22 Ekim 2009 Perşembe

SON PİŞMANLIK

Dün benzer bir hanımefendi:"ŞOK'TAYIM ANLAYAMIYORUM..." dedi ve karşı yorumum yayınlanmadı.Yedi yılı aşkın süredir hala anlamamış başımıza gelenleri,anlamamakta da direniyorlar.
İnsanın bu günlerde zengin olası geliyor.Herkese koşullu bir cep telefon verip (bedava) alarmını akşam haberlerinden yarım saat önceye kuracaksın: ŞİMDİ UYANMA ZAMANI,ŞİMDİ UYANMA ZAMANI!
Etkili olurmu acaba?

Değerli yazar Yılmaz Özdil'in 22.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da çıkan
"Son pişmanlığa da ceza indirimi varmı?" başlıklı yazısına yapılan yorum.

20 Ekim 2009 Salı

"CHP'li belediyeler direnecek mi?"

Ülkemizde ne yazık ki doğruların konşulması,yazılması birilerini incitiyor,birileri "ya ben öyle değilim yada biz öyle değiliz" alınganlığına düşüyor.Tıpkı, çok değerli Bekir Coşkun'un "Göbeğini kaşıyan adam" tiplemesinde olduğu gibi. Gerçekler çok somut olduğu halde alınganlık gösterenler 12 Eylül öncesinin Kuştepesini,Gürsel Mahallesini,Sanayi Mahallesini,Beykozunu,Paşabahçesini;Çubuklusunu (v.b) işçi semtlerini bilirler mi acaba? Buralarda; "EN YÜCE DEĞER EMEKTİR!" diyen sınıf bilinci yüksek,okuyan,araştıran,kırılan ama bükülmeyen ve ürettiklerinin artı değerini almak için soylu grevlere imza atan işçi dostlar oturuyordu bu mahallelerde.Grev çadırlarında gazete kağıdının üzerinde yenen zeytin -ekmeğin tadı,çadır önlerinde çekilen halayların coşkusunu burada anlatmak olanaksız... Bu insanlar: "Kurtuluş yok tek başına,ya hep beraber,ya hiç birimiz!" dedikleri için çok acı çektiler...

Şimdi bana işçi dostluğundan,yaşamlarındaki kimi yerel etkinlikleri sınıf mücadelesinin gerekleri imiş gibi sunmaya çalışıyorlar.Bu da bizi FETİŞİZM'e götürür ki; işçi-emekçi sınıfların en büyük yozlaşma nedenlerinden biride budur.

12 Eylül darbesinin ürkütücülüğü sendikaları işlevsiz konuma sokmuştur ve bugün bile toparlanmış değiller.Sınıf sendikalarının eğitim sekreterliği darbe öncesi en faal departmanlardı.İşçilere verilen eğitim, onların dış etkenlere karşı çelikleşmesini sağlamış ve geçmişte örgütlü mücadele bu şekilde ivme kazanmıştır.

Evine,komşusuna ve mahallesine dokundurmayanlar acaba cemaat-tarikat baskısına maruz kalıyorlarmı? Var ise bu kuşatılmışlığa nasıl bir çare düşünüyorlar? Örneğin: Bu mahallelerde kütüphanecilik ne durumda? Çocuğuna okul çantası almayıp, banka kredisi ile son model otomobil alan "baba"ların eğitilmesine ilişkin bir düşüncesi varmıdır? Acı ama işte asıl sorgulanması gereken budur.

Dünya görüşümüz tamamen farklı olmasına karşın, sn Aydınoğlu'nun Ataşehir'e ilişkin söylediklerini kısmen doğru buluyorum.Burada zenginler değil,eğitimli insanlar CHP'ne oy vermişlerdir.
Bu nedenle;hayatı tüm çıplaklığı ile tanımak için ille de EĞİTİM EĞİTİM!

18.Ekim 2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM' da yaptığım yorum ile ilgili yapılan eleştriye karşı cevabımdır.

18 Ekim 2009 Pazar

"CHP'li belediyeler direnecek mi?"

29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde Kartal,Maltepe ve Ataşehir belediye başkan adayları varoşlarda yaşayan halktan " Evinizi yıktırmayacağız vaadi ile oy almışlar ve Başkan seçilmişlerdir."

Değerli dostlar,yanlışın neresinden başlasam bilmiyorum ki?

1) Başta Yarkadaş'ın yazısında bir terslik var çünkü; Kamunun arazisine kaçak yada plansız ev yapmak sanki "yasal"mış gibi gösterilmeye çalışılıyor ve bu yasal düzenleme tamamlanırsa bina sahiplerinin "haklarının gasp edileceği" endişesi dile getiriliyor.Ayrıca,"buralardan çıkarılacak gecekondu sahiplerine kentin 40-50 km uzağındaki Pendik'in köylerine yerleştirileceği,dört katlı binası olan birine TOKİ'den bir daire verileceğinin adaletsizliği" vurgulanıyor.
Değerli Yarkadaş,adı üstünde "GECEKONDU" ve neden gecekondu? Çünkü; kaçak, çünkü;gece yapılıyor,çünkü;tapusuz,çünkü;kamu arazisi gasp edilerek yapılmış, çünkü; plansız ve iskansız...Yani;yasa dışı dört katlı GECEKONDU(cuk.)

2) CHP'nin seçim öncesi böyle bir vaadi var ise,bu hiç de etik olmayan bir bakış açısının yansımasıdır.Başka bir partinin daha zengin bir vaadi karşısında bu insanlar gene CHP'ne oy vereceklermidirler? Hiç sanmıyorum. Kimin tarafından yağmalanırsa yağmalansın,bu kamu mallarının yağmalanması,yağmalayanlara göz yumulması,kollanması bir ahlaki erozyondur.Bu erozyon sonucdur ki; AKP iktidarı bir torba kömüre,bir kğ bulgura,bir torba makarnaya oy almıştır,oy alabilmektedir. Sonra, bu gecekondularda kimler oturuyor? İşçiler. O halde biz işçinin yasal olmayan yoldan rant eldeedişinimi savunacağız? İşçi sınıfı evrensel ideolojisinin EN YÜCE DEĞER EMEKTİR! şiarından vazmı geçmiştir?

3) Değerli Yarkadaş,AKP'nin kural tanımaz,rantçı tesbitlerinize yürekten katılıyorum.Ayrıca, "Kentsel Dönüşüm"ün sadece yıkılanın yerine yeni bina yapılması olmadığını kişi başına düşen yeşil alanların artırılması bu tür projelerin öncelikleri arasında yeraldığını okuyoruz,dinliyoruz. Sonuç olarak; yanlışı yanlışla kapatmadan,sadece gerçekleri söyleyerek ezilenleri kazanmak kalıcı sonuçlar verir.Aksi takdirde yüz kişi A partisinden B partisine geçer ve bu günki omurgasızlık daha uzun yıllar devam eder,gider.

17.10.2009 Tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "CHP'li belediyeler direnecek mi?" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.

14 Ekim 2009 Çarşamba

"Cinayette AKP sansürü!"

Tesbitler son derece yerinde ve her namuslu yurttaş,her gerçek Atatürkcü,her sosyal demokrat,her sosyalist bu görüşlerin altına imza atar,bunda kuşku yok.
Benzer bir saptamayı 08 Ekim 2009 tarihinde "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlığı altında değerli Başkan Gürsel Tekin yapmıştı.
Belli ki Ulusal ve özgür medyanın yetersiz sesinin tamamen kesilmemesi için tüm olanakları kullanıyorsunuz,
çok da haklısınız,çok da iyi yapıyorsunuz...
Ancak; Cumhuriyet Gazetesi ve yaklaşık on-onbeş gazeteci-yazar'ın dışındaki anlı-şanlı yayın yönetmenleri,gazeteciler,yazarlar,çizerler medya üzerindeki bu baskılara ve seslerinin kıslmasına bir tepki gösteriyorlarmı?
Eveeet!
Nedir o tepkiler? Daha çok parlatma,daha çok biat...!

O halde ne yapmalı? Bu çürümüşlük,bu dibe dökülmeler kendi diyalektiğinde kuşkusuz yeni filizler verecektir. Bununla birlikte, enerjimizin bir kısmını sol'un tüm renklerinin bir araya gelmesine yönelik çalışmalara ayrılmasına "ütopya" diye es geçilmemelidir.Sorunun asıl mihenk taşı bence burasıdır.

Diğer yandan biraz "mektup"a değinelim: CHP'nin bu konudaki tavrını anlamak,içimize sindirmek hiç kolay değil...
Gündemi belirleyenin peşinden sürüklenmek yasa gereğimi dir? Nedir şimdi bu manzara?
Yerel seçimler öncesi olduğu gibi sen çık TV kameralarının karşısına,meydanlara ve sen gündemi belirle,çekim gücü olştur,umut ol halka...!

14 Ekim 2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın yazısına yapılan yorumdur.

10 Ekim 2009 Cumartesi

MEDYA DESTEKCİLERİ

Doğan Grubuna şu anda yapılanlar gerçekden de bir zulümdür ancak,son günlerin moda deyimi ile bu olayların bir de arka bahçesi yokmudur?

Evet sormak gerekiyor, özellikle de Ertuğrul Özkök'ün başını çektiği Doğan Grubu içindeki etkili ve yetkili "gazeteciler" 2002 yılından bu bu yana,hatta şu dakikaya kadar kimi desteklediler? CHP veya diğer muhalefet partilerini mi desteklediler? Evet evet Türk basın tarihinde eşi görülmemiş bu cezaya karşın, şimdi kimi destekliyorlar? Bu soruları yaşamım boyunca tüm alanlarda sormak birilerini üzse bile, ben sormaya devam edeceğim. Kale alınırım veya alınmam(Zaten bu Ülke'de eleştirenin eleştirisinin doğruluğunu araştırmak pek adetten değildir.) bu hiç önemli değil;ilerici-yurtsever,Laik Cumhuriyet'ten yana bir yurttaş olarak ben bu soruları sormaya devam edeceğim...

Doğan Grubu'na yapılanlara"oh olsun" diyenlerden asla olamayız,ancak iyi bir TV izleyicisi ve gazete okuyucusu olarak sadece gazeteci-yazarlık yaptıkları AKP'ye muhalif oldukları için kimi saygın insanların kovulduğu daha belleklerdedir.Ayrıca,"sıradaki" iki elin parmaklarını geçmeyen "muhalif yazarların kovulması"nın dillendirildiği şu günlerde,bu olayın somutlaşması halinde beklenen "uzlaşı" mutlaka sağlanacaktır diye düşünmekteyim.

Şimdi gelelim sayın Başkan'ın"Medyayı yok etme istiyorlar" yazı başlığına:Sermayesi oldukca cılız bir elin parmkları kadar kalan bağımsız,özgür yazılı ve görsel medyanın dışında ortalıkta ne kaldı söylermisiniz?

"12 Eylül öncesinin TEKSİR BASINI şimdiki koca koca medya gruplarından daha anlamlı işler yapıyorlardı." desem çok mu uç söylemlerde bulunmuş olurum?

Saygı ve sevgilerimle,

08 Ekim 2009 Tarihinde CHP İstanbul İl Başkanı sn.Gürsel Tekin'in GERÇEK GÜNDEM.COM' da yayınlanan "Medyayı yok etmek istiyorlar" başlıklı yazısına yapılan yorumdur.

7 Ekim 2009 Çarşamba

İMF'Yİ PROTESTO EYLEMLERİ

Güzel başlayan,soylu talepler içeren eylemde; evet bir uğursuz el değiyor ve en yapılmaması gerekeni,mağaza vitirinlerini,banka camlarını taşlayarak bu eylemin haklılığına gölge düşürülmesini başarıyor.

Burjuva medyasının tüm taleplerin üzerini örtüp,olayın sadece bu yönünün üzerine atladığına hep birlikte tanık olduk.

Diğer taraftan, işin en ilginç yanı, çevredeki esnaf ve işçilerin kin ile eylemcilerin üzerlerine saldırmalar idi.
Dilerseniz buna cevabı tüm yaşamını işçilere adamış, çağımızın en büyük şairi versin:

Ve açsak,yorgunsak alkan içindeysek eğer

ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,

-demeğe de dilim varmıyor ama-

kabahatın çoğu senin,canım kardeşim!

NAZIM HİKMET

Saygı ve sevgilerimle,

Değerli yazar Hikmet Çetinkaya'nın 07.10.2009 tarihli "İSTANBUL'DA EYLEM..." başlıklı yazısına yapılan yorumdur.

2 Ekim 2009 Cuma

İDEOLOJİK KİLİTLENME...

Defne hn."yorum atlatmak" buna dense gerek.Tam ben yazacaktım elinize sağlık siz yazmışsınız ve güzel olmuş.

Değerli Çetinkaya,bu gün bir berbere gittim. İki-üç esnaf toplanmışlar "memleket meselelerini" konuşuyorlar.Bunların tamamı küçük esnaf ve ekonomik koşullarının iyi olduğunu söylemek için boş oturmamaları gerekiyor değilmi? Adamlara şöyle bir baktım, tümü işsizlikten yakınıyor ve yer yer sohbetlerine de katıldım,inanılacak gibi değil ama hepsi yandaş esnaf.

Bir kış günü uydu kentlerden birinin "taksi durağı"nın önünden geçiyorum taksiler ve taksiciler vıcık vıcık çamur içinde kalmışlar;"yahu kardeşim AKP'li belediyeye gidip bir taksi durağı yeri istesenizya bu böyle çekilirmi" dediğimde "gitmezmiyiz abi gitmezmiyiz,belki elli kez gittik sonuç nafile" dedi.
Bende şaka yollu"eh siz oy verdiniz ama çamurlarda sürünüyorsunuz,bir dahaki seçimlerde artık iyi düşünürsünüz"dediğimde;
oldukça sert bir ses tonu ile aldığım yanıt Defne Hn.mı doğrular nitelikte: "Başka parti mi var kardeşim" dedi ve ben oradan uzaklaştım.

Bu akıl tutulmasının cevabını bilim insanlar mutlaka bulmalıdırlar ve bulacaklardır da. Ancak,bire bir yaşadığımız olaylardan çıkardığımız gözlemler bizi iki ana nedene götürüyor:

Birinci neden: Kitle ulaşım araçları,özellikle görsel ve yazılı medyanın tamamına yakınının çok ağır politik bombardımanı altında kalıyoruz ve bağımsız ve özgün düşünme yetisi kazanamıyoruz.
Örneğin:03.10.2009 Tarihinde AKP'nin olağan kongresi var. Medya sayın Kılıçdaroğlu'nun dosyalarından birini haber yaparmı?Tüm günü TV.ler Başbakanımızın konuşmasına ve buna ilişkin yorumlara ayıracaklardır.

İkinci neden:Gündemi biz belirlemiyor ve bu kısır döngüyü aşamıyoruz. Kısır döngüyü yenmek için mutlaka,ama mutlaka B İ R L E Ş M E L İ Y İ Z..!
Birleşirsek çekim gücü oluştururuz, yazılı, görsel medya bu birleşik güce kayıtsız kalamaz ve GÜNDEMİ BELİRLEYENLER BİRLEŞİK GÜCÜN TA KENDİSİ OLUR..!

Saygı ve sevgilerimle,

Yazar Hikmet Çetinkaya'nın 02.10.2009 tarihinde GERÇEK GÜNDEM.COM da yayınlanan "İdeolojik Kilitlenme" başlıklı yazısına istinaden verilen cevaptır.