11 Şubat 2011
Seçim 29 Mayıs’ta olabilir
Bir önceki yazımızda, CHP’nin seçimden yenilgiyle çıkmasını bekleyen bazı çevrelerin olduğunu ve bunların dört gözle “12 Haziran’’ı beklediğini dile getirdim. Malum, şu an netleşmese de genel seçimlerin 12 Haziran’da yapılması bekleniyor. “12 Hazirancılar” adını verdiğim grup da CHP’nin başarısız olması için elinden geleni yapıyor. Bu grup CHP içinde olabildiğince marjinal… Uzantıları AKP medyasında görev yapıyor. Bir kısım uzantıları ise kendilerine “ulusalcı” süsü vererek Kemal Kılıçdaroğlu’nun “gayri milli” olduğunu söylüyor, CHP yönetimi hakkında “şaibe” yaratmaya çalışıyor.
Peki başarılı olabiliyorlar mı?
Hayır, olamıyorlar. Dün CHP Genel Merkezi önünde toplanan Gençlik Kolları Üyeleri, 12 Hazirancıların üst üste tokat yediğini gösteriyor. Pazar günü İstanbul’da yapılacak olan katılım töreni ise 12 Hazirancılar için yeni bir şoka yol açacak. AKP’den ve çeşitli partilerden istifa eden çoğunluğu Van'lı olan dört bin kişi CHP’ye katılıyor. Beylikdüzü’nde gerçekleştirilecek olan törene CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katılacak. Kılıçdaroğlu, Adana’da cumartesi günü yapılacak olan “İşsizliğe Hayır” başlıklı mitingin hemen ardından İstanbul’a gelecek. Bir gün sonra ise partisine katılacak olan yurttaşlara rozet takacak.
12 Hazirancılar, CHP’nin genel seçim için sahaya inmesiyle birlikte, kuşkusuz saldırılarını da artıracak. CHP'nin güçlenmesi morallerini bozacak... Kemal Kılıçdaroğlu, dün Gençlik Kolları’nın düzenlediği etkinlikte bu tür saldırılara karşı hazırlıklı olduklarını söyledi. Bir anlamda partisini de uyardı. AKP’yle işbirliği yapan bazı çevrelerin, medya aracılığıyla CHP Genel Merkezi’ndeki “birlik – bütünlük”ü dağıtmaya yönelik çeşitli girişimlerde bulunduğunu ve bulunacağını açıkladı. Belli ki; Kılıçdaroğlu da kendisine ulaşan bilgileri değerlendirerek, arkadaşlarını uyarma ihtiyacı hissetti. Bu bağlamda, tüm CHP’lilerin ‘’uyanık’’ olması ve AKP medyası ile KENDİSİNE ULUSALCI SÜSÜ VEREN (gerçek ulusalcıları kast etmiyorum) kişilerin yalan haberlerine itibar etmemesi gerekiyor. Bu yüzden, bazı okurlarımızın “gereksiz hassasiyet” gösterip söylenenleri kendi üstlerine almalarına ya da yakıştırma yapmalarına anlam veremiyorum… Bizim sözümüz, yalan söyleyen, iftira atan, söylediğini kanıtlayamayanlaradır. Bu tutumları sürdüğü taktirde, CEVABINI MİSLİYLE ALACAKLARDIR…
Bu bahsi kapatmadan önce, yazımızın başlığına aldığımız konuya da değinip elimizdeki anket sonuçlarını paylaşalım:
AKP hükümeti, yapılacak olan ilk genel seçimden “tek başına” iktidar olarak çıkmayı hayal ediyor. Ancak; Erdoğan’ın önüne gelen tüm anketler, --bugün itibariyle-- hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağını gösteriyor. Genel seçim öncesi, geniş kitlelerden oy alabilmek için hangi stratejiyi izleyeceğini araştırtan Başbakan Erdoğan, sandığa gitme tarihinin “29 Mayıs” olarak belirlenmesini istiyor. Başbakan, bu isteği gerçekleştirildiği taktirde, kampanyasını yine “darbe karşıtlığı” üzerine kurmayı tasarlıyor.
AKP çevrelerinden sızan bilgilere göre, Erdoğan, seçimler 29 Mayıs’ta yapılırsa, iki ana söylem üzerinden gitmeyi planlıyor. Bu plana göre, seçim öncesi “darbe karşıtlığı” argümanı yeniden dolaşıma sokulacak ve 27 Mayıs Devrimi’yle hesaplaşılacak. Geniş kitlelere “27 Mayıs’ın hesabını soralım” çağrısı yapılacak. 27 Mayıs’la “problemi olan” merkez sağ oylar da AKP çatısı altında toplanacak.
29 Mayıs’ın tercih edilmesinin bir sebebi ise, bu tarihin İstanbul’un Fethi’ne (siz işgali anlayın) denk gelmesi… Erdoğan, bir yandan merkez sağı “tarih üzerinden” çatısı altına çekmeye çalışırken, bir yandan da “milliyetçi – muhafazakar” oyları bloke etmeye çalışacak. “Fetih Ruhu”nu seçim meydanlarında canlandırarak, Türkiye’nin gerçek sorunlarıyla yüzleşmekten kaçacak olan AKP, yine “darbe ve milliyetçilik” üzerinden oyları devşirmeye çalışacak. AKP bir yandan da MHP’yi baraj altında tutmaya çalışacak. Bu yüzden, özellikle Akdeniz ve Ege’de MHP kökenli siyasetçileri listesine alacak…
Peki evdeki hesap çarşıya uyacak mı?
Elimizdeki verilere göre, AKP’nin işi zor görünüyor. Zira, Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nin 2010 yılının son ayında yaptığı araştırma, AKP’nin genel seçimlerde sadece 255 milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Bu tabloda CHP 171, MHP 90, BDP ise 32 milletvekiliyle kendisine yer buluyor.
Rakamlardan da anlaşılacağı üzere, AKP ‘’tek başına” iktidar olamıyor. Başbakan Erdoğan bunu bildiği için, kurmaylarına “yüzde 50” oy hedefi koydurtuyor. Zira; AKP’nin tek başına iktidar olabilmesi için en az yüzde 50 oy gerekiyor. Çünkü; bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz üzere, bu seçimde, belirleyici olacak önemli bir kıstas var. Milletvekili sayısı azalan ve artan kentlerde çıkarılacak olan parlamenter sayısı, partilerin kaderini belirleyecek. AKP bu bağlamda dezavantajlı konumda görünüyor. Milletvekili sayısı düşen illerin neredeyse tamamında AKP birinci… (AKP’nin işsizlik yüzünden göç veren illerde birinci olması kuşkusuz ayrı bir inceleme konusu…) Milletvekili sayısı artan illerde ise, MHP ve CHP güçlü… AKP'nin bir dezavantajı da CHP'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşadığı "kıpırdanma..." Kürt kökenli yurttaşlar, Doğu'da CHP'ye henüz istendiği kadar yönelmemiş olsa da Batı'da durum farklı... Anketler, Batı'da yaşayan AKP ve BDP'ye oy vermeyi düşünmeyen Kürt kökenli yurttaşların, bu seçimde CHP'ye oy vermeyi düşündüğünü gösteriyor. Bu kişilerin sayısı ise 3 milyon kişi olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, yüzde onluk baraj sistemi yüzünden Batı’da muhalefet partilerine gelen her oy'un, AKP’nin hanesinden gideceği de biliniyor. AKP bugün seçim olsa ve bu seçimden yüzde 40 oy oranıyla çıksa bile, Batı’daki oyları ‘’düşük’’ kalacağı için, hükümet kurması için gerekli olan 276 milletvekili sayısına ulaşamayacak. 255 milletvekili sınırında kalan AKP, bu yüzden BDP’nin “dışarıdan desteği”ne muhtaç olacak. AKP böyle bir işbirliğine girer mi bilinmez? Çünkü; genel seçimin hemen ardından yapılacak olan yerel seçim öncesi BDP ile böyle bir ittifak kurmak, AKP’yi zor durumda bırakabilir.
AKP bu yüzden, ya CHP’ye, ya da MHP’ye ‘’birlikte hükümet kurma” önerisi götürmek zorunda kalacak. Başbakan Erdoğan bu tabloyu çok net gördüğü için, kurmaylarını ve elindeki medyayı hem CHP hem de MHP’nin üstüne salıyor. MHP’yi baraj altında bırakarak partisinin 400 milletvekili çıkarmasını planlayan Erdoğan, CHP içinde de çatlak yaratmaya çalışıyor. Güçten düşmüş bir CHP’nin, işini kolaylaştıracağını biliyor. Zihninde ‘’başkanlık sistemi” olan Erdoğan, yüzde 50 oy alabildiği taktirde, artık hiçbir gücün, isteklerine karşı çıkamayacağını da biliyor.
Erdoğan’ın bu ‘’otokratik’’ eğilimlerini durdurmak kuşkusuz muhalefetin elinde… Muhalefet partileri, bu seçimde AKP’yi eleştirmekten çok “Biz ne yapacağız?” sorusuna yanıt vermeli. Bilindiği üzere; seçmenin yüzde 17’lik kesimi, öncelik sırasına “ekonomi”yi alıyor ve tercihini buna göre yapıyor. Başta CHP olmak üzere, tüm muhalefet partileri, toplumu artan açlık, yoksulluk ve işsizliğe çare bulacağına inandırmak zorunda. Bunun yolu da “proje ve program”dan geçiyor. Laf kalabalığı yapıp sözde polemiklerle zaman öldürmek, ne yazık ki; AKP’ye yarıyor.
Görüldüğü üzere, Türkiye’nin ihtiyacı olan “sosyal demokrat iktidar” çok da uzakta değil. CHP ve kadroları yeter ki; iktidar olabileceklerine inansın ve bu çerçevede bir çalışma yürütsünler. Unutulmasın ki; tam 10 milyon seçmen, hiçbir koşulda sandığa gitmiyor. CHP; sandığa gitmeyen bu kesimin yarısını bile ikna edebilse, AKP karanlığına son verebilecek. Ancak yukarıda da dediğimiz üzere, bunu yapabilmek için “proje ve program”ları hayata geçirmek gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun 18 Aralık Kurultayı’nda ortaya koyduğu “41 Vaat” ile 3. Yol Projesi, CHP’liler için yeterli argümanları içinde barındırıyor. Bunların halka anlatılması, kitlelerin ikna edilmesi, AKP’nin iktidarına son verecektir. Seçim ister 29 Mayıs’ta, ister 12 Haziran’da olsun… Fark etmez…
*** *** *** ***
ÖNEMLİ NOT: Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra Ankara'dan arayan bir kaynağım, "AKP'liler YSK üzerinde baskı kurarak, vekil sayısı düşecek illere ilişkin telkinlerde bulunmaya çalışıyor. Doğu'daki kentlerde vekil sayılarının düşürülmemesi için uğraşıyorlar" dedi. Bu bilgiyi doğrulatmak, sanırım muhalefet partilerinin ilgi alanına giriyor.
-------------------
emine5
11 Şubat 2011 18:14
Yakın çevreme baktığımda pek çok insanın YCHP konusunda ciddi biçimde kafaları karışık, insanlar endişeli biçimde ikilem yaşıyor, bir yandan AKP yeniden iktidar olmasın diye HER ŞEYE RAĞMEN YCHP'ye oy vermeyi düşünüyor bir kısmı ise CHP ye bu haliyle kesinlikle oy vermeyeceğini bizzat örgütlere üye olanlar bile dillendiriyor, bazıları ise umutla YCHP'nin yeniden antiemperyalist politikalar yapabileceği umuduyla bekleyiş içindeler ama çok ciddi biçimde endişeli ve kafaları karışmış durumda.
Bugün görüşlerine ve analizlerine değer verdiğim Sayın Merdan Yanardağ'ın yazısını okudum, tamamını buraya alamayacağım için son iki paragrafını buraya alıyorum.
"AKP ve Erdoğan önümüzdeki genel seçimlerde bir kez daha sanki güncel bir darbe tehdidi varmış gibi propaganda yaparak toplumsal desteğini korumaya çalışacak. Üstelik bu iddialarını inandırıcı kılmak için bir dizi sansasyonel operasyon da yapabilirler.
İkincisi ise, CHP’deki Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeni düzeni benimsediğini ve bu düzenin muhalefeti olmaya hazırlandığının artık kesinleşmiş olmasıdır. Batum’un sözlerinin arkasında duramayan, kendi genel başkan yardımcısına yüksek sesle sahip çıkamayan partinin gerçek bir iktidar alternatifi olması mümkün değildir."
Bugün medyaya baktığımızda gerçekten sansasyonel olayların yeniden başladığını görüyoruz.
1.Haberal başka bir hastaneye gönderildi ve yanındaki hemşire ve refakatçıları gözaltına alındı. Bir doktor tutuklandı.
2- Balyoz davasındaki yeni gelişme: Savcı, generaller dahil 186 sanık için tutuklama istedi.
M.Yanardağ'ın ne kadar da haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu? Artık YCHP'nin tartışılmasının bile çok anlamlı olmadığını düşünmeye başladım, bundan sonra kişisel anlamda benim ve ailemin oy vereceği siyasi parti sözde değil özde antiemperyalist bir parti olacaktır.
--------------------------
Yücel Yeşilceli
11 Şubat 2011 18:08
Gazeteci Barış Yarkadaş'ı bildiği yoldan çevirme olasılığı yok gibi.Yağcıların dışındaki bütün yorumcuların isteği "Mesleğini yap,CHP'ni dizayn etmeye çalışma!" uyarılarında birleşiyorlar.Gelin görün ki, Barış Yarkadaş "Dönen dönsün,ben dönmezem yolumdan(!)" diyor,başka bir şey demiyor.
Yanılıyor olabilirim,ben bu durumu TUTKU diye formüle ediyorum.Tukuya dönüşen nedenler birkaç başlıkta toplanabilir:
Bir beklentinin getirdiği aşırı motivasyon,
Kendisinin ya da yakın dostunun öz güven eksikliği,
Yakın dostunun bulunduğu konuma hak etmeden gelişi,
Muhaliflerinin donanımlı,eğitimli ve Türkiye gerçeklerini iyi biliyor olmaları nedeniyle karşıtlarını(Gürsel Tekin-Barış Yarkadaş) tedirgin ediyor olabilir!
Bu nedenlerle,Barış Yarkadaş'ın üslup sorunu iç dünyasının dışa vuruş halini yansıtıyor dememiz abartılı sayılmamalıdır.
Yaklaşık iki yıldır GG okurum,Yarkadaş'ın Türkiye'deki rejime ilişkin,geleceğimize ilişkin kaygı duyan yazısına çok az tanık olmuşumdur!Misyonu sadece CHP ve Gürsel Tekin gazeteciliği(!) sanki.
Sanal düşmanlar yaratarak donkişotluğa soyunmak, nasıl bir ruh halidir anlayamıyorum!
Gerçek Gündem GYY Barış Yarkadaş'ın adı geçen sitede yayınlanan yazısı ve yazının altına yaptığım yorum.
11 Şubat 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder