24 Ocak 2011
CHP, Balbay ve Özkan...
Profesör Yalçın Küçük, bir süredir program yaptığı Ulusal Kanal’da, “Silivri’deki aydınlar TBMM’ye taşınmalı” diyerek CHP’ye çağrıda bulunuyor. Küçük, “Aydınlar TBMM’ye götürülürse bu dava düşer” diyor.
Küçük’ün İşçi Partisi’ne (İP) yakınlığıyla bilinen Ulusal Kanal’daki programında dile getirdiği “Aydınlar CHP çatısı altında Meclis’e girsin” önerisi, bir süredir tartışılıyor. Ancak tartışanlar arasında konunun esas muhatapları yok. CHP kurmayları, kendilerine herhangi bir öneri gelmediği için, Küçük’ün TV’deki önerisini henüz masaya yatırmış değil…
CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum ise bir etkinlikte konuya ilişkin soruları yanıtlarken, ilginç sözler sarf etti. Batum, “Aydınları gerek partiye alarak, gerek başka yollarla koruruz” dedi.
Doğrusu; Batum’un sözlerine bir anlam veremedim. Süheyl Batum’un “aydınlar” tanımı içine acaba kimler giriyor? Örneğin, JİTEM’in kurucuları arasında yer alan Veli Küçük de bir aydın mı? Keza; aynı davada yargılanan Albay Cemal Temizöz de bu kapsam içinde değerlendirebilir mi?
Belli ki; Süheyl Batum, “aydın” derken, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ı kast ediyor. Ancak; dildeki özensizlik, CHP’yi yeniden anlamsız bir tartışmanın içine sokuyor. CHP, “Ergenekon’un avukatlığı”ndan daha ileri bir aşamaya geçmeye zorlanıyor. Bu tavır, CHP’yi iktidar yapmaz. Aksine, marjinalleştirir… İktidar iddiasını kaybetmesine neden olur… “Silivri’dekileri TBMM’ye taşıma” üzerinden kurgulanan bir siyaset ise CHP’nin “yeni dönem’’deki hedeflerini ötelemesine yol açar.
Bir siyasi parti olarak CHP’nin yapması gereken “cezaevinden adam kurtarma pozisyonu”na düşmek değildir. CHP’nin esas görevi, cezaevlerinde haksız yere tutuklu olarak yatan kişiler için “adaleti sağlayacak mekanizmaları hareket geçirecek politikaları oluşturmak”tır. Diğeri, kolaycılıktır… Mücadele etmemektir, direnmemektir…
Ayrıca, CHP “Ergenekon Sanıkları” içinden en az iki kişiyi “milletvekili adayı yapacaksa, bunun kıstası ve kriteri ne olacaktır? Balbay ve Özkan’ın onlarca tutuklu içinden “seçilerek” aday yapılması diğer sanıkların durumunu da tartışmalı hale getirecektir. Toplumdaki genel algı, “Balbay ve Özkan gazeteci olarak cezaevinde yatırıldılar. CHP bu iki kişiyi içlerinden seçtiğine göre, bu kişileri suçlu olarak görmüyor. O halde diğerleri suçlu” şeklinde oluşacaktır.
Söyler misiniz, bu algı Ergenekon Davası’ndan tutuklu bulunan diğer sanıklara da haksızlık değil mi? Özkan ve Balbay’ın milletvekili seçtirilmesi “içeride kalan”ları peşinen “suçlu” olarak görmek değil mi? CHP, eğer bu konuda bir karar verecekse, yukarıda dile getirdiğimiz sakıncaları mutlaka göz önüne almalıdır. Aksi taktirde, tam da AKP’nin kendisini çekmek istediği alana girer. AKP yıllardan bu yana “hayali darbe karşıtlığı” üzerinden prim yapıyor. Demogoji ve yalanla geniş kitleleri etkiliyor. Bu propaganda yöntemiyle, oyunu yüzde 47’ye kadar yükseltti. Bunda CHP’nin yanlış politikalarının etkisi çok büyüktü. CHP, aslında öyle olmadığı halde, “darbecileri savunan” bir parti görünümüne büründü. Üstelik, faşist darbelerin gadrine uğramış bir parti olmasına rağmen…
Şimdi aynı oyun tekrarlanıyor. CHP tam da “sivilleşirken” yeniden “darbecileri savunan” bir pozisyona sokulmak isteniyor. Evet, bugün Silivri’de AKP’ye muhalif oldukları için yatırılan onlarca tutuklu var. Bu kişilerin davalarının hiçbir sonuçlanmış değil. Bu bağlamda, kimseyi suçlamak gibi bir niyetim yok. Ancak; siyaset en nihayetinde “algılar” ve “semboller” üzerinden yapılır. CHP’nin Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı “milletvekili adayı” göstermesi, AKP’ye yeni demogoji malzemesi vermek demektir.
Zira; bu ülkede AKP’ye muhalif olduğu için cezaevinde yatanlar bu üç kişiyle sınırlı da değil!
Binlerce siyasi tutuklu, AKP’ye karşı mücadele ettikleri için “örgüt üyesi” olarak yargılanıyor. Üstelik onlar seslerini dahi duyuramıyor.
CHP bu kişileri de ‘’aday’’ yapmayı düşünüyor mu?
Yoksa, “onlar bizi ilgilendirmez” tavrı göstermeyi mi düşünüyor?
Bakın, bu ülkede, 19 Aralık 2000’de insanlar cezaevlerinde güvenlik güçleri tarafından diri diri yakıldı. Öldürülen, katledilen, yakılan kişilerin davasına hiçbir siyasi parti sahip çıkmadı. Üstelik dönemin CHP’si, il başkanlarına operasyon öncesi genelge yollayarak, “F Tipi’ne karşı yapılacak eylemlere kapılarınızı açmayın” diyerek uyarıldı.
Cezaevlerinde yakılan, öldürülen, sorgusuz – sualsiz yıllarca yatırılan kişilere sahip çıkmayan CHP’nin, “insan hakları” sorununu sadece “Ergenekon”a indirgemesi, hatalı ve sakat bir bakışın ürünüdür. Evet, Ergenekon adı verilen davada, yüzlerce hukuksuzluk var. Ama ‘hukuksuzluk’ sadece o davada mı yaşanıyor? Bugün cezaevinde kalan binlerce “siyasi tutuklu” en temel hakları olan “sohbet hakkı”nı dahi kullanamıyor. “F Tipi” adı verilen cezaevlerinde gencecik bedenler, çıldırmaya ve çürümeye terk ediliyor.
CHP eğer “insan hakları”ndan yana bir tavır koyacaksa, sorunun tamamını ele almalı ve AKP’ye karşı bir mücadele başlatmalıdır. “Sesi en çok çıkan” kişileri TBMM’ye taşımak, bir mücadele yöntemi değildir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, kolaycılıktır, direnişten kaçmaktır… ‘’İçeriden” aday göstermek, aynı zamanda “iktidar olmamayı kabullenmişlik” anlamına da gelir. Oysa; CHP “iktidar olduğumuzda özel yetkili mahkemeleri kaldıracağız” vaadinde bulunmuştur. Bugün Balbayların cezaevinde yatmasının temel sebeplerinden biri, Özel Yetkili Mahkemeler’dir… Demek ki; bu öneriyi dile getirinler, CHP’nin iktidar olamayacağını düşünüyor. Eğer buna inanmış olsalardı, “Nasıl olsa hazirandaki seçimden sonra Türkiye hukuk devleti rotasına girecek ve adaletsizlikler ortadan kaldırılacak” diye düşünürlerdi…
Meselenin bir diğer boyutuna gelirsek;
CHP “içeriden aday gösterme” yöntemiyle, Ergenekon üzerinden oluşturulan algıyı yok sayarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yurtaşlar ile sol – sosyalist seçmenden nasıl oy alacaktır? CHP ile hiçbir siyasi – ideolojik bağı olmayan Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay’ın “aday yapılması” geniş kitlelere nasıl açıklanacaktır?
Tuncay Özkan en nihayetinde bir partinin, Yeni Parti’nin genel başkanıdır. Siyasi tercihleri çok nettir. Keza; meslektaşımız Mustafa Balbay’ın CHP’ye bakışı da bellidir. Tutuklu olması vicdanımızı yaralamasına rağmen, kendisinin böyle bir pazarlık içine sokulmasını doğru bulmuyorum. Ancak; yukarıda da ifade ettiğim üzere, Özel Yetkili Mahkemeler’in yarattığı hukuksuzluğa karşı mücadeleyi yükseltmek yerine, işin kolayına kaçıp “içeriden birkaç kişiyi” milletvekili yapmak, AKP’ye karşı bir kazanım değildir.
CHP bugün yüzde 30’ların üstüne çıkan ve 33 bandına oturan bir parti olarak, dayatılan gündeme teslim olmamalı ve gündemini kendisi belirlemelidir. CHP’nin Silivri’deki tutuklular için yapacağı en etkili mücadele yöntemi, iktidar olup Özel Yetkili Mahkemeler’i kaldırıp adaleti sağlayacak mekanizmaları oluşturmasıdır.
24 Ocak 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder