21 Mart 2012
Barış Yarkadaş
Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!
Kemal Bey'in yaptığı açıklamaları ve değerlendirmeleri gördükçe, aklıma bir döneme damga vuran o reklam filmi geliyor. Hatırlarsanız, kadınlara yönelik hazırlanan bir çorap reklamı vardı. O reklamda, "Atın atın eskileri atın" deniyor, reklamda oynayan kadın da dolabında ne var ne yoksa, çöpe atıyordu.
Hep düşünmüşümdür; bu reklamın etkisinde kalan kaç kadın eskileri kapının önüne koyup geri döndükten sonra dolabının bomboş kaldığını gördü ve o an'da ne hissetti?
Öyle ya; reklamın etkisinde kalıp eskileri çöpe attın ve yerine yenisini de koyamadıysan, vay haline!
Kemal Bey'in hali de reklamdaki kadına benziyor. Dolapta ne varsa, eski mi yeni mi diye bakmadan çöpe atıyor. Oysa; her 'eski' çöp değildir! "Eski" kimi zaman değerlidir... "Eski" sizin geçmişinizdir... Anılarınız, gelenekleriniz ve sizi siz yapan değerlerinizdir...
Kemal Bey, sanırım bunun tam tersini düşünüyor. Geçmişinden kaçtıkça ve o'nu reddettikçe, hatta ve hatta O'nu kötüledikçe, dolabının daha güzel olacağını sanıyor.
Oysa ki; dolap güzelleşmiyor; içindekileri attıkça boşalıyor... Dolap, içinde taşıdığı renklerin yarattığı o cıvıltılı halini kaybedip, adeta bir tabuta dönüşüyor. Dolabı açtığında içinden yıllardır bir arada duran danteller, çoraplar, eşarplar ve yazmaların mis gibi kokusu yayılmıyor. Dolap renksizleşiyor ve albenisini kaybediyor ama; Kemal Bey buna rağmen, "Daha atılacak çok şey var" diye düşünüyor. O yüzden, dipte - köşede ne kalmışsa ısrarla arıyor buluyor ve konu - komşunun gözünün önüne döküyor.
Dededen - babadan miras kalmış iyi - kötü ne varsa, bunları kapının önüne koyduğunda, herkesin o'nu taktir edeceğini sanıyor. Oysa ki; o dolaptakileri yıllarca muhafaza eden, onlara baktıkça geçmişini ve geleceğini görenler, "Anılarımız çöpe atılıyor" diye düşünüyor. Oradaki bir kazağın bile, kıt - kanaat şekilde alındığı günleri hatırlayanlar, çöpe giden her eşyayla birlikte, bedenlerinden bir parçanın koparıldığını hissediyor. Canı yanıyor ama; konu - komşuya rezil olmamak için sesini de çıkarmıyor. Sessiz ve derinden ağlayanlar, binbir emekle alınan eşyaları bir çırpıda sokağa atan oğlanın haline tavrına şahit oldukça, "Ölseydim de bugünleri görmeseydim" diyor.
"AKP iktidarına karşı mücadele ederken, ben bazen kendimi 1940'ların CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sanıyorum. Çünkü AKP iktidarı aynı 1940'ların CHP iktidarının ortamını yarattı."
Kemal Bey'in Habertürk Gazetesi'ndeki sözlerini okuyunca, aklıma çorap reklamı ve dolap örneği geldi nedense...
11 Mart 2012 tarihinde Ankara'daki bir restaurantta Serdar Turgut'a söylenen ve bugüne dek yalanlanmayan bu sözler, Kemal Bey'in dolapta ne var ne yoksa dışarı atacağını gösteriyor. Üstelik bunu yaparken, hoyratça davranacağının da ipuçlarını veriyor. Hatta ne ipucu, bunu açıkça gösteriyor.
Apartmana yeni taşınan "zengin - liberal komşuları"nın kendisini de ziyaret etmesini dört gözle bekleyen ev sahibi gibi davranan Kemal Bey, onlara "Bakın ben de eskilerden kurtuluyorum" demek için can atıyor. Onlara yeni eşyalarını göstermek için sabırsızlanan Kemal Bey, gösterecek bir şey olmadığını fark edince; "Siparişleri verdik, yakında yenileri geliyor" diyerek zaman kazanmaya çalışıyor.
Oysa; ne gelen bir şey var, ne de gelecek olan... Kemal Bey, gelecek olanları beklerken, bu arada, evi her geçen gün terk edenleri bile görmüyor... Belki de görmek istemiyor. Evi bugüne dek ayakta tutanlar gittikçe, "geçmişinden kurtulduğu"nu sanıyor. Yeni mahallesindekilerin kendisini bu haliyle daha çok seveceğini düşünüyor.
O eve ruhunu veren, evi cıvıltılı ve güvenli kılan, anıları ve yaşadıklarıyla geleceğe ışık tutanlar yollara dizilirken, çocuklarına ve torunlarına ise, "Orası artık bizim evimiz değil" diyor. Kemal Bey, her geçen gün eskiyi temizleme adına ne var ne yoksa ortaya döktükçe, kendisini ayakta tutan temel direklerin daha da zayıfladığını ve çökmek üzere olduğunu ne yazık ki gör(e)miyor. Birgün bir kazak, ertesi gün iki çorap, üç gün sonra ise dededen kalma bir yüzük sokağa atılıyor.
Geçmişten bugüne göz nuru gibi saklanan herşey adeta bir redd-i miras yapılırcasına sokağa atıldıkça, eve huzur da gelmiyor. Çünkü; o evin bireylerini bir arada tutan hiçbir değer kalmıyor. Soluk renkli fotoğraflar duvarlardan indikçe, neşeli ve hüzünlü günler de anılardan siliniyor.
Geçmişini kaybedenler ile geçmişi olmayanlar haline getirilenler, artık geleceğe dair bir umut da taşımıyor. "Geçmişi olmayanın, geleceği de olmaz" sözü ise sokağa atılan ak sakallı dedenin fotoğrafının arkasında okunacağı ve anlaşılacağı dönemi bekliyor.
Kemal Bey ise, o ışıltılı yazıyı okumak, anlamak ve bilince çıkarmak yerine, evin henüz girmediği son odasının kapısını aralamaya çalışıyor. Komşuları, o odada atacağı birçok şeyin olduğunu söylüyor. Kapısını sessizce araladığı odaya girince, işe duvardaki mavi gözlü - sarışının fotoğrafından başlıyor. Fotoğrafın asılı olduğu çerçeveyi çekiyor ama, çerçevenin asılı olduğu çivinin evin direğine çakılı olduğunu görüyor. O yüzden, "Bu dursun, bunu sonra hallederiz" diyerek ''şimdilik'' odadan çıkıyor.
O resmin asılı olduğu çerçeveyi yerinden söktüğü an, içinde bulunduğu binanın çökeceğini ise düşünemiyor. Çünkü; o çivinin kökü, çok derinlere iniyor... Evi o çivinin ayakta tuttuğunu anlamak istemiyor...
--------------------------------------
Yücel Yeşilceli
21 Mart 2012 18:44
Barış Yarkadaş'ın olumlu analizlerinden birini okuyoruz.Ancak yazıda bana göre eksik kalan bir-iki küçük ayrıntıya değinmek istiyorum:
Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, CHP 1920'lerin CHP olarak mı kalmış? Yani burjuva demokratik devrimlerinin öncüsü parti 1938'lerde ve 1940'larda öncü rolünü devam ettirebilmiş midir?
Sanıyorun bu soruya "evet" diyebilecek kimse çıkmayacaktır.Batı Avrupa'daki faşizm rüzgarı CHP'yi alabildiğine etkilemiştir!.. Örneğin:Saraçoğlu gibi otoriter kafalı insanlar Avrupa'daki faşist rüğzgarların estiği dönemlerde bakanlık ve başbakanlık yapmışlardır... 1940'larda faşizan uygulamalar öylesine doruğa çıkmış ki, Sirkeci'deki Sansaryan Han'ın "tabutluk"larında yüzlerce sosyalist işkencelerden geçirilmiştir!..Türkiye sosyalistlerine Türkiye'yi cehennem eden kimdir? Zamanın CHP iktidarı.
Demek ki,yandaş Sezen Aksu'nun sözlerini yazdığı şarkıda olduğu gibi, "Masum değiliz hiç birimiz" sözünü CHP'ye uyarlarsak;CHP o kadar da masum değildir.
Diğer taraftan,CHP'yi bir çok konuda eleştiririz.Örneğin yıllardır izlediği sağcı politikalardan arınmasını ister dururuz... Ama partili olmadığımız,parti üst yönetiminde görev almadığımız halde,CHP'nin geçmişini AKP'ye yem etmemeye de özen gösteririz.
CHP'nin olduğu gibi,doğadaki bütün yapılanmaların refleksleri,değerleri vardır.Barış Bey'in çok güzel analiz ettiği üzere,değerlerden bir tanesinin görmezden gelinmesi,çıkarılması ana eksenin zayıflamasına neden olacaktır... Eğer amaç tasarlanmış olarak bünyeyi zayıflatmak değilse,geçmişini onaylamadığın,beğenmediğin bir partiye genel başkan olmak niye?
"Ben bu partiyi kendi politik anlayışıma göre şekillendireceğim" deme lüksüne kimse sahip değildir.Bu genel başkan bile olsa.
Kılıçdaroğlu'nun yönetiminde parti sola mı açılmıştır?
Hayır.
Eskiye oranla biraz daha mı anti emperyalist çizgiye çekilmiştir?
Tam tersine,daha çok dış dinamiklerin etkisine girmiş,daha az güvenilir parti haline sokulmuştur.
Türkiye çok karanlık bir dönemden geçiyor!ABD'nin savaş çığlıklarını sıradan,okur-yazar tüm yurttaşlar görüyor!.. Ne yazık ki,ülkenin ana muhalefet partisi görmüyor,popülist,derinliksiz politikalarla muhalefet yaptığını sanıyor...
Yazık,hem de çok yazık!
------------------------
Gerçek Gündem Genel Yayın yönetmeni Barış Yarkadaş'ın 21 Mart 2012 tarihinde Yeni CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na yönelik "Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz!"başlıklı yazısı anılan sitede yayınlanmış olup,"YY"rumuzu ile aynı gün yaptığım yorum ve Barış Bey'in yazısı birliktedir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder