28 Şubat 2012
Barış Yarkadaş
Hiç kimsenin bahanesi kalmadı!
CHP'nin 16. ve 17. Olağanüstü Tüzük Kurultayı'nı adeta bir "genel başkan seçimi" havasına sokan Kılıçdaroğlu ve kurmayları çıtayı farkında olmadan hayli yükseğe çekti. Kılıçdaroğlu'na adeta "yeni seçilmiş" bir genel başkan muamelesi yapan çevresi, böylece beklentileri de yükseltti. Pazar ve Pazartesi günü yapılan tüzük kurultayının içeriğinden farklı bir şekilde yorumlanmasına sebep olan kurmaylar, adeta "zafer sarhoşu" oldu.
Oysa; ortada ne bir zafer var, ne de seçim galibiyeti... Parti içinde farklı görüşlere sahip olan iki kesimin tüzük üzerinden yürüttüğü bilek güreşinde kazansan ne olur, kaybetsen ne... Sonuçta; tüzük kurultayının taraflarının tamamı aynı parti içinde mücadele ediyor. Hayata farklı cephelerden baksalar bile, özünde hepsi CHP'nin ideolojisi etrafında buluşuyor. Bu bağlamda; Kılıçdaroğlu'nun tüzük kurultayında delegeden aldığı desteği abartmak, sanki ilk kez oluyormuş gibi bir hava yaratmak aklımızla alay etmek anlamına geliyor. Unutulmasın ki; aynı delege, Kılıçdaroğlu'na 22 - 23 Mayıs kurultayında da 18 Aralık 2010'daki PM seçiminde de ''tam destek'' vermişti. Delege, o dönem de Önder Sav'ın çizgisinde hareket etmemişti.
Bu tarihsel gerçeği unutursanız, medyadaki köşe yazarlarının CHP üzerine yaptığı sığ yorumlara bakıp kendinizi ''zafer kazanmış" sanarsınız. CHP'nin hayali değil, gerçek zaferlere ihtiyacı var... Örneğin; yerelde ve genelde iktidar olmak gibi... Bu iddianızı kaybeder ve kendinizi "parti içi iktidar"a odaklarsanız, evet bu da bir zafer olur... Ama buna "Pirus Zaferi" denir...
Pazar ve Pazartesi günü yapılan ''duble kurultay'' CHP yönetiminin ''gerçek bir zafer" kazanması için önlerinde hiçbir engel ve bahane bırakmadı. Kılıçdaroğlu ve ekibi, bugüne dek kendilerinden istenen başarıyı sağlayamamalarına Baykal ve Sav'ı gerekçe gösteriyordu. Pazar ve Pazartesi günü Baykal ve Sav'ın ''başarısızlığa mazeret gerekçesi" olmaktan çıktığı görüldü. Baykal, her iki kurultaya da katılmayarak, süreci ''dışarıdan izlemeyi'' tercih etti. Hiçbir yakın arkadaşına "Kurultaya katılmayın" demedi. Baykal'a yakın birçok delege, salona geldi, kurultayın açılması için imza attı. Baykal, kurultay sürecindeki hukuksuzluklara bir tepki olarak, salona gelmedi. Zira; Baykal'ın salona gelmesinin önündeki bir psikolojik engel de Sav ve arkadaşlarıydı. Baykal, eğer genel merkezin düzenlediği ilk günkü kurultaya gelse, ertesi gün yapılacak olana gelmese, yine sıkıntı yaşayacaktı.
Çünkü; ikinci gün yapılan kurultay, Sav ve arkadaşlarınca talep edilmiş ve bunun üzerine toplanmıştı. Baykal'ın ikinci gün yapılan kurultaya gelmesi, "Önder Sav'la birlikte hareket ediyor" görüntüsü verebilirdi. Baykal, bu yüzden daha fazla spekülasyona yol açmamak için iki kurultaya da gitmedi. Sav ve arkadaşlarını başarısızlığa uğratan temel etken ise, hareketin bir liderinin olmamasıydı.
"Lider odaklı" bir toplumda, hareketi sürekleyecek karizmatik bir kişinin öne çıkmaması, Sav ve arkadaşlarının yeterince destek bulamamasına sebep oldu. Eğer Sav ve arkadaşları, Kılıçdaroğlu'nun karşısına karizmatik ve güçlü bir lider adayı çıkartabilse, bu hareket Baykal'ın da desteğini alabilmiş olsaydı, Kılıçdaroğlu'nun koltuğunu koruma olasılığı azalırdı.
Zira; ilk gün kurultayın saat 12.00'ye kadar toplanamaması, milletvekillerinin, kendi illerinin delegelerine sürekli telefon açarak salona davet etmesi, genel başkan yardımcılarının delegeleri telefonla tek tek arayıp ikna etmeye çalışması, sanırım yeterli bir göstergedir... Öyle ki; genel merkez, delegedeki kırgınlık, mutsuzluk ve umutsuzluğu gördüğü için, cumartesi gecesi neredeyse yarım saatte bir "kurultaya çağrı" SMS'i yolladı.
Pazar gecesi ise, genel merkeze yakın vekiller SMS bombardımına tutuldu. Atilla Emek ve Nihad Matkap imzalı SMS'lerde, "Pazartesi günü yapılacak olan kurultayda reddedeceğimiz 3 maddeye ilişkin olarak, delegelerinizi mutlaka bilgilendirin" yazılıydı. Genel Merkez, bu SMS'iyle Kılıçdaroğlu'nun "Ben kimseye telkinde bulunmadım" sözünü de boşa çıkardı. Milletvekilleri, Sav ve arkadaşlarının önerdiği üç maddeye red verilmesi için, delegelere yönelik ''ikna turları'' düzenledi.
Delege de bu turlardan belli ki ikna oldu... Böylece, tüzüğün hiç konuşulmadığı bir kurultay olarak tarihe geçen iki toplantıdan ilginç bir sonuç çıktı. CHP delegesi, ''ön seçim talebi''ni reddetti. Bu yetmiyormuş gibi, genel başkana aşırı yetkiler veren iki maddeyi de onayladı. Genel başkana MYK'yı istediği gibi düzenleme yetkisi veren maddenin değiştirilmesi talebi reddedildi. CHP delegesi, pazartesi günü ''özgür irade"siyle, ''ön seçim istemiyorum, tüm yetkileri genel başkana veriyorum'' demiş oldu.
Artık geriye değil, ileriye bakmak gerek... Duble Kurultay, CHP yönetimi ve tabanı için yeni bir pencere açacak. Seçim öncesi, hiçbir belediye başkan adayı ile milletvekili adayı, "Ben ön seçim istiyorum" diyemeyecek. Zira; yeni tüzükle birlikte, nerede ön seçim yapılıp yapılmayacağına, sayısı 60'a düşürülen ve genel başkanın kontrolünün kolaylaştığı PM karar verecek. Yeni tüzükle; genel merkeze milletvekilliği listesinde 180 kişiyi kontenjan adayı olarak gösterme hakkı da veriliyor. Kazara; ön seçim yapılsa bile, tüzükteki düzenlemeye göre, öncelikli hak kontenjan adaylarının olacak.
Neyse; uzatmayalım... CHP delegesi, iradesini bu yönde koydu, tercihini böyle kullandı..
Çok bilinen bir deyimi, biz de CHP için kullanalım: "Artık önümüzdeki maçlara bakalım..." CHP yönetimi, pazar ve pazartesi günü yapılan kurultay sonrası, artık hiçbir mazeretin arkasına sığınamaz. Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, tüzük kurultayını "genel başkan seçimi" havasına soktu ve medya da öyle yansıttı. Madem kurultayda tüzük için verilen oylar, adeta bir güven oyu olarak kabul ediliyor, o halde buyrun bu güvenin hakkını verin. CHP tabanı, sizden iktidar bekliyor. İlk sınav, TBMM çatısı altında verilecek. CHP'nin AKP iktidarına karşı ortaya koyacağı direniş çizgisi, bu muhalefete halkı ve örgütleri katabilme başarısı, yerel seçimler için de zemin oluşturacak.
Gerçek Gündem, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da CHP'yi yakından takip edecek. "Eğriye eğri, doğruya doğru" demeyi sürdürecek. CHP Milletvekili Aydın Ayaydın, hakkımızda 100 Bin TL'lik dava açsa da; CHP Genel Merkezi "Bu siteyi okumayın" diye bildiri yazsa da bizim açımızdan değişen birşey olmayacak. Bizim görevimiz, kamuyu aydınlatmak ve bilgi sahibi yapmak...
Eğer Gerçek Gündem, tüzük taslağı hazırlanırkan uyarmamış olsa, bugün CHP bir garabetle karşı karşıya kalacaktı. Kılıçdaroğlu, MYK'ya ''seçilmemiş'' üç kişiyi almak istiyordu. Gerçek Gündem, ''Bunu yapamazsınız, bu SPY'ye ve siyasi etiğe aykırı" dedi, CHP yanlıştan döndü. Keza, muhaliflerin ortaya koyduğu bir maddeye de Gerçek Gündem destek verdi.
362 imzacı, , CHP örgütlerine hazine yardımının yüzde 40'ının verilmesini istiyordu. Yayınlarımızda bu haklı talebi öne çıkardık ve destek verdik. CHP örgütleri, böylece artık İdari - Mali İşler'den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı'nın kapısına gitmekten kurtuldu. Bu madde; uygulandığı taktirde, CHP örgütlerini de özgürleştirecektir. İl ve İlçe Başkanı'nı genel merkeze tabi kılma ve "parayla terbiye etme" dönemi kapanacaktır.
Gerçek Gündem bunları yazdığı için, genel merkez yöneticileri kızıyor, küsüyor, sitem ediyor. Ama her geçen gün genişleyen okur tabanımız, bize yönelik desteğini sürdürüyor. Bunu, CHP Kurultayları'nda bir kez daha gördüm.
İki kurultayda da yüzlerce okur, onlarca milletvekili ve parti yöneticisiyle konuştum. Sitem edenler, "Yazdıklarınız doğru, ama keşke yazmayıp genel merkeze anlatsanız" görüşünü ortaya koydu. Bazı okurlarımız ise, "Yazmanızda fayda var, tüzüğe ilişkin her şeyi sizden öğrendik" dedi. Demek ki; Ankara'da genel merkez penceresinden hayata bakmak, gördüğünüz her şeyin ''gerçek'' olduğu anlamına gelmiyor...
Uzun lafın kısası: Artık Kılıçdaroğlu'nun bir bahanesi kalmadı. Delege, Kılıçdaroğlu ve kurmaylarına tarihsel bir misyon biçti. Umarız bu misyon, Haziran ayında yapılacağı söylenen genel başkan ve PM seçimi için heba edilmez. CHP önümüzdeki üç ayı, yine PM ve genel başkan seçimi için heba ederse, halkın açtığı ve azalmaya başlayan kredinin de tükendiği görülecek. Salona umutsuz ve mutsuz bir halde gelen delegenin ruh hali, bunun en somut göstergesi..
--------------------
Yücel Yeşilceli
28 Şubat 2012 13:20
Bu yazıyı,özellikle aşağıdaki parağrafı YCHP tarihine not düşmek adına ve yarının ağlaşanları-sızlananları için mutlaka,ama mutlaka saklayın.
Eleştirdikleri AKP gibi,demokrasilerde olmaması gereken yetkilerle donatıp,kendi elleriyle genel başkanı "tek seçici" yapan delegeler;yerel ve genel seçimlerdeki sızlanmalarına,ağlaşmalarına verilecek yanıt bu parağraftır.
" Delege de bu turlardan belli ki ikna oldu... Böylece, tüzüğün hiç konuşulmadığı bir kurultay olarak tarihe geçen iki toplantıdan ilginç bir sonuç çıktı. CHP delegesi, ''ön seçim talebi''ni reddetti. Bu yetmiyormuş gibi, genel başkana aşırı yetkiler veren iki maddeyi de onayladı. Genel başkana MYK'yı istediği gibi düzenleme yetkisi veren maddenin değiştirilmesi talebi reddedildi. CHP delegesi, pazartesi günü ''özgür irade"siyle, ''ön seçim istemiyorum, tüm yetkileri genel başkana veriyorum'' demiş oldu."
Çok aydınlatıcı bir yazı Barış Bey, kaleminize sağlık.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder