31 Ekim 2010 Pazar

CHP NEDEN İLERLEYEMİYOR?

Arkadaşlar,
Yayınlanmama endişesiyle çok kısa bir yorum yapacağım:

Yıllardır,aylardır,günlerdir CHP'nin bir adım ileri gitmesi için AKP borazancılarının dışında kafa yoruyorsunuz,yoruyoruz değil mi? Ama gitmiyor,ilerlemiyor bir türlü.
O halde felsefi tartışmalara girmeden,kitle partisi olduğu gerçeğini gözardı etmeden, kısaca şu soruyu sormak hakkınız,hakkımız değil mi? Neden? Evet neden?

Şu yanıt aklımıza geliyor mu? Çünkü,sol ayağı topal CHP'nin,daha doğrusu sol ayağı yok! O yüzden tökezliyor, ilerlemesini diyalektik ve tarihsel materyalizmin dışındaki güçlere,sağa açlılarak sağlayacağını zannediyor ve her zamanki gibi yanılıyor!

31 Ekim 2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarında Barış Yarkadaş'ın "Kılıçdaroğlu CHP'nin 3.adamı mı?" başlıklı yazısına yaptığım yorum.

26 Ekim 2010 Salı

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (7)

Yücel Yeşilceli
25 Ekim 2010 21:22

Sevgili E.Uzun,
Senin benden çok daha iyi bildiğin bu konuyu bana "havale" etmen ne derece şık onu bilemem ama,incelikli talebine binaen aşağıdaki açıklamaları yapma gereği duydum:

Monopol: Piyasasında tek bir firmanın bulunduğu ve o firmanın üretip sattığı malın yerine kolayca ikame edilebilecek başka malın olmadığı piyasadır.

Neo liberal: Kapitalist devletin, iktisadi devlet teşebbüslerinden ve eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim gibi kamusal alandan elini çekerek, ekonomiyi tamamen piyasanın serbest gidişatına bırakmasını ve tüm bu kuruluşların özelleştirilmesini savunan siyasi düşünce.

Yukardaki sözcüklerin sözlük karşılıkları böyle.İkisi de kapitalist sistem içirisindeki üretim araçlarının,ilişkilerinin yansımaları. Yani sermaye ve emek arasındaki uzlaşmaz çelişkilerin var olduğu,giderek arttığı,ustaların deyimiye "üretimin toplumsalaştığı",toplumsal üretim araçlarının ise, bir avuç eğemenin elinde bulunduğu adaletsiz bir yapıdır sözü edilenler!

Emperyalizm ise;Sanayi sermayesi ile banka sermayesinin bütünleşmesiyle finans sermayesini ortaya çıktığı,mal ihracının yerini sermaye ihracının aldığını,dünyanın belli başlı devletler tarafından paylaşımının tamamlandığını,demokrasinin inkar edilerek finans oliarşisinin erkinin kurulduğunu bilimsel veriler ışığında açıklanmıştır.Bütün bu özelliklerin kapitalizmin yeni ve sonuncu evresi olan emperyalizmi,onun azgın, arsız ve sömürgeci yüzünü tarif etmektedir ustalar.

O halde; Böylesine bir yapıyı "CHP nin tarihi misyonu göz önüne alınarak",Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklı(mı)dır? CHP Ulusal bir duruş sergileme,emperyalizmle mücadele etme gibi bir küçük kıpırtısı görülmüş,duyulmuş mudur?

Saygılar,sevgiler.

25.10.2010 tarihinde gg sayfalarında E.Uzun adlı yorumcunun isteğine binaen yaptığım yorumdur.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (6)

E.Uzun
25 Ekim 2010 19:05

Sevgili Yucel!

Gunlerdir, bu sayfalardan bilime, diyalektige, siniflara ve onlarin degerlerine saldiri yapilmaktaydi, bildigimiz (kizil elmaci) zat tarafindan, inanirmisin, icimden hani halkimizin bir sozu vardir""koyunun olmadigi yerde, keciye abdurrahman celebi derlermis "" diye. geciyorken, surekli olarak bu degerleri savunduguna inandigim dostlarin sesisiz kalmiyacagini biliyordum!

Su asagidaki alintiyi senin yazindan yaptim ve bu konuyu acmani rica edecegim, tabi zahmet olmaz ise!
"" CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir. ""

Sevgilerimle
E.uzun


25.10.2010 Tarihinde gg sayfalarında yer alan ve E.Uzun adlı yorumcunun bana ilişkin talebi.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (5)

Yücel Yeşilceli
25 Ekim 2010 18:25

YORUMSUZ
--------------
Değerli Erdem Akel,

22.10.2010 tarihli yazınızdan.

Bu gunku emperyalizm kurami Habson,Rosa Luksenburg Leninin emperyalizm kuramindan farklidir.

CHP nin solundakiler CHP sini elestirirken Monopol Kapitalizm Neo-Liberlaim ve Neo-Emperyalizm kavramlarinin icerigini bilerek hareket etmelidir.

CHP nin solunda hisseden arkadaslarimiz emperyalizme yem olmamak adina herkezin bu kosullarda CHP sinden baska bir partiye destek vermeleri sanslari yoktur.

25.10.2010 Tarihli yazınızdan.

Marksizm bir bilimdir.Bu bilimden butun dunya en cokta sosyal demokratlar faydalanmaktadir.

Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizm monopol Kapitalizmin urunleridir.

Ayrica Monopol Kapitalizmin sosyal demokrasi ile etkiszilestirilecegini tasfiye edilecegini soylemek buyuk bir cehalettir.

CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir.

25.Ekim 2010 Tarihinde gg sayfalarında yer alan ve Erdem Akel'e kendi yazılarından alıntı cevabım.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (4)

DEGERLİ YESİLCELİ
Sorunuzu tam anlamakla beraber,Ben bu sorunuzu soyle yorumladim;Monopol Kapitalism endustrilesme surecini tamalamis ulkelerdeki uretim biciminin bu gunku evresidir.Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizm monopol Kapitalizmin urunleridir.Monopol Kapitalizm ve yasamasi icin kullandigi araclarin kapitalist uretim biciminin bir kurumu olan Sosyal Demokrasi ile uzlasmazliginin bulunmadigi halde,Monopol Kapitalizmden ve onun emperyalist araclari olan Neo-Liberalizm ve Neo-Emperyalizmden kurtulmanin araci olarak nasil Sosyal Demokrasi gosterebilirsiniz..........
----------------------------------------
Ben boyle bir iddiada bulunmadim ama bu sorunuz yazdiklarimin genellemesinden cikarilmis olabilir
Sosyal Demokrasilerin Batidaki hedefleri ve siyasi yapilanmasiyla bu soylediklerinizin aksine bir sey soylemek olanaksizdir.Ayrica Monopol Kapitalizmin sosyal demokrasi ile etkiszilestirilecegini tasfiye edilecegini soylemek buyuk bir cehalettir.Ancak Turkiye gibi gelismekte olan bir ulkede ozellikle CHP nin tarihi misyonu goz onune alinirsa,Monopol Kapitalizmin yasamasi icin gelistirdigi Neo-Liberalim ve Neo-Emperyalizm araclarini Ulususalci bir durusla etkisizlestirmek olanaklidir.Gelismekte olan ulkelerde, Antiemperyalist durusu olmayan hic bir siyasi yapinin emperyalizmin hedefi olmaktan kurtulmasi olanaksizdir.Ben kisa vadede Turkiyeyi mali sermayenin hegemonyasindan kurtaracak baska bir secenek goremiyorum.Sadece umudum CHP sini gecmisini hatirlamasi.......
SELAM VE SEVGİLER

25.10.2010 Tarihinde Erdem Akel'in tarafıma yönelik yazdığı ve gerçek gündem.com sayfalarında yer alan başka bir yazısı.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (3)

DEGERLİ YESİLCELİ
Bana yonettigin sorular toptanci(total) bir sorgulamaya donumus.Bu sorulari ayri ayri bana yoneltmis oldsaydiniz daha net yanitlar alabilirdiniz.Bu sorulara verecegim yanitlara GG nin bu sayfalari yetmez.Marksizm islevselligini yitirdigini iddia ederek sosyalistleri karsi karsiya getirmemide nereden cikariyorsunuz
Frederik Engels ve Karl Marks insanligin yetsitirdigi vede insanlarin ufkunu acan iki degerli bilim insanidir.Karl Marks Marksist dusunceyi olustururken,bir ayagi İngiliz Ekonomi Politiginde bir ayagida Alman felsefesindeydi.Karl Marksa İngiliz Ekonomi politiginin ilk kuramcilari olan Adam Shimit Davit Ricardo dan faydalanirken,diger yandan Alman felsefesinin zirvesinde oturan yakin dostu F.Engels ten dusuncesinin orjinini ozunu olusturan temel felsefeyi aldi.Marks,Engels in diyalektik mataryalizmini kullanarak uretim iliskilerinin toplumsal yansimalarini acikladi.Yani Tarihi Maddecilik kuramini gelistirdi.Bu gun diyalektik mataryalizm ve tarihi maddecilik insan oglunun cagdas dusunce metodolojisidir.Dusunun bir kere Marks in"Art-Deger"kurami olmasa sosyal demokratlarin"Hakca Bolusum"sloganinin bilimsel temeli olurmuydu.
Marksizm bir bilimdir.Bu bilimden butun dunya en cokta sosyal demokratlar faydalanmaktadir.Ben sadece CHP deki burokratik oligarsik yapilanmanin kirilmasini Kilictaroglu ekibinden umut ediyorum.Bu yapiyi kirmanin turbanla ve F-Tipi ile aciklanmasi dogru degildir
SELAM VE SEVGİLER

25.10.2010 tarihinde gerçek gündem.com sayfalarında Erdem Akel'in bana verdiği yanıt.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (2)

Sevgili Erdem Akel,
Kısa yazımın yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmiyorum ama,bir dost olarak seni uyarma gereği duydum:

Yazılarında bir bütünsellik arıyorum ama ne yazık ki bulamıyorum.Bir gün kalkıyorsun Marksizmin günümüzde işlevselliğini yitirdiğini,sosyalizmin zenginleşmesine katkı yapmış,pratikte uygulatmış bilimsel sosyalistleri karşı karşıya getirmeye çalışıyorsun!

Monopol Kapitalizm Neo-Liberlaim ve Neo-Emperyalizm kavramlarını sıkça kullanmana karşın,bu kavramların tam karşıtının,bunlardan kurtulmanın yolunun "sosyal demokrasiden geçtiği" yanılgısına düşüyorsun.Dünyanın hiç bir ülkesinde, hiç bir sosyal demokrat parti, yukarda saydığın üretim ilişkilerinden ve bu üretim ilişkilerin tepesindekinden kurtulmak istemedi,istemez de! Sana tek katıldığım nokta,emperyalizmin ulus devletleri yok etme kararlılığıdır.

Diğer yandan,Kılıçdaroğlu'nun yanlış politikalarına ilişkin onca yazı yazmana karşın,partideki "bürokratik,oligarşik" yapıyı ondan temizlemesini bekliyorsun.Yani,türbana karşı çıkmayan,cemaatlere karşı çıkmayan Kılıçdaroğlu'ndan CHP'yi çağdaş bir sosyal demokrat parti yapmasını bekliyorsun.Evet,bir temizlik olacak gibi,ama bu temizlik parti içinde çok az kalan "Tam Bağımsız Türkiye!"diyen Atatürkçü,Devrimci insanlara yönelik olmasın!
Saygılar.

Bir önceki sayfada yorum yapan Erdem Akel'e 25.10.2010 tarihinde gerçek gündem.com'da verdiğim yanıt.

"KADIKÖY'ÜN RİTMİ BOZULDU" (1)

Erdem AKEL
25 Ekim 2010 10:09

SEVGİLİ DOSTLAR
CHP nin Swissoteldeki toplantisina davet edilen Diyarbakir Universitesi Din Sosyolojisi ogretim uyesi Dr.Muhammet Cakmak Swissoteldeki konusmasinda bakin nediyor
"Ben buradan bir oneride bulunarak CHP Genel Merkezinin duvarlarini torenle yikin halk Size dokunsun"Dr.Cakmak in bu carpici ifadesinin ortacag kalintisi yonetim bicimindeki adi Burokratik Oligarsik yonetim yapilanmasidir
CHP nin yonetsel yapisindaki bu hastaligi ilk dillendiren Prof Dr İdris Kucukomer oldu.Uzun zamandan beri CHP deki bu ortacag kalintisi yonetsel yapilanmayi CHP Yoneticileri ve Turk aydinin buyuk kesimince bilindigi halde Bulent Ecevit in partideki yonetim yapilanmasina dokunulmadan sadece soylemde etkili cikisi disinda
bu oteriter yonetsel yapilanmayi degistirmek CHP Yoneticilerinin isine gelmedi..
Umalim ki Sn Kilictaroglu ve Ekibi bu burokratik oligarsik orgutsel ve zihinsel hasatliga CHP sinin daha fazla dayanamayacagini gormus olur ve CHP de cagdas normlara uygun zihinsel ve bir yonetsel yapilanmanin startini veriri

25 Ekim 2010 tarihinde gerçek gündem.com Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısına Erdem Akel adlı okuyucunun yorumu olup,alınmıştır.

21 Ekim 2010 Perşembe

KILIÇDAROĞLU GÜVEN VE GÜVENCE VERİYOR MU?

Kılıçdaroğlu da güven ve güvence vermeli
---------------------------------
Yazımın yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmeden,"bi taraf" olarak,Cumhuriyet'ten yana,Atatürk Devrimleri'nden yana,yaşam biçimimizin dumura uğratılmamasından yana "yorum yapmama" kararımıza rağmen görüşlerimizi dostlarla paylaşalım dedik.

Evet,sayın Yarkadaş'ın yazısının başlığını tepeye yerleştirdik ve soruyoruz:Güven ve güvence veriyor mu Kılıçdaroğlu? Uygar toplumlarda bireysel güvencelerin yeri varmıdır?

Bu soruya yanıt bulmak için "Dersim" tartışmalarına,22 Kasım 2009 tarihlerine kadar gitmek gerekiyor.Bilindiği üzere o tarihlerde Onur Öymen'in "Dersim"e ilişkin söyledikleri polemik konusu olmuş ve Grup Başkan Vekili olarak Kılıçdaroğlu "istifa etsin" demişti.Daha sonra "onu deme(miş)dim" lerle iş tatlıya bağlanmıştı.Bu anımsatmadan nereye gelmek istiyoruz? Kılıçdaroğlu'nun o zamanki yalpalamasına,sözlerinin arkasında durmadığına çok kişi kızmış ve eleştiri bombardımanına tutmuştu!

Benim tepkim ise,İngiliz emperyalizmiyle "iş tutan" Seyit Rıza ve adamlarına karşı Cumhuriyet'in refleksleri harekete geçtiğini ve bunun emek mücadelesi değil,feodalizmin daha modern sınıfa karşı bir başkaldırısı olduğunu belirtmiştim.

Batıdaki sosyal demokratların felsefi kökenleri Marksizm'e dayandığını çoğumuz biliyoruz.CHP ise marksist bir kökenden,kültürden gelmemesine karşın,"Ortanın solu" seçiminden sonra sürekli ikircikli politikalar içinde olmuştur.Kökenlerle yalpalamaların ortak yanları şöyle:19.Yüz yılın ortalarında,1860'larda İngiltere'de "Bilinmezciler" diye adlandırılan,"Var da diyemem,yok da diyemem"ci felsefi görüşün bütün ortak özellikleri ne yazık ki sosyal demokrat partilerde eğemendir.Yani netleşmemiş politik,düşünsel,sınıfsal dünya görüşü ve yol haritası...

Halk Oylaması'nın bir ay öncesine ve sonrasına dönersek;Kılıçdaroğlu'nun kimi "pot kırma"larını Parti Yönetimi "acemilik" olarak geçiştirmeye,üzerinin örtülmesine yönelik çabalar içerisinde oldu.Halbuki benim gibi kimi insanlar ve sıradan partililer yapılan hataları sorgulamaya başlamışlardı bile.
Türban Türkiye'nin gündeminden düşmüşken,cemaatlerin ülke üzerindeki eğemenliğini en yetkili polis müdürü afişe etmişken,önceki Genel Başkan,yer yer sayın Kılıçdaroğlu Cumhuriyet'in geleceğine ilişkin kaygıları dillendirmişken;
-"Türban sorununu biz çözeceğiz"
-"Laik Cumhuriyet tehlike altında değildir"
-"Cemaatlere karşı değiliz"
-"Genel Af'fı biz çıkaracağız" gibi söylemler spontane/irticalen söylenen sözler olmadığı kısa sürede anlaşılmıştır.
Tüm bunların yanında İMF'nin ve Dünya Bankası'nın Türkiye uzantısı Kemal Derviş'le ne konuşulduğu tam olarak halka ve partililere açıklanmamıştır.

Sonuç olarak: İlk okullarda bile artık türbanlı öğrencilerin derslere girdiği görülmektedir.Sayın Kılıçdaroğlu Devlet yetkililerinden "güvence" istemektedir."Dur bakalım,her şey sırayla,çocuk bile dokuz ay on günde doğuyor" denilerek güvencenin güvenirliği de ortaya çıkmış oluyor.

Çıkış yolu;Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet Devrimleri'nin ürünü CHP,kendi oluşum felsefesine sahip çıkar,kemikleşmiş partilerin tutucu üyelerinden,örgütlerinden "medet ummak" yerine,Atatürkçü,sol,sosyal demokrat ve ilerici-yurtsever kişi ve örgütlerle omuz omuza olursa iktidar olur,Cumhuriyet'e sahip çıkar!

20.10.2010 Tarihinde gerçek gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın adı geçen sitedeki yazısına yaptığım yorumdur.

YAZAR BARIŞ YARKADAŞ'IN KILIÇDAROĞLU GÜVEN VE GÜVENCE VERMELİ BAŞLIKLI YAZISI

20 Ekim 2010

Kılıçdaroğlu da güven ve güvence vermeli
Geride bıraktığımız günlerde kaleme aldığım bir yazıda, CHP tabanının ‘türban’ politikası konusunda kafasının karışık olduğunu söylemiştim. Bu, CHP’lilerle yaptığım konuşmalardan edindiğim izlenim üzerine ortaya koyduğum bir tespitti. Biliniyor ki; CHP tabanı, Kılıçdaroğlu’nun “Türbanı biz çözeriz” demesinin ardından başlayan tartışmalar ve uygulamalardan ‘kaygı’ duyuyor. Parti içinde “koltuğunu kaybetmemek” adına türlü komplolara giren klikler ise tabanın hassasiyetini Kılıçdaroğlu’na karşı bir ‘koz’ olarak kullanmak istiyor. Böylece, Kılıçdaroğlu’yla “farklı hesapları” olanlar, “tabanın sesi”ymiş gibi hareket ediyor. Oysa; aynı kişilere “ön seçim” dediğinizde, örgütten ve tabandan köşe – bucak kaçıyor. “Bu delegeyle ön seçim olmaz” cevabı veriliyor.

Bu bağlamda, üzerine en büyük sorumluluk düşen kişi; kuşkusuz CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu…

OYUNCAĞI ALMAK İSTERKEN...

Kılıçdaroğlu, AKP’nin elinde oyuncağa dönüşmüş olan türbanı siyasi istismar malzemesi olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Ancak; bunu yaparken, ortaya, sanki ‘laiklik’ ilkesinden taviz veriyormuş gibi bir görüntü çıkıyor. CHP Genel Başkanı, bu yüzden, CHP’nin yüzde 28 oy oranına ulaşmış olan tabanına “güven” vermek zorunda. CHP’ye oy veren kesim, ‘AKP’nin istismarına taviz veriliyor’ düşüncesine kapıldığında, partisiyle olan gönül bağını sorgulamaya başlar. Kılıçdaroğlu bu hassasiyeti mutlaka ve mutlaka dikkate almalı. Politikalar oluşturulurken, hem tabanın hem de tavanın sesine kulak verilmeli.

HERKESİN KAFASI KARIŞTI

Zira; parti tabanında olduğu kadar, tavanda da kafa karışıklığı var. Bunun en son örneği ise CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek’in pazartesi günü yaptığı toplantıda ortaya çıktı. Belediye başkanlarıyla basına kapalı bir toplantı yapan Şimşek, güncel gelişmeler üzerine sohbet ettiği belediye başkanlarının ‘sitemleri’ni dinlemek zorunda kaldı. Belediye başkanlarının bir kısmı, “Kemal Bey’in türban politikasını tabana anlatamıyoruz. Tabanda ciddi tartışma var, kaygılar artıyor” dedi.

BELEDİYE BAŞKANLARI SİTEM ETTİ

Belediye başkanlarının bir kısmının şikayeti ve sitemi ise farklıydı. İstanbul’da yapılan ve iki gün süren ‘Arama Konferansı’na çağrılmama sebebini anlayamadığını söyleyen başkanlar, “Biz CHP’li değil miyiz, isimler neye göre seçildi?” diye sordu. Eleştirileri dinleyen Berhan Şimşek kendi cephesinden yanıtlar vermeye çalıştı.

MUHARREM İNCE MEYDAN OKUYUNCA...

Bu iki örnek, şu açıdan önemli: Başta belediye başkanları olmak üzere, partinin çeşitli katmanları olan – biteni öğrenmek istiyor. Baykal döneminde dile getirilemeyen 'eleştiri'ler, artık açıkça söylenebiliyor. Bunda kuşkusuz Önder Sav destekli Muharrem İnce’nin Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na açıkça meydan okumasına rağmen bir ‘’yaptırım’’a uğramaması da etken. Kılıçdaroğlu, imajını zedeleyen kişilerden “hesap sormadıkça” CHP’ye hakim olamadığı havası yayılıyor. ‘Otorite’ kayboldukça, eleştiriler ‘demokratik hak’ bağlamında dile getiriliyor. CHP ‘her kafadan bir sesin çıktığı’ ve kaosun hakim olduğu bir görüntü içine giriyor. Kılıçdaroğlu’nu da en çok bu görüntü yaralıyor. Türkiye seçmeninin politikadan önce liderde “güven” aradığı biliniyor. Seçmen, liderinin “otoriter – dediğim dedik” olmasını istemiyor ama “direksiyonun liderde olması”nı arzuluyor. CHP ise tam tersi bir görüntü içinde…

KILIÇDAROĞLU NEYİ BEKLİYOR?

Peki bu görüntü değişir mi? Kemal Kılıçdaroğlu “genel başkan” olduğunu hem partiye hem de kamuoyuna hissettir mi? Ya da hissettirebilir mi? Deyim yerindeyse, “elini masaya vurmaya” hazır mı? Bunu istiyor mu? Bunun için adım atacak mı?

Belli ki; CHP’nin içinde bulunduğu durumdan, Kemal Kılıçdaroğlu da rahatsız. Bu yüzden, CHP’yi daha geniş kesimlere açmak ve kabuğunu kırmak için ‘arayış’ içine giriyor. Bunları SKY Türk’teki Şimdiki Zaman adlı programda ayrıntılarıyla anlatım. Yeniden oraya dönmek istemiyorum. Ancak; o programdan sonra edindiğim bir izlenimi de sizinle paylaşmak istiyorum:

PARTİ TABANI GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE...

Pazar gecesi Gürkan Hacır’ın programında ortaya koyduğumuz tablo, CHP tabanında infial yarattı. Parti tabanı, Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir kuşatma altında olduğunu somut örneklerle gördü. Programdan sonra, Kılıçdaroğlu’nun bu infiale sessiz kalamayacağı yönünde işaretler almaya da başladım. Ancak belli ki; Kılıçdaroğlu da partiyi yeniden şekillendirmek ve bu kaosa son vermek için uygun süreci bekliyor. Bu yüzden, adım atması zor… Hatta imkansız…

YARGITAY NE DİYECEK?

Bir kere; CHP’nin 22 – 23 Mayıs 2010’da gerçekleştirdiği kurultay, şu an Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘tahkikat’a uğruyor. Önder Sav’ın Kemal Anadol’la baş başa verip uygulamadan kaldırdığı ‘Yeni Tüzük’ konusu Yargıtay’ın gündeminde duruyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, CHP’nin yeni tüzüğü kurultayla ‘ertelemesi’ Siyasi Partiler Yasası’nın 10. maddesine aykırı… Dün konuştuğum bir hukukçu, konuya ilişkin şunu söylüyor:

“Yazılarınızı okuyorum. Bu konuyu ilk kez siz yazdınız. Ben de bunun üzerine bilgilerimi kontrol ettim. Kitaplara baktım. Yazdıklarınız doğru. CHP, daha önce kurultayla kabul edilmiş olan yeni tüzüğü, delegenin oylarıyla kaldıramaz. Bunu yapmak için tüzük komisyonunu toplamalı ve tüzüğü orada uygulamadan kaldırmalıydı. Ancak bu yapılmamış.”

BAYKAL'IN HUKUKİ YORUMU

Deniz Baykal’a yakın çevrelerden edindiğim izlenim de aynı yönde… Baykal’ın evine ziyarete giden bir CHP’liye “Tüzük Kurultayı olmadan tüzüğü erteleyemezler. Bunun için partinin 81 ilden gelen temsilcilerle birlikte önce bir rapor hazırlaması, ardından ise bu raporu toplanacak olan kurultayda tartışması gerekirdi” dediği biliniyor.

Baykal aynı görüşmede, SKY Türk’teki programımıza da atıf yaparak şöyle konuşuyor: “Barış’ın anlattıklarını izledim. Anlattıkları doğru ama eksik yanları var. O da şu: Tüzük Kurultayı toplanmadan tüzüğü iptal edemezsiniz. Tüzükler, partilerin anayasasıdır. Ben bunu iptal ediyorum, yerine bunu koyuyorum diyemezsiniz. Bu yüzden, Yargıtay’ın yaptığı inceleme ciddiye alınmalıdır.”

BELİRSİZLİK ORTADAN KALKAR MI?

Kemal Kılıçdaroğlu da bu gelişmeleri “yakından” takip ettiği için, belli ki hukuki belirsizliğin ortadan kalkmasını bekliyor. Elimizdeki veriler, CHP’nin Siyasi Partiler Yasası’na göre yeni bir ‘kurultay’ toplamak zorunda kalacağını gösteriyor.

Biz bunları yazdıkça, CHP’li bazı dostlarımız sitem ediyor. Oysa, bize değil, CHP’ye ‘kurultay bile yaptıramayan’ yönetime sitem etmeleri gerekir.

KILIÇDAROĞLU'NU BEKLEYEN SINAV

Özetlersek; CHP’deki belirsizlik, kafa karışıklığı, savrulma, eksen kayması tartışmaları, kısa bir süre içinde sona erecektir, ermelidir… Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın vereceği karar bu belirsizliğe nokta koyacaktır. Karar hangi yönde çıkarsa çıksın, Kılıçdaroğlu da ‘yol haritası’nı ona göre çizecek ve “elini masaya vuracak”tır. Aksi taktirde, Kılıçdaroğlu’na yönelik güven erozyona uğrar. Bunun temel sebebi de “politikalar” değildir. Kılıçdaroğlu’nu samimi bulan seçmenler, ‘iktidar olmak için bir arayış içinde’ diyerek, belli bir noktaya kadar ‘kredi’ açar.

Ancak; partiyi Kılıçdaroğlu’nun değil de ‘başkalarının yönettiği’ duygusu kökleşirse, Kılıçdaroğlu’nun o koltukta oturması imkansız ve anlamsız hale gelir. Seçmen, kendini ‘oy verdiği’ kişinin yönetmesini ister. Kılıçdaroğlu, bu bağlamda, hem politikaları, hem de ‘yönetme yeteneği’ ile kitlelere güven vermelidir. Liderlik budur...

Bizim umudumuz ve beklentimiz, Kılıçdaroğlu’nun liderlik yapması yönündedir…

20.10.2010 Tarihinde yayınlanan gerçek gündem.com Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın yazısı olup,sayfalarımıza alınmıştır.

18 Ekim 2010 Pazartesi

YAZAR BAKİ KARAKOL'A CEVABIM (2)

18 Ekim 2010 13:13

Sayın Baki Karakol,
Şimdi "YAZIYORUM" olarak cevap veriyorum:
Öncelikle yorumumu ciddiyetle okuyup köşenize taşıdığınız için içtenlikle teşekkür ederim.
İkincisi, CHP'nin kadrolarına yönelik düşüncelerinizin benimki ile aynı parelellikte olmasına inanın çok memnun oldum.

Gelelim Önder Sav "sav"ınıza:Sayın Baki Karakol,beni eleştirirken sizin de aynı hataya düştüğünüzü anımsatmak isterim.Bütün samimiyetimle söylüyorum,hayatımda Önder Sav'ı bir kez bile görmüşlüğüm yoktur.İstanbul'da oturan sol-sosyal demokrat kökenli bir yurttaş olarak CHP Genel Merkezi'nin yolunu dahi bilmem.Üstelik Ankara'ya gidişim üçü-beşi geçmemiştir ve bu yolculuklarımın bir bölümü 10 Kasım,29 Ekim tarihsel tarihleriyle ilgilidir.
Yorumumda "Sav kokusu" almanıza gelince:Kara çarşaf açılımına ilişkin Sayın Gürsel Tekin'e olağanüstü tepki gösterdiğim doğrudur.Bununla yetinmeyip yandaş medyada,"merkez medya"da "Bu coğrafyada üç bin yıldır çarşaf vardır..." diyen sayın Tekin'in çarşaf-türban savunuculuğunu hoş görmek mümkün değildir.Gönül verdiğimiz,oy verdiğimiz bir partinin kadrolarında kadınlarımızın 2.sınıf vatandaşlığını savunmayı nasıl hoş görebiliriz? Geleneksel olana tabiki saygımız var,ancak simgesel olanı kabullenmemiz bizden beklenmesin.Böylesine sert eleştirilerimizden Önder Sav "kokusu",algısı almışsanız bu benim hatam değildir.

Tüm bunlar yaşanırken,GG Genel Yayın Yönetmeni sayın Yarkadaş hiç bir şey olmamış gibi sürekli sayın Tekin'in söylemlerini doğru bellemesi, önce PM'ne seçilmesi için,sonra MYK'ye seçilmesi için muazzam çaba harcaması bizlerin"hemşehricilik" faktörünü düşünmemize neden oldu.Süreci kuşkusuz takip etmişinizdir.Sayın Yarkadaş'ın okuyucusu olarak, iyi niyetli uyarılarımızı elinin tersiyle itelemesi,sayın Tekin'e yönelik eleştirici yorumlarımız yok sayılması,yeni atanmış İstanbul İl Başkanı'na yönelik tahammülsüzlüğü bende bu kanının güçlenesine,böyle bir algının oluşmasına neden oldu.

Dün gece SKYTÜRK'de görüldü ki,Yarkadaş'ın Önder Sav çıkmazı derinlerde.CHP'ne "yakın" olduğunu söyleyen bir gazetecinin bütün kurgusu parti içindeki "kirli çamaşırları" afişe etmek midir? Hınçla saldırmak mıdır?

Takdiri size bırakırken,güneşli günler görme dileklerimle saygılar sunarım.

18 Ekim 2010 tarihli Gerçek Gündem.Com yazarı Baki Karakol'a cevabım olup,her iki yazımın rumuzu da"YAZIYORUM" ile yayınlanmıştır.

YAZAR BAKİ KARAKOL'UN "İKİ YORUM DA,ÖNDER SAV KOKUYOR"BAŞLIKLI CEVABI.

18 Ekim 2010

İki yorum da, Önder Sav kokuyor
“Bu ‘yazar’da da Önder Sav alerjisi başlamış. Demek bütün Karslı yurttaşlar Önder Sav'ın gitmesini istiyor. Gönderdiğiniz zaman CHP'yi size bırakacaklarını mı sanıyorsunuz? YANILIYORSUNUZ!”

Bu tümceler, 11 Ekim 2010 Pazartesi günlü “Abant’ın belgelediği” başlıklı yazıma…

“Tabi ya! ‘CHP'nin başında Önder Sav değil de, Gürsel Tekin olsa ‘...dese’lere, olasılıklara tek direnecek, karşı çıkacak Gürsel Tekin'in Genel Sekreter'liğindeki, hatta Genel Başkanlığı'ndaki CHP olur ancak’ değil mi sayın yazar? Ne diyelim, dilerim bütün doğulu arkadaşların rüyaları, çalışmaları boşa çıkmaz da, Gürsel Tekin CHP'nin başına geçer, yedi düvel nasıl Genel Başkan olunurmuş görürler... Dedim ya, Mevla dileklerinizi kabul eyleye.”

Bu tümceler de, 15 Ekim2010 Cuma günlü “Başbakan çıkıp dese, kim engelleyecek?!.” Başlıklı yazıma…

Aynı okurdan gelen yorum…

Okur, adını soyadını açıkça yazmıyor, “YAZIYORUM” imzasını ya da rumuzunu kullanıyor.

Ben bu yorumlarda, CHP Genel Sekreteri “Önder Sav kokusu”nu alıyorum!..

Önder Sav’ın kendisi de yazmış, yazdırmış olabilir… Bir önder Sav yalakası da…

Kim yazmışsa, yazdırmışsa hiç önemi yok! Yazılarda “Önder Sav kokusu” var!

Yazılanların her sözcüğü Önder Sav kokuyor!

Kokabilir! Bunun da önemi yok...

Yazı konusu yapmam; sapla samanın karıştırılmasınadır, çirkin bir biçimde hemşericilik-bölgecilik yapıldığının vurgulanmasınadır, böylesi basitliklerle uğraşılmasınadır, ana gerçeklerden uzak durulmasınadır, CHP’nin bu kafalar tarafından yönetmesinedir!..

Bu kadar mı? Değil… Daha çok sıralayacaklarım var; ama zamanınızı almayacağım.

Gürsel Tekin, bu sitede yazdı ve benim hemşerim olur diye, böyle düşünmek, yorum yazmak, yazdırmak hiç etik değil!

Altına yorum gönderilen iki yazım iyi okunup anlaşılsaydı, “kara çarşaf açılımı”ndan ötürü Gürsel Tekin’e yönelik tepki ve yergilerim bilinseydi, sanıyorum, “YAZIYORUM” rumuzlu okur daha gerçekçi yorumlar yazacaktı!

Anılan okurun, yorumlarını gene bekliyorum. Ama bu iki yorumu gibi “sıradan” ve “içerikten yoksun” olmasın!

Bu okur ve bu sitenin siz kıymetli okurlarının bilmesini isterim: Genel Başkanlığını arzulayıp desteklediğim ne Kemal Bey’de, CHP’nin ve CHP’lilerin korkulu rüyası ne Önder Sav’da, “kara çarşaf açılımı”nın sahiplerinden ne Gürsel Tekin’de ve ne de vitrindeki diğer yöneticilerde siyasi üretkenlik, siyasi gelecek görmüyorum!

Bu kadronun; CHP’yi, CHP’lileri derleyip toparlayacağına, sonradan pişman etmeyecek, özlemi çekilen iktidara taşıyacağına, özünde bir “merkez partisi” olan CHP’yi ana yörüngesine oturtacağına, Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün bayraktarlığını yapacağına da inanmıyorum!

“İnanabilir” noktasına gelebilmem için, bu kadronun; aydın Türk tarihçileri’nden, Atatürk ve CHP konularında uzman bilim adamlarından günlerce bilgilendirmeler (brifingler) almasını gerekli, kaçınılmaz, zorunlu görüyorum!

Gerçekten ciddi bilgi eksikliği ve bu bilgi eksikliği çerçevesinde dizi dizi yanlış söylemler, eylemler söz konusu!

Nereden, nasıl, neden geldiği - getirildiği herkesçe bilinen ve Atatürk, Atatürk Türkiyesi karşıtı Başbakan’ın, önceki gün partisinin Ankara Kızılcahamam’daki toplantısında “yüksek moral”le söylediklerinden bir çoğu canımı acıttı!

Atatürk karşıtı siyasetçi, Atatürk Türkiyesi’nde Başbakan ise, Atatürk Türkiyesi’nin kaleleri bir bir “karşıtların” eline geçiyorsa, bunda, yerdiğim kadroların ve onların “Atatürkçülükten kopuk” siyasalarının payı büyük, yadsınamaz!..

18 Ekim 2010 tarihli Gerçek Gündem.Com yazarı Baki Karakol'un köşesine aldığı yazısı.

GERÇEK GÜNDEM.COM YAZARI BAKİ KARAKOL'A CEVABIM:(1)

16 Ekim 2010 12:17

Genel Başkan Kemal Bey’in, Genel Sekreter Önder Sav’ın yönetimindeki, kendi iç sorunlarını aşamayan, günübirlik söylemlerle ülkeyi vurguladığım yönetime taşıyanlara yardımcı olan CHP mi?!.

Güldürmeyin!..
---------------
Tabi ya! "CHP'nin başında Önder Sav değilde,Gürsel Tekin olsa "...dese"lere,olasılıklara tek direnecek,karşı çıkacak Gürsel Tekin'in Genel Sekreter'lindeki,hatta Genel Başkanlığı'ndaki CHP olur ancak" değil mi sayın yazar?

Ne diyelim,dilerim bütün doğulu arkadaşların rüyaları,çalışmaları boşa çıkmaz da,Gürsel Tekin CHP'nin başına geçer,yedi düvel nasıl Genel Başkan olunurmuş görürler...
Dedim ya,Mevla dileklerinizi kabul eyleye.

Gerçek Gündem.Com yazarı Baki arakol'un 15 Ekim 2010 tarihli yazısına farklı bir rumuzla verdiğim birinci cevap.

YAZAR BAKİ KARAKOL'UN YAZISI (1)

15 Ekim 2010

Başbakan çıkıp dese, kim engelleyecek?!
Biliyorum…

Kızacaksınız…

“Böyle bir şey olabilir mi?! Böyle bir soru sorulur mu?! Böyle bir şey yazılır mı?!” diyeceksiniz…

Haklısınız…

Böyle bir şeyin olabileceğini ben de düşünmek, olmasını ben de istemem!..

Zaten…

Böyle bir şeyin olmaması, olmasına olanak vermemek için soruyu soruyorum, bu yazıyı yazıyorum!

Olmazın, olması istenmeyenin olmasına o kadar çok veri var ki!..

Hangi birini sayayım?!

Sırıtan gerçekleri yadsıyamayız, görmezden gelemeyiz!..

Şimdi…

Varsayalım ki…

“Koşulların oluştuğu”na inanan işgalci emperyalist güçler düğmeye bastılar…

Başbakan çıktı, “Demokratik, laik Cumhuriyet’i kaldırıyoruz, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne geçiyoruz. Halifeliği getiriyoruz!..” dese…

Sorum şu:

Kim karşı çıkacak, kim engelleyecek?!.

Parlamento mu?!. Yargı mı?!. Siyasi partiler mi?!. Asker mi?!. Polis mi?!. Bürokratlar mı?!. Aydınlar mı?!. Zenginler mi?!. Sivil Toplum Örgütleri mi?!. İşçiler mi?!. Köylüler mi?!. Esnaf mı?!. Gençlik mi?!. Emekliler mi?!. Dul ve yetimler mi?!. Şehit Aileleri mi?!. Gazeteciler mi?!. Doktorlar, mühendisler mi?!.

Kim?!.

Bana yardımcı olun, siz söyleyin:

Kim?!.

Ben, “Şu” ya da “şunlar” diyemeyeceğim!..

Çünkü…

Öyle bir “bilinçli örgütlü gücün olduğu”na inanamıyorum!..

İnanamıyor olabilirim!

Siz, bani inandırın…

Çok sevinirim…

Genel Başkan Kemal Bey’in, Genel Sekreter Önder Sav’ın yönetimindeki, kendi iç sorunlarını aşamayan, günübirlik söylemlerle ülkeyi vurguladığım yönetime taşıyanlara yardımcı olan CHP mi?!.

Güldürmeyin!..

Aslında, olmasını çok isterim…

Ama…

Dedim ya: Güldürmeyin!..

İhanet, ülkeyi ve halkı hiçbir zaman ileriye, aydınlığa taşımaz, karanlığın, gericiliğin başlangıcına götürür...

Sonuçta ülke parçalanır, halk egemenliğini yitirir, köle olur!..

İçlerine sindirenler, buyursunlar sindirsinler!..

Ben sindiremiyorum!..

Acı çekiyorum!..

Bunu, içtenlikle söylüyorum!..

Geçmişteki, “yok oluşun küllerinden çıkan var oluş” örneği, umudum, avuntum oluyor!..

O kadar!..

Kardeşim Deniz Som

Cumhuriyet Gazetesi’nin Atatürkçü genç yazarlarından Deniz Som da gitti!

Onu, Cumhuriyet’in Kars yerel muhabiri yıllarımda tanıdım. Ne yaman
muhabirdi!

ANAP’ın kuruluş yıllarında, Turgut – Semra Özal çiftini izliyordu. Gezinin
Kars ayağında, Yılmaz Otel’de, Özal’la söyleşimiz öncesinde karşılaştık,
söyleştik. Ne içten, ne sıcaktı!

Sonraki yıllarda, İstanbul’da yanına gider, çayını içerdim.

Ah o sigara!

Tüttürür dururdu!

Günde 4 paket tükettiğim, 21 yıl aradan sonra 1992 yılında bıraktığım
sigarayı severek içiyordu…

Severek içtiği o sigara, kardeşim Som’un yaşamına mal oldu!

O kadar üzgünüm ki!..

Kendimi tutamıyor, ağlıyorum!..

Bir gün Deniz Som kardeşimin beni ağlatacağını hiç usuma getirmemiştim!

Yazgı!..

Yaşamın acı gerçekleri!..

Deniz Som bedenen aramızdan ayrıldı ama hep iç dünyamızda olacak,
bizimle yaşayacak…

Güzel, saygın insandı. Ülkesi, halkı, insan ve insanlık, özgürlük, elerki
(demokrasi) için çırpıntı, yazdı…

Mekânı cennet olsun…

15 Ekim 2010 tarihili "gerçek gündem.com" yazarı Baki Karakol'un anılan sitede yayınlanan "Başbakan çıkıp dese,kim engelleyecek?" başlıklı yazısıdır.