Sn.Günal'ın görüşlerine katkı yapmak amacıyla bir-kaç not:
-Parti örgütleri iktidara gelme konusunda inançlı olacak bu günkü edilgen yapısını kırıp, daha aktif,daha mücadeleci çalışmalar yürtmeleri gerekir.
-Teröre ve komplolara asla bulaşmamış dönemin mağdurlarına (aynen bu gün olduğu gibi) kucak açılmalı ve yaklaşan genel seçimlerde hak ettikleri değer kendilerinden esirgenmemelidir.
-Sol'un her kesiminden destek bulan Av.Turgut Kazan gibi hukukçu ve mücadeleci yurtseverler,Bedri Baykam gibi gözünü budaktan esirgemeyen partililer gerekli ilgiyi görmelidirler.
-CHP iktidar olduğunda "Devri sabık" yaratılacağı halka deklere edilmelidir.
-CHP dokunulmazlıkların kaldırılması çabasını biliyoruz ve bu çaba devam ettirilmelidir.
-HSYK'nın tam bağımsız olması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağını ve seçim barajının %5'lere düşürüleceğinin seçim bildirgesinde yer alması,iktidar olma durumunda gerekli yasal değişikliklerin yapılacağı da deklere edilmelidir.
-Emeklinin,işçinin ve diğer dar gelirlilerin yaşam koşullarının iyileştirme çabaları;"ŞÖYLE OLACAKTIR" diye bir çalışma yapılmalıdır, bu çalışma tüm kitle ulaşım araçları vede medya aracılığı ile kamu oyuna duyurulmalıdır!
29.01.2010 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan değerli Melih Aşık'ın CHP'de Yenilikler başlıklı yazısına bir yorumcu yorum yapmış olup,bu yazıya ilişkin cevabımdır.
29 Ocak 2010 Cuma
CHP ÜZERİNE...
(…) CHP gibi bir parti Ermeni açılımında ilk desteği vermeliydi. Yapması gerekenin tam tersini yaptı. Kürt sorununda da böyle. Bu sorunları çözebilecek tek parti CHP’dir. Bunun çözümünü BDP ile Ak Parti’ye bırakamazsınız. Bırakırsanız bu olmaz. Sosyal demokrat bir CHP, Türkiye’nin tüm bileşenlerini aynı potada eritebilir. CHP, AB sürecini de sahiplenmelidir. Bunun gibi temel politikalarda son dönemde sergilenen tutum, sosyal demokrat bir tutum değildir. Bu sorunları ancak sosyal demokrat bir parti çözebiliri.
-----------------------
Yukardaki parağrafı özellile aldım.Bunları söyleyen,parti içinde kimi sivrilmiş insanları ajite ederek ikilik yaratmaya yönelik bu ve benzeri çalışmalar iyi niyetle asla karşılanamaz!
Türkiye'nin "ana sorunu" bu gün CHP liderliği midir?
Yaşamın tüm alanlarında AKP (yazara göre AK Parti) insanları,kurum ve kuruluşları kıskaca almışken;biz kalkıp CHP ile uğraşacağız...
Bu başka bir çalışma, duvardan tuğla koparma işinin başka bir versiyonu...
Hiç bir şey olmaz bu ürünlerden.Ancak, benim gibi CHP'li olmayan insanları İNADINA CHP ÜYESİ YAPAR,o kadar!
29.01.2010 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan CHP'ye ilişkin bir yazıya verilen cevabım.
-----------------------
Yukardaki parağrafı özellile aldım.Bunları söyleyen,parti içinde kimi sivrilmiş insanları ajite ederek ikilik yaratmaya yönelik bu ve benzeri çalışmalar iyi niyetle asla karşılanamaz!
Türkiye'nin "ana sorunu" bu gün CHP liderliği midir?
Yaşamın tüm alanlarında AKP (yazara göre AK Parti) insanları,kurum ve kuruluşları kıskaca almışken;biz kalkıp CHP ile uğraşacağız...
Bu başka bir çalışma, duvardan tuğla koparma işinin başka bir versiyonu...
Hiç bir şey olmaz bu ürünlerden.Ancak, benim gibi CHP'li olmayan insanları İNADINA CHP ÜYESİ YAPAR,o kadar!
29.01.2010 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan CHP'ye ilişkin bir yazıya verilen cevabım.
18 Ocak 2010 Pazartesi
"Sivil dikta ve metrobüs"
AKP’nin ‘’sivil dikta’’ hevesi kursağında kalacak…
----------------------------------
Sn.Başkan,
Bilmiyorum yorumları okuyormusunuz ama,AKP'nin "sivil dikta"hevesi kursağında kalması için:
1) Seçimlerde görevli yazılım şirketi ile anlaşmayı AKP mi yaptı,yoksa YSK mı yaptı?
Bu sicili bozuk yazılım şirketinin Avrupa'daki resmi kurumlarda iş yapması yasaklamışmıdır?
Sayın Milletvekili Tacidar SEYHAN konunun uzmanı olması nedeniyle seçimlerden önce mutlaka bu konuyu meclis gündemine getirip,ilgili şirketle olan sözleşmeyi fesih yapmaya zorlanılmalıdır.
Bizler, sıradan insanlar oylarımızın seçimlerden bir kaç hafta sonra çöplüklerden toplanmasını istemiyoruz.
LÜTFEN, ARTIK ASIL BU İŞLERE YOĞUNLAŞINIZ!
2)Yaklaşan genel seçimler için,sandık görevlilerinin tesbiti ve eğitimi şimdiden yapılmalıdır.İktidar partisi her türlü ayak oyunlarını yapacağı varsayımı ile,sandık başları bir kişi ile değil, en az beş kişi ile temsil edilmeli ve şimdiden tedbirler alınmalıdır.
"Biz onları biliyoruz ve tedbirimizi alıyoruz" demek yeterli değil.Halkın tüm korkusu oy'unun geçersiz sayılmasıdır!
LÜTFEN, ARTIK ASIL BU İŞLERE YOĞUNLAŞINIZ!
16 Aralık 2010 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in "Sivil dikta ve metrobüs" başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.
----------------------------------
Sn.Başkan,
Bilmiyorum yorumları okuyormusunuz ama,AKP'nin "sivil dikta"hevesi kursağında kalması için:
1) Seçimlerde görevli yazılım şirketi ile anlaşmayı AKP mi yaptı,yoksa YSK mı yaptı?
Bu sicili bozuk yazılım şirketinin Avrupa'daki resmi kurumlarda iş yapması yasaklamışmıdır?
Sayın Milletvekili Tacidar SEYHAN konunun uzmanı olması nedeniyle seçimlerden önce mutlaka bu konuyu meclis gündemine getirip,ilgili şirketle olan sözleşmeyi fesih yapmaya zorlanılmalıdır.
Bizler, sıradan insanlar oylarımızın seçimlerden bir kaç hafta sonra çöplüklerden toplanmasını istemiyoruz.
LÜTFEN, ARTIK ASIL BU İŞLERE YOĞUNLAŞINIZ!
2)Yaklaşan genel seçimler için,sandık görevlilerinin tesbiti ve eğitimi şimdiden yapılmalıdır.İktidar partisi her türlü ayak oyunlarını yapacağı varsayımı ile,sandık başları bir kişi ile değil, en az beş kişi ile temsil edilmeli ve şimdiden tedbirler alınmalıdır.
"Biz onları biliyoruz ve tedbirimizi alıyoruz" demek yeterli değil.Halkın tüm korkusu oy'unun geçersiz sayılmasıdır!
LÜTFEN, ARTIK ASIL BU İŞLERE YOĞUNLAŞINIZ!
16 Aralık 2010 tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in "Sivil dikta ve metrobüs" başlıklı yazısına yaptığım yorumdur.
10 Ocak 2010 Pazar
GECİKMELİ YORUM
Barış Beyin "Bu skandal gözden kaçmasın!" başlıklı yazısına ilişkin7-8 Ocak 2010 tarihinde yorumculardan Sn.Erdem Akel ve E.Uzun bir ideolojik tartışma başlatmışlardı.Belirttiğim tarihlerde yoğun oluşum nedeniyle katkıda bulunamamış olup,editörümüzün ve bu iki dostumuzun müsadeleri ile gecikmeli olarak görüşlerimi aktarmak istedim.
Hatırlanacağı üzere tartışma Erdem Akel'in yorumuna E.Uzun: "Ülkemizde işçi sınıfı,köylülük ve bir bütün olarak emekçi sınıfın dışında anti-emperyalist mücadele verecek bir sınıf YOKTUR" tesbiti sonucu başlamıştı.
Türkiye'ye bugün üretim ilişkileri açısından hangi perspektiften bakılmalıdır? Başka bir deyimle Türkiye'de bugün ekonomik-siyasal sistemin omurgasını hangi bileşenler oluşturur?
Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan heme sonra toplanan 1923 İzmir İktisat Kongresi Türkiye'nin "karma ekonomik model"i seçerek tercihini ortaya koymuştur.Bu devlet ve özel sektör ağırlıklı bir ekonomik modeldir,ancak kendi ulusal sanayini ve finans sistemini oluşturan tedbirlerin öncelik oluşturduğu bir sistemdir.
Cumhuriyet'in ilanı ile oluşturulan sermaye birikimi burjuvazinin gelişip serpilmesini olanaklı hale getirmiştir.Ancak, Osmanlı'nın borçlarının ödenmesi ve benzer sorunlar işçi sınıfının takamül edişini geciktirmiştir.Bu nedenle, genç burjuvazi eğemen sınıf,yani derebeyliği,feodalizmi tasfiye edebilme imkan ve becerisine sahip olamamıştır. Öyle ya;toplumsal yasalar gereği feodalizmin eğemenliğinde kapitalizm gerekli sıçramaları,tarihsel dönüşümleri yapamaz!
Buradan yola çıkarak;kapitalist sistem Türkiye'de feodalizmi tam tasfiye edip, "BURJUVA DEMOKRATİK DEVRİM"ini tamamlayamamıştır.
"İşçi sınıfı burjuva demokratik devrimin öncüsü olmalıdır.Demokratik devrime kılavuzluk edecek kuvvet,proleterya olmazsa,demokratik devrim sonuna vardırılamaz."
"Burjuva devriminin zafere ulaşması ve demokrati cumhuriyetin kurulması için her şey yapılmakla birlikte,devrim demokratik aşamada durdurulmamalıdır ve devrimci hareket,burjuva demokratik görevlerini yerine getirmekle yetinmemelidir.Burjuva demokratik devrim,kesintisiz olarak sosyalist devrime dönüşmelidir" demektedir sosyalizmin öncüleri!
Türkiye bugün emperyalizme göbekten bağımlı,toplumsal üretim araçları ve finans sermayesi emperyalizm ile ortak tekeci bujuvazinin elinde bulunan, hissedilir ağırlığı ile feodalizmi tasfiye edememiş bir ülkedir.
"Kapitalizmin sonuncu aşaması EMPERYALİZM"dir tarihsel saptamasından hareketle;"Emekçi sınıfının dışında anti-emperyalist mücadele edecek bir sınıf yoktur" demek gerçekçi değildir.2.Dünya savaşından sonra burjuvazi ve emekçi sınıfların dışında oluşan,"beyaz yakalılar" olarak adlandırılan;mühendis,doktor,teknisyen,akedemisyenler,gazeteciler gibi kafa işçilerinin kapitalist üretim ilişkilerinin üst aşamasında işlerini kaybetmeleri yada artı değerden eskisi kadar pay alamamaları nedeniyle anti-emperyalist mücadelede işçi sınıfının yanında olmaları,devamında sosyalist devrime katkılarının olacağı öngörüsü doğru bir saptamadır. Bunlar ara katmanlardır ve işçi sınıfının müttefikleridirler.
E.Uzun'u tenzih edeim ama,Rıza Kuas'ın öncülüğündeki Lastik İş Sendikası'nın sanırım 1968 grevinde,bir sendika yetkilisinin veya üyenin:"Lastik ayakkabı giymeyenler yürüyüşe katılamaz!" görüşü ile benzerlik taşımaktadır ve doğru bir tesbit değildir.İşçi sınıfının bilimsel tezlerinin diğer katmanlarca özümsenmesi,içselleştirilmesi emek cephesinin genişlemesi ve o'nun eğemenliğinin pekişmesidir de aynı zamanda.
Erdem bey:"Kapitalizmin üst aşaması proleterya diktatörlüğüdür" demektedir.Proleterya diktatörlüğü sosyalist devrim aşamasında veya sonrası işçi sınıfının ve partisinin karşı-devrim hareketlerine ve karşı-devrimcilere, devrimi koruma adına uyguladığı bir sınıfsal,tarihsel,hukuksal bir süreçtir! Proleterya diktatörlüğü işçi sınıfının düşmanlarına karşı uyguladığı "olmazsa olmazlarından" bir tanesidir.
Sovyetler Birliği'nin kurucusu:"Kapitalizmin son aşaması EMPERYALİZM'dir" diyerek "üretimin toplumsallaştığını,fakat mal edinmenin özel kaldığını..." vurgular.Yani,"üretim araçlarının özel mülküyeti nedeniyle nufusun kalan kısmı üzerindeki boyunduruğu yüzlerce kez ağırlaştırır,daha külfetli,çekilmez bir hal alır."
İşte bu zorbalığın,hukuksuzluğun,sömürünün doruğa ulaşmış son halinin adı EMPERYALİZM'dir!
07 Ocak 2010 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Bu skandal gözden kaçmasın!" başlıklı yazısına yaptığım yorum olup,yazının uzunluğu nedeniyle adı geçen sitede yayınlanmamıştır.
Hatırlanacağı üzere tartışma Erdem Akel'in yorumuna E.Uzun: "Ülkemizde işçi sınıfı,köylülük ve bir bütün olarak emekçi sınıfın dışında anti-emperyalist mücadele verecek bir sınıf YOKTUR" tesbiti sonucu başlamıştı.
Türkiye'ye bugün üretim ilişkileri açısından hangi perspektiften bakılmalıdır? Başka bir deyimle Türkiye'de bugün ekonomik-siyasal sistemin omurgasını hangi bileşenler oluşturur?
Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan heme sonra toplanan 1923 İzmir İktisat Kongresi Türkiye'nin "karma ekonomik model"i seçerek tercihini ortaya koymuştur.Bu devlet ve özel sektör ağırlıklı bir ekonomik modeldir,ancak kendi ulusal sanayini ve finans sistemini oluşturan tedbirlerin öncelik oluşturduğu bir sistemdir.
Cumhuriyet'in ilanı ile oluşturulan sermaye birikimi burjuvazinin gelişip serpilmesini olanaklı hale getirmiştir.Ancak, Osmanlı'nın borçlarının ödenmesi ve benzer sorunlar işçi sınıfının takamül edişini geciktirmiştir.Bu nedenle, genç burjuvazi eğemen sınıf,yani derebeyliği,feodalizmi tasfiye edebilme imkan ve becerisine sahip olamamıştır. Öyle ya;toplumsal yasalar gereği feodalizmin eğemenliğinde kapitalizm gerekli sıçramaları,tarihsel dönüşümleri yapamaz!
Buradan yola çıkarak;kapitalist sistem Türkiye'de feodalizmi tam tasfiye edip, "BURJUVA DEMOKRATİK DEVRİM"ini tamamlayamamıştır.
"İşçi sınıfı burjuva demokratik devrimin öncüsü olmalıdır.Demokratik devrime kılavuzluk edecek kuvvet,proleterya olmazsa,demokratik devrim sonuna vardırılamaz."
"Burjuva devriminin zafere ulaşması ve demokrati cumhuriyetin kurulması için her şey yapılmakla birlikte,devrim demokratik aşamada durdurulmamalıdır ve devrimci hareket,burjuva demokratik görevlerini yerine getirmekle yetinmemelidir.Burjuva demokratik devrim,kesintisiz olarak sosyalist devrime dönüşmelidir" demektedir sosyalizmin öncüleri!
Türkiye bugün emperyalizme göbekten bağımlı,toplumsal üretim araçları ve finans sermayesi emperyalizm ile ortak tekeci bujuvazinin elinde bulunan, hissedilir ağırlığı ile feodalizmi tasfiye edememiş bir ülkedir.
"Kapitalizmin sonuncu aşaması EMPERYALİZM"dir tarihsel saptamasından hareketle;"Emekçi sınıfının dışında anti-emperyalist mücadele edecek bir sınıf yoktur" demek gerçekçi değildir.2.Dünya savaşından sonra burjuvazi ve emekçi sınıfların dışında oluşan,"beyaz yakalılar" olarak adlandırılan;mühendis,doktor,teknisyen,akedemisyenler,gazeteciler gibi kafa işçilerinin kapitalist üretim ilişkilerinin üst aşamasında işlerini kaybetmeleri yada artı değerden eskisi kadar pay alamamaları nedeniyle anti-emperyalist mücadelede işçi sınıfının yanında olmaları,devamında sosyalist devrime katkılarının olacağı öngörüsü doğru bir saptamadır. Bunlar ara katmanlardır ve işçi sınıfının müttefikleridirler.
E.Uzun'u tenzih edeim ama,Rıza Kuas'ın öncülüğündeki Lastik İş Sendikası'nın sanırım 1968 grevinde,bir sendika yetkilisinin veya üyenin:"Lastik ayakkabı giymeyenler yürüyüşe katılamaz!" görüşü ile benzerlik taşımaktadır ve doğru bir tesbit değildir.İşçi sınıfının bilimsel tezlerinin diğer katmanlarca özümsenmesi,içselleştirilmesi emek cephesinin genişlemesi ve o'nun eğemenliğinin pekişmesidir de aynı zamanda.
Erdem bey:"Kapitalizmin üst aşaması proleterya diktatörlüğüdür" demektedir.Proleterya diktatörlüğü sosyalist devrim aşamasında veya sonrası işçi sınıfının ve partisinin karşı-devrim hareketlerine ve karşı-devrimcilere, devrimi koruma adına uyguladığı bir sınıfsal,tarihsel,hukuksal bir süreçtir! Proleterya diktatörlüğü işçi sınıfının düşmanlarına karşı uyguladığı "olmazsa olmazlarından" bir tanesidir.
Sovyetler Birliği'nin kurucusu:"Kapitalizmin son aşaması EMPERYALİZM'dir" diyerek "üretimin toplumsallaştığını,fakat mal edinmenin özel kaldığını..." vurgular.Yani,"üretim araçlarının özel mülküyeti nedeniyle nufusun kalan kısmı üzerindeki boyunduruğu yüzlerce kez ağırlaştırır,daha külfetli,çekilmez bir hal alır."
İşte bu zorbalığın,hukuksuzluğun,sömürünün doruğa ulaşmış son halinin adı EMPERYALİZM'dir!
07 Ocak 2010 Tarihinde gerçek gündem.com'da yayınlanan Barış Yarkadaş'ın "Bu skandal gözden kaçmasın!" başlıklı yazısına yaptığım yorum olup,yazının uzunluğu nedeniyle adı geçen sitede yayınlanmamıştır.
8 Ocak 2010 Cuma
Hikmet Çetinkaya'nın "GÜÇ GÖSTERİSİ" başlıklı yazısına yaptığımız yorum(2)
"Bence bu toz bulutu, karmaşa, sis içinde olup bitenleri en iyi anlayan ABD’dir..."
-------
Doğru bir yorum,anca eksik.
Bence bu toz bulutu, karmaşa, sis içinde olup bitenlerin müsebbipleri ABD ve Fetullah Gülen ortaklığıdır.
Bu nedenle,karanlık senaryonun amacını demokrasi güçleri çok iyi tahlil etmekte ve yaşananları kaygı ile izlemektedirler!
******
AKP kendini daha güçlü kılmak, kapatma davasının, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 367’nin, e-muhtıranın öcünü almak için her yolu geçerli kılmıyor mu?
-------
Sayın Çetinkaya,
AKP bunları aştı,367'de küçük bir sıkıntı yaşadı ancak,e-muhtıra AKP lehine bir maniplasyon,"mağdur yaratma"senaryosudur! Bu muhtırayı verenle alan arasındaki "Dolmabahçe sırları mezara kadar gidecek" denilmektedir.Dolayısı ile eylemin karlı çıkanı AKP'dir.
"Devletin duyarlı kurumları birbirleriyle hesaplaşıyor..." diyerek AKP ile Ordu arasında bir "çatışma"ya dikkat çekiliyor yazınızda...
Bence bu da yanlış.Hilmi Özkök'ün G.K.Başkanlığı'ndan bu güne kadar Hükümet ile Ordu üst yönetimi çok uyumlu çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.
-------
Doğru bir yorum,anca eksik.
Bence bu toz bulutu, karmaşa, sis içinde olup bitenlerin müsebbipleri ABD ve Fetullah Gülen ortaklığıdır.
Bu nedenle,karanlık senaryonun amacını demokrasi güçleri çok iyi tahlil etmekte ve yaşananları kaygı ile izlemektedirler!
******
AKP kendini daha güçlü kılmak, kapatma davasının, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 367’nin, e-muhtıranın öcünü almak için her yolu geçerli kılmıyor mu?
-------
Sayın Çetinkaya,
AKP bunları aştı,367'de küçük bir sıkıntı yaşadı ancak,e-muhtıra AKP lehine bir maniplasyon,"mağdur yaratma"senaryosudur! Bu muhtırayı verenle alan arasındaki "Dolmabahçe sırları mezara kadar gidecek" denilmektedir.Dolayısı ile eylemin karlı çıkanı AKP'dir.
"Devletin duyarlı kurumları birbirleriyle hesaplaşıyor..." diyerek AKP ile Ordu arasında bir "çatışma"ya dikkat çekiliyor yazınızda...
Bence bu da yanlış.Hilmi Özkök'ün G.K.Başkanlığı'ndan bu güne kadar Hükümet ile Ordu üst yönetimi çok uyumlu çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar.
Hikmet Çetinkaya'nın "GÜÇ GÖSTERİSİ"başlıklı yazısına yaptığımız yorum(1)
Sn.Hikmet Çetinkaya,
Bunca yıldır sol'u okurum,yazarım,sol adına iki laf etmişliğim vardır;ama sizi anlamakta(özellikle de son aylarda) gerçekten zorlanıyorum!
Sondan Başlayayım:Referans aldığınız kişiye bakın Ertuğrul Özkök! Ertuğrul Özkök bir kaç gün öncesine kadar Hürriyetin Yayın Yönetmeni değilmiydi? O'nun(Hadi'nin) yazılarını sansürsüz yayınlayan kim? Genel Yayın Yönetmeni bay Özkök.
Sonra bay E.Özkök'ün "gereken yanıtı"nı samimi mi bulacağız?
Sansürlenmeyeyim diye sözcükleri yumuşatarak söylüyorum;BU TAM ANLAMI İLE SİYASAL VE İDEOLOJİK GÖZÜ KAPALILIKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR!
*****
"Sol partiler, ne kontrgerillayla ne de işkencecilerle, tam anlamıyla mücadele etmedi bugüne değin! "diyorsunuz. Bundan şu anlamı mı çıkarma gerekiyor? "Sol bir şey yapmadığına göre bırakın kontgerilla'nın üzerine AKP gitsin" mi demek istiyorsunuz?
Kontgerillayı ABD sözde Sovyet tehdidine karşı kurdurup,finanse ettiği ve AKP'nin de ABD güdümünde olduğu bilindiği halde, AKP marifeti ile kontgerillanın tasfiyesi olası mı?
*****
"Yoksulluğun, çeteleşmenin ivme kazandığı yıllarda sol, ezilenlerin yanında olmadı, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlara sınıfsal bir bakış sergileyemedi."
Sol her zaman ezilenlerin yanında oldu.Ezilenler kimi kazanımlarını sol'un gündeme getirmesiyle elde etti ancak,24 Ocak kararları ve12 Eylül faşizmi bu kazanımları yok etti.
Bana göre sol'un en büyük açmazı GÜÇ VE EYLEM BİRLİĞİ YAPMAMASIDIR.
Bunca yıldır sol'u okurum,yazarım,sol adına iki laf etmişliğim vardır;ama sizi anlamakta(özellikle de son aylarda) gerçekten zorlanıyorum!
Sondan Başlayayım:Referans aldığınız kişiye bakın Ertuğrul Özkök! Ertuğrul Özkök bir kaç gün öncesine kadar Hürriyetin Yayın Yönetmeni değilmiydi? O'nun(Hadi'nin) yazılarını sansürsüz yayınlayan kim? Genel Yayın Yönetmeni bay Özkök.
Sonra bay E.Özkök'ün "gereken yanıtı"nı samimi mi bulacağız?
Sansürlenmeyeyim diye sözcükleri yumuşatarak söylüyorum;BU TAM ANLAMI İLE SİYASAL VE İDEOLOJİK GÖZÜ KAPALILIKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR!
*****
"Sol partiler, ne kontrgerillayla ne de işkencecilerle, tam anlamıyla mücadele etmedi bugüne değin! "diyorsunuz. Bundan şu anlamı mı çıkarma gerekiyor? "Sol bir şey yapmadığına göre bırakın kontgerilla'nın üzerine AKP gitsin" mi demek istiyorsunuz?
Kontgerillayı ABD sözde Sovyet tehdidine karşı kurdurup,finanse ettiği ve AKP'nin de ABD güdümünde olduğu bilindiği halde, AKP marifeti ile kontgerillanın tasfiyesi olası mı?
*****
"Yoksulluğun, çeteleşmenin ivme kazandığı yıllarda sol, ezilenlerin yanında olmadı, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlara sınıfsal bir bakış sergileyemedi."
Sol her zaman ezilenlerin yanında oldu.Ezilenler kimi kazanımlarını sol'un gündeme getirmesiyle elde etti ancak,24 Ocak kararları ve12 Eylül faşizmi bu kazanımları yok etti.
Bana göre sol'un en büyük açmazı GÜÇ VE EYLEM BİRLİĞİ YAPMAMASIDIR.
Hikmet Çetinkaya'nın "GÜÇ GÖSTERİSİ"başlıklı yazısı
Güç Gösterisi...
Kimilerine göre hava toz duman içinde, kimilerine göre sis...
Herkes birbirini izliyor, telefonlarını dinliyor.
Yazılanların hangisine inanacak toplum?
Devletin kurumları arasında çatışma var mı yok mu?
Kimileri “var” diyor, kimileri “yok”.
Bu olup bitenleri AKP hükümeti de asker de bir köşeye çekilmiş izliyor...
Bir çatışma ortamında gazetecilik yapmak, olup bitenleri doğru tanımlayabilmek gerçekten zor.
Ya birileri bizi kandırıp oyun oynuyor ya da toplum olup bitenleri kavrayamıyor...
Son bir haftaya şöyle bir bakalım:
Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın günlerdir aranması.
Sonuç ne olacak; tavşan mı çıkacak, kuş mu?
İtalya’da Gladyo, Türkiye’de Özel Harp Dairesi...
Bence bu toz bulutu, karmaşa, sis içinde olup bitenleri en iyi anlayan ABD’dir...
Gerisi faso fiso!
JİTEM var mı yok mu?
İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Jandarma Genel Komutanlığı’nın istihbarat biriminin var olduğunu bilmeyen yok!
Bu birimin adı JİTEM olsun ya da olmasın, yıllarca itirafçıları kullandıkları, hatta polisle jandarma arasında bu yüzden zaman zaman sürtüşme çıktığı biliniyor.
Kamuoyunun “Yeşil” kod adıyla tanıdığı Mahmut Yıldırım’ın 90’lı yıllarında başlarında jandarma istihbaratının kullandığı, daha sonra polisle çalıştığı çok yazılıp çizilmedi mi?
***
Kozmik odada yargıç araması sürerken, Genelkurmay Karargâhı’nda Başbakan Erdoğan, Orgeneral Başbuğ olağan görüşmelerini yapıyor.
Görüşmede Adalet Bakanı Ergin, İçişleri Bakanı Atalay da bulunuyor...
Sanırım bu bir ilk...
Başa döneyim:
Dinci, tarikatçı ve AKP yandaşı medya, yargı kararıyla yapılan aramayı “devrim” olarak manşetlerine taşıyor, tarikatçı televizyon kanalında “sen, ben, bizim oğlan” takımı ahkâm kesiyor:
“Türkiye sivilleşiyor... Bu bir devrimdir...”
AKP kendini daha güçlü kılmak, kapatma davasının, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 367’nin, e-muhtıranın öcünü almak için her yolu geçerli kılmıyor mu?
SSK ve Bağ-Kur emeklisi öyle sindirildi ki, 60-100 lira arasında değişen zamlara bile boyun eğip, sesini çıkartamıyor.
Gelelim sola...
Yoksulluğun, çeteleşmenin ivme kazandığı yıllarda sol, ezilenlerin yanında olmadı, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlara sınıfsal bir bakış sergileyemedi.
Emperyalizmin denetiminde bir Türkiye var karşımızda. Yarı-feodal ilişkilerin, işbirlikçi sermayenin egemen olduğu bir Türkiye.
Bu yüzden de emekçilerin, ezilenlerin hakkını koruyan bir sol yok!
Bu yüzden baskıcı bir sivil rejim adım adım ilerliyor, sendikalar, demokratik kitle örgütlerinin eylemleri durdurulmak isteniyor.
Devletin duyarlı kurumları birbirleriyle hesaplaşıyor... Olan, ezilen emekçi yığınlara oluyor.
Gündemde kontrgerilla var!
Emekli Kurmay Albay Talat Turhan, Türkiye’de kontrgerillanın varlığını 35 yıl önce gündeme getirdi yazıları ve kitaplarıyla.
Sorgucular, 1971-72 yıllarında gözaltına aldıkları aydınları, gençleri, subayları sorgularken açık açık şöyle dediler:
“Sizleri kontrgerilla adına sorguluyoruz!”
Kontrgerillanın ABD güdümünde politik bir örgüt olduğunu benim kuşağım çok iyi bilir...
***
Sol partiler, ne kontrgerillayla ne de işkencecilerle, tam anlamıyla mücadele etmedi bugüne değin!
Abdullah Çatlı’dan Haluk Kırcı’ya değin zincirin halkalarındaki katiller, bu özel operasyon örgütünün, yani İtalya’da Gladio’nun Susurluk’a değin uzanan merkezinde görevli sivil operasyon elemanlarıydı.
Onun için sınıfsal bir temelde emperyalizme karşı tam bağımsızlık mücadelesi verilmezse, demokrasi, özgürlük, hukuk, eşitlik kavramlarını yaşama geçiremeyiz...
Ve daha çok tartışırız bunları!
***
Sen kaçın kurasısın Hadi Uluengin, bilmem ama beyninin sulandığı kesin!..
Cumhuriyet “ulusal takım”, “ulusal maç” ifadelerini 30 yıldır kullanır, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Hadi!..
Sana gereken yanıtı Ertuğrul Özkök ve Birgün’den Barış İnce verdi.
2 Ocak 1980... Oktay Kurtböke Genel Yayın Yönetmeni... Spor sayfasında bir başlık: “1979’da ulusal takımlarımız başarılı, kulüp takımlarımız başarısızdılar.”
Utandın mı?
Sanmıyorum!
Ben de sana yanıt veriyorum:
Sen kaçın kurasısın Hadi!
İstersen değiş-tokuş yap, “yazdığın gibi!”
Kimilerine göre hava toz duman içinde, kimilerine göre sis...
Herkes birbirini izliyor, telefonlarını dinliyor.
Yazılanların hangisine inanacak toplum?
Devletin kurumları arasında çatışma var mı yok mu?
Kimileri “var” diyor, kimileri “yok”.
Bu olup bitenleri AKP hükümeti de asker de bir köşeye çekilmiş izliyor...
Bir çatışma ortamında gazetecilik yapmak, olup bitenleri doğru tanımlayabilmek gerçekten zor.
Ya birileri bizi kandırıp oyun oynuyor ya da toplum olup bitenleri kavrayamıyor...
Son bir haftaya şöyle bir bakalım:
Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın günlerdir aranması.
Sonuç ne olacak; tavşan mı çıkacak, kuş mu?
İtalya’da Gladyo, Türkiye’de Özel Harp Dairesi...
Bence bu toz bulutu, karmaşa, sis içinde olup bitenleri en iyi anlayan ABD’dir...
Gerisi faso fiso!
JİTEM var mı yok mu?
İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Jandarma Genel Komutanlığı’nın istihbarat biriminin var olduğunu bilmeyen yok!
Bu birimin adı JİTEM olsun ya da olmasın, yıllarca itirafçıları kullandıkları, hatta polisle jandarma arasında bu yüzden zaman zaman sürtüşme çıktığı biliniyor.
Kamuoyunun “Yeşil” kod adıyla tanıdığı Mahmut Yıldırım’ın 90’lı yıllarında başlarında jandarma istihbaratının kullandığı, daha sonra polisle çalıştığı çok yazılıp çizilmedi mi?
***
Kozmik odada yargıç araması sürerken, Genelkurmay Karargâhı’nda Başbakan Erdoğan, Orgeneral Başbuğ olağan görüşmelerini yapıyor.
Görüşmede Adalet Bakanı Ergin, İçişleri Bakanı Atalay da bulunuyor...
Sanırım bu bir ilk...
Başa döneyim:
Dinci, tarikatçı ve AKP yandaşı medya, yargı kararıyla yapılan aramayı “devrim” olarak manşetlerine taşıyor, tarikatçı televizyon kanalında “sen, ben, bizim oğlan” takımı ahkâm kesiyor:
“Türkiye sivilleşiyor... Bu bir devrimdir...”
AKP kendini daha güçlü kılmak, kapatma davasının, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 367’nin, e-muhtıranın öcünü almak için her yolu geçerli kılmıyor mu?
SSK ve Bağ-Kur emeklisi öyle sindirildi ki, 60-100 lira arasında değişen zamlara bile boyun eğip, sesini çıkartamıyor.
Gelelim sola...
Yoksulluğun, çeteleşmenin ivme kazandığı yıllarda sol, ezilenlerin yanında olmadı, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlara sınıfsal bir bakış sergileyemedi.
Emperyalizmin denetiminde bir Türkiye var karşımızda. Yarı-feodal ilişkilerin, işbirlikçi sermayenin egemen olduğu bir Türkiye.
Bu yüzden de emekçilerin, ezilenlerin hakkını koruyan bir sol yok!
Bu yüzden baskıcı bir sivil rejim adım adım ilerliyor, sendikalar, demokratik kitle örgütlerinin eylemleri durdurulmak isteniyor.
Devletin duyarlı kurumları birbirleriyle hesaplaşıyor... Olan, ezilen emekçi yığınlara oluyor.
Gündemde kontrgerilla var!
Emekli Kurmay Albay Talat Turhan, Türkiye’de kontrgerillanın varlığını 35 yıl önce gündeme getirdi yazıları ve kitaplarıyla.
Sorgucular, 1971-72 yıllarında gözaltına aldıkları aydınları, gençleri, subayları sorgularken açık açık şöyle dediler:
“Sizleri kontrgerilla adına sorguluyoruz!”
Kontrgerillanın ABD güdümünde politik bir örgüt olduğunu benim kuşağım çok iyi bilir...
***
Sol partiler, ne kontrgerillayla ne de işkencecilerle, tam anlamıyla mücadele etmedi bugüne değin!
Abdullah Çatlı’dan Haluk Kırcı’ya değin zincirin halkalarındaki katiller, bu özel operasyon örgütünün, yani İtalya’da Gladio’nun Susurluk’a değin uzanan merkezinde görevli sivil operasyon elemanlarıydı.
Onun için sınıfsal bir temelde emperyalizme karşı tam bağımsızlık mücadelesi verilmezse, demokrasi, özgürlük, hukuk, eşitlik kavramlarını yaşama geçiremeyiz...
Ve daha çok tartışırız bunları!
***
Sen kaçın kurasısın Hadi Uluengin, bilmem ama beyninin sulandığı kesin!..
Cumhuriyet “ulusal takım”, “ulusal maç” ifadelerini 30 yıldır kullanır, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Hadi!..
Sana gereken yanıtı Ertuğrul Özkök ve Birgün’den Barış İnce verdi.
2 Ocak 1980... Oktay Kurtböke Genel Yayın Yönetmeni... Spor sayfasında bir başlık: “1979’da ulusal takımlarımız başarılı, kulüp takımlarımız başarısızdılar.”
Utandın mı?
Sanmıyorum!
Ben de sana yanıt veriyorum:
Sen kaçın kurasısın Hadi!
İstersen değiş-tokuş yap, “yazdığın gibi!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)