23 Mayıs 2012
AKP'nin yeni yağmalama modeli
Barış Yarkadaş
Kandilli Rasathanesi'nin eski Müdürü, “Deprem Dede” Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, geride bıraktığımız günlerde AKP'ye yakın bir gazeteye demeç verdi. Işıkara, "İstanbul'da 2014 yılında büyük bir deprem olacak'' dedi. AKP'ye yakın gazete ve TV'ler de Işıkara'nın bu sözlerini ''köpürterek'' kamuoyuna duyurdu. Böylece, toplumun geniş bir kesimi İstanbul'da büyük bir depremin olacağına inandırıldı.
Namuslu bilim insanları ise depreme ilişkin ''kesin bir tarih vermenin, şimdilik imkansız olduğu"nu anlatmaya çalıştı. Seslerini duyuracak mecra bulamayan bilim insanları, Işıkara'nın sözlerinin "bilimsel değerinin olmadığı''nı söylese de duyan olmadı.
Kuşkusuz, Ahmet Mete Işıkara, ''durup dururken'' konuşmadı. ''Deprem Dede''nin yaptığı konuşma, medyanın günlerdir allayıp pulladığı ''Kentsel Dönüşüm'' projelerinden bağımsız değil... 2009 yılında AKP'den Bakırköy Belediyesi Meclis Üyesi Adayı olan Işıkara, belli ki ''parti politikaları'' çerçevesinde konuşuyor. Zira; Işıkara'nın partisi AKP, yaklaşık 700 milyar dolarlık yeni bir rant projesini devreye sokuyor. Bunun için ise ''toplumu ikna etmesi'' gerekiyor. Büyük bir inşaat şirketinin danışmanlığını yapan ve reklamlarında rol de alan Işıkara, işte böyle kritik bir dönemde devreye sokuluyor. Işıkara "Büyük bir deprem olacak'' diyerek, ''toplumsal rızanın üretilmesi''nde rol alıyor.
Işıkara da bu projeyi devreye sokanlar da biliyor ki; işleri bu kez zor... Çünkü; hiçbir şeye tepki göstermemekle bilinen halkımız, kendi çıkarına halel geldiğini görünce 'isyan etme' potansiyelini ortaya çıkarır. Başbakan bu yüzden, adına 'Kentsel Dönüşüm' denilen projeyi anlatırken, "Oy kaybetsek de bunu yapacağız'' diyor. Başbakan da kurmayları da bu sözlerle, projenin halkın yararına olmadığını itiraf ediyor.
AKP'nin "Depreme karşı önlem" adı altında pazarladığı "Kentsel Dönüşüm" projesi ve bunun yasal zeminini oluşturan Afet Yasası, yeni bir yağmalama modeli olarak önümüzde duruyor. Büyükşehirlerde özellikle yoksulların ikamet ettiği değerli arazileri "depreme karşı önlem alıyoruz" adı altında boşaltmayı tasarlayan AKP, bir taşla iki kuş vurmayı planlıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın resmi verilerine göre 700 milyar dolarlık rant yaratacak olan proje, inşaat şirketlerinin değerli arazilere el koymasını da beraberinde getirecek. Yeni yasaya göre, AKP iktidarı boşaltmayı planladığı mahallenin halkını, kentin dışındaki bir bölgeye gönderebilecek.
Yeni yasaya göre, 'Kentsel Dönüşüm' projesine itiraz etme hakkını da ortadan kalkıyor. Yasa, "İdare"ye "bölgenin boşaltılması için" her türlü yetkiyi veriyor. 'İdare'nin tanımı ise muğlak bırakılıyor. Bu ise yeni tartışmaları da beraberinde getireceğe benziyor. Örneğin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Ataşehir'de "boşaltma işlemi"ni CHP'li belediyenin yapmasını isteyebilir. Böylece, halkın çıkarına olmayan bir uygulama, CHP'li belediyeye "ihale edilmiş" olur.
Bunun yanı sıra, yurttaşları yakından ilgilendiren esas konu ise, Kentsel Dönüşüm adı altında yapılacak olan "sürgünler''e itiraz hakkının olmaması... Oturduğunuz apartman boşaltılmak istendiği taktirde, sizin buna karşı çıkma imkanınınız bulunmuyor. Yasa, bu konuda ''rıza'' aramıyor. Yeni bir bina yaptırma imkanınızın olup olmadığına bakılmadan, apartmanı 60 gün içinde boşaltmanız isteniyor. Üstelik, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, size oturmanız için gösterilen bölge, evinizin 60 - 70 kilometre uzağında dahi olabiliyor.
Kuşkusuz, bu sakıncaları anlatırken, "Doğrusu Nasıl Olmalı?" sorusuna da yanıt vermek gerekir. Dünyanın her yerinde "Kentsel Dönüşüm" projeleri uygulanır. Ancak bu projeler hayata geçirilirken, yurttaş mağdur edilmez! Rızası dışında bir işlem yapılmaz. Bölgede bulunan eskimiş ve yıkılmaya yüz tutmuş binalar yeniden yapılırken, o semtin ve şehrin ''estetik değerleri'' göz önünde tutulur. Yurttaşların yıllardır yaşadıkları bölgeler ''tanınmaz hale getirilmez."
Ayrıca, ''dönüşüm'' yapılacak olan bölgenin insanları, evlerinden ve iş yerlerinden kilometrelerce uzağa sürgüne gönderilmez. 'Dönüşüm' işlemi 'yerinde' yapılır. Yurttaşlar, en fazla bir iki kilometre uzaktaki binalara taşınır. 'Dönüşüm' bitince de 'eski bölgeleri'ne taşınmalarına yardımcı olunur. Böylece, hiç kimse hak kaybına uğramaz. 6 - 7 ayda bitirilen dönüşüm sonrası, yurttaşlar eski mahallelerinde, sokaklarında, apartmanlarında yaşamaya devam eder... Anıları kaybolmaz, sosyal ilişkileri yıkıma uğramaz...
AKP ise tam tersini yapıyor! ''Yerinde Dönüşüm''ü uygulamak yerine, kentsel dönüşüm adı altında yeni bir yağmaya kapı aralıyor. 700 milyar dolarlık rant ile hem kendi iktidarını ayakta tutacak, hem de yandaşlarını besleyecek yeni bir yağma modeli hayata geçiriliyor.
-------------------
23 Mayıs 2012 Tarihinde Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni barış Yarkadaş anılan sitede "AKP'nin yeni yağmalama modeli"başlıklı bir yazısı yayınlanmış olup,bu yazıya ilişkin benim de içinde bulunduğum kimi okuyucu yorumları yazı ekindedir.
**************
Erdem AKEL
25 Mayıs 2012
SEVGİLİ DOSTLAR
Ulusalcilik;
-ABD-AB Emperyalistleri
-Etnik milliyetciler
-Neo-Libaraller ve yerli isbirlikciler
-Feodalite ve onun urettigi yobaz ittifaki
icin bogayi delirten kirmizidir
Kimlerin neden kirmiziyi sevmedigini simdi anladinizmi
------------------
E.Uzun
25 Mayıs 2012 12:15
Sevgili Yucel!
Once bu dusuncenize kaynaklik eden veya baz aldiginiz, bundan hareketlede ulkemizde Kurt halkinin kendi kaderini tayin hakki konusuna yaklasimiznizdan basliyalim!
Kurt halkinin kendi kaderini tayin hakkini savunanlar isci sinifinin partileridir! ulusal soruna yaklasimda bu partilerin gercek nitelikleriyle cok yakindan ilintilidir!
ABD ye seferler duzenleyenlerin”isci sinifi veya kurt emekcilerinin oncusu”gibi kabul eder ve onlarin siyasi dusunce ve eylemlerinide bu ugurda verilen mucadeleler olarak gorurseniz, bunu baz alarakta, gercekten bu sorunun cozumunu savunan partileri ve dusunceleri yargilamaya kalkarsaniz,(uluslarin kendi kaderini tayin hakkini) dogru bir yaklasim ve dogru bir tartisma zemini uzerinde olamayiz! BDP doguda Kurt ulusal/feodal burjuva sinifinin cikarlarini savunan bir partidir, yani yoksul Kurt emekcilerinin partisi degildir, Onun bilesenleri ve nihai olarak savundugu tezler ve eylemleri bu temeldedir!
Kaldiki bu eylemleri ve tezleriyle ulkemizde kendisine “ulusalci”diyen kesimle ayni tezleri, yani ulusal bagimsizligimizi NATO ve ABD usleriyle birlikte savunanlarla ayni cizgidedir! Onlarin savundugu ozgurluklerde ayni “ulusalci”cevrelerin savundugu burjuvazinin ve kendisini ulkenin tek hakimi kilan ozgurlukler gibi, dogudaki kurt/feodal burjuva sinifinin ozgurlukleridir!
Kemalist devrimin anti-emperyalist ozune sahip cikanlar hep devrimciler ve sol olmustur, onun kazanimlarinida yine sol savunmustur, bu gun kendisine “ulusalci”diyenlerin bu tezleri yasal ve tuzel platformda savunduklarini iddia edenlerin once kendilerine bir bakmalari gerekir! Sol ve devrimcilerin siyasi mucadelesinin ozu, emekcilerin nihai kurtulusunun emperyalizme karsi verilen mucadelenin binlerce ornegiyle doludur. “ulusalcilik” adi altinda savunulan, emperyalist talanin siyasi otoritesini ve onun ekonomik/askeri kurumlarini”birlik”adi altinda savunmaktir!
“Marks Yabancılaşma adlı kitabında şöyle der:"Bu dinde de böyledir.İnsan Tanrıya ne kadar çok şey verirse,kendinde o kadar az şey kalır." Marksin bu tesbiti, ancak ulkemizde burjuvaziye verilen tavizlerden sonra, kendisine “isci ve emecilerin oncusuyum”diyenlerin kendilerinde hic bir seyin kalmadigini dogrulama bakimindan ibretlik bir tesbittir!
Fatih Yasli’nin size gore “ders”niteligindeki tez veya yorumlarindan, mensubu oldugu siyasi gelenekte binlerce var! Farkli ve dogru bir yaklasim sergileseydi zaten sasirirdim!
(NOKTA koymadan)
Sevgilerimle!
-------------------
Erdem AKEL
25 Mayıs 2012 10:16
DEGERLİ DOSTLAR
Hic bir sey 24 ayar altin degildir derken Sn.Yesiceli nin soyledigi manada dogada ve toplumlarda her seyin icice oldugunu soyluyorum
Yani kapitalizm olmadan sosyalizm olmaz
Her kapitalizm biraz sosyalizm her sosyalizde icinde kapitalismi barindirir
Feodal uretim biciminin bir versiyonu olan Asyatik Uretim bicimine sahip bir ulkede M.Kemal in yaptiklari demokratik devrimdir.Yani kapitalist uretim bicimine gecisin alt yapisidir
M.Kemal hareketi sadece feodal uretim tarzindan kapitalist uretim tarzina gecisi hizlandirmadi.M.Kemal ve Arkadaslari yaptigi devrimlerin iyi yonetilmesi surdurulmesi adina bir Ulus Devlet insaa ettiler ve uluslasma surecini baslattilar.Bu surec hala bu gun devam etmektedir.Bu yapilanlarin hepisi URETİM GUCLERİNİ
(Sermaye,emek,bilim ve teknoloji)gelistirerek sanayi toplumuna gecisi hizlandirmak adina yapilmistir
Feodal karanliga karsi bu yapilan devrimlerin yaninda olmamayi solculuk otesinde degerlendirmenin bilimle akilla bir aciklamasi olamaz
Degerli dostlar
Bu gun patronlar tarafindan arti degerin
dunden daha fazla calindigi bir dunyada yasiyoruz.Kapitalistler bu gun gecmiste emekcilere verdiklerini bu gun ozellestirme tasoronlastirma ve Emek Arzinin Elastikiyeti kisacasi Esnek Calisma projesi ile geri aliyorlar
Diger yandan Uluslararsi Mali Sermayenin ideolojisi olan Neo-Liberalizm ve Neo-Liberalizmin hedefine ulasmaktaki araci olan Neo-Emperyalizm Uluslarasi Mali Sermayenin gelismekte olan mazlum ulkelerde serbest dolasmasi adina dinsel meshepsel ve etnisite fakliliklari kullanarak isgal ederek Ulus Devletleri presleyip istikrarsizlastiriyor
Bu gunun dunyasinda Uluslarasi Mali Sermaye serbestce dolastigi ulkelerin siyasetini yonetip yonlendirme gucune sahiptir.Artik Uluslarasi Mali Sermayenin girdigi serbestce dolastigi gelismekte olan ulkelere ABD armadasina hicmi hic ihtiyac kalmadi
Bu gunun dunyasinda Orta Ameriaka ulkelerinde oldugu gibi gelismekte olan ulkelerin tek siginacaklari korunacaklari ideoloji Kemalizmdir.Kemalizmin bu denli emperyalizme karsi korunakli olmasinin nedeni,feodaliteye ve emperyalizme karsi olmasi ve uretim guclerini gelistirme adina bir ekonomik sosyal ve egitsel projeleri olmasidir
M.Kemalin uygulamaya koydugu ve son dercede basarili oldugu bu toplum projenin adi Ulusalciliktir.Turkiyenin bagimsizligindan birliginden butunlugunden taviz vermeden kendini surdurebilmesi icin Kemalist devrimi surdurmesi bir zorunlulktur
Ulusalcilik boganin gordugu kirmizi degil
gelismekte olan ulkelerin emperyalizme karsi tek korunagidir
-------------------
bige
25 Mayıs 2012 10:12
GERCEK GUNDEN
E UZUNA 8 UZUN PARAGRAFLI PKK BOLUCU MARKSIST
FELSEFESINI SAVUNAN MAKALESINI NICIN
YORUMLARDA YAYINLIYORSUNUZ?
VERIN BIR KOSE ALIN MESULIYETINI!
------------------
Yücel Yeşilceli
25 Mayıs 2012 08:47
E.Uzun Arkadaş,
Bu analiz benim için ve günümüzde "ben solcuyum,sosyalistim"diyenler için ders niteliğindedir.
Bu vesile ile bilimsel sosyalist TKP'nin ve işçi sınıfının bu yiğit, bilgi dolu evladı değerli Fatih Yaşlı'ya bir kere daha teşekkür ederim.
"Hepimiz burjuva devrim ile sosyalist devrimi karşı karşıya koruz;hepimiz ikisi arasındaki kesinkes bir ayrımın mutlak zorunluluğu konusunda direniriz.Ama tarihsel akış içinde bu iki devrimin TEK TEK ÖZGÜN unsurlarının içiiçe geçmiş oldukları yadsınabilir mi? Avrupa'daki demokratik devrimler dönemi birtakım sosyalist hareketler ve sosyalizmi kurma yolundaki gelişmelerle karşılanmadı mı?" (Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği S.99)
Marks Yabancılaşma adlı kitabında şöyle der:"Bu dinde de böyledir.İnsan Tanrıya ne kadar çok şey verirse,kendinde o kadar az şey kalır."
Bu örnekleri niye verdim?
Birincisi,Burjuva demeokratik Devrimleri(Ulusal Demokratik Devrim) nihai hedef olmadığı,ancak kazanımlarına sahip çıkmamız gerektiğinin bir zorunluluk olduğu için.
İkincisi,"Ulusların kendi kaderini tayin hakkı"diyen partiler,oluşumlar;ABD'ye seferler düzenleyip,ABD'nin derin odalarından icazet alarak mı Kürt halkını özgürleştirecekler? Dünyanın efendisiyim diyen ABD'ye bu denli ödünler verildiğine,"kurtuluşun adresi" görüldüğüne göre;"Kürt işçi-emekçilerine ne kaldı?" diye sorarlar adama.Kuşkusuz ABD'nin bu akide şekeri ile kandırma politikası ile derin dehlizlerinden bir "özgürlük" çıkacak;ama bu Kürt işçi-emekçi sınıfının özgürlüğü değil,Kürt dincilerinin,Kürt burjuvazisinin,Kürt derebeylerinin ve profesyonel Kürtçü politik kadrolarının sözde özgürlükleri olacaktır.
NOKTA.
------------------
Marcus Aurelius
25 Mayıs 2012 00:30
Fatih Yaşlı'nın yazısının her cümlesine katılıyorum. E. Uzun yazının neresine karşı çıktığını açıklarsa tartışmaya hazırım.
------------------------
E.Uzun
24 Mayıs 2012 23:15
Sevgili Yucel!
Sorumlu tavrin icin tesekkurler, Fatih Yaslidan aktardigin alinti, burada CHP duzeyindeki veya CHP nin "ulusalcilarinin"bir takim duygularini oksamis olabilir, ancak bana bir sey anlatmiyor!
Sinif mucadelesi, binbir engemeler ve bir o kadarda tuzaklarla dolu olan cok cetin bir yol, bu surec icinde isci sinifinin nihai mucadelesini, ulusal mucadeleye indirgeyen, bu "ulusal"cikarlarida isci ve emekcilerin ortak cikariymis gibi lanse eden yuzlerce, binlerce yazar var.
Bu konuda ulkemizdeki sinif savasi ve gercek aydin tavrina iliskin Yusuf Akdagin guzel bir yazisi var, istersen birde ona goz at. cok uzun oldugu icin buraya aktaramiyorum.
http://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/89-sayi-218/365-burjuva-ideolojik-kusatma-ve-devrimci-aydin-sorumlulugu
Sevgilerimle!
---------------------
Yücel Yeşilceli
24 Mayıs 2012 22:29
Değerli Çalıkuşu,
Ne demek,ben de size ve Sol Haber'den değerli Fatih Yaşlı'ya teşekkür ederim.
Bana göre oldukça iyi analiz edilmiş bir yazı.Bugünkü tartışmalara katkı yapmacağı düşüncesiyle gönderdim.
--------------------
Marcus Aurelius
24 Mayıs 2012 22:21
Türkiye solun önündeki en büyük engel CHP dir. CHP kurulu düzenin en büyük payandasıdır. Devrimcilikle uzak yakın ilgisi olmadığı gibi sosyalizme düşmandır. Oysa Türkiye'deki kısır döngü ancak sosyalist bir alternatifin öne çıkmasıyla kırılabilir. Ama CHP bu alternatifin doğmasını sosyalist oyların önemli bir kısmını gasp ederek tıkamaktadır. Daha önce de yazdım tekrar yazıyorum:
***
CHP seçmenleri arasında sosyalist oyların oranı ne kadardır?..Bunu CHP liler bence biliyorlar ama sır gibi saklıyorlar. Ve adeta bu oyları ipotek altında tutuyorlar. Benim tahminime göre % 10 dan aşağı değil. CHP son seçimde 11 milyon oy aldı, bunu 10 milyon kabul edersek kabaca 1 milyon sosyalist oyu cebinde taşıyor demektir ve bu oylar CHP ye solcu olduğu için değil, daha çok boşa gitmesin diye veriliyor. Son seçimlerde % 26 oy alan CHP eğer sosyalist oyları % 10 kabul eder ve toplamdan düşersek % 22-23 civarında oy alacak. Ve bu CHP ve Türkiye için pek bir anlam ifade etmeyecek. Ama bu sosyalist oylar gerçek adresine, sosyalist bir partiye gitse Türkiye'de çok şey değişir. Değil 1 milyon, 500 bin oy olsa yine çok şey değişir ve Türkiye solunda yeni bir başlangıca, çıkışa neden olur. Bu oylar CHP içinde kalarak kişiliksizleşiyor ve yığın içinde eriyip gidiyor, heba ediliyor ve sola da Türkiye'ye de yazık oluyor.
-------------------
Çalıkuşu
24 Mayıs 2012 21:56
Aslında biraz önce o yazıyı göndermeyi düşünüp sonra vazgeçtimdi.
Benim yerime de göndermiş olduğunuz için teşekkür ederim, değerli Yeşilceli.
Ve ben kendi adıma şu sözlerin altını çiziyorum:
"Cumhuriyetçi/Kemalist kitleleri sola çekmeyi amaçlamayan, cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenmeyen ve Kürt sorununda birliği savunmayan siyasi bir öznenin günümüz Türkiye’sinde devrimci bir siyasal strateji izlediğini iddia etme şansı yoktur. Bu üç ilkeyi bir arada savunmaksızın ve sahiplenmeksizin devrimci olmak, emeğin iktidarını arzu etmek mümkün değildir."
-----------------------
Yücel Yeşilceli
24 Mayıs 2012 21:24
ALINTI
---------
Bir ulusalcı, temel çelişkiyi sermaye ile emek arasında değil, emperyalizmle milli güçler arasında görmektedir, çelişki böyle görüldüğünde ise milli güçler arasına esnaf ya da milli burjuvazi girecektir, bu ise emekçilerle burjuvazinin çeşitli kesimlerinin ittifakı anlamına gelmektedir.
Ancak sözcük, özellikle son yıllarda, sınıf işbirlikçiliği ithamlarının ötesinde, sol olmadığı düşünülen iki farklı konumlanışı tanımlamak için de kullanılmaktadır.
Bunlardan ilki “cumhuriyetin kazanımları” meselesi ile bağlantılıdır.
1923’ü 1908’le birlikte burjuva devrimi kategorisinde değerlendirip sahiplenmek ve tarihsel olarak ilericiliğini kabul etmek, buradan hareketle de Türkiye’de sol adına mücadele verenlerin hiçbir şekilde 1923’ün gerisine düşmeyeceğini söylemek, günümüz Türkiye’sinde ulusalcı olarak damgalanmayı beraberinde getirmektedir.
İkinci konumlanış ise, tahmin edileceği üzere, “ulusal mesele” ile ilişkilidir.
Ulusun Marksist bir kategori olmadığını söylemek, ulusların kendi kaderini tayin hakkının sosyalistler açısından konjonktürel ve stratejik bir nitelik taşıdığı görüşünü savunmak, söz konusu hakkı günümüz emperyalist sistemi ile ilişkilendirmek, parçalanmış bir Türkiye’nin Türk ve Kürt emekçileri açısından bir felaket anlamına geleceğini belirterek meseleye sınıf merkezli ve birlikçi bir perspektifle bakmak ulusalcı bir siyasi konum olarak görülmektedir.
Eğer soL bağlamında konuşacak olursak, bu satırların yazarı da dâhil olmak üzere, hiçbir soL yazarının emek sermaye çelişkisini tali bir mesele olarak gördüğünü iddia etmek ve “esas olan emperyalizme karşı milli güçlerin vereceği mücadeledir” anlamına gelen tek bir cümlesini göstermek mümkün değildir. Cumhuriyetçi/Kemalist kitlelerin yüzünü sola dönmeleri için bir çaba içerisinde olmanın ulusalcılık anlamına gelmediği ise açıktır.
Polemik yapmakla belden aşağı vurmayı karıştıranların “burjuvazinin ilerici kanadı ile ittifak yapmak istiyorlar” şeklindeki açıklamaları ise bir iftiradan ibarettir, çünkü az önce de dediğim gibi herhangi bir sol yazarının bırakın bunu yazmayı, ima ettiği tek bir satır bile bulunmamaktadır.
O halde geriye iki argüman kalmaktadır: Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak ve Kürt sorununda birlikçilik.
Cumhuriyetin kazanımları ile kastedilenin siyasal bir varlığı, yani devleti değil, bir tarihsel süreci savunmak anlamına geldiği aşikârdır. Fransız Devrimi’ni burjuva devrimi, Fransız jakobenlerini ise birer burjuva devrimcisi olarak görmeyip küçümseyerek solda olmak mümkün müdür?
Türkiye’ye dönerek soralım: Monarşiden cumhuriyete geçilmiş olması, hilafetin kaldırılması, yurttaşlığın hukuki zemininin oluşturulması, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi vs. solun göz ardı edebileceği ve bizi ilgilendirmez diyebileceği olgular mıdır?
Devletin sınıf devleti oluşu, baskıcı karakteri ve uygulamaları beraberinde bu olguları reddetmemizi mi getirmelidir?
Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak, burjuva devletini savunmak şeklinde tezahür etmiyor olsa da, sol dışı bir konumlanış anlamına mı gelmektedir?
Eğer birileri yukarıdaki sorulara “evet” diye yanıt veriyorsa gidip önce kendi solculuğunu sorgulamalı, mümkünse Marksist klasikleri bir daha okumalıdır.
Birlikçiliğe gelince, bununla kastedilenin “bir çakıl taşı vermeyiz” ya da “vatanımızı böldürmeyiz” tarzı sağcı bir konumlanış olmadığı da, Kürt halkının varlığını inkâr etmek anlamına gelmediği de aşikârdır.
Mesele teorik düzeyde Marksist, pratik düzeyde ise devrimci olmakla ilgilidir ve Marksistler “ulus”un emekçilerin karşısına burjuvazi tarafından sınıfı bölmek için çıkarılan bir kategori olduğunu bilirler.
Nasıl ki Türkler söz konusu olduğunda bir bütün olarak “Türk ulusu”nun değil Türk işçi ve emekçilerinin çıkarlarını savunuyorsak, Kürtler söz konusu olduğunda da benzeri bir pozisyonda olmamız kaçınılmazdır; bizi ilgilendiren bir bütün olarak “Kürt ulusu” değil, Kürt işçileri, emekçileri ve onların kaderleridir, bu kaderin nasıl tayin edileceğidir.
Pratik düzey ise yukarıda da belirtildiği gibi devrimci olmakla ilgilidir. Emekçilerin etnik düzeyde bölünmeleri ve birbirlerine düşman bir konuma getirilmelerinin emeğin iktidarını engelleyeceği bir nitelik taşıyacağını biliyorsak, birlikçiliği benimsemekten başka bir çıkar yolumuz olmadığını da biliyoruz demektir.
Aynı şekilde birlikçi bir siyasi stratejinin yaşadığımız coğrafyadaki devrimci dönüşümü hızlandıracağını ve ona hizmet edeceğini düşünüyorsak da, kaçınılmaz olarak birlikçiliği savunmak durumunda olmamız gerekmektedir.
Okur bu noktada, haklı olarak, bu yazının savunmacı bir refleksle yazılmış ve “hayır, biz ulusalcı değiliz” temalı bir yazı olduğunu düşünebilir.
Ancak meselemiz bu değildir; ulusalcı olmadığımız zaten tartışılmayacak bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Meselemiz, ilkin bir strateji meselesidir.
Cumhuriyetçi/Kemalist kitleleri sola çekmeyi amaçlamayan, cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenmeyen ve Kürt sorununda birliği savunmayan siyasi bir öznenin günümüz Türkiye’sinde devrimci bir siyasal strateji izlediğini iddia etme şansı yoktur. Bu üç ilkeyi bir arada savunmaksızın ve sahiplenmeksizin devrimci olmak, emeğin iktidarını arzu etmek mümkün değildir.
Meselemiz, ikinci olarak, sürüp giden akıl tutulmasına bir şerh düşme isteğidir.
Günümüz Türkiye’sinde, Kemalizm ne kadar eleştirilirse, cumhuriyetin kazanımları ne kadar küçümsenirse ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ne kadar kayıtsız şartsız savunulursa o kadar devrimci olunacağına ilişkin bir akıl tutulması sürüp gitmektedir.
Bireysel ya da örgütsel ölçekte olsun, kendilerini en keskin devrimci olarak tanımlayanlar, Kemalizm eleştirisine ayırdıkları mesainin onda birini dahi, Türk sağını, muhafazakârlığını, İslamcılığını ve piyasacılığını eleştirmeye ayırmamakta, cumhuriyetin kazanımları söz konusu olduğunda küçümseyici bir tavır takınmakta, Kürt sorununda ise, söze besmele çeker gibi, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” diyerek başlamaktadırlar.
Stratejinin kendisi kadar, -bazen bizim saflarımızda yer alan insanlarda dahi kimi belirtilerini görebildiğimiz-söz konusu akıl tutulması üzerine düşünmek de bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Fatih Yaşlı
Sol Haber Portalı
----------------------
Çalıkuşu
24 Mayıs 2012 20:51
Ülkenin küreşelleşme tuzağına düşmesini engellemek ve kültür temelli Atatürk milliyetçiliğidir, laik ulus devletin bir ve bütün olarak kalmasını savunmaktır ulusalcılık kısaca.
Karşılarında ulusalcı ya da Kemalist/ Atatürkçü olanları engel olarak görenlerin tanımları, bu gerçeği değiştirmez.
-----------------
darbeli
24 Mayıs 2012 17:55
Ulusalcılığın özünde milliyetçiliğin ana damarı vardır, bunu utangaçlıkla yapıp "milliyetçiliğe" bu ismi takmak ancak kulağı tersten gösteren insanın düştüğü komik duruma düşmektir.
Bu damarın uzandığı yer ise ulusalcıların bir türlü kabullenmediği ama her meselede 'icra' ettikleri ırkçılığın başlangıç kitabıdır....
-----------------
Erdem AKEL
24 Mayıs 2012 17:23
SEVGİLİ DOSTLAR
Kemalizm Ulusalcilik demektir
Ulusalciligin ozunde antiemperyalizm vardir
Bir adam kalkarda Ulusalcilar icin isbirlikci derse ancak ona dikkatli olun deli var denir
Delinin solcu maskesini asagi indirdik
dahada delirdi.......
Diger yandan Ulusalci oldugum icin bana saldiran kisi bir etnik milliyetci olmasi acikca bu saldirininda nedenini ortaya koyuyor
Bir etnik milliyetcinin Ulusalcilara isbirlikci demesi kadar komik bir sey olamaz
Ne tuhaf bu muhterem tipki emperyalizmin yuksek duzeydeki memurlari gibi konusuyor
Esasen bu muhterem Ulusalcilari isbirlikci olarak suclamakla kendisini tanimliyor
Akla ve bilme dayanarak soyleyecek bir sozu olmayanlarin itham etmekten vede hakaret etmekten baska secenekleri olamaz
-----------------------
Erdem AKEL
24 Mayıs 2012 17:04
YUSUF KARDESİM
Ulusalcilari;
-Yetmez ama evetciler sevmez
-Liboslar sevmez
-Amerika sevmez
-Emperyalistler sevmez
(Bir kalem eksik yazmissin)
E.Uzun gibi etnik milliyeciler sevmez
Cunku Turk Ulus Devleti etnik milliyetcilerin bir numarali dusmanidir
Bu etnik milliyecinin Kilicdaroglunun CHP sini savunuyor durumda olmasi cok manidar degilmi?
----------------------
Erdem AKEL
24 Mayıs 2012 16:44
SEVGİLİ DOSTLAR
Bu gunun dunyasinin gelismekte olan bir ulkelerinde
Neo-Liberaller
Etnik milliyetciler
Cemaatciler
Durururken antiemperyalist olan Ulusalcilari isbirlikci olarak tanimlamak aklini yitirmenin ve komikligin ta kendisidir
Kilictaroglu ve ekibini emperyalizmin isbirlikcisi bir etnik milliyetcinin savunmaya kalmasi Kilicdaroglu ve Ekibi hakkindaki elestirilerimizin ne kadar hakli ne kadar isabetli oldugunun gostergesi bir kaniti olsa gerek
Nasil Neo-Liberaller emperyalizmin isbirlikcileri ise TC.Devletini bolmeyi hedefleyen etnik milliyetcilerde emperyalizmin isbirlikcileridir
Muhteremin etnik milliyetciligini ortmek icin bir sal olarak kullandigi solcu maskesini asagi indirdigim icin
asagidaki akil ve bilim disi caresizligin ve hezayanin ifadesi olan zirvalarini ciddiye almak olanaksizdir.Bu Muhterem antiemperyalist olan Ulusalcilara isbirlikci derken bu seviyede akil disi bilim disi hakaret iceren sozler sarfedeken bu sahis tam olarak kendisini tanimlamistir
Sevgili Dostlar,asagidaki yazinin hic bir bilgi icermedigi,sadece itham, hakaret ve bos gevezelikten ibaret oldugu konusunu takdirlerinize sunuyorum
Boyle bir kisiye bu seviyede elestirel yanit vermek durumuna dustugum icin bu sayfaya not dusenlerden vede GG den pesinen ozur dilerim
------------------------
E.Uzun
24 Mayıs 2012 16:13
SN.YUSUF!
Onlar kendilerini bilirler, siz acele etmissiniz, biraz bekleyin ve gorun, hepsi teker, teker dokulurler birazdan!
Ve benim hangi cizgiyi kast ettigimi sizde gormus olursunuz!
Bildigimiz CHP ve onun durust secmenine veya bu durust unsurlarin dusuncelerinde "ulusalci"motiflerin olmasina kimsenin benim izah ettgim sekilde bir sey soyledigi yok!
Sayin Yarkadasin yazisi"AKP nin yeni soygun projesine"" iliskin olmasina ragmen, halkimizin dedigi gibi"dugun degil, bayram degil, enistem beni niye optu" hic alakasi ve ilgisi yokken bile CHP ve onun yonetimine saldirmayi kendilerine gorev bilen bu ISBIRLIKCI-ULUSALCI kesimin kotu niyetine dikkat cekmektir amacim!
CHP yi, cumhuriyetin bekcisi, demokrasi ve demokratik kazanimlarimizin bekcisi gibi goren ve bunun icin CHP yi secen insanlari incitmek degil amacim, eger yinede bu algilanmis ise ozur dilerim!
Sevgilerimle
-----------------
Çalıkuşu
24 Mayıs 2012 15:43
1. E.Uzun, bir parti kursa da doğru partinin nasıl bir şey olduğunu öğrensek.
2. Ulusalcı olan CHPli ya da CHP seçmeni, CHP'nin altı okunu anımsatıp, oy arttırmak bahanesi ile CHP'nin ilkelerinden vazgeçilmesini eleştirirken, senin beğendiğin SOLCU Nedim Soylu, onlara hakaret ediyor, CHP'nin oy arttırmak için bazı değişikliklerini yüceltiyor, çarşafa dolanmayı halkçılık diye yutturmaya kalkıyor, hızını alamayıp daha sonra da çarçaf açılımcısını Terzi Fikri yapıyordu.
3. Graham Fuller de Kemalizm'i Türkiye'nin sorunu olarak görüyor, terk edilmesini istiyor, altı okun devletçilik ilkesini gelişimin önündeki en büyük engel sayıyor; Paul Henze gibilerle bize çok kültürlü, çok dinli, çok ırklı bir yapı öneriyor, Osmanlı'yı örnek veriyor, ılımlı islamın bunun için uygun olduğunu söylüyor ve Gülen'in bu yoldaki başarılarını övüyor.
CHP'yi ve kimi CHPlileri nasyonal faşistlikle suçlayan E.Uzun'un aşağıda yazdıkları Fuller gibilerin söylediklerine nasıl da benziyor!
Zaten bir iki ay önce Graham Fuller bize sol önermişti.
Onun önerdiği sol, Fuller'in ülkemiz için istediklerini yaratacak soldur.
Tabi, bunun için tasarlanmış BOP projesinin ortağı AKP ile birlikte.
--------------------
E.Uzun
24 Mayıs 2012 14:07
Bu gune kadar CHP konusunda cok seyler yazildi, cok seyler soylendi,
CHP nin ulkemizde cumhuriyetin bekcisi, adil bir duzenin kurucusu olacagina inanan, iclerinde “sol ve sol dusunceye” egilimi/ilgisi olan( ki bunlar genellikle yonetim kademesinin disinda CHP tabaninda cok yaygindir) bildik secmen profili!
Ancak ozellikle 12 eylul fasist darbesi sonrasi bu secmen profilinden pekte hosnut olmayan Baykal onculunde, sosyal-demokrat soylemler tamamiyle terkedilip, halkcilik kavrami yerine koyu milliyetcilik, laiklik yerine tarikatcilik, devrimcilik yerine statukoculuk, devletcilikten anlasilan ise fasist devleti kutsayan, onun halkimiza karsi giristigi katliam ve iskenceleri makul gostermeye calisan ve askeri vesayetin ardinda devlet partiligi yapmayi kendisine ilke haline getiren Baykal cizgisi son ceyrek asirlik CHP cizgisi haline getirildi! Buna uyan azda olsa bir kendisine”ulusalci “ diyen, koyu milliyetci/irkci(ki bunlarin buyuk bir bolumu IP den devsirmedir) CHP secmeni profili yaratildi
Bu gun Kilicdaroglu onculugunde yeni- liberal bir cizgiye cekilmeye calisilan CHP yi, her seyi mubah sayarak, her seyi CHP yi yipratmak icin kullanmaya calisan, Tohumlarini Baykalin ektigi(daha onceleride CHP de varolan, duruma ve ortama gore ortaya cikan) gerici, tutucu, devletlu-elitist nasyonalist bir klik, kendilerine ulusalcilik”adi altinda, gecmisin ihanetlerinide aklamak ve paklamak pahasina varolan CHP cizgisine sozde muhalefet etmeye calismaktadirlar!
Son otuz yillik siyasi parti politikasinda bu nasyonalist/irkci, fasistlerin savundugu cizginin sonucunda kitlelerden ve ulkemiz siyasi yasamindan silinme noktasina kadar gelen bu isbirlikci-ulusalci ihanet cizgisi, Kilicdaroglunun basarisizligina muhalefet adi altinda savunulmaya, CHP de kendilerinden baska bir alternatif olmadigini, “ulusalcilik” dedikleri post-modern burjuva/isbirlikci cizgiyide tek ve alternatifsiz bir tez olarak sunmaya calismaktadirlar!
Daha uzak degil bundan bir kac ay oncesine kadar”CHP, AKP nin muhafazakar kesiminden mutlaka oy almanin yollarini bulmalidir”” diye vaaz edenler, CHP “”iktidar olmak istiyorsa ABD den icazet almalidir”” diyerek emperyalizm ve gericilikle iktidar olmak icin birlesmesini vaaz edenler sanki bu tavirlari ve bu konudaki tezleri unutulmus gibi, simdi CHP yi “”ABD nin projesi, AKP nin taklitcisi”” gibi gerekcelerle elestirme gayreti icindedirler! Siz degilmiydiniz CHP oy ve iktidar olmak icin AKP nin muhafazakar kesiminden oy devsirmesi gerektigini vaaz edenler, peki bu muhafazakar kesimden nasil oy almasi gerekmektedir CHP nin? simdi elestirmek icin kullandiginiz ilkelerinden taviz vermesi ile! Peki ABD nin icazetini almasi icin ne yapmasi gerekmektedir? Programina “ABD dusmanligini giderecegiz”” diye.
Simdi kalkmis bu soyledikleri unutulmus gibi bos gevezelikerle”ulusalcilik” masali altinda guya Kilicdarogluna muhalefet etmeye calisyor bu isbirlikci-ulusalci kesim!
Kendilerine “” ulusalci”” diyen post-modern burjuva sisteminin(emperyalist talanin) bekciligine soyunan bu kesimin, tezleri kadar, muhalefetide tutarli ve samimi degildir!
Onlarin gercek korku ve kaygilari! CHP nin soylem veya eylemleriyle sol veya sosyal-demokrat bir cizgiye dogru kaymasi veya boyle bir parti olma kaygisidir! CHP ne zaman boyle bir cizgiye, sol/sosyal-demokrat parti olma egilimine girmisse, hep boyle nasyonalistler ortaya cikip””kemalizmden taviz veriliyor, cumhuriyet elden gidiyor, laiklik yok oldu”” gibi soylemlerle varolan yonetimi ve bu egilimi engellemeye buyuk caba gosteriyorlar!
Butun misyonlarida bu zaten!
----------------
Erdem AKEL
24 Mayıs 2012 13:45
SEVGİLİ DOSTLAR
Kilicdaroglu CHP Genel Baskanligi icin once ben aday degilim dedigi halde,ne olduda sonradan adayligini ilan etti
Kilicdaroglu belirli gucler tarafindan arkasindan itilerek CHP Genel Baskanligina tepeden kondurulmus bir kisimidir?
Bu gun Kilicdaroglu cevresindeki isimler
Kilicdaroglunu o makama getiren etkili guclerinin telkin ve tavsiyeleri uzerinemi olusturulmustur?
Bu sorularin yaniti dusunen insanlarin kafasida ta baslangictan beri vardi
CHP secmen profilindeki insanlarin kafasinda da bu sorularin yaniti olusmaya baslamistir
Daha fazal batakliga gomulmeden Kilicdaroglu icin onurlu tek cikis yolu kalmistir
O da istifa etmektir
-------------------
Erdem AKEL
24 Mayıs 2012 10:05
SN.ETHEM GULBAY
İlbaskanligi yapmaniz nedeniyle Size bu satirlari yazma geregi duydum
Olanlari gormezlikten gelen bir mantik uzerine olmasi gerekenleri insa etmek olanaksizdir.Bu yuzden CHP icin bu anlayis uzerinden umut insaa edilemez
CHP tabaninin sorgulayan kritize eden ureten yaratan ulusalci laik bir profil cizdigi yatsinamaz bir gercekliliktir
Sn.Kilicdaroglu Turk Ulus Devleti insaa eden Uluslasma hareketini baslatan ve Turk aydinlanmasini gerceklestiren CHP nin sanli gecmisi ile hesaplasmaya kalkiyor.AKP ye parelel politika izliyor.Neo-Liberal ideoloji perspektifinde vede laiklik ve dini inanclar baglaminda AKP den rol calmaya kalkiyor vede en onemlisi AKP ye buz kiran gorevi usleniyor
Yukarda tanimlamaya calistigim CHP secmen profilinin siyasi ve ideolojik anlayisi ile Kilicdaroglu ve Ekibinin izledigi politikalar ve ideolojik duruslari arasinada uzlasmaz bir celiski oldugu acik ve net degilmi.
Simdi Size soruyorum Kilicdaroglu ve Ekibi CHP secmen profilini olusturan insanlarda Umut İsiklari yakabilirmi onlarda bu gune ve gelecege donuk bir heyacan yaratabilirmi?
Bu gun AKP inise gectigi buyuk bocalamalar icinde oldugu bir evreyi yasiyor.Onumuzdeki donemde cari aciktaki buyume nedeniyle Turk Ekonomisinde kacinilmaz duraganlik yasanacaktir.AKP nin daha da panikleyecegi donem ilerdedir
Ancak ortada guven verecek toplumu atesleyecek bir muhalefet yok
Kilicdaroglu ve Ekibi gitmedende bu muhalefetin olusmasi olanaksiz oldugunu dusunuyorum
SELAM VE SEVGİLER
25 Mayıs 2012 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder