18 Şubat 2012
Barış Yarkadaş
'Sırtlarını sıvazlamayın' Kemal Bey!
Cuma günü öğlen saatlerinde arayan bir kadın, "Barış Bey, ben sizin okurunuzum. Bize sahip çıkacak kimse yok. Sesimizi size duyurmak istedik" dedi. Heyecanlı olduğunu hissettiğim ancak buna rağmen neden 'fısıldayarak' konuştuğunu anlamayamadığım kadına kim olduğunu ve beni neden aradığını sordum. Tabii neden 'fısıldayarak' konuştuğunu da...
Telefonun ucundaki kadın, hızla anlatmaya başladı: "Barış Bey, ben CHP Ankara - Yenimahalle İlçe Örgütü üyesiyim. Şu an CHP Genel Merkezi'ndeyim. Bize az önce Yenimahalle İlçe Binası'nda feci bir şekilde dayak attılar. Bir arkadaşımızın kocası boğulma tehlikesi geçirdi. Boğazını sıktılar. Ben şu an sizi genel merkezin dördüncü katındaki tuvaletten arıyorum. Sizinle konuştuğumu kimse bilsin istemiyorum."
CHP'li kadının anlattıklarını dinlerken, dehşete kapıldım. Diyaloğu sorularla derinleştirip ne olup bittiğini anlamaya çalıştım. Zira; kadının anlattıkları 'münferit' bir vaka'ya benzemiyor, büyük çaplı bir rezaletin izlerini taşıyordu. Yanılmamıştım... Dayak yiyen kadının biraz sonra anlatacakları, "Bu kadar da olmaz!" dedirtecek cinstendi: "Barış Bey, biz bugün ilçe yöneticileriyle görüşmek ve delege seçimlerindeki yanlışlıklara itiraz etmek için partiye gittik. İlçe Başkanımız bizimle tam iki haftadır görüşmüyor. Delegeler masa başında yazılıyor. Bugüne kadar partiye hiç emek vermemiş kişiler ödüllendiriliyor. Bunlara itiraz eden bizlere, 15 kadına önce koridorda küfür etti bazı yöneticiler. Bize 'O...' bile dediler. Bizi de Kemal Bey yönetime atadı. Hepimiz Kemal Bey'e destek veriyoruz."
Doğrusu, kadını dinledikçe ne yapacağımı şaşırıyordum... Bu yüzden, soru sormayı kestim ve "sansürsüz" bir şekilde anlatmasına fırsat verdim: "Bize Yenimahalle İlçe Binası'nda önce küfür ettiler. Buna tepki gösterince, koridorda saldırdılar. Yanımızda sadece bir erkek vardı. O da bir arkadaşımızın kocasıydı. O'nun da boğazını sıktılar. Adam neredeyse boğuluyordu. Bu yetmiyormuş gibi, bir arkadaşımızın parmağı kırıldı. Göğüs kanseri tedavisi gören bir kadın arkadaşımızın kolları morartıldı. Bize önce saldırıp daha sonra Gençlik Kolları'nın odasına soktular. Hepimizi tehdit ettiler. Partiye bir daha gelmememizi söylediler. Yaşadıklarımız tam bir dehşetti. Hatta bazı arkadaşlarımız, bize saldıranlar içinde silahlı kişilerin olduğunu da söyledi. Hem korktuk, hem üzüldük."
Bunları bana anlatan CHP'li kadın üye, yaşanan saldırı sonrası komşuların "CHP binasında kadınları öldürüyorlar" diyerek polise haber verdiğini de ifade etti. Sesinden çok üzgün olduğu belli olan kadın üye, "Binaya 30'un üstünde polis geldi. Polis, olaya ilişkin ifadelerimizi aldı. Hepimiz şikayetçi olduk. Tutanaklara imza atarken, hem genel merkezden, hem de Ankara İl Başkanlığı'ndan aradılar bizi. Şikayetçi olmamamızı, sorunu parti içinde çözmemiz gerektiğini söylediler. Parti zarar görmesin diye, tutanaklara imza atmadık" dedi.
Yaşananları anlatan kadın, CHP ilçe binasındaki rezaletin, daha büyük bir faciaya dönüşmesinin ise "sağduyu" sayesinde engellendiğini anlattı. Kadının anlattıklarına göre, dayak yiyen bir CHP'li kadın, durumu eşine telefonla aktarıyor. Bunun üzerine, kadının eşi ile akrabaları da ilçe binasına geliyor. Dayak atan partililer de akrabalarını binaya çağırınca, kavga alevleniyor. 35'e yakın erkek, ilçe binasında kavga ediyor. Kadınların feryatları üzerine, kavga bitiriliyor.
Dayak yiyen kadın üye, sonraki gelişmeleri ise şöyle özetledi: "Bu rezaletin ardından, polisi çağırmışlar. Polis geldi konuştuk. Polis ilçe binasından ayrılırken, şikayetçi olmak istemediğimiz taktirde, karakola gelebileceğimizi söyledi. Bunun ardından, hızla genel merkez binasına doğru yola çıktık. Çünkü bugün (cuma-bn) Parti Meclisi toplantısı vardı. Sesimizi hem genel başkana hem de PM üyelerine duyurmak istedik."
CHP'nin 4. katındaki tuvaletten ''fısıldayarak'' konuşan ve kimliğinin açığa çıkmasını istemeyen mağdur kadın, yaşadığı hayal kırıklığını dile getirirken, "Bunu bir tek siz yazabilirsiniz. Siz yazmazsanız, dayağı ört bas edecekler" diyordu. Kadının hayal kırıklığı yaşamasının sebebi ise şuydu: "Barış Bey, az önce genel merkeze geldik. Güvenlik görevlisini de aşarak dördüncü kata çıktık. Parti Meclisi'nin toplandığı salonun önündeyiz. Genel başkanla görüşmek istediğimizi söyledik. Korumalar izin vermek istemiyor. Tartışma yaşanınca, içeriden Kadın Kolları Başkanımız Deniz Pınar Atılgan, Nihad Matkap, Mesut Değer ve Zuhal Samlı çıktı. Deniz Hanım'a genel başkanla görüşmek istediğimizi söyledik, olayı anlattık. Deniz Hanım, bize, her önüme geleni genel başkanla görüştürmem, cevabını verdi. Çok üzüldük. Biz delege seçimlerini sorduğumuz için dayak yedik. Bu tavrı kabul edemiyoruz."
Bu rezalate ilişkin ayrıntıları Gerçek Gündem.com'da okuduğunuz için, dayak yiyen kadının anlatımlarına daha fazla yer vermiyorum. CHP binasında yaşanan ve ''dayak'' boyutunu aşıp "İŞKENCE"ye dönüşen bu saldırı karşısında, aslında ne söyleyeceğimi de bilemiyorum.
Zira; CHP Genel Merkezi'nin hala hiçbir şey olmamış gibi davranması ve dayak atanları korumaya çalışan bir politika izlemesi karşısında, hayal kırıklığımın daha da derinleştiğini hissediyorum...
Bir düşünün; CHP için gecesini gündüzüne katıp cebindeki son kuruşu dahi partisine harcayan kadınlar, ''mahalle delegeliği" üzerine konuşmak istedikleri partilerinin yöneticilerinden dayak yiyor. Dayak, işkence boyutuna dönüşüyor... CHP Genel Merkezi ise, bu rezaletin sorumlularını bulmak yerine, kadınları tek tek arayıp "Bilgileri Gerçek Gündem'e siz mi verdiniz, niye verdiniz?" diye soruyor. Genel Merkez yönetimi, bununla da yetinmiyor; CHP'yi takip eden muhabirleri arayıp "Haberi yazmamaları"nı rica ediyor.
Oysa; yapmaları gereken, işkenceyi ört bas etmeye çalışmak değil, sorumluları ortaya çıkartarak, cezalarını vermekti... CHP Genel Merkezi, bunu yapmadı. Bir süre önce yönetime atadığı kişileri ''koruma'' yolunu seçerek, utanca ortak olma yolunda adım attı...
Kuşkusuz; bu da bir tercihtir... Ama saygı duyulabilecek bir tercih değildir. CHP Genel Merkezi, 15 kadına parti binasında dayak atan kişileri koruma yolunu seçmiş, dayak yiyen kadınlar ile dayak atan erkekleri ''uzlaştırma''ya çalışmıştır. Bu anlayış, parti içi demokrasiyi, adaleti ve hukuku tesis edemez.
Tabii bu olaylar yaşanırken, acı ve trajik olanı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun içeride yaptığı konuşmanın ayaklarının yere basmamasıdır. Kılıçdaroğlu, tüzük tartışmaları üzerine konuşma yaparken, "parti içi demokrasi"den dem vuruyor, dışarıdaki kadınların feryatlarını ise duymazdan gelmeyi tercih ediyordu. Bunun kadar trajik olan bir yan ise şuydu: Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan'ın yeni MİT Yasası'yla birlikte, "tetikçilerin sırtını sıvazlayacağı"nı söylüyordu.
Hayat, Kılıçdaroğlu'nun bu sözlerinde ve eleştirilerinde ne denli samimi olup olmadığını cumartesi günü test edecek. Erdoğan'ı ''tetikçilerin sırtını sıvazlamak''la itham eden Kılıçdaroğlu, acaba kendi atadığı Yenimahalle yönetiminin çeteci yöntemlerine karşı hangi tavrı gösterecek! Bakalım, kendisi için dayak atan çetecilerin "sırtını sıvazlayıp" yoluna devam mı edecek, yoksa ilçe yönetimini görevden alıp haklarında soruşturma açılmasına mı karar verecek?
Kemal Kılıçdaroğlu, ilçe binasındaki işkenceye göz yumduğu taktirde, artık söylenebilecek hiçbir şey yoktur. Orada dayak yiyen kadınların acılarını hissetmeyen MYK üyeleri de bu rezalet karşısında tavır almadıkları sürece, samimi olmadıkları ortaya çıkacaktır. Dayak yiyen kadınlar hakkında şaibe yaratmaya ve işkencelerine meşruiyet aramaya çalışan aşağılık kişilere karşı susmak, o işkenceye ortak olmak demektir.
CHP yönetiminin, işkenceye karşı tavır alamayacağının ilk işareti aslında dün gece ortaya çıktı. ''Kılıçdaroğlu'na uygun örgüt yaratma" modelini hayata geçirmeye çalışan Yenimahalle İlçe Örgütü'nün arkasında duran Genel Merkez, işi gücü bıraktı, Gerçek Gündem'i yalanlamaya çalıştı! Üstelik, bu yalanlamayı yaparken, ne dedikleri ve neye itiraz ettikleri bile anlaşılamadı...
CHP Sözcüsü Birgül Ayman Güler, cuma gecesi saat 22.00 sıralarında cep telefonumdan aradı. Güler, "Size bir tekzip yolladım, yayımlamanızı rica ediyorum" dedi. Güler'e "Hangi konuda?" diye sordum.
CHP sözcüsü, "PM önünde bir tartışma yaşanmamış, toplantımız yarıda kalmamıştır" cevabını verdi. Doğrusu çok şaşırdım... Güler'in "dayağı yalanlayacağı"nı sanarken, "PM önünde tartışma olmadı" diye tekzip yollamasına anlam veremedim. Tekzibi yayımlayacağımı söyledikten sonra, "Ben dayağı yalanlayacağınızı sanmıştım, demek ki dayak olayını doğruluyorsunuz" dedim. Güler, "Onunla ilgili soruşturma yapıyoruz" cevabını verdi.
Güler'in CHP adına yolladığı ''tekzib''i hukuki bir zorunluluğumuz olmadığı halde, "cevap hakkına saygının gereği" olarak yayımladık. Yayımlarken, aklımıza CHP'nin bize yönelik yayımladığı o meşhur bildiri de geldi. hani şu; "Gerçek Gündem'i okumayın, okutmayın..." içerikli o utanç bildirisi... Dün gece yollanan tekziple birlikte, en sıkı okurlarımızın CHP Genel Merkez yöneticileri olduğu birkez daha anlaşıldı. CHP yönetimi, ''Okumayın'' dediği siteye, resmi açıklama yollayarak tarihe bir kez daha geçti.
Tabii bunlar bizim açımızdan hiç mi hiç önemli değil... CHP'nin 'bir ileri - iki geri'' tavrı artık kurumsal politikası haline geldi. Bu yüzden, CHP'nin gece yarısı tekzibinin zerre kadar hükmü de yok, inandırıcılığı da...
Unutmayın ki; 95 kişinin şahit olduğu bir tartışmayı yalanlamaya çalışmak, o bilidiriye imza atan kişileri gülünç duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz...
Bunları geçelim ve ciddi ve yakıcı soruna dönelim:
CHP Yenimahalle İlçe Örgütü'nde, bazıları Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçilmesinin ardından partiye üye olan 15 kadın dayak yemiş, işkence görmüş sözlü ve fiziki saldırıya maruz kalmıştır. Hiçbir ama hiçbir gerekçe, o kadınların dayak yemesini meşru kılmaz. CHP yönetimi, kendi atadığı ilçe örgütünün arkasında durursa, bu tavır, "eşkıyalığın ve çeteciliğin" CHP'de kurumsallaşmasının da önünü açacaktır. Kılıçdaroğlu, kendi atadığı yönetimin "sırtını sıvazlayacak" eleştirdiği Erdoğan'la aynı çizgide bulaşacaktır. Yok eğer, gereken yapılır ve ilçe yönetimine ceza verilirse, bu rezalet, ''münferit" bir olay olarak tarihteki yerini alacaktır.
CHP yönetiminin ne yapacağını hep birlikte göreceğiz. Kılıçdaroğlu, "kendine uygun bir örgüt yaratma'' sevdasına kapıldığından beri, gözü ne hukuku görüyor, ne adaleti... Delege çoğunluğunu sağlama alma adına yapılan her türlü hukuksuzluğa göz yuman Kılıçdaroğlu, evet belki koltuğunu sağlamlaştırıyor ama adaletten ve hukuktan da bir o kadar uzaklaşıyor.
Şu CHP'nin içine düştüğü duruma bakar mısınız!
CHP ilçe binasında içlerinde 30 senelik partililer bile olan 15 kadına dayak atılıyor, CHP'nin anlı - şanlı MYK üyeleri, milletvekilleri, PM üyeleri, boyunlarını deve kuşu gibi toprağa gömüyor!
Yazıklar olsun...
Yazıklar olsun, kadınları döven partililerin sırtlarını sıvazlayan koltuk sevdalılarına...
*************************
Yücel Yeşilceli
19 Şubat 2012 09:15
(1)
Son yıllarda iki sözcük günlük yaşamımızın vazgeçilmezlerinden.Birincisi "küreselleşme" diğeri "yeni."Yeni sözcüğünün isim babasının kim olduğunu değerli Barış Doster Gerçek Gündem'in Serbest Kürsü köşesinde, "Emperyalizmin Cilalı Sözcükleri" başlıklı yazısında vermiş.YCHP'li kadınlara yapılan kötü muamele ile ilgisi yokmuş gibi gözükse de,ben küreselleşme sözcüğünün üzerinde biraz duracağım.
TESEV raporlarında sık geçen "küreselleşme" sözcüğüne taktım! Nedir bu küreselleşme? Dünyaya tam eğemen olmak isteyen emperyalizmin, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarını, peşkeş çekebilmek,sömürgecilik kavramını perdelemek için ortaya attıkları kurda kuzu postu giydirme kurnazlığıdır küreselleşme.Yani emperyalizmin topsuz-tüfeksiz, mazlum bir ülkenin tüm zenginliklerini sömürmesinin kavram kurnazlıkları ile gizlenmesidir!
Başka bir anlatımla,ne bizim yerli Pancar Motor'un(iflas etti) ne de Sümerbank(haraç-mezat satıldı) mamüllerinin uluslararası piyasalarda tanıtılması,müşteri bulması hikayesi değildir küreselleşme.
SOROS'un yıllık bütçesinin yüzde yirmisini sağladığı TESEV ne yapıyor? "Küresel sermaye"nin çıkarlarına hizmet ediyor!Küresel sermaye kavramını en yalın anlamını yukarıda belirttik.TESEV'deki figürlere bakınca nedense insanın hiç şaşırası gelmiyor,Etyen Mahcupyan'ından,Can Paker'ine kadar... Nasıl da ülke bütünlüğünü ve bağımsızlığını(!) savunuyorlar değil mi! TESEV'in amacının Türkiye'nin sıçrama yapması,kalkınması değil;küresel talancılara alan yaratmak,sermayenin vatanı yoktur mantığından hareketle,ülke zenginliklerini ele geçirmedeki engelleri bir bir ortadan kaldırıaraktan ibarettir.
--------------
Yücel Yeşilceli
19 Şubat 2012 09:18
(2)
Kabak tadı verdi,"Kılıçdaroğlu küresel soyguncuların finansörlüğünü yaptığı TESEV'den neden ayrılmıyor?" demiyeceğim artık.Özgür iradesi ile tercihini yapmış... Yolunu seçmiş ve TESEV'den ayrılmayacağını deklere etmiştir. Benim asıl şaşırdığım;kendisine ilerici-yurtsever,sosyal demokrat,sosyalist,devrimci,anti emperyalist diyen kimi insanların, emperyalizme karşı ülke bütünlüğünü savunanlara faşist,ırkçı,statükocu gibi aşağılayıcı sözcüklerle suçlamalarda bulunmalarına ve bu net fotoğrafa rağmen,sırf Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarındaki kimi bölgesel yaşanmışlıklara vurgu yatı diye devrimciliklerini,sosyalistliklerini,ilericiliklerini,sosyal demokratlıklarını bir kenara bırakıp;SOROS'a ve uzantısı TESEV'e tek kelime etmemeleri,görmezden gelinip dolaylı destek olmaları!..
Arkadaşlar, Barış Yarkadaş'ın vurguladığı gibi, TESEV kanarya sevenler derneği değil,küresel sermayenin ülkeyi dizayn etmedeki en önemli kollarındandır.İşte susarak onayladığınız böylesine bir yapıdır.
---------------------------
Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş'ın Kılıçdaroğlu'na çağrısı ve adı geçen yazıya yaptığım yorumdur.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder