Yücel Yeşilceli
30 Mart 2012 13:16
urungu
30 Mart 2012 00:06
--------------------------
Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kurtarıcı gelemeyeceğine göre,ironik bir bakışla konuyu tartışmaya açmak istedim.Sanıyorum anlatamadım.İşte tam da kurtarıcı bekleyen toplumu biraz dürtmek,biraz sarsmaktı amacım.Godot'yu beklemeden,"Kurtuluş yok tek başına,ya hep beraber,ya hiç birimiz!"in gerçekçiliğini anlamayanlara anlatmaktı...
Alevi dostların 4 4 4 dinsel eğitim yasası ile ilgili yanılgı içindeler.Bu yasa tek başına sünni inanışları yerleştirme,diğer inanışları yutma yasası değil.Bilimi,özgür düşünceyi,çağdaş insanı unutturma yasasıdır! Bu yasanın Alevi yurttaşlara dayattıkları ile benim gibi Alevi olmayıp, "sadece bilim ve akıl" diyenlere dayattıkları arasında fark yok.Bu nedenle,etnik ve mezhepsel farklılıklar,safların sıklaştırılmasına engel olmamalıdır.
Okumaya,araştırmaya gelince;üzerime hiç alınmadım.Savunduklarımla suçlama yapma.
Çözüm;hiç bir iyasal parti,hiç bir STK yada hiç bir kişi emperyalizmin ülkemizi her cephede kuşatmışlığını,kuşatılmışlığının da ötesinde,ANA BELİRLEYİCİ konumundaki küstahlığını tek başına göğüsleyemez! Gün,emperyalizme ve gericiliğe karşı birliğin,ortak mücadelenin günüdür!
****************
urungu
30 Mart 2012 00:06
herkes bir kurtarici bekliyor,yani kendini inkar ediyor.Birilerini beklemek yerine kendinden birseyler yapsana.Sen ne güne duruyorsun.Calisin bir seyler üretmek icin.Okuyun okutun,ne okursaniz okuyun sorgulayin.
*****************
Yücel Yeşilceli
29 Mart 2012 23:44
Olan ise yine İslam dinine oluyor!
------------------
Vallahi İslam dinine ne oluyor bilemem de, 4 4 4 dinsel eğitim yasası ve "Yeni Anayasa" ile Türkiye'nin eski Türkiye olamayacağını bütün yurttaşlar anlayacak!
Sayın Yarkadaş,siz de yanılıyorsunuz.AKP "postacı" rolünü gizlemek için 4 4 4 dinsel eğitim yasasına sarılmıyor.Tam tersine,Suriye'de aktif roller üstlenirken;uzun yıllardır yerleştirmeye çalıştığı yeni rejimin meşrebine uygun çevre düzenlemesi yapıyor!.. Bununla da yetinmeyip,hayata geçirdiği yeni rejimi kökleştirici fidanlar dikiyor,geleceğini kendisinin diktiği fidanlara emanet etmek istiyor!
Geriye ne kaldı? Yeni Anayasa!
Değerli dostlar, çakıldık kaldık! Tıpkı 19 Mayıs 1919 öncesi gibi!..
Acep,sarı saçlı mavi gözlü(ler)devrimciler türer mi bir daha?!
************************
30 Mart 2012
Barış Yarkadaş
gercekgündem.com
AKP dinimizi istismar ediyor!
AKP iktidarı emperyalizmin kendisine biçtiği yeni rolü perdeleyebilmek için atak üstüne atak yapıyor. ABD'nin bölgedeki ''postacı''sı rolünü üstlenen AKP, bunun fark edilmemesi için 4+4+4'e sarılıyor. İç kamuoyu bu faşizan yasa tasarısını tartışırken, AKP ise ABD'nin mektubunu İran'a bir an önce teslim etmeye ve Obama'nın verdiği görevi yerine getirmeye çalışıyor.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad mektubun içinde ne olduğunu bildiği için, postacılık görevini üstlenen Erdoğan'a ''Bugün git yarın gel'' diyor. Çünkü; Ahmedinejad da dini lider Hamaney de ABD'nin bölgede 'Müslüman kanı' dökmeye niyetli olduğunu biliyor. Bu yüzden, Erdoğan'ın randevusu iptal ediliyor. Erdoğan, diplomatik teammüllere aykırı bu durum karşısında sesini dahi çıkaramıyor. Hamaney'le yapılan görüşme ise gergin geçiyor. Türk medyasının gizlediği bu gerilim, İran'daki basın yayın kuruluşlarında tüm ayrıntılarıyla yer alıyor. İranlı yetkililer yaptıkları görüşmelerde Erdoğan'a "ABD bölgede kan dökmek istiyor" diyor. AKP'nin aracılığından hoşnut olmadıkları açıkça dile getiriliyor.
İran coğrafyasında bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye'de ise "Canbaza bak canbaza" oyunu bir kez daha oynanıyor. AKP iktidarı, emperyalizmin kendisine biçtiği rolü perdeleyebilmek için koltuk değneği haline getirdiği MHP'yle birlikte hareket ediyor. AKP ne zaman sıkışsa devreye giren ve ona can simidi atan MHP, ''Kur'an-ı Kerim'in seçmeli ders olması''nı öneriyor. MHP, Meclis'ten jet hızıyla geçen ve kabul edilen bu öneriyle birlikte iktidar partisine hiç de hak etmediği halde yeniden ''muhafazakar'' payesini verdirtiyor.
Oysa ki; güya muhafazakar olan ve siyasal İslam'ın temsilciliğini üstlendiği iddia edilen AKP, aynı saatlerde ABD'nin bölgeye ilişkin taleplerini İran'a iletiyor. Bir nevi Truva Atı rolünü üstlenen AKP, İran'ın Suriye'ye verdiği desteği çekmesini, bölgenin ABD ve AB ülkelerinin kontrolüne devredilmesini talep ediyor. AB ülkeleri ile ABD'nin bölgeye yerleşebilmesi ve Arap coğrafyasını yeniden dizayn etmesi için çaba gösteren AKP, Türk seçmenin gözünü ise ''Kur'an-ı Kerim Dersi" ile boyamaya çalışıyor. İsrail ve ABD'nin çıkarları için bölgede "postacı" rolünü üstlenen AKP, bu görevi yerine getirdiği taktirde iktidarda kalma süresini uzatabileceğini düşünüyor.
Olan ise yine İslam dinine oluyor! AKP iktidarı, İslam'ı kendine ''kalkan'' haline getiriyor ve siyasal günahlarının üstünü örtmeyi başarıyor.
---------------
Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş 4+4+4 eğitim yasası için Gerçek Gündem'de "AKP dinimizi istismar ediyor" başlıklı bir yazı kaleme almıştır.Adı geçen yazıya ilişkin YY rumuzu ile yaptığım yorumlar da yayınlanmış olup,aşağıdadır.
30 Mart 2012 Cuma
22 Mart 2012 Perşembe
BARIŞ YARKADAŞ'IN KILIÇDAROĞLU ELEŞTİRİSİ:"GEÇMİŞİ OLMAYANIN GELECEĞİ OLAMAZ!"
21 Mart 2012
Barış Yarkadaş
Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!
Kemal Bey'in yaptığı açıklamaları ve değerlendirmeleri gördükçe, aklıma bir döneme damga vuran o reklam filmi geliyor. Hatırlarsanız, kadınlara yönelik hazırlanan bir çorap reklamı vardı. O reklamda, "Atın atın eskileri atın" deniyor, reklamda oynayan kadın da dolabında ne var ne yoksa, çöpe atıyordu.
Hep düşünmüşümdür; bu reklamın etkisinde kalan kaç kadın eskileri kapının önüne koyup geri döndükten sonra dolabının bomboş kaldığını gördü ve o an'da ne hissetti?
Öyle ya; reklamın etkisinde kalıp eskileri çöpe attın ve yerine yenisini de koyamadıysan, vay haline!
Kemal Bey'in hali de reklamdaki kadına benziyor. Dolapta ne varsa, eski mi yeni mi diye bakmadan çöpe atıyor. Oysa; her 'eski' çöp değildir! "Eski" kimi zaman değerlidir... "Eski" sizin geçmişinizdir... Anılarınız, gelenekleriniz ve sizi siz yapan değerlerinizdir...
Kemal Bey, sanırım bunun tam tersini düşünüyor. Geçmişinden kaçtıkça ve o'nu reddettikçe, hatta ve hatta O'nu kötüledikçe, dolabının daha güzel olacağını sanıyor.
Oysa ki; dolap güzelleşmiyor; içindekileri attıkça boşalıyor... Dolap, içinde taşıdığı renklerin yarattığı o cıvıltılı halini kaybedip, adeta bir tabuta dönüşüyor. Dolabı açtığında içinden yıllardır bir arada duran danteller, çoraplar, eşarplar ve yazmaların mis gibi kokusu yayılmıyor. Dolap renksizleşiyor ve albenisini kaybediyor ama; Kemal Bey buna rağmen, "Daha atılacak çok şey var" diye düşünüyor. O yüzden, dipte - köşede ne kalmışsa ısrarla arıyor buluyor ve konu - komşunun gözünün önüne döküyor.
Dededen - babadan miras kalmış iyi - kötü ne varsa, bunları kapının önüne koyduğunda, herkesin o'nu taktir edeceğini sanıyor. Oysa ki; o dolaptakileri yıllarca muhafaza eden, onlara baktıkça geçmişini ve geleceğini görenler, "Anılarımız çöpe atılıyor" diye düşünüyor. Oradaki bir kazağın bile, kıt - kanaat şekilde alındığı günleri hatırlayanlar, çöpe giden her eşyayla birlikte, bedenlerinden bir parçanın koparıldığını hissediyor. Canı yanıyor ama; konu - komşuya rezil olmamak için sesini de çıkarmıyor. Sessiz ve derinden ağlayanlar, binbir emekle alınan eşyaları bir çırpıda sokağa atan oğlanın haline tavrına şahit oldukça, "Ölseydim de bugünleri görmeseydim" diyor.
"AKP iktidarına karşı mücadele ederken, ben bazen kendimi 1940'ların CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sanıyorum. Çünkü AKP iktidarı aynı 1940'ların CHP iktidarının ortamını yarattı."
Kemal Bey'in Habertürk Gazetesi'ndeki sözlerini okuyunca, aklıma çorap reklamı ve dolap örneği geldi nedense...
11 Mart 2012 tarihinde Ankara'daki bir restaurantta Serdar Turgut'a söylenen ve bugüne dek yalanlanmayan bu sözler, Kemal Bey'in dolapta ne var ne yoksa dışarı atacağını gösteriyor. Üstelik bunu yaparken, hoyratça davranacağının da ipuçlarını veriyor. Hatta ne ipucu, bunu açıkça gösteriyor.
Apartmana yeni taşınan "zengin - liberal komşuları"nın kendisini de ziyaret etmesini dört gözle bekleyen ev sahibi gibi davranan Kemal Bey, onlara "Bakın ben de eskilerden kurtuluyorum" demek için can atıyor. Onlara yeni eşyalarını göstermek için sabırsızlanan Kemal Bey, gösterecek bir şey olmadığını fark edince; "Siparişleri verdik, yakında yenileri geliyor" diyerek zaman kazanmaya çalışıyor.
Oysa; ne gelen bir şey var, ne de gelecek olan... Kemal Bey, gelecek olanları beklerken, bu arada, evi her geçen gün terk edenleri bile görmüyor... Belki de görmek istemiyor. Evi bugüne dek ayakta tutanlar gittikçe, "geçmişinden kurtulduğu"nu sanıyor. Yeni mahallesindekilerin kendisini bu haliyle daha çok seveceğini düşünüyor.
O eve ruhunu veren, evi cıvıltılı ve güvenli kılan, anıları ve yaşadıklarıyla geleceğe ışık tutanlar yollara dizilirken, çocuklarına ve torunlarına ise, "Orası artık bizim evimiz değil" diyor. Kemal Bey, her geçen gün eskiyi temizleme adına ne var ne yoksa ortaya döktükçe, kendisini ayakta tutan temel direklerin daha da zayıfladığını ve çökmek üzere olduğunu ne yazık ki gör(e)miyor. Birgün bir kazak, ertesi gün iki çorap, üç gün sonra ise dededen kalma bir yüzük sokağa atılıyor.
Geçmişten bugüne göz nuru gibi saklanan herşey adeta bir redd-i miras yapılırcasına sokağa atıldıkça, eve huzur da gelmiyor. Çünkü; o evin bireylerini bir arada tutan hiçbir değer kalmıyor. Soluk renkli fotoğraflar duvarlardan indikçe, neşeli ve hüzünlü günler de anılardan siliniyor.
Geçmişini kaybedenler ile geçmişi olmayanlar haline getirilenler, artık geleceğe dair bir umut da taşımıyor. "Geçmişi olmayanın, geleceği de olmaz" sözü ise sokağa atılan ak sakallı dedenin fotoğrafının arkasında okunacağı ve anlaşılacağı dönemi bekliyor.
Kemal Bey ise, o ışıltılı yazıyı okumak, anlamak ve bilince çıkarmak yerine, evin henüz girmediği son odasının kapısını aralamaya çalışıyor. Komşuları, o odada atacağı birçok şeyin olduğunu söylüyor. Kapısını sessizce araladığı odaya girince, işe duvardaki mavi gözlü - sarışının fotoğrafından başlıyor. Fotoğrafın asılı olduğu çerçeveyi çekiyor ama, çerçevenin asılı olduğu çivinin evin direğine çakılı olduğunu görüyor. O yüzden, "Bu dursun, bunu sonra hallederiz" diyerek ''şimdilik'' odadan çıkıyor.
O resmin asılı olduğu çerçeveyi yerinden söktüğü an, içinde bulunduğu binanın çökeceğini ise düşünemiyor. Çünkü; o çivinin kökü, çok derinlere iniyor... Evi o çivinin ayakta tuttuğunu anlamak istemiyor...
--------------------------------------
Yücel Yeşilceli
21 Mart 2012 18:44
Barış Yarkadaş'ın olumlu analizlerinden birini okuyoruz.Ancak yazıda bana göre eksik kalan bir-iki küçük ayrıntıya değinmek istiyorum:
Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP 1920'lerin CHP olarak mı kalmış? Yani burjuva demokratik devrimlerinin öncüsü parti 1938'lerde ve 1940'larda öncü rolünü devam ettirebilmiş midir?
Sanıyorun bu soruya "evet" diyebilecek kimse çıkmayacaktır.Batı Avrupa'daki faşizm rüzgarı CHP'yi alabildiğine etkilemiştir!.. Örneğin:Saraçoğlu gibi otoriter kafalı insanlar Avrupa'daki faşist rüğzgarların estiği dönemlerde bakanlık ve başbakanlık yapmışlardır... 1940'larda faşizan uygulamalar öylesine doruğa çıkmış ki, Sirkeci'deki Sansaryan Han'ın "tabutluk"larında yüzlerce sosyalist işkencelerden geçirilmiştir!..Türkiye sosyalistlerine Türkiye'yi cehennem eden kimdir? Zamanın CHP iktidarı.
Demek ki,yandaş Sezen Aksu'nun sözlerini yazdığı şarkıda olduğu gibi, "Masum değiliz hiç birimiz" sözünü CHP'ye uyarlarsak;CHP o kadar da masum değildir.
Diğer taraftan,CHP'yi bir çok konuda eleştiririz.Örneğin yıllardır izlediği sağcı politikalardan arınmasını ister dururuz... Ama partili olmadığımız,parti üst yönetiminde görev almadığımız halde,CHP'nin geçmişini AKP'ye yem etmemeye de özen gösteririz.
CHP'nin olduğu gibi,doğadaki bütün yapılanmaların refleksleri,değerleri vardır.Barış Bey'in çok güzel analiz ettiği üzere,değerlerden bir tanesinin görmezden gelinmesi,çıkarılması ana eksenin zayıflamasına neden olacaktır... Eğer amaç tasarlanmış olarak bünyeyi zayıflatmak değilse,geçmişini onaylamadığın,beğenmediğin bir partiye genel başkan olmak niye?
"Ben bu partiyi kendi politik anlayışıma göre şekillendireceğim" deme lüksüne kimse sahip değildir.Bu genel başkan bile olsa.
Kılıçdaroğlu'nun yönetiminde parti sola mı açılmıştır?
Hayır.
Eskiye oranla biraz daha mı anti emperyalist çizgiye çekilmiştir?
Tam tersine,daha çok dış dinamiklerin etkisine girmiş,daha az güvenilir parti haline sokulmuştur.
Türkiye çok karanlık bir dönemden geçiyor!ABD'nin savaş çığlıklarını sıradan,okur-yazar tüm yurttaşlar görüyor!.. Ne yazık ki,ülkenin ana muhalefet partisi görmüyor,popülist,derinliksiz politikalarla muhalefet yaptığını sanıyor...
Yazık,hem de çok yazık!
------------------------
Gerçek Gündem Genel Yayın yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 21 Mart 2012 tarihinde Yeni CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na yönelik "Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!"başlıklı yazısı anılan sitede yayınlanmış olup,"YY"rumuzu ile aynı gün yaptığım yorum ve Barış Bey'in yazısı birliktedir.
Barış Yarkadaş
Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!
Kemal Bey'in yaptığı açıklamaları ve değerlendirmeleri gördükçe, aklıma bir döneme damga vuran o reklam filmi geliyor. Hatırlarsanız, kadınlara yönelik hazırlanan bir çorap reklamı vardı. O reklamda, "Atın atın eskileri atın" deniyor, reklamda oynayan kadın da dolabında ne var ne yoksa, çöpe atıyordu.
Hep düşünmüşümdür; bu reklamın etkisinde kalan kaç kadın eskileri kapının önüne koyup geri döndükten sonra dolabının bomboş kaldığını gördü ve o an'da ne hissetti?
Öyle ya; reklamın etkisinde kalıp eskileri çöpe attın ve yerine yenisini de koyamadıysan, vay haline!
Kemal Bey'in hali de reklamdaki kadına benziyor. Dolapta ne varsa, eski mi yeni mi diye bakmadan çöpe atıyor. Oysa; her 'eski' çöp değildir! "Eski" kimi zaman değerlidir... "Eski" sizin geçmişinizdir... Anılarınız, gelenekleriniz ve sizi siz yapan değerlerinizdir...
Kemal Bey, sanırım bunun tam tersini düşünüyor. Geçmişinden kaçtıkça ve o'nu reddettikçe, hatta ve hatta O'nu kötüledikçe, dolabının daha güzel olacağını sanıyor.
Oysa ki; dolap güzelleşmiyor; içindekileri attıkça boşalıyor... Dolap, içinde taşıdığı renklerin yarattığı o cıvıltılı halini kaybedip, adeta bir tabuta dönüşüyor. Dolabı açtığında içinden yıllardır bir arada duran danteller, çoraplar, eşarplar ve yazmaların mis gibi kokusu yayılmıyor. Dolap renksizleşiyor ve albenisini kaybediyor ama; Kemal Bey buna rağmen, "Daha atılacak çok şey var" diye düşünüyor. O yüzden, dipte - köşede ne kalmışsa ısrarla arıyor buluyor ve konu - komşunun gözünün önüne döküyor.
Dededen - babadan miras kalmış iyi - kötü ne varsa, bunları kapının önüne koyduğunda, herkesin o'nu taktir edeceğini sanıyor. Oysa ki; o dolaptakileri yıllarca muhafaza eden, onlara baktıkça geçmişini ve geleceğini görenler, "Anılarımız çöpe atılıyor" diye düşünüyor. Oradaki bir kazağın bile, kıt - kanaat şekilde alındığı günleri hatırlayanlar, çöpe giden her eşyayla birlikte, bedenlerinden bir parçanın koparıldığını hissediyor. Canı yanıyor ama; konu - komşuya rezil olmamak için sesini de çıkarmıyor. Sessiz ve derinden ağlayanlar, binbir emekle alınan eşyaları bir çırpıda sokağa atan oğlanın haline tavrına şahit oldukça, "Ölseydim de bugünleri görmeseydim" diyor.
"AKP iktidarına karşı mücadele ederken, ben bazen kendimi 1940'ların CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sanıyorum. Çünkü AKP iktidarı aynı 1940'ların CHP iktidarının ortamını yarattı."
Kemal Bey'in Habertürk Gazetesi'ndeki sözlerini okuyunca, aklıma çorap reklamı ve dolap örneği geldi nedense...
11 Mart 2012 tarihinde Ankara'daki bir restaurantta Serdar Turgut'a söylenen ve bugüne dek yalanlanmayan bu sözler, Kemal Bey'in dolapta ne var ne yoksa dışarı atacağını gösteriyor. Üstelik bunu yaparken, hoyratça davranacağının da ipuçlarını veriyor. Hatta ne ipucu, bunu açıkça gösteriyor.
Apartmana yeni taşınan "zengin - liberal komşuları"nın kendisini de ziyaret etmesini dört gözle bekleyen ev sahibi gibi davranan Kemal Bey, onlara "Bakın ben de eskilerden kurtuluyorum" demek için can atıyor. Onlara yeni eşyalarını göstermek için sabırsızlanan Kemal Bey, gösterecek bir şey olmadığını fark edince; "Siparişleri verdik, yakında yenileri geliyor" diyerek zaman kazanmaya çalışıyor.
Oysa; ne gelen bir şey var, ne de gelecek olan... Kemal Bey, gelecek olanları beklerken, bu arada, evi her geçen gün terk edenleri bile görmüyor... Belki de görmek istemiyor. Evi bugüne dek ayakta tutanlar gittikçe, "geçmişinden kurtulduğu"nu sanıyor. Yeni mahallesindekilerin kendisini bu haliyle daha çok seveceğini düşünüyor.
O eve ruhunu veren, evi cıvıltılı ve güvenli kılan, anıları ve yaşadıklarıyla geleceğe ışık tutanlar yollara dizilirken, çocuklarına ve torunlarına ise, "Orası artık bizim evimiz değil" diyor. Kemal Bey, her geçen gün eskiyi temizleme adına ne var ne yoksa ortaya döktükçe, kendisini ayakta tutan temel direklerin daha da zayıfladığını ve çökmek üzere olduğunu ne yazık ki gör(e)miyor. Birgün bir kazak, ertesi gün iki çorap, üç gün sonra ise dededen kalma bir yüzük sokağa atılıyor.
Geçmişten bugüne göz nuru gibi saklanan herşey adeta bir redd-i miras yapılırcasına sokağa atıldıkça, eve huzur da gelmiyor. Çünkü; o evin bireylerini bir arada tutan hiçbir değer kalmıyor. Soluk renkli fotoğraflar duvarlardan indikçe, neşeli ve hüzünlü günler de anılardan siliniyor.
Geçmişini kaybedenler ile geçmişi olmayanlar haline getirilenler, artık geleceğe dair bir umut da taşımıyor. "Geçmişi olmayanın, geleceği de olmaz" sözü ise sokağa atılan ak sakallı dedenin fotoğrafının arkasında okunacağı ve anlaşılacağı dönemi bekliyor.
Kemal Bey ise, o ışıltılı yazıyı okumak, anlamak ve bilince çıkarmak yerine, evin henüz girmediği son odasının kapısını aralamaya çalışıyor. Komşuları, o odada atacağı birçok şeyin olduğunu söylüyor. Kapısını sessizce araladığı odaya girince, işe duvardaki mavi gözlü - sarışının fotoğrafından başlıyor. Fotoğrafın asılı olduğu çerçeveyi çekiyor ama, çerçevenin asılı olduğu çivinin evin direğine çakılı olduğunu görüyor. O yüzden, "Bu dursun, bunu sonra hallederiz" diyerek ''şimdilik'' odadan çıkıyor.
O resmin asılı olduğu çerçeveyi yerinden söktüğü an, içinde bulunduğu binanın çökeceğini ise düşünemiyor. Çünkü; o çivinin kökü, çok derinlere iniyor... Evi o çivinin ayakta tuttuğunu anlamak istemiyor...
--------------------------------------
Yücel Yeşilceli
21 Mart 2012 18:44
Barış Yarkadaş'ın olumlu analizlerinden birini okuyoruz.Ancak yazıda bana göre eksik kalan bir-iki küçük ayrıntıya değinmek istiyorum:
Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP 1920'lerin CHP olarak mı kalmış? Yani burjuva demokratik devrimlerinin öncüsü parti 1938'lerde ve 1940'larda öncü rolünü devam ettirebilmiş midir?
Sanıyorun bu soruya "evet" diyebilecek kimse çıkmayacaktır.Batı Avrupa'daki faşizm rüzgarı CHP'yi alabildiğine etkilemiştir!.. Örneğin:Saraçoğlu gibi otoriter kafalı insanlar Avrupa'daki faşist rüğzgarların estiği dönemlerde bakanlık ve başbakanlık yapmışlardır... 1940'larda faşizan uygulamalar öylesine doruğa çıkmış ki, Sirkeci'deki Sansaryan Han'ın "tabutluk"larında yüzlerce sosyalist işkencelerden geçirilmiştir!..Türkiye sosyalistlerine Türkiye'yi cehennem eden kimdir? Zamanın CHP iktidarı.
Demek ki,yandaş Sezen Aksu'nun sözlerini yazdığı şarkıda olduğu gibi, "Masum değiliz hiç birimiz" sözünü CHP'ye uyarlarsak;CHP o kadar da masum değildir.
Diğer taraftan,CHP'yi bir çok konuda eleştiririz.Örneğin yıllardır izlediği sağcı politikalardan arınmasını ister dururuz... Ama partili olmadığımız,parti üst yönetiminde görev almadığımız halde,CHP'nin geçmişini AKP'ye yem etmemeye de özen gösteririz.
CHP'nin olduğu gibi,doğadaki bütün yapılanmaların refleksleri,değerleri vardır.Barış Bey'in çok güzel analiz ettiği üzere,değerlerden bir tanesinin görmezden gelinmesi,çıkarılması ana eksenin zayıflamasına neden olacaktır... Eğer amaç tasarlanmış olarak bünyeyi zayıflatmak değilse,geçmişini onaylamadığın,beğenmediğin bir partiye genel başkan olmak niye?
"Ben bu partiyi kendi politik anlayışıma göre şekillendireceğim" deme lüksüne kimse sahip değildir.Bu genel başkan bile olsa.
Kılıçdaroğlu'nun yönetiminde parti sola mı açılmıştır?
Hayır.
Eskiye oranla biraz daha mı anti emperyalist çizgiye çekilmiştir?
Tam tersine,daha çok dış dinamiklerin etkisine girmiş,daha az güvenilir parti haline sokulmuştur.
Türkiye çok karanlık bir dönemden geçiyor!ABD'nin savaş çığlıklarını sıradan,okur-yazar tüm yurttaşlar görüyor!.. Ne yazık ki,ülkenin ana muhalefet partisi görmüyor,popülist,derinliksiz politikalarla muhalefet yaptığını sanıyor...
Yazık,hem de çok yazık!
------------------------
Gerçek Gündem Genel Yayın yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 21 Mart 2012 tarihinde Yeni CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na yönelik "Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!"başlıklı yazısı anılan sitede yayınlanmış olup,"YY"rumuzu ile aynı gün yaptığım yorum ve Barış Bey'in yazısı birliktedir.
6 Mart 2012 Salı
EĞİTİMDE 4+4+4 MODELİ VE CHP GRUP BAŞKAN VEKİLİ AKİF HAMZAÇEBİ'NİN YANITI
5 Mart 2012
4+4+4 yasasından rant çıktı
Yeni düzenlemede, her türlü alım ve inşaat işi 15 yıl süreyle ihalesiz yapılabilecek.
Başak Kaya/ Sözcü -
Türkiye günlerdir4+4+4 eğitim sistemini tartışıyor. Uzmanlar, eğitim sisteminin dönemlere bölünmesine, küçük gelin ve çocuk işçi oranlarını artıracağı, eğitim yaşının düşürülmesinin de pedagojik sakıncaları olduğu gerekçesiyle karşı çıkarken, yasa tasarısında bir skandal daha ortaya çıktı.
GEÇİCİ MADDE EKLEDİLER
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Alt Komisyonu'nda yasa teklifine ihale yasası ile ilgili geçici madde eklendi.
Buna göre Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, Kamu İhale Kanunu'na tabi olmayacak. Yapılacak alımlar Milli Eğitim Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle düzenlenecek. 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ileyapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere gidilebilecek. Yani yeni okulların yapılmasından tutun da eğitim için gerekli her türlü malın alımında üst düzey yöneticinin emriyle ihaleye çıkılmadan, iş istenilen kişiye verilebilecek.
CHP: YANDAŞA VERECEKLER
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Sözcü'ye yaptığı açıklamada, "Kanunla ihale dağıtılıyor. Bir ihalenin eğitim ile ilgili bir yasaya Kamu İhale Kanunu'na istisna getirilerek, rekabete açık yapılması gereken bir ihaleyi belli bir kişiye verilmesi planlanmakta. Kesinlikle 4+4+4'ün içinde rant var. Arkasına saklanmış büyük bir ihale pastası var. 2015 yılına kadar sürecek olan inşaat işlerinin ihalesi yapılabilecek. Gelecek yılları da bağlayan bir düzenleme. FATİH projesi sadece akıllı tahtanın alımı değil, her türlü mal ve hizmet alımı, inşaat işi ihale kanununa tabi olmadan, rekabete açılmadan, AKP'nin bilinen yandaşlara ihale verme yöntemiyle yapılacak. Eğitim, öğretim ve çocukların geleceği ile ilgili kanun değildir" dedi.
-------------------------
Akif Hamzaçebi
5 Mart 2012 22:37
Sayin Yucel Yesilceli'ye cevabimdir.
4 4 4 teklifinin asil amaci sekiz yillik zorunlu ,kesintisiz egitimi parcalayarak Turkiye'yi cagin gerisine goturmektir.8yillik kesintisiz egitimle Türkiye cok sey kazandi.bundan vazgecmek karanliga donmek demektir.Buna iliskin degerlendirmelerimi gecen hafta tbmm 'de biri komisyonda,biri de basin toplantisi ile olmak uzere 2 kez ifade ettim.aciklamalarim ozet olarak kisidel web sayfamda da vardir.Sozcu gazetesi bu teklifte bir de rant maddesi var ne diyorsunuz diye sorunca soz konusu aciklamayi yaptim.
Sayin Yesilceli'ni ve ilgilenenlerin bilgisine sunuyorum,
---------------------------
Yücel Yeşilceli
5 Mart 2012 11:33
Bu sadece rant yasası değil AKP kafalı;bu yasa "dindar gençlik" yetiştirmenin ön koşuludur!..
Olayı sulandırma AKP kafalı!.. Olayı perdeleme AKP kafalı!.. Gerçek amacı sadece parasal çıkara endeksleme AKP kafalı!.. Sen de biliyorsun ki AKP kafalı;gelecek nesillerin islam hukukuna göre yetiştirilmesi projesidir bu AKP kafalı!!!
"Yeni Anayasa"nın öncü kolu AKP kafalı Hamzaçebi;seni söktük.Senin her dediğin,doğruların halkımızın zararınadır,halkımızı kandırmaya yöneliktir,seni söktük Hamzaçebi!!!
---------------------
5 Mart 2012 tarihinde SÖZCÜ gazetesinden Başak Kaya'nın eğitimde 4+4+4 yasası ile ilgili bir haber yapmış olup,bu haberi gerçekgündem.com sitesi sayfalarına taşımıştır.Anılan haber yazısı yukarıda olup,5 Mart 2012 tarihinde Yücel Yeşilceli adı ile CHP Grup Başkan Vekili Akif hamzaçebi'yi eleştiren yorumum yayınlanmıştır.Aynu gün Akif Hamzaçebi gerçekgündem.com sitesinde yorum yap bölümünde tarafıma yanıt vermiştir.
Yukarıda SÖZCÜ'den Başak Kaya'nın haberi,benim (Yücel Yeşilceli)yorumum ve Akif Hamzaçebi'nin cevabi yorumu birliktedir.
4+4+4 yasasından rant çıktı
Yeni düzenlemede, her türlü alım ve inşaat işi 15 yıl süreyle ihalesiz yapılabilecek.
Başak Kaya/ Sözcü -
Türkiye günlerdir4+4+4 eğitim sistemini tartışıyor. Uzmanlar, eğitim sisteminin dönemlere bölünmesine, küçük gelin ve çocuk işçi oranlarını artıracağı, eğitim yaşının düşürülmesinin de pedagojik sakıncaları olduğu gerekçesiyle karşı çıkarken, yasa tasarısında bir skandal daha ortaya çıktı.
GEÇİCİ MADDE EKLEDİLER
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Alt Komisyonu'nda yasa teklifine ihale yasası ile ilgili geçici madde eklendi.
Buna göre Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, Kamu İhale Kanunu'na tabi olmayacak. Yapılacak alımlar Milli Eğitim Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle düzenlenecek. 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ileyapım işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere gidilebilecek. Yani yeni okulların yapılmasından tutun da eğitim için gerekli her türlü malın alımında üst düzey yöneticinin emriyle ihaleye çıkılmadan, iş istenilen kişiye verilebilecek.
CHP: YANDAŞA VERECEKLER
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Sözcü'ye yaptığı açıklamada, "Kanunla ihale dağıtılıyor. Bir ihalenin eğitim ile ilgili bir yasaya Kamu İhale Kanunu'na istisna getirilerek, rekabete açık yapılması gereken bir ihaleyi belli bir kişiye verilmesi planlanmakta. Kesinlikle 4+4+4'ün içinde rant var. Arkasına saklanmış büyük bir ihale pastası var. 2015 yılına kadar sürecek olan inşaat işlerinin ihalesi yapılabilecek. Gelecek yılları da bağlayan bir düzenleme. FATİH projesi sadece akıllı tahtanın alımı değil, her türlü mal ve hizmet alımı, inşaat işi ihale kanununa tabi olmadan, rekabete açılmadan, AKP'nin bilinen yandaşlara ihale verme yöntemiyle yapılacak. Eğitim, öğretim ve çocukların geleceği ile ilgili kanun değildir" dedi.
-------------------------
Akif Hamzaçebi
5 Mart 2012 22:37
Sayin Yucel Yesilceli'ye cevabimdir.
4 4 4 teklifinin asil amaci sekiz yillik zorunlu ,kesintisiz egitimi parcalayarak Turkiye'yi cagin gerisine goturmektir.8yillik kesintisiz egitimle Türkiye cok sey kazandi.bundan vazgecmek karanliga donmek demektir.Buna iliskin degerlendirmelerimi gecen hafta tbmm 'de biri komisyonda,biri de basin toplantisi ile olmak uzere 2 kez ifade ettim.aciklamalarim ozet olarak kisidel web sayfamda da vardir.Sozcu gazetesi bu teklifte bir de rant maddesi var ne diyorsunuz diye sorunca soz konusu aciklamayi yaptim.
Sayin Yesilceli'ni ve ilgilenenlerin bilgisine sunuyorum,
---------------------------
Yücel Yeşilceli
5 Mart 2012 11:33
Bu sadece rant yasası değil AKP kafalı;bu yasa "dindar gençlik" yetiştirmenin ön koşuludur!..
Olayı sulandırma AKP kafalı!.. Olayı perdeleme AKP kafalı!.. Gerçek amacı sadece parasal çıkara endeksleme AKP kafalı!.. Sen de biliyorsun ki AKP kafalı;gelecek nesillerin islam hukukuna göre yetiştirilmesi projesidir bu AKP kafalı!!!
"Yeni Anayasa"nın öncü kolu AKP kafalı Hamzaçebi;seni söktük.Senin her dediğin,doğruların halkımızın zararınadır,halkımızı kandırmaya yöneliktir,seni söktük Hamzaçebi!!!
---------------------
5 Mart 2012 tarihinde SÖZCÜ gazetesinden Başak Kaya'nın eğitimde 4+4+4 yasası ile ilgili bir haber yapmış olup,bu haberi gerçekgündem.com sitesi sayfalarına taşımıştır.Anılan haber yazısı yukarıda olup,5 Mart 2012 tarihinde Yücel Yeşilceli adı ile CHP Grup Başkan Vekili Akif hamzaçebi'yi eleştiren yorumum yayınlanmıştır.Aynu gün Akif Hamzaçebi gerçekgündem.com sitesinde yorum yap bölümünde tarafıma yanıt vermiştir.
Yukarıda SÖZCÜ'den Başak Kaya'nın haberi,benim (Yücel Yeşilceli)yorumum ve Akif Hamzaçebi'nin cevabi yorumu birliktedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)