ETKİLEME VE YARGIYA BASKI YAPMA SUÇU İŞLİYOR

Gelelim Ülke TV’deki iki meseleye daha: Ülke TV, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in Yargıtay’daki dosyasıyla pek bir ilgili… Geçen hafta tam üç gün üst üste değişik programlarda bu mesele gündeme getirildi. Söylenen şu: “Efendim, Tekin neden ceza almıyor? Dosyası neden gündeme gelmiyor?”

Belli ki; Ülke TV yöneticilerini de Gürsel Tekin korkusu sarmış… Ülke TV yöneticileri bir kere her programda, “adli yargılamayı etkileme suçu” işliyor. Süren bir dava hakkında hakimler üzerinde baskı kuruluyor. Bunun TCK’daki hükümleri açık… Gürsel Tekin, bu konuda yayın yapan bir kişiyi, geride bıraktığımız hafta mahkemeye verdi. Bu noktada da Ülke TV ile CHP’den tasfiye edilme korkusu yaşayanlar işbirliği içinde. CHP içindeki bazı isimler, Tekin’in ceza alabilmesi için Yargıtay üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyor. Ülke TV de bunun psikolojik zeminini oluşturuyor. “Kutsal İttifak” Ülke TV üzerinden yürüyor.

SAHİ DENİZ FENERİ NE OLDU?

Eğer Ülke TV yöneticileri ile Tekin’in ceza alması için Yargıtay’ın kapısını aşındırmaya çalışan sözde CHP’liler “yargının yavaş işlediğini söylüyorsa, ortada kocaaa bir Deniz Feneri Davası duruyor. Hazır ‘’el atmışken” o konuya da bir baksalar… Ülke TV’nin Sahibi Zekeriya Karaman’ın da suçlandığı Deniz Feneri Davası acaba neden bir türlü sonuca varmıyor? Şamil Tayyar, Turgay Güler ve Ahmet Kekeç’in bu bağlamda söyleyeceği birkaç şey vardır muhakkak… Söz davalardan açılmışken, Kekeç ve Tayyar’a bir “dava” konusu daha verelim… Gerçek Gündem’in “Ergenekoncu” ilan edilerek hedef gösterildiği programda konuşan Star Yazarı Kekeç ile Tayyar, bir dönem maaş aldıkları Ethem Sancak’ın “Ergenekon Şeması”nda adının geçmesini nasıl açıklıyor? Eğer Ergenekon’a bu denli meraklılarsa, bu konuda ne düşündüklerini öğrenmek de hakkımızdır sanırız…

Aslında söylenecek çok ama çok şey var ama… Şimdilik duralım ve son bir konuya açıklık getirelim:

ŞU ORTAKLIK YALANI...

Ülke TV’de Gerçek Gündem’in sahibinin Gürsel Tekin olduğu söylendi. Şunu bir kez daha belirtmekte fayda var:

Gerçek Gündem’in mülkiyeti bana aittir. Önce Önder Sav’ın MYK toplantısında şimdi ise Ülke TV'de iddia ettiği üzere hiç kimseyle ortaklığım yoktur. Ortak olduğum şirket yayıncılık faaliyeti yürüten Erk Ekinci Yayıncılık’tır. Gürsel Tekin’in sitemize ortak olmasından sadece onur duyardım. Ama böyle bir ortaklık yok. Bunu “kanıtlayan” herhangi bir kişiye, Gerçek Gündem’i hemen devretmeye hazırım.

Ayrıca; Gürsel Tekin’le ‘’ortak’’ da olabilirdik. Bu kimseyi alakadar etmez… Gerçek Gündem, “editoryal bağımsızlığı”nı koruduğu sürece, herhangi bir isimle ortaklık da yapabilir. Önemli olan, bu ortaklıkta “siyasi istismar” yapmamak, belediye ihalelerinden nemalanmamaktır…

ÖNCE AYNAYA BAKIN

Ülke TV eğer bu mevzulara çok meraklıysa, Kanal 7’nin Sahibi Zekeriya Karaman ile ortağı Zahid Akman’ın kamudan aldığı ihaleleri bir incelesin, ondan sonra konuşsun…

YAYINA BAĞLANMAK İSTEDİM AMA...

NOT: Programın yayımlandığı gece, Ülke TV’ye bağlanmak istedim. Benden önce Gürsel Tekin, Hurşit Güneş ve Sezgin Tanrıkulu yayına telefonla katılmışlar. Sanırım süre yetmediği için yayına bağlayamadılar. Ülke TV’nin rejisi telefon numaramı aldı ve “Size döneceğiz” dedi. Yukarıda da dediğim gibi, “çiğ yemedik ki karnımız ağrısın…” Biz hesap verecek değil, hesap soracak konumdayız… Ülke TV eğer o gece yayına bağlasaydı, kendilerine soracak birkaç sorumuz daha olacaktı…
---------------------------

Yücel Yeşilceli
8 Şubat 2011 12:28

Her fırsatta CHP'ne bağlılıklarını ifade eden GG'in yöneticilerine,

Sayfalarınızda Cumhuriyet karşıtları,laiklik karşıtları,Cumhuriyet Devrimleri karşıtları "racon kesmektedirler."

Sizi ve Gürsel Tekin'i eleştiriyoruz diye yazılarımıza sansür uygulamanıza karşın,"ulusalcılıkmış laiklikmiş bunlar safsata.bunlara verdiğin kadar kafanı ahirete hesap kitaba yor."diyerek davul-zurna ile laiklik karşıtı olduğunu ilan edenlere,bu amaçla propaganda yapanlara sayfalarını aç!..Bunun bir adım sonrasının Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine ve kurucularına yönelik olacağını kestirmek zor olmasa gerek! Bu ne Barış Bey?Eğer bu demokratik davranış ise,eğer bu "demokratlık"ise,bize gelince neden bu sözde demokratik anlayış hoşgörüsüzlüğe dönüşüyor?

Lütfen Barış Bey,laiklik karşıtlarının GG sayfalarında çöreklenmelerine,"ayar çekmelerine"izin vermeyiniz.İnanın bu rahatsızlık sizlerle didişmemize benzemeyecek ve GG'i terk etmemize neden olacaktır.

6 Şubat 2011 tarihinde Gerçek Gündem sitesinde yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yaptığım yorum.

4 Şubat 2011 Cuma

MÜJDAT GEZEN'İN AZİZ NESİN SÖZÜNÜ ANIMSATMASI VE YANITLAR

Adı hem "Çağdaş" hemde "Kemalist"olan vatandaş,
Bu adları kendine yakıştırıp iktidarların,muktedirlerin değirmenlerine su taşımakla ne çağdaş olunabilir,ne de Kemalist.Tıpkı,oturdukları koltukların arkasında Atatürk fotoğrafı bulundurup Atatürk'ün evrensel devrimci değerlerine karşıt olmak gibi!..

O insafsızca eleştirdiğin Müjdat Gezen'in çağdaş eğitime ve yaşlılara verdiği hizmetleri biliyormusun?Kimsesiz yaşlılar için yaptırdığı huzurevlerinin magazin malzemesi olmaması için gösterdiği çabayı biliyormusun?Senin oy verdiklerin çeşme açılışına bile davul-zurna ile giderken(üstelikte devletin parası ile) O yaptığı hizmetleri gizlemeye çalışıyor!

O, emperyalizmin Irak'ta yaptıklarını kınarken,Türkiye'nin tam bağımsızlığını savunurken birileri ABD'de "At pazarlığı"(!)yapıyordu.

Müjdat Gezen'e eleştiriler bununla da sınırlı değil;O'nun "çingene" olduğuna hüküm yürüttü(!) bir kendini bilmez."Velevki"çingene,çingeneleri küçümseme hakkını kim verdi sana?Bu ırkçı düşünce 2.Dünya Savaşı ile son buldu sanırdık,yanılmışız!
Ülkemizin bu duruma gelmesinin ana nedenlerinden biri de etnik milliyetçi-dinci görüşlerin,biatçı kültürün topluma eğemen olmasıdır. Müjdat Gezen'in eleştirdiği tek tek insanlar değil,dayatılan ve ne yazık ki amacına ulaşan çağ dışı ideolojidir!
----------------------------------------

Müjdat Gezen'e 'aptal' yanıtı
AKP'li Bekir Bozdağ Aziz Nesin'in sözünü hatırlatan ünlü sanatçıya cevap verdi.

Cagdas Kemalist
4 Şubat 2011 09:59
Yuce Onderimizin, milletinin efendisi olarak gordugu koylusuyle, kentlisiyle, iscisiyle, esnafiyla, sanayicisiyle kisacasi halkin herkesiminden insanlarla beraber kurdugu, birlikte devrimler gerceklestirdigi CHP, simdilerde seckinci, elitist, kendisini milletin efendisi sanan, kibirleri ve burunlari gokyuzune ulasmis, kendilerini aydin sanip Atamizin ovgulerle bahsettigi yuce Turk milletine hakaret edenlerce isgal edilmis. Yazik hemde cok yazik...

Bu milletin uzerine dusen gorevi her zaman yerine getirecegine inancim tamdir. Buyuk Turk milleti kendisine hakaret eden insanlara gereken cevabi 12 haziran gunu yine verecektir. 12 haziran gecesi yine buralarda olacagim...


3 Şubat 2011 tarihinde Gerçek Günden Sitesi'nde yayınlanan Aziz Nesin'i anımsatan sözü ve okuyucu yorumlarına verdiğim yanıt.

1 Şubat 2011 Salı

"MEHMET ALİ ALABORA İŞ BANKASI'NIN ÇIKARDIĞI İŞÇİLERİ DESTEĞE GİTTİ"

Misafir - Yücel Yeşilceli

Ailenin kökeni işçi sınıfına yakındı.Baba Alabora Behice Boran'ın önderliğindeki TİP'de(Türkiye İşçi Partisi)12 Eylül 1980 öncesi örgütlü olduğu bilinmekteydi.Ancaaaaak,köprülerin altından çok sular aktı.Aile sol ile ilişiğini kesti.12 Faşizminin getirdiği sıkıntılardan aile tırstı ve libealizmin muazzam olanaklarını keşfettiler(!)Liberalizmin muazzam olanakları ile(!) yaşam standartları yükseldi.Dolayısıyle,itaatçi,biatçı kültüre karşı çıkmayıp,"kardeşçe" birlikte yaşamanın yollarını keşfettiler.İşçileri ziyaret etmişte(!),Atatürkçü aydınmışta(!)...Abdurahman Dilipak'ta işçileri ziyaret ediyor,siyasilerin tümü Hacı Bektaşı ziyaret eder,bu onların Hacı Bektaş'ın düşüncelerini özümsediği anlamına mı gelir?Bu genç AKP'ye,düzene muhalif midir?Hayır.Neyi tartışıyoruz?Bakın muhalif,dik duruşlu sanatçı mı arıyorsunuz?Hemen yan sayfalarda fotoğrafını,yazısını gördüğünüz SANATÇI Fazıl Say'a bakınız!Çünkü,sanatçı düzenin payandası değil,iktidarın payandası değil,haksızlığa baş kaldırandır,emekten,hukuktan,adaletten yana taraf olandır!!! Alabora'da bu ilkeleri görüyorsanız,basın bağrınıza,ama popülizmin uzmanları bizlerden uzak dursun.

2011-02-01 08:17:07


ODATV'de 31.01.2011 Tarihinde "Mehmet Ali Alabora İş Bankası'nın çıkardığı işçilere desteğe gitti"başlıklı yazısının altına 01.02.2011 tarihinde yaptığım yorumdur.


--------------------------------------------------------------------------------